
Bu hafta sahnede "Barselona" var! Dehasıyla çığır açan mimar Antoni Gaudi'nin izlerini takip edeceğiz.
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
Transkript
Daha en başında doğada yazılı bulunduğu için hiçbir şey icat edilemez.
Özgünlük köklere geri dönmekten ibarettir.
Dehasıyla çığır açan Mimar Gaudi bu sözüyle ne demek istiyor?
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcasterıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da...
Sesim size zaman zaman robotik gelecek üzgünüm.
Ama bana güvenin.
Zamanla gelişeceğim.
Şimdi hazırsanız Dünya Sahnesi'nin perdesini açıyorum.
Bu hafta sahnede Barcelona var.
Bir yapı mimarıyla özdeşleşir,
onun adıyla anılır da bir mimarla özdeşleşmiş şehir var mı Barcelona'dan başka?
Bu sıradışı mimar Gaudi ardında silinmez izler bıraktı.
Çığır açan dehası, onu kalıplara meydan okuyan bir mimari dilin mucidi yaptı.
Bugün, neredeyse tüm Barcelona onun eserleriyle kaplı.
Ürettiği şaheserlerin de sekizi, UNESCO Dünya Mirası listesinde koruma altında.
Bu arada, bakmayın mucit dediğime.
Kendisi bu mucit lafına inanmıyordu.
Her şeyin daha en başında doğada yazılı bulunduğunu, bunun içinde hiçbir şeyin icat edilemeyeceğini, yalnızca ortaya çıkarılabileceğini düşünüyordu.
1852'de doğan Gaudi hastalıklarla dolu zor bir çocukluk geçirmiş.
Dışarı çıkamadığı için pek arkadaşı da olmamış.
Ama sürekli penceresinden, bahçesinden doğayı izlemiş.
Zamanla en büyük ilhamı ve öğretmeni doğa olmuş.
Hatta atölyesinin bahçesindeki ağaçlardan birini öyle çok sevmiş ki...
Onu akıl hocam diye tanıtmış.
İşte onun bu doğa aşkı, mimarlığına yön vermiş.
Genç Gaudi, tutkulu ve alışılmadık fikirlerle doluymuş ve bir o kadar da aykırı.
Hocalarını eleştirmek mi dersin, yapılan işlere kafa tutmak mı, her türlü başkaldırı var.
Nitekim mezuniyet töreninde diplomayı veren hocası şöyle demiş, bu diplomayı ya bir deliye ya da bir dahiye veriyoruz.
Bunu yalnızca zaman gösterecek.
Gaudi deli mi?
Dahi mi? Zamanın cevabı net sanki.
Siz ne dersiniz?
Gaudi çok kayıp yaşamış.
Abisi henüz 25 yaşında çiçeği burnunda bir doktorken hayatını kaybetmiş.
İki ay sonra annesi, üç yıl sonra da kız kardeşi vefat etmiş.
Gaudi tek başına babasının ve yeğeninin bakımını üstlenmiş.
Otuzundan sonra ise koyu bir dindar olmuş.
Genç yaşta büyük başarılar elde etmiş etmesine ama dünya nimetlerinden elini eteğini çekmiş.
Malını mülkünü satıp kiliseye bağışlamış.
Ona başarısının ve şöhretinin sırrı sorulduğunda bunu her zaman ilahi bir güce bağlamış.
Bu başarının Tanrı'nın müdahalesiyle geldiğini ve tüm işlerini de onu yüceltmek için yaptığını dile getirmiş.
Ve zamanla Gaudi...
Tanrı'nın mimarı olarak anılır olmuş.
Hayattayken yalnızca bir kulesini görebildiği La Sagrada Familia içinde doğadan ilham almış Gaudi.
Tüm eserlerinde olduğu gibi, örneğin içeri girdiğinizde sizi ağaç gibi dallanıp budaklanmış sütunlar karşılar.
Bu sütunların taştan bir orman oluşturduklarını kim inkar edebilir ki?
Biliyor musunuz, Gaudi'nin eserlerinde bir gözlem yapılmış.
Bu gözlem, ziyaretçilerin çoğunun La Sagrada Familia'nın kolonlarına ve kapılarına dokunmak istediklerini, eylemlerinin bu yönde olduğunu göstermiş.
Çünkü çok hareketli mekanlarda, dokulu yüzeylerde dokunma, görme duyusunun en büyük destekçisiymiş.
Bu sayede mekanın ya da yüzeyin derinliği daha net anlaşılıyormuş.
Dinletmesem olmazdı.
La Sagrada Familia isimli şarkısı.
