
Bu bölümde, kitaplarının satır arası "şehir" kokan, hayatı "dünya turnesi" tadında yaşayan yazar Hemingway'i konuşuyoruz. Birlikte Paris'ten İstanbul'a, Venedik'e, hatta ta Havana'ya uzanan keyifli bir yolculuğa çıkıyoruz.
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
Transkript
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcasterıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da, sesim size zaman zaman robotik gelecek, üzgünüm.
Ama bana güvenin, zamanla gelişeceğim.
Herkese merhaba. Beni dinlediğinize göre seyahatle bir bağınız olmalı.
Sık seyahat ediyor, seyahat hayalleri kuruyor.
ya da seyahat eden isimlerden ilham alıyor olabilirsiniz.
Bugün konuşacağımız isim ise hayatı dünya turnesi gibi yaşayanlardan.
Gezgin bir ruh.
Ama biliyor musunuz, her ne kadar dünyayı dolaşsa da sığındığı tek bir yer vardı.
Kendisi. Nerede olursan ol, kendi iç dünyana sığınmak zorundasın, diye yazmıştı Akıntı Adaları kitabında.
Evet efendim, Hemingway konuşuyoruz bu hafta.
Onda iz bırakan şehirlerden dördüne yakından bakıyoruz.
Ernest Hemingway, 1899 yazında Amerika'nın Illinois eyaletinde
dünyaya geliyor. Varlıklı ve entelektüel bir ailenin çocuğu, babası doktor, annesi ise opera sanatçısı.
1917'de liseden mezun olduktan sonra...
Bugün de varlığını sürdüren The Kansas City Star gazetesinde muhabirlik yapmaya başlıyor.
6 ay kadar çalıştıktan sonra Kızılhaç'a katılıyor ve İtalya'da ağır yaralanıyor.
Savaştan sonra bu kez Toronto Star gazetesinde işe giriyor.
Bu gazete onu yurtdışı muhabiri olarak Paris'e gönderiyor.
İşte Hemingway'in dünya turnesi böyle başlıyor.
Hemingway, o dönemde yazar Hadley Richardson'la evli.
Çift Paris'te iki odalı bir evde yaşamaya başlıyor.
Çok paraları yok ancak kendilerini yoksul görmüyorlar.
Aksine sahip oldukları entelektüel çevre onları zengin kılıyor.
Gertrude Stein, Ezra Pound, James Joyce gibi edebiyat devleriyle burada tanışıyor ve kayıp kuşak olarak anılan Amerikalı sürgün yazarlar topluluğunun parçası haline geliyorlar.
Cumartesi akşamları Gertrude Stein'in evinde toplanıyorlar.
Konuklar yalnızca yazarlar değil tabii.
Picasso, Matisse gibi sanat devleri de bu davetlerde boy gösteriyor.
Şu kayıp kuşak meselesine bir parantez açalım.
Bu ilk kez Gertrude Stein tarafından kullanılan bir kavram.
Söylenene göre arabasını tamir eden bir usta, işini beğenmediği genç çırağına hepiniz kayıp bir kuşaksınız diye bağırıyor.
Stein bunu Hemingway'e anlatıp ekliyor.
İşte sizsiniz, hepiniz.
Savaşa katılan tüm gençler, kayıp bir kuşaksınız.
Hemingway bu kavramı 1926'da yazdığı Güneş de Doğar kitabında kullanıyor ve popülerleşmesine vesile oluyor.
1920'leri aşıp 30'lara, 40'lara gelmeden önce Hemingway'in kısa süreli bir durağından bahsetmek istiyorum size.
Toronto Star, 1922 yılında genç muhabirini İstanbul'a gönderiyor.
Osmanlı İmparatorluğu'nun son günlerine tanıklık etmesi için.
Çünkü o günlerde güzel İstanbul'umuz işgal altında.
Hemingway bugün pek çok gezginin hayalini süsleyen Orient Express ile Paris'ten İstanbul'a geliyor.
Sirkeci garında şehre ayak basıyor.
İlk telgrafında İstanbul'dan kirli ve güzel olarak bahsediyor.
Üç haftalık seyahatinin büyük bölümünde Beyoğlu'ndaki ünlü Pera Palace Hotel'de konaklıyor.
Şehre dair gözlemlerini de otelin Orient Bar'ında yazıyor.
Hemingway, 1920'leri Paris'te dolu dolu yaşıyor.
27'de Hadley Richardson'la yollarını ayırıp gazeteci Pauline Pfeiffer'la evleniyor.
Çift, kısa süre sonra Amerika'ya taşınıyor.
Hemingway, Paris Bir Şenliktir kitabında Paris yıllarını yoksul ama mutlu bir dönem olarak anıyor.
Ve ekliyor. Dünyada mutlu yaşayabileceğimiz sadece iki yer var.
Evimiz ve Paris.
Sizin için bu iki yer neresi?
Dilerseniz beni durdurup bir düşünebilirsiniz.
Hemingway'in hayatında iz bırakan bir diğer şehir Havana.
Amerika'ya giderken ilk kez ayak basıyorlar buraya.
Üstelik yalnızca aktarma için.
Birkaç günlüğüne.
Ancak şehir Hemingway'i büyülüyor.
Sonraki yıllarda defalarca ziyaret ediyor.
Nihayetinde 1939'da Havana'ya yerleşiyor.
Bir süre Hotel Ambos Mundos'ta konaklıyor.
511 numaralı oda favorisi.
Çünkü oradan hem eski Havana'yı hem de limandaki balıkçı teknelerini izleyebiliyor.
Hemen bir dipnot düşeyim.
