
Bu hafta sahnede "St Petersburg" var! Dostoyevski'nin, Gogol'un, Puşkin'in ayakiz lerini takip ediyoruz.
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
---
Kaynaklar:
Bölümde bahsedilen kitap: Beyaz Geceler, Dostoyevski
Bölümde bahsedilen dizi: The Great (2020), https://www.imdb.com/title/tt2235759/
Transkript
Muhteşem bir geceydi. Öyle yıldızlı, öyle aydınlık bir geceydi ki, baktığında elinde olmaksızın sormak zorunda hissederdi insan kendini.
Böyle bir gökyüzünün altında bunca çeşit öfkeli ve kaprisli insan nasıl olup da yaşıyor diye.
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcasterıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da, Sesim size zaman zaman robotik gelecek, üzgünüm.
Ama bana güvenin, zamanla gelişeceğim.
St. Petersburg'da geçen Beyaz Geceler adlı öyküsünün ilk satırları.
Beyaz Geceler bir güzelleme değil, abartı ya da şehir efsanesi hiç değil.
Her yıl Haziran ayında havanın tam kararmadığı geceler yaşanıyor burada.
Ayın 21'ine gelindiğinde gün uzunluğu 19 saati buluyor.
Şehrin sakinleri bu aydınlık geceleri sokaklarda ya da Neva Nehri'nin kıyısında geçiriyorlar.
Biliyor musunuz?
Saint Petersburg'un hikayesi Neva'nın üzerindeki küçücük bir adacıkta başlamış.
Ruslar, İsveçlilerle sürekli mücadele halindelermiş.
Sonunda Çar, yani geleceğin Rusya İmparatoru, 1.
Petro, bir kale inşa edilmesini emretmiş.
Kale Neva üzerindeki Tavşan Adası'na inşa edilmiş.
Söylenene göre kalenin ilk taşını Petro kendi elleriyle yerleştirmiş.
Bu yüzden kendisi bu şehrin kurucusu kabul ediliyor.
Kalenin inşa edildiği 1703 yılı da önemli.
Bu yıl, St.
Petersburg'un resmi kuruluş yılı.
Bu kale, yani Peter ve Paul Kalesi, bugün karaya iki köprüyle bağlı.
Köprülerden birinin adı Joannowski.
O aynı zamanda şehrin ilk köprüsü.
Köprüden yürürken sola bakanlar bir tavşan heykeliyle karşılaşıyorlar.
Tavşan Arseni.
Dilek dileyip Arseni'ye para atmak adetten.
Ama dileğinizin kabul olması bir şarta bağlı.
Paranız Arsenik'in yanında, kütüğün üzerinde kalmalı.
Bunu neden anlattığımı merak etmiş olabilirsiniz.
Çünkü St. Petersburg heykeller ve küçük anıtlar şehri.
Anıtların çoğuna para atılıyor ya da elleri, kanatları gibi belli bölgelerine dokunuluyor.
St. Petersburg batıl inançların yaygın olduğu bir şehir.
Sakın ha biriyle kapı eşiğinde tokalaşmaya kalkmayın.
Ya içeri girin.
Ya da karşınızdaki kişinin size doğru gelmesini bekleyin.
O zaman sizce şehrin adı 1.
Petro'dan mı geliyor? Aslında şöyle.
St. Petersburg, Aziz Peter'in şehri demek.
Aziz Peter, yani Aziz Petrus, Hz.
İsa'nın 12 havarisinden biri.
1. Petro bu şehri, kendisinin de isim babası olan Havari Petrus'a adamış.
Şehir sonraki yıllarda Petrograd ve Leningrad isimlerini almış.
1991 yılında yapılan bir referandumla yeniden Saint Petersburg olmuş.
En çok merak edilen şeylerden birine açıklık getireyim.
Ruslar şehrin ismini Saint Petersburg şeklinde telaffuz ediyorlar.
Bu arada Saint Petersburg'a gidecekseniz cebinizde ya da en azından valizinizde birkaç taş bulundurun.
