
Bu bölümde, dünyanın "en zengin" ülkesini konuşuyoruz. Burası, kişi başına düşen yıllık gelirin ve refah seviyesinin en yüksek olduğu ülke. Öyle ki 2020'den beri tüm toplu ulaşım hizmetleri ücretsiz. Bu ülke neresi olabilir sizce?
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
Transkript
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcasterıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da, sesim size zaman zaman robotik gelecek, üzgünüm.
Ama bana güvenin, zamanla gelişeceğim.
Herkese merhaba.
Bugün dünyanın en zengin ülkesini konuşuyoruz.
Neresi olabilir sizce?
Amerika, İsviçre...
Yok, kimselerin aklına gelmeyen küçücük bir ülke bu.
Lüksemburg efendim, aradığımız ülke.
İnanın ilk duyduğumda ben de çok şaşırmıştım.
Ama şimdi dilim döndüğünce size hem bu ülke hakkında bazı eğlenceli gerçekleri hem de dünyanın en zenginleri listesinde nasıl bir numaraya yerleştiğini anlatmaya çalışacağım.
Lüksemburg, dünyanın en küçük ülkelerinden biri.
Yüz ölçümü 2500 küsur kilometre kare.
Kıyaslayabilmeniz için iki örnek vereyim.
Ankara'nın yüz ölçümü yaklaşık 25.500.
İstanbul'un yüz ölçümü ise yaklaşık 5.500 km2.
Ancak Lüksemburg'un 3 büyük komşusu var.
Almanya, Belçika ve Fransa.
Tahmin edeceğiniz üzere hepsi sahip olmak istemiş Lüksemburg'a.
Bu yüzden ülkenin toprakları pek çok kez el değiştirmiş.
Bağımsızlık isteyen Lüksemburkluların bugün bir sloganı bile var.
Mir velle bleyve vadmir sin.
Yani olduğumuz gibi kalmak istiyoruz.
Peki, tarih boyunca paylaşılamayan bu küçücük ülke nasıl oldu da komşularından bile zengin hale geldi?
Lüksemburg, geçmişte zengin demir yataklarına sahipmiş.
Sanayi devriminin ardından demir-çeliğe olan rağbet artınca Lüksemburg bu alanda gelişmiş.
Demir-çelik, ülke ekonomisinin dayanağı haline gelmiş.
Ancak 20. yüzyılın sonlarına doğru demir yatakları tükenmeye başlamış.
Küresel rekabetin ve düşük maliyetli üreticilerin artması nedeniyle yarışamaz hale gelmiş.
Bunun üzerine Lüksemburglular yönlerini finans alanına çevirmiş.
Bankalarının sayısını arttırıp uluslararası alanda hizmet vermeye başlamışlar.
Bu bankaların tercih edilme sebeplerinin başında diğer ülke yasalarının sağlamadığı bir takım gizlilik hakları geliyormuş.
Ama hemen bir not düşeyim.
Bu durum son 10 yılda uluslararası baskılar nedeniyle epey bir değişti.
Lüksemburg'un giderek zenginleşmesindeki bir diğer sebepse hükümetin 1929 yılında başlattığı bazı teşvikler.
Dünyanın büyük şirketlerine, merkezlerine Lüksemburg'a taşımalarını teklif etmişler.
Karşılığında da bu şirketlere çeşitli vergi muafiyetleri sağlamışlar.
Kaynaklara göre kimi durumlarda şirketler yılda yüzde birden bile az vergi ödemiş.
Luxemburg merkezli şirketlerin sayısı artıkça ülkenin hem prestiji hem de refah seviyesi artmış.
Luxemburg bugün dünyanın refah seviyesi en yüksek ülkesi.
Geçtiğimiz yılın verilerine göre kişi başına düşen yıllık gelir 143 bin dolar.
Saatlik çalışma ücreti 16 dolara yakın.
İkinci sırada Çin'e bağlı özellik Macao, üçüncü sırada ise İrlanda geliyor.
Ancak Luxemburglular için kötü haber.
Uzmanlar önümüzdeki üç yıl içinde İrlanda'nın dünyanın en zengin ülkesi unvanını Luxemburg'un elinden alacağını öngörüyor.
Bugün Luxemburg'da 670 bin kişi yaşıyor.
Çalışan sayısı ise 500 binin üzerinde.
Bu çok yüksek bir oran gibi görünse de aslında 2000'den fazlası sınır ötesi çalışanı.
Yani Fransa, Almanya ve Belçika'da ikamet edip her sabah arabasına ya da trene atlayıp Lüksemburg'a gelenler.
Çünkü Avrupa Birliği vatandaşları serbest dolaşım hakkına sahip.
Burada sınırlar neredeyse görünmez halde.
Peki bu nasıl oldu?
Schengen Anlaşması sayesinde.
Üstelik işin ilginç yanı anlaşmanın adını Lüksemburg'un küçücük bir köyünden alması.
Bugün çoğumuzun dertli olduğu Schengen vizesi var ya, ha işte onun doğduğu yer.
Köy Lüksemburg'un Almanya-Fransa sınırında.
1985'te Almanya ve Fransa ile birlikte imzalanan Schengen Anlaşması, sınır kontrollerinin kaldırılmasına ve Avrupa içinde serbest dolaşıma olanak tanıdı.
İnsan bak sen şu küçük Lüksemburg'a demeden edemiyor.
Peki, bir ülkenin dünyanın en zengini olması halkına nasıl yansıyor?
Lüksemburklular dünyanın en güvenli ülkesinde yaşıyorlar.
Suç oranı çok düşük.
Hatta ülkede yalnızca 3 hapishane bulunuyor.
Başka? Lüksemburklular toplu taşımaya para ödemiyorlar.
