
Bu bölümde, 200 yıldır sinemadan oyun sektörüne kadar pek çok alana ilham olan bir resmi konuşuyoruz. Caspar David Friedrich'in ünlü eserinin ardında Nazilerin dünyasından Nuri Bilge Ceylan’ın kadrajına uzanan bir hikaye saklı.
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
Transkript
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcasterıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da, sesim size zaman zaman robotik gelecek, üzgünüm.
Ama bana güvenin, zamanla gelişeceğim.
Doğayı düşünmek ve hissetmek için yalnız kalmak zorundayım, diyen ressam Kaspar David Friedrich.
1818'de bizi kendi iç dünyasına davet eden bir resim yaptı.
Şu anda bölümün kapak fotoğrafında görüyorsunuz onu.
Adı Sis Denizi'nin Üzerindeki Gezgin.
Hamburg Sanat Galerisi'nde sergilenen eser, kitap kapaklarına basılan resimler arasında başı çekiyor.
Ayrıca evinizde hangi tabloyu görmek isterdiniz?
Benzeri anketlerde de ilk sıralarda yer alıyor.
Peki ama neden, onu özel kılan ne?
1818 yılında Kaspar David Friedrich fırçasını eline aldığında Avrupa bir dönüm noktasındaydı.
Her şey hızla değişiyordu.
Makineler fabrikaları dolduruyor, insanlar kentlere taşınıyor, Avrupa sanayileşiyordu.
Bugün yapay zeka karşısında hissedilen tedirginlik o zaman da makinelerden kaynaklanıyordu.
Hassas kalpler bir gün makinelerin sesinden kendi iç sesimizi duyamayacağız diye endişeleniyordu.
İşte romantizm akımı bu tedirginliği, endişeyi giderecek bir çözüm sundu.
Üstelik oldukça basit ve uygulanabilir bir çözümdü.
İnsan doğadaki yerini hatırlamalı.
Romantikler sanatın bireyden, onun duygularından, hayal dünyasından beslenmesi gerektiğini ve yüceltilmesi gereken asıl şeyin doğa olduğunu savunuyordu.
Romantik ressamlar neoklasisizmin düzenli, simetrik, hesaplanmış dünyasına karşı dağları, fırtınaları, dalgaları resmetmeye başladılar.
Çünkü doğa hesaplanamaz, kontrol edilemezdi.
Tıpkı insan ruhu gibi.
Bu arada başarılı olmuş olacaklar ki, sayelerinde akademik sanatın hiyerarşisinde hep en alt sıralarda yer alan manzaralar ve ölü doğalar üst sıralara yükseldi, değerlendi.
Kaspar David Friedrich Romantizmin en güçlü temsilcilerindendi.
Ancak o diğer romantikler gibi insanı doğa karşısında küçük, aciz göstermedi.
Aksine insanı doğanın bir parçası olarak resmetti.
Bu resminde de arkası dönük bir figür olması tesadüf değil.
Aslında arkamızı dönmek bir tavırdır, değil mi?
İletişim kurmak istemediğimiz ya da kimliğimizi gizlemek istediğimiz anlamına gelir.
Mesela tiyatroda oyuncular seyirciye neredeyse hiç arkasını dönmez.
Çünkü yüz ifadelerini ve beden dillerini görmemiz önemlidir.
Oyunun duygusu bize bu şekilde geçer.
Ya da dizilerde, filmlerde bize izletirler.
Kimse kralın, kraliçenin huzurundan arkasını dönüp ayrılmaz, geri geri yürürler.
Diğer türlüsü saygısızlık olarak algılanır.
Öyleyse Kaspar David saygısızlık mı etmiş izleyicisine?
Aksine. İzleyiciyi yani bizi davet etmiş resmine, yanıma gel, benimle bak, benim gördüğümü gör demek istemiş arkası dönük bu figürle.
Romantizmde buna rüken figür deniyor.
Bu tavır resimlerdeki figürün kimliğinden ziyade baktıkları yerle ilgileniyor, yani doğanın kendisiyle.
Bu arada Kaspar David davetini tuvalde uyguladığı bazı tekniklerle de güçlendirmiş.
Örneğin tuvali dik kullanmış.
Sağdan ve soldan diyagonal çizgiler oluşturarak gözümüzün figüre odaklanmasını sağlamış.
Böylece doğrudan arkası dönük adama bakıyoruz ve birkaç adım atarak ona yaklaşmak istiyoruz.
Bir düşünün bakalım, orada o kayalıkların ucunda olsanız, önünüzde uçsuz bucaksız bir sis denizi uzansa ne düşünür, ne hissederdiniz?
Siz bu tablonun en güçlü unsuru, aynı zamanda en tartışmalısı.
Tabloya hakim oluşu ve ufuk çizgisinde gökle birleşmesi belirsizlik olarak yorumlanıyor.
Bu romantizmin felsefesine de uyuyor.
Çünkü o dönemde giderek sanayileşen, doğadan uzaklaşan şehir insanının geleceği belirsiz ve ürkütücü görülüyordu.
Evet, 200 yıl önce de insanlar bizimle benzer kaygılar taşıyordu.
Sis edebiyat ve sinema dünyasında çok seviliyor.