Bu yıllarda Hemingway üçüncü evliliğini yapmış durumda ve gazeteci Martha Gellhorn'la evli.
Martha... Şehrin dışında bir tepe üzerine konumlandırılmış güzel bir ev buluyor, Finga Vigia.
1886'da İspanyol mimar Miguel Pascal Y.
Baguer tarafından tasarlanmış bu tek katlı kolonyal tarzı ev, 15 dönümlük bir arazi içinde yer alıyor.
Hemingway evi görür görmez aşık oluyor.
Aylık 100 dolara anlaşıyor.
Daha sonra bu evi satın alıyor ve ömrünün 20 yılını burada geçiriyor.
Böylece Finca Vigia onun en uzun süre kaldığı, köklendiği yer oluyor.
Hemingway'in günlük rutini pek değişmiyor.
Sabah 6'da kalkıyor, yazmaya başlıyor.
Biliyor musunuz, kendisi ayakta yazıyormuş.
Hatta bunun için özel bir masa yaptırmış.
Öğlene kadar kesintisiz çalışıyor.
Öğleden sonra ise denize açılıyor.
Havana, Hemingway için balıkçılıkla...
Romla, denizle ve düşle örülmüş bir yaşamın zemini.
Çanlar kimin için çalıyor, yaşlı adam ve deniz gibi külkleşmiş eserlerini burada yazıyor.
Pilar adında 11 metrelik bir balıkçı teknesi var.
Genellikle Marlin avlıyor.
Kojimar'daki balıkçılarla sıkı bir dostluk geliştiriyor.
Hatta teknesinin kaptanı Gregorio Fuentes, yaşlı adam ve denizdeki Santiago karakterine ilham oluyor.
Nobel Edebiyat Ödülünü kazandığında ödülü Küba'ya adıyor.
Bu ödül Küba'ya ait.
Çünkü eserim Kojimar halkımla birlikte burada yaratıldı.
Ödülü Santiago de Cuba'daki El Cobre Bazilikası'na bağışlıyor.
Bugün hala orada.
Finca Vigia ise müze olarak ziyaret edilebiliyor.
Gelelim Venedik'e.
Hemingway'in bu puslu ve narin şehir ile tanışması Birinci Dünya Savaşı'nda oluyor.
Sohbetimizin başında demiştim ya.
Kızılhaç'a katıldı ve İtalya'da ağır yaralandı diye.
Hah işte Milano'daki bir hastanede tedavi görürken, iyileşme sürecinde Venedik'e gidip orada birkaç gün geçiriyor.
Bu ilk karşılaşma kısa sürmüş olsa da genç Hemingway'de derin bir iz bırakıyor.
Ancak Venedik'le yaşadığı büyük aşk 30 yıl sonra 1948'de başlıyor.
Bu kez yaralı bir genç değil, ünlü bir yazar olarak geliyor şehre.
Ünlü Gritti Palace Hotel'de konaklıyor.
Günlerinin büyük kısmını Torcello Adası'nda ördek avlayarak geçiriyor.
Ada, Venedik'in en ıssız ve en eski yerleşim bölgelerinden biri.
Hemingway bu yalıtılmışlığı seviyor.
Doğayla baş başa kalıyor.
Av sonrası adanın tek lokantası, Lokanda Cipriani'de balık yiyip şarap içiyor.
Gecelerini ise bugün hala hizmet veren Harris Bar'da geçiriyor.
Hatta kendi içkisini yaratıyor.
Montgomery Martini Normal Martini oranı 2'ye 1 iken, onunki 15'e 1, yani neredeyse saf cin içiyor.
İçkinin ismi ise İngiliz General Montgomery'den geliyor.
Rivayete göre general, savaşa ancak asker sayısında en az 15'e 1 üstünlüğü varsa girermiş.
Hemingway, 1949-50 kışını Venedik'te geçiriyor.
Bu dönem hayatında özel bir yer tutuyor.
19 yaşındaki Venedikli Adriana Ivanciç'e aşık oluyor.
Adriana hem çok güzel hem çok yetenekli.
Sanat ve edebiyatla ilgileniyor.
Ama bu aşk platonik olarak kalıyor.
Hemingway'e ilham oluyor.
Nihayetinde Venedik'in sisli kanalları, ışığın suda yarattığı o tuhaf melankoli, Ve Adriana'ya beslediği yoğun duygular nehrin ötesine ağaçların içine adlı esere dönüşüyor.
Eser, yaşlanan bir adamın genç bir kadına duyduğu platonik aşkı ve Venedik'in melankolik atmosferini ustalıkla harmanlıyor.
Kitabın kapağını ise bizzat Adriana tasarlıyor.
Eğer bir Hemingway romanı okuduysanız, satır aralarında hep bir şehir kokusu almışsınızdır.
Ben bugün dilim döndüğünce size bunun nedenini anlatmaya çalıştım.
Hemingway hayatında çok fazla şehir görebilmiş ve anılar biriktirebilmiş, benim açımdan şanslı insanlardan.
Elbette ki eserleri de bu anılardan bir iz, bir koku taşıyor.
Henüz okumadıysanız ve okuyacak bir şeyler arayışındaysanız Hemingway'in eserlerine şans verin derim.
Efendim, son olarak size güzel bir haber vereyim.
Perdeyi öyle kapatayım.
Dünya Sahnesi podcast'i çok sevdiniz.
Daha fazla bölüm istediniz.
Bundan sonra her hafta yine çarşamba günleri birlikteyiz.
Yeni bölümleri kaçırmamak için bizi takip etmeyi unutmayın.
Haftaya görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