Yanlış duymadınız, 2020 yılında Lüksemburg, dünya çapında bir ilke imza attı ve toplu taşımayı tamamen ücretsiz yaptı.
Bu uygulama, şehir içi ulaşımı kolaylaştırmak, karbon salınımını azaltmak ve sosyal eşitliği teşvik etmek amacıyla başlatıldı.
Düşünsenize, maaşınız dünya standartlarının üzerinde, bir de işe giderken ulaşım bedava.
Fakat size şaşıracağınız bir şey söyleyeyim.
Karbon salınımını azaltmak pek de mümkün olmadı.
Çünkü toplu taşıma ücretsiz olmasına rağmen, Lüksemburg, Avrupa'nın kişi başına en fazla motorlu araç düşen ülkesi.
Kimi kaynaklara göre her bin kişiye 650'den fazla araç düşüyor.
Yakıtın ucuz, araç vergilerinin düşük olması halkı araç almaya teşvik ediyor.
Evet, Lüksemburg'un nasıl zenginleştiğini ve bunun gündelik yaşamda ne gibi yansımaları olduğunu konuştuktan sonra gelin kendimizi sayılardan arındıralım.
Size Lüksemburg'un Echternach kasabasında gerçekleştirilen ilginç bir etkinlikten bahsetmek istiyorum.
Etkinliğin adı Echternach Zıplayan Alayı.
Her yıl Mayıs sonu ya da Haziran başında kentin koruyucu azizi Willy Broad anısına gerçekleştiriliyor.
Alaya katılan binlerce kişi sokaklarda ritmik şekilde zıplayarak ilerliyor.
Evet, zıplayarak.
Katılımcılar beşli sıralar halinde birbirlerine bağlanıyor ve bando eşliğinde yürümüyor da zıplıyor.
Etkinlik yalnızca eğlenceli görüntülerin ortaya çıkmasını sağlamıyor, aynı zamanda bir tür arınma ve dayanışma ritüeli olarak görülüyor.
İlk belgelendiği tarih 12.
yüzyılın başı. Yani 900 yılı aşkın süredir aynı şekilde gerçekleşiyor.
Bu aslında dini bir hac yürüyüşü.
Ama zamanla folklorik ve kültürel bir festivale dönüşmüş.
Hatta 2010'dan beri UNESCO'nun somut olmayan kültürel miras listesinde.
Peki, nasıl çıkmış ortaya?
Bunun için önce Aziz Willibrord'un kim olduğunu bilmek gerekiyor.
Aziz Willibrord, 7.-8.
yüzyıllar arasında yaşamış bir Hristiyan misyoneri.
Benelux olarak bilinen bölgede, yani Belçika, Hollanda ve Luxemburg'da Hristiyanlığı yaymasıyla tanınıyor.
Aynı zamanda Ekternach Manastırı'nın kurucusu.
Mezarı da o manastırda.
Halk arasında anlatılan bir hikayeye göre, Aziz Willibrord hasta bir çocuğu iyileştirmeye zıplayarak gelmiş.
Aslında niyeti çocuğu neşelendirmekmiş, ancak zıplaması bir geleneğe dönüşmüş.
Başka bir hikayeye göre de, 8.
yüzyılda Ekternach'ta sıra dışı bir gün yaşanmış.
Kasabanın sakinlerinden Veid, Eşiyle birlikte Hristiyan olarak hac yolculuğuna çıkmış.
Ancak yolculukları düşündüklerinden uzun sürmüş, aradan on yıl geçmiş.
Ekternak halkı çiftin yolda öldüğüne inanıp mallarını paylaşmış.
Oysa Wade bir gün geri dönmüş.
Yalnızmış, eşi yolculuk esnasında saldırıya uğrayıp ölmüş.
Kasaba halkı mallarını ona geri vermek zorunda olduğunu anlamış.
Ancak hain bir plan yapmışlar.
Veyt'i karısını öldürmekle suçlamışlar.
Zavallı adam idama mahkum edilmiş.
Veyt'in ölmeden önceki son isteği dar ağacına enstrümanıyla yürümek olmuş.
İsteği kabul edilmiş ve Veyt ölüme yürürken müziğini çalmaya başlamış.
Bu müzik Ehternak halkını büyülemiş.
Müziği duyan herkes transa geçmişçesine dans etmeye başlamış.
Hatta cellat bile dar ağacından inip dans etmiş.
Dans tam bir yıl sürmüş.
Açlıktan ve yorgunluktan ölenler olmuş.
İşte Veit'in başlattığı bu garip, büyülü durumu Aziz Willibrord bozmuş.
Dans durunca Veit'in ortadan kaybolduğu anlaşılmış.
Bakalım kimler iyi bir Dünya Sahnesi dinleyicisi?
Ortaçağ Avrupa'sında yaşanan tek dans çılgınlığı bu değil.
Geçmiş bölümlerimizden birinde Dans Vebası adlı esrarengiz olayı konuşmuştuk.
Nerede yaşanmıştı o olay, hatırlıyor musunuz?
Evet, Strasbourg diyenler bildi.
Hikayesini merak ederseniz hemen şimdi Müziğin Sesini Duymayanlar, Dans Edenleri Deli Sanırlar adlı bölümümüze gidebilirsiniz.
Evet efendim, dünyanın en zengin ülkesi Luxemburg hakkında konuştuğumuz bölümümüzün sonuna geldik.
Dünya Sahnesi'nin perdesini kapatma vakti.
Umarım dinlediklerinizden keyif almışsınızdır.
Yapabiliyorsanız Spotify'dan puan vermeniz ya da sosyal medyada paylaşmanız bizi mutlu eder.
Gelecek bölümler için motive eder.
Sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