Gizemli olayların atmosferi, yaklaşan tehlikenin habercisi.
Dickens'ın Londra'sını hatırlayın ya da Stephen King'in kasabalarını.
Siz bir şey olacak hissi verir.
Görüş mesafemizi kısıtlar, yavaşlatır.
Yalnızlaştırır ve içimize bakmaya zorlar.
Gelelim resimdeki bir diğer belirsizliğe, adamın kimliğine.
Kimi uzmanlar onun Kaspar David'in kendisi olduğunu düşünüyor.
Çünkü onun da figürünküne benzer kızıl saçları vardı.
Ancak başka bir grup bu adamın Alman ordusunda görev yapan başarılı bir albay olduğunu düşünüyor.
Bu düşüncenin ortaya çıkmasında adamın koyu yeşil ceketi etkili olmuş.
Evet, ilk bakışta siyah gibi görünüyor.
Ama eserin orijinaline bakıldığında ceketin koyu yeşil boyandığı seçilebiliyor.
Ceket, Napolyon'a karşı savaşan gönüllü bir asker birliğinin giydiği üniformalara benzetiliyor.
Peki, asıl soru şu, bu ne kadar önemli?
Adamın kimliğini bilmemize gerek var mı?
Aslında bu kimliksizlik ve tek başınalık, kimilerine göre yalnızlık, resmi evrensel kılıyor.
Hikayesini bilmediğimiz adam herkese dönüşebiliyor.
Yeri geliyor. Küçük prens, yeri geliyor, nazım hikmet oluyor.
Hatta biliyor musunuz, çocukken onu Atatürk sananlar bile varmış.
İşte tam da bu yüzden onlarca kitabın kapağında görüyoruz onu.
İlk aklıma gelenler...
Monte Cristo kontu ve büyülü dağ romanları.
Biliyor musunuz arkası dönük figür tekniği modern video oyunlarının DNA'sında da var.
Bu oyunlara ne kadar hakimsiniz bilmiyorum ama Skyrim'de bir dağın tepesine çıktığınızda, Zelda'da Hyrule Ovası'na baktığınızda ya da Dark Souls'da devasa bir kaleyi ilk kez gördüğünüzde
hep aynı açıyla bakıyorsunuz.
Karakterinizin omzunun üzerinden.
200 yıllık bir bakış açısı.
Sadece oyunlar değil, sinemada Kaspar David'e çok şey borçlu.
Hollywood'un büyük yapımlarında sık görüyoruz bu kompozisyonu.
Arkası dönük bir kahraman ve önünde uçsuz bucaksız bir dünya.
Uzay yolu, bilinmeze doğru.
Başlangıç, Kara Şövalye yükseliyor ve daha niceleri.
Hatta 2015'te Kızıltepe filminin kostüm tasarımcısı Tom Hiddleston'a senin karakterinin gardırobunu bu resme göre tasarlayacağız.
Demiş. Gelelim Türk sinemasına.
Nuri Bilge Ceylan'ın 2023 tarihli Kuru Otlar Üstünesini izlediniz mi?
Biraz spoiler olacak ama final sahnesi bizim için önemli.
Samet bir tepe üzerinde yalnız başına durur, arkası kameraya dönüktür ve önünde Anadolu baharı uzanır.
Tam da Kaspar David'in 200 yıl önce resmettiği gibi insan doğada kendisiyle baş başa.
Kaspar David Friedrich yaşarken pek ilgi görmedi.
Hatta ölümünün ardından bir süre unutuldu.
Ancak 20. yüzyılın başında düzenlenen bir Alman sanatı sergisinde yeniden keşfedildi ve eserleri özgün Alman sanatı olarak görülmeye başlandı.
Naziler onun manzaralarında kendi ideolojilerini gördüler.
Kan ve toprak sloganlarıyla örtüşen resimleri Alman milliyetçiliğini romantikleştirmek için mükemmel bir araçtı.
Adolf Hitler, Kaspar David'in resimlerini tutkuyla seviyordu.
Evinde bir tablosu asılıydı ve konuşmalarında ondan övgüyle bahsediyordu.
1943 baharında Doğu cephesine gönderilecek Alman askerlere yola çıkmadan önce bir sanat tarihçisi tarafından Kaspar David hakkında konferans verildi.
Üstelik her askere üniforma ceplerinin göğüs kısmına sığacak küçük bir kitap verilmişti.
İçinde Kaspar David'in manzaraları vardı.
Askerler onlara bakıp Alman toprağı için savaştıklarını hatırlayacaklardı.
Efendim, şunu vurgulamak isterim.
Kaspar David, Nazi rejiminden neredeyse bir asır önce 1840'ta öldü.
Hayatında hiçbir zaman bu ideolojiyi desteklemedi, bunun için üretmedi.
Ama ne yazık ki düşüncesi ve eserleri propaganda amacıyla çarpıtıldı.
Evet. Bu haftada perdeyi kapatma vaktimiz geldi.
Umarım keyif almışsınızdır bu sohbetimizden.
Verebiliyorsanız Spotify'dan puan vermeniz, sosyal medyada paylaşmanız veya sevdiklerinize bu podcastı tavsiye etmeniz beni çok mutlu eder.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
