
Bu bölümde, "ilk"lerin şehri Dresden'i konuşuyoruz: İlk filtre kahvenin ve ilk sütlü çikolatanın burada üretildiğini, şehrin UNESCO Dünya Mirası Listesi'nden çıkarılan ilk Avrupa şehri olduğunu biliyor muydunuz?
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
Transkript
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcaster'ıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da, sesim size zaman zaman robotik gelecek, üzgünüm.
Ama bana güvenin, zamanla gelişeceğim.
Hanımlar, beyler, sabah kahveleri içildi mi?
Özellikle bugüne filtre kahveyle başlayanlar beni iyi dinlesin.
Çünkü sizi filtre kahveden ilk yudumun alındığı yere Dresden'e götürüyorum.
Efendim, bildiğiniz gibi filtre kahve bir hazırlama yöntemi.
İşte bu yöntem Almanya'nın Dresden kentinde bir ev hanımının mutfağında ortaya çıkmış.
Ne zaman? 1908'de.
Melitta Benz güne kahvesiz başlayamayanlardanmış.
Ancak daha ilk yudumda ağzına dolan, bardağında bir tabaka bırakan o sevimsiz tortudan, kahvenin telvesinden hiç haz etmiyormuş.
Ne derler bilirsiniz, icatlar ihtiyaçtan doğar.
Melitta da sabahları kahvesini içerken telveden nasıl kurtulabileceğini düşünüyormuş.
Bir gün oğlunun defterinden bir yaprak koparmış.
Kağıdı dibini çiviyle deldiği pirinç bir kabın üzerine yerleştirmiş.
Öğütülmüş kahvesini kağıda koyup su ilave etmiş.
Sonuç mükemmelmiş.
Tel ve kağıtta kalmış.
Melitta o sabah ilk kez berrak bir kahve içmenin tadına varmış.
İşte bugün hemen her evde bulunan kağıt kahve filtresinin hikayesi böyle.
Melitta girişimci bir aileden geliyormuş ve hemen bir şirket kurmuş.
Ürettiği bu çözümün de patentini almış.
Yalnızca bir yıl sonra Leipzig'deki bir fuarda 1200'den fazla filtre satmış.
Bugün dünyada her gün 50 milyondan fazla Melitta filtresi satılıyor.
Peki diyelim Dresden'e gittiniz ve bir kafede kahvenizi yudumluyorsunuz.
Bu sefer de kahvenin fincanı dikkatinizi çekti.
Olağanüstü güzellikte bir porselen var elinizde.
Evet, Dresden işte o porselenin de doğum yeri.
18. yüzyılın başları.
Avrupa'da porselen çılgınlığı yaşanıyor.
Herkes Çin'den gelen bu zarif beyaz eşyaya hayran ama kimse nasıl yapıldığını bilmiyor.
Saksonya elektörü Güçlü Augustus kendi porselenlerini üretmeyi çok istiyor.
İşte hikayenin burasında simyacı Johann Friedrich Böttger devreye giriyor.
Kendisi Dresden tarihindeki ilginç figürlerden biri.
Asıl görevi altın düşkünü Güçlü Augustus için altın üretmek.
Altın üretilen bir şey mi diye sormuyorsunuzdur umarım.
Bu büyük bir yanılgı.
Kimya biliminin temelini oluşturan simya en eski uğraşlardan bir tanesi.
Simyacıların en çok arzuladıkları, ömürlerini adadıkları şey ise değersiz metalleri altına çevirmek.
Simya derin bir konu.
Ayrı bir bölümde ele almamı isterseniz bana Pirigayt Instagram adresinden yazabilirsiniz.
Güçlü Augustus Böttger'i altın üretmesi için ev hapsinde tutuyormuş.
Böttger 6 yıl denemiş.
Sonuç sıfır tabii.
Yine de yılları heba olmuş sayılmaz.
Çünkü 1708'de bambaşka bir şey koymuş Augustus'un önüne.
Altından bile çok arzuladığı şeyi vermiş ona.
Avrupa'nın ilk sert porselenini.
Bunun üzerine Meissen Porselen Fabrikası kurulmuş.
Bugün hala 300 yılı aşkın süredir.
O zarif porselenler aynı titizlikle üretiliyor fabrikada.
O yüzden şimdi söyleyeceğim şey sizi pek şaşırtmayacak.
Dünyanın en büyük porselen sanat eseri bugün Dresden'de bir duvarı süslüyor.
1870'lerin başında ressam Wilhelm Walter, Vettin Hanedanı'nın 800.
yıldönümü için muhteşem bir duvar resmi yapmış.
Skrafito tekniğiyle yapılan bu eser detaylarıyla göz kamaştırıyormuş.
Ama ne yazık ki hava koşullarına karşı savunmasızmış ve kısa sürede bozulmaya başlamış.
1900'lerin başında yaklaşık 24 bin Maysen porseleni karoyla değiştirilmiş.
Her bir karo elde boyanmış ve pişirilmiş.
Esere yüzlerce zanaatkarın eli değmiş.
102 metre uzunluğundaki Fürstenzug yani Prenslerin Alayı dünyanın en büyük porselen sanat çalışması.
Eserde 35 Saksonya hükümdarı at sırtında ilerliyor.