Yoksa şehre giremeyebilirsiniz.
Yok yok şaka yapıyorum.
Bugün böyle bir şey yok tabii ki.
Ama Petro'nun zamanında varmış.
Saint Petersburg, Petro'nun emriyle Tavşan Adası'nın etrafında büyümeye başlamış.
Petro, şehre çok sayıda Avrupalı mimar, mühendis ve inşaat ustası davet etmiş.
Çarlık'ın diğer şehirlerindeki taş ocakları da yeni kurulan bu şehir için çalışmaya başlamış.
Şehre dışarıdan gelenler için taş vergisi bile konmuş.
Hatta şehre gelen cebinde bir taş getirsin, sözü kulaktan kulağa dolaşmış yıllarca.
Şehir, işçilerin, civarda yaşayan köylülerin ve esirlerin emekleriyle yükselmiş bataklıklar üzerinde.
Evet, bataklıklar üzerinde.
Çünkü Neva'nın etrafı bolca, kurbağanın yaşadığı dev bir bataklıkmış.
Köylüler ve esirler önce bu bataklıkları doldurup kurutmuşlar, ardından da setler yaparak Neva'nın akışını kontrol altına almışlar.
En sonunda da beyaz gecelerin altında yıldızlar gibi parıldayan muhteşem sarayları inşa etmişler.
Şiir gibi bir şehir çıkmış ortaya.
Şiir dediğin gider birinin kalbini okşar değil mi?
Yer eder, iz bırakır.
Ama bu şehir bu işi biraz abartmış.
Kalbine dokunduğu isimler Gogol gibi, Dostoyevski gibi, Puşkin gibi Rus edebiyatının devleri olmuş.
Bakın, Gogol, St.
Petersburg'un ünlü caddesi, Nevsky için ne diyor?
Nevsky Caddesi'nden daha güzel bir yer yoktur.
En azından Petersburg'da.
O, Petersburg'un her şeyidir.
Gerçekten de Gogol'ün dediği gibi muhteşem binaların sıralandığı Nevsky Caddesi, hala St.
Petersburg'un her şeyi, sosyal hayatın aktığı yer.
Şehrin en şık restoranları, otelleri, en lüks mağazalar hep bu caddenin üzerinde.
St. Petersburg'lular caddenin sağına güneşli, soluna ise gölgeli taraf diyorlar.
Çoğunlukla serin, kışları ise karlar altında bir şehir olduğu için güneş çok önemli burada.
Güneşli taraftaki kafe restoranlardan biri, şehrin tarihindeki en acıklı olaylardan birinin de adresi.
Edebiyat kafesi, Alexander Pushkin'in son durağı.
Hayır, ünlü yazar son nefesini kafede vermemiş.
Bu kafeden çıkıp gittiği düelloda almış.
En iyisi gelin ben size hikayeyi baştan anlatayım.
Pushkin, çok güzel bir kadın olan Natalia Goncharova ile evliymiş.
Gün gelmiş, Natalia ile Fransız baron Dantes'in ilişki yaşadıklarına dair dedikodular yayılmış.
Dedikodular Pushkin'in de kulağına gitmiş.
Dantes'e meydan okuyup onu düelloya davet etmiş.
Bu arada Pushkin, meydan okumayı seviyormuş.
Hayatında 20'den fazla kez düelloya çıkmış.
Dantes'e ilk meydan okuduğunda araya eş dost girmiş, düello bir süreliğine rafa kalkmış.
Ama dedikoduların da ardı arkası kesilmemiş.
Bu kez Pushkin, Dantes'in üvey babasına saldırgan bir mektup yazmış.
Bunun Dantes'i kışkırtacağını düşünmüş.
Başarılı da olmuş.
Dantes düelloyu kabul etmiş.
İşte Pushkin bir kış günü Dantes'le yapacağı düellonun saatini bu kafede beklemiş.
Öğleden sonra dört gibi kafeden ayrılıp düellonun yapılacağı yere Karaçay'ın kenarına gitmiş.