Gaudi'nin hayatından ve eserlerinden ilham alarak hazırlanmış bu albüm 1987 çıkışlı.
Ama sanmayın ki herkes La Sagrada Familia'ya hayran.
Mesela yazar George Orwell, dünyanın en iğrenç binası diyor burası için.
Orwell'ı çok severim ama yapıya büyük haksızlık etmiş bence.
La Sagrada Familia bildiğim en etkileyici yapılardan biri.
Ben detay seviyorum.
Galiba ondan. Gaudi'nin kendisini de sevmeyen çok.
Mesela Picasso çoğu zaman alay etmiş onunla, bunak bir dindar dermiş arkasından.
Salvador Dali ise ona bayılanlardan biri.
Özellikle La Sagrada familia'yı tamamlayamadan vefat ettikten sonra Dali buranın tamamlanmasına karşı çıkmış.
Sanatçısı olmadan eserini tamamlamanın saygısızlık olduğunu söylemiş.
Hatta bırakın çürüyen bir diş gibi kalsın orada demiş.
Bu konu yıllarca tartışılsa da artık La Sagrada Familia'nın 2026 yılında tamamlanacağı bir gerçek.
Sonucu göreceğiz birlikte.
Düz çizgiler insanoğluna, kıvrımlar tanrıya aittir demiş Gaudi.
Biliyor musunuz bir diğer şaheseri olan Casamia'nın planında neredeyse hiç düz çizgi yok.
Eğrilerle, kıvrımlarla, dalgalarla oluşturulmuş dev bir apartman Casamia.
20. yüzyılın başında inşa edilmiş, kütlesel görünümü için Barcelona yakınlarındaki falezlerden ilham almış Gaudi.
Cephesi de bir deniz kadar dalgalı.
Balkon demirleri, dökme demirdenmiş ve bu demirlere yosun formu verilmiş.
Barcelona, Gaudi ile özdeşleşmiş dedik ama bu şehir herkes için eğriler ve kıvrımlar anlamına gelmeyebilir.
Kimisi için de küpler ve kutulardır Barcelona.
Burada da bir mimar değil, bir mühendis çıkıyor karşımıza.
Ildefons Serda.
19. yüzyılın ortalarında Barcelona'nın nüfusu çok artmış.
Arazi ve konut sıkıntısı yaşanmaya başlamış.
İnsanlar iç içe yaşıyorlarmış.
Bu yüzden bir hastalık türediğinde hemen yayılıyor, ölüm oranı çok yüksek oluyormuş.
Yetkililer bir çare aramaya başlamışlar.
Sonunda şehri çevreleyen tarihi surları yıkıp şehri genişletmeye karar vermişler.
İşte Ildefons Serda'nın ızgara planlı şehir anlayışıyla o zaman tanışmış Barcelonalılar.
Barcelona'nın ikonik hava fotoğrafını gördünüz mü hiç?
Görmediyseniz lütfen bakın, Piri Guide Instagram hesabımızda da paylaştım.
İşte o kutu kutu görünümün tasarımcısı Serda.
Özellikle konut sıkıntısı yaşayan işçi sınıfının eşit ve rahat koşullarda barınabilmesi için dörtgen şeklinde, ortasında yeşil alan bulunan apartman blokları tasarlamış.
Bu blokların aralarından yollar geçiyor.
Serda, ileride bu yollarda yaşanabilecek trafik sorunlarını bile öngörmüş.
Blokları sekizgen tasarlamış.
Böylece sokakların kesişim noktalarında sivri köşeler yer almıyor, sert dönüşler yaşanmıyor.
Bu arada... Izgara plana bir parantez açmak istiyorum.
İzgara planlı kentlerin ilk örneklerine Antik Mısır'da rastlanmış, yani günümüzden, hatta Serda'dan bile binlerce yıl önce.
Bu planı alıp geliştiren ve kendi şehrinde uygulayan kişi ise milletli Hippodamos olmuş.
Hippodamos, M.Ö.
5. yüzyılda yaşamış.
Kaynaklar ondan dünyanın ilk şehir plancısı olarak bahsediyor.
Parantezi kapatıp Ildefons Serda'ya dönelim şimdi.
Tasarladığı bölgenin adı Echample.
Eklenti, genişletme gibi anlamlara geliyor.
Bu bölgenin tam ortasındaysa yapı değil, heykel diyebileceğimiz La Sagrada Familia yükseliyor.
Kim bilir belki Serda da Gaudi gibi düşünüyordu.
Özgünlük köklere geri dönmekten ibarettir.
Evet, Dünya Sahnesi'nin perdesini kapatma vakti geldi.
Önümüzdeki hafta yeni bir sahnede görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