Onlarca bilim insanı, zanaatkar ve köylü de onlara eşlik ediyor.
Biliyor musunuz?
Fürstenzug, şehrin 1945'teki hava saldırısından kurtulan nadir parçalarından biri.
Ben Dresden'i küllerinden doğan bir anka kuşuna benzetiyorum.
Sebebini anlatayım.
13 Şubat 1945 Gece İngiliz ve Amerikan uçakları şehre hava bombardımanı düzenliyor.
Bombalarla başlayan yangınlar kısa sürede dev bir ateş fırtınasına dönüşüyor.
Alevler o kadar güçlü ki sokaklardaki oksijeni çekerek insanların nefes almasını imkansız hale getiriyor.
Bombalar ve yangınların etkisiyle yaklaşık 25 bin kişi hayatını kaybediyor.
Savaşın ardından hayatta kalanlar...
Enkazlardaki taşları ayıklamış, numaralandırmış ve gelecekte yeniden kullanılmak üzere saklamış.
Erkekler fabrikalarda çalışırken kadınlar uzun zincirler oluşturarak bu taşları tek tek belirlenen alanlara taşımış.
Bu kadınlara Trümmer Frauen yani molos kadınları denmiş.
Şehrin en önemli yapıları işte bu gönüllüler sayesinde 10 yıllar sonra geri dönebilmiş.
Dresden yeniden inşa edilirken şehrin eski dokusuna ve mimarisine sadık kalınmış.
Bugün sokaklarının bir zaman makinesini andırırcasına eski ama sağlam görünmesinin sebebi işte bu.
Dresden'in sokakları
bir zaman makinesi dedik.
Bazı kapıları da doğrudan masal dünyasına açılıyor.
Mesela Fons Molkeray.
Burası bugün bir süt ve sabun dükkanı.
Ama hikayesi dükkanla değil, mandırayla başlıyor.
1879'da çiftçi Paul Pfund Dresden'e taşınıyor.
Ancak şehirde satılan sütün hijyeni onu hayal kırıklığına uğratıyor.
Kirli, ekşimiş, sulandırılmış süt satılıyor.
Bunun üzerine kardeşi Friedrich'le Dresdner Molkeray Gebrüder Pfund'u kuruyor.
1892'de ise o güne dek görülmemiş güzellikteki süt dükkanını açıyor.
Yaklaşık 250 metrekarelik alan, tamamen Villaroy & Boch'un el boyaması, Neo-Rönesans tarzı karolarla kaplanıyor.
Süt satan çocuklar, inekler, manzaralar ve sayısız çiçek resmediliyor.
Ve 1997 yılında Guinness Rekorlar Kitabı buraya dünyanın en güzel süt dükkanı ünvanını veriyor.
İlginç de bir bilgi vereyim.
Eminim içinizde Wes Anderson'ın Büyük Budapest Oteli filmini izleyenler vardır.
İşte filmde Mendel's Fırını olarak gördüğümüz yer burası, Dresden'in güzeller güzeli süt dükkanı.
Süt demişken eğer geçen haftaki bölümü dinlediyseniz, Dresden ile Viyana arasında bir ilk Noel pazarı çekişmesi olduğunu hatırlarsınız.
Henüz dinlemediyseniz bu bölümden sonra dinleyin mutlaka.
O bölüm de pek keyifliydi.
Efendim? Dresdenlilerin bir başka iddiası da ilk sütlü çikolatayı kendilerinin ürettiği.
Bu konuda da İsviçre ile tatlı bir rekabet halindeler.
Genelde İsviçre diyebiliriz sütlü çikolatanın doğum yerini.
Ama Dresden hayır biz yaptık diyor.
1839'da Gottfried Jordan ve August Timaeus Dresden'de basit bir tarifle sütlü çikolata üretmiş.
3 malzeme, %60 kakao, %30 şeker ve %10 eşek sütü.
Evet, eşek sütü.
O zamanlar yaygın bir seçenekmiş.
Açıkçası eşek sütlü çikolata pek sevilmemiş, iyi yorumlar almamış.
Yine de bunlar olurken, sütlü çikolatanın mucidi olarak bilinen Daniel Peter'in, bebeği için inek sütü ve çikolatayı karıştırmasına daha 40 yıl varmış.
Bu arada Dresden'in UNESCO Dünya Mirası Listesinden çıkarıldığını biliyor muydunuz?
Ben de çok şaşırdım.
Şehrin dokusu UNESCO'nun koruması altındayken 2009'da modern bir köprü yapmışlar.
Waldschlösschenbrücke. Bunun üzerine UNESCO, köprü kültürel manzaraya zarar veriyor diyerek Dresden'i listeden çıkarmış.
Böylece listeden çıkarılan ilk Avrupa şehri olmuş.
Efendim, bu hafta da perdeyi kapatma vakti.
Umarım sohbetimizden keyif almışsınızdır.
Küçük de bir hatırlatma yapayım.
Bu podcast'in bülten yayınını açtım geçtiğimiz haftalarda.
Her çarşamba 17'de benden bir e-posta almak isterseniz açıklamalardaki linkten haftalık bültene kaydolabilirsiniz.
Tabii ki ücretsiz. Haftaya görüşmek üzere, hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