Dantes'i omzundan yaralamış Pushkin ama kendisi de karnından vurulmuş.
İki gün sonra da vefat etmiş.
Pushkin için Rus edebiyatının güneşi diyorlar.
O kış günü güneş bir daha doğmamak üzere batmış ne yazık ki.
Bugün milyonların ziyaret ettiği bir müze var şehirde.
Ermitaj Müzesi.
Bu müzeye bir zamanlar yalnızca özel izinle girilebiliyormuş.
Özel izni olan kişilerden biri de Pushkin'miş.
Müze İmparator 1.
Nikolay'ın emriyle halka açılmış.
Ama müzeden bahsederken asıl anmamız gereken isim 2.
Yekaterina. İmparator içi içinde Rembrandt, Rubens, Hals gibi...
Ünlü Flaman ressamların eserlerinin bulunduğu bir koleksiyon satın almış.
Sonraki yıllarda Avrupa'nın soylu ailelerinden yüzlerce parçalık koleksiyonlar toplanmış.
Yekaterina'dan sonra gelen imparatorlar da yeni eserlerle koleksiyonu genişletmeye devam etmişler.
Gün gün parça parça büyümüş koleksiyon.
Nasıl bir büyüklükten söz ettiğimi şöyle açıklayayım.
Derler ki Ermitaj Müzesi her eserin önünde yalnızca birkaç saniye harcanırsa ancak 10 yılda gezilebilir.
Bir başka hesaba göre de koleksiyonun tamamını keşfetmek için 25 kilometre yol yürümek gerekir.
Bugün koleksiyonda 3 milyondan fazla eser var.
Üstelik bu eserlerden bazıları Leonardo da Vinci'ye ait.
Bu arada 2.
Yekaterina hakkında bir dedikodu vereyim.
Kendisi aslında Prusya Krallığında doğmuş bir prenses.
2. Petro ile evlendiği zaman ismi Rus kültürüne uygun olması için Yekaterina olmuş.
2. Yekaterina, sevgilisi General Grigori Orlov'un yardımıyla 3.
Petro'ya darbe yapıp tahtı ele geçirmiş.
Konu ilginizi çektiyse 2020 yapımlı The Great adlı diziyi izlemenizi öneririm.
Tabi dizi tarihi olaylardan esinlenerek hazırlanmış, Belgesel gerçekçiliğinde olmasını beklemeyin.
Son olarak, Ermitaj Müzesi'nde Türk tarihi, Türk sanatı açısından çok ama çok önemli bir eser sergilendiğini söylemeliyim.
İsmi Pazırık Halısı.
O, dünyanın tespit edilmiş en eski halısı.
Beşinci Pazırık Kurganı'nda bulunmuş.
Kurgan üzeri taş ya da toprakla kapatılan oda biçimli mezarlara deniyor.
Türkler bu mezarlara ölen kişiyle birlikte değerli eşyalarını ve atlarını da gömmüşler.
İşte pazırık halısı o değerli eşyalardan bir tanesi.
1.83'e 2 metre boyunda oldukça büyük bir halı, tek parça olarak sağlam ele geçmesi onu daha da özel kılıyor.
Kök boyayla renklendirilmiş ipliklerden dokunmuş, her bir desimetre karesinde 3600 gördes düğümü bulunuyor.
Halının dış kenarlarına süvariler işlenmiş, daha ortalarda ise İslam öncesi Türk sanatında sıkça karşımıza çıkan geyik tasvirleri yer alıyor.
Artık biliyorsunuz ama ben yine de söyleyeceğim.
Eğer bir gün yolunuz bu güzel şehre, St.
Petersburg'a düşerse benimle yani Piri ile adım adım keşfedebileceğinizi unutmayın.
Burada size anlatamadığım daha ne hikayeler var bir bilseniz.
Daha fazlası için telefonunuza Piri mobil uygulamasını indirebilirsiniz.
Üstelik St. Petersburg sesli turu bir süreliğine ücretsiz.
Önümüzdeki hafta başka bir sahnede görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
