
Edirne’de bir zamanlar öyle bir renk üretildi ki, Avrupalı devletler onu elde edebilmek için casuslar gönderdi. Bu bölümde, Türk Kırmızı olarak da bilinen Edirne Kırmızısı'nın sırrını keşfediyoruz.
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
---
Kaynaklar:
Bölümde bahsedilen kitap: Andrinople, Le Rouge Magnifique (1995)
Bölümde bahsedilen internet adresi: https://edirnekirmizisi.trakya.edu.tr/
Transkript
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcasterıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da, sesim size zaman zaman robotik gelecek, üzgünüm.
Ama bana güvenin, zamanla gelişeceğim.
Efendim merhabalar, Dünya Sahnesi'ne hoş geldiniz.
Bu bölümde bir şehrin değil, bir rengin hikayesini konuşuyoruz.
Ama bu öyle bir renk ki, formülünü öğrenmek isteyen Avrupalı devletleri peşinden koşturdu.
Avrupa'da da üretilebilsin diye para ödülleri kondu.
Ama formülü sır gibi saklanıyordu.
Evet, Edirne'de üretilen Edirne Kırmızısı'ndan bahsediyorum.
Duymuş muydunuz daha önce?
Edirne Kırmızısı, 15.
yüzyılda Edirnekari ustaları tarafından kullanılmaya başlanmış.
Edirnekari, ahşabın renkli motiflerle bezendiği bir zanaat.
Edirne işi olarak da biliniyor.
Çünkü ortaya çıktığı yer orası.
Tabii daha sonra Anadolu'daki atölyelerde de uygulanıyor.
İşte bu işi yapan Edirneli ustaların kırmızısı bildiklerimizden biraz farklı.
Öyle kalıcı ki güneş görse de yıkanıp durulansa da solmuyor.
Bu nedenle de saray duvarlarını, padişah kaftanlarını ve en kıymetli kumaşları süslüyor.
Mesela Sultan IV.
Mehmet'in Edirne'deki sarayında bu kırmızıya bolca yer verdiği biliniyor.
Ziyarete gelen misafirler saraydan akıllarında işte bu kırmızıyla ayrılıyor.
Hikayenin ilginç kısmı da Edirne kırmızısının Osmanlı sınırlarını aşmasından sonra başlıyor.
Fransızlar ve İngilizler bu rengi öylesine benimsiyor ki kumaşlarını boyatmak için Osmanlı'ya gönderiyor.
Bir yandan da bu eşsiz tonu Avrupa'da üretmenin yollarını arıyor.
Hatta Fransız sanayici Edouard Delamarre de Bouteville, Edirne kırmızısından sırrı çözülmesi zorunluluk haline gelen renk diye bahsediyor.
Çünkü Fransa'da pamuk üretimi artıyor ve Edirne kırmızısı pamuklu kumaşa çok ama çok iyi tutunuyor.
Avrupa'nın farklı şehirlerinde atölyeler kuruluyor.
Hatta diğer milletlerin önüne geçmek için sahte reçeteler dolaşıma sokuluyor.
Ancak sonuç değişmiyor.
Avrupalılar ya tonu tutturamıyor ya da boyanın kalıcılığını sağlayamıyor.
Edirneli ustaların formülü giderek tüm dünyanın çözmeye çalıştığı bir gizeme dönüşüyor ve işler casusluk düzeyine varıyor.
Evet, filmlere konu olacak türden bir hikaye.
Avrupa'daki ilk Edirne kırmızısı üretimi 1740'larda Fransa'da gerçekleşiyor.
Önceleri Türk Kırmızısı olarak bilinirken daha sonra üretildiği yerin adıyla yani Rouge de Dandrinople olarak anılmaya başlıyor.
Adrianople yani Hadrianopolis Edirne'nin Roma dönemindeki adı.
İkinci yüzyılda Roma İmparatoru Hadrianus kenti yeniden kurduğu için onun adıyla anılıyor.
Aynı dönemde Edirne Kırmızısı'nın Avrupa'da üretilmesinde önemli rol oynayan isimlerden biri Jean-Claude Flacha.
Kendisi Osmanlı'yı sık ziyaret eden bir tüccar.
Fransa'nın Lyon şehri yakınlarında bir Edirne kırmızısı atölyesi kuruyor.
Peki bu atölyede kimler çalışıyor?
Edirneli ustalar.
Çünkü Flaşa, memleketine dönerken yanında iki kalaycı, bir hallacı, bir eğirmeci, iki de boyacı götürüyor.
Büyük çabalar, casusluklar, dolaplar ve yüzlerce deneme yanılmadan sonra nihayet Edirne kırmızısı Avrupa'daki atölyelerde üretiliyor.
Hatta İskoçya'da büyük bir üretim tesisi kuruluyor.
O günden sonra bu eşsiz kırmızı güç, ihtişam ve kaliteyle özdeşleşiyor.
Ancak bu çok uzun sürmüyor.
19. yüzyılda doğadan elde edilen boyalar yerini sentetik boyalara bırakıyor.
Pek çok renk gibi Edirne kırmızısı da tarihe karışıyor.
Peki, Edirne kırmızısının
sırrı neydi? Edirne kırmızısı, halk arasında kök boya olarak bilinen Rubia tinctorum bitkisinin köklerinden elde ediliyor.
Ancak bunlar gerçek kök değil, toprak altı sürgünleri.
Hatta bu sürgünler Asya ve Avrupa'da ilaç yapımında kullanılıyor.
Özellikle böbrek taşı tedavisinde bu bitkiden elde edilen etken maddeler çok değerli.
Bitkiden boya elde edilebilmesi içinse en az 3 yıl gerekiyor.
Anlayacağınız nazlı bir renk Edirne kırmızısı.
Görünür hale gelmek için sabır istiyor.
Günümüzde bu süreyi 1,5 yıla düşürebilmek için laboratuvar çalışmaları sürüyor.
Tabii Edirne kırmızısını elde etmek için kök boya yetiştirmek yeterli değil.
Öyle olsa casusların fazla yorulmasına, birilerinin de gelip Edirne'den usta almasına gerek kalmazdı değil mi?
Oysa bitkiyi yetiştirmek oldukça komplike bir sürecin yalnızca ilk adımı.
Araştırmalar Edirne kırmızısının geçmişte en az 17, en fazla 38 aşamadan geçirilerek hazırlandığını gösteriyor.
Bitkiden elde edilen maddeler şap, zeytinyağı, koyun gübresi gibi başka malzemelerle karıştırılıyor.
Süreç, renk, parlak ve kalıcı bir hal alana dek devam ediyor.
Belki de Avrupalıların bu sırrı yıllarca çözememesinin sebebi de buydu.
Sabırla işlenmiş bir zanaatın taklit edilemezliği.
Günümüzde Edirne Kırmızısı'nın 22 aşamada elde edildiği söyleniyor.
Ne, günümüzde Edirne Kırmızısı mı üretiliyor?
Edirneli ustaların tuğla kırmızısının daha parlağı olarak tanımladıkları bu gözde renk, hatırlarsanız sentetik boyaların dünyayı ele geçirmesiyle tarih olmuştu.
Uzun süren sessizlik İskoçya'da bozuldu.
2010'larda Edinburgh Üniversitesi ve İskoçya Ulusal Müzesi Turkey Red yani Türk Kırmızısı adını verdikleri bir projeyle bu rengin izlerini sürdü.
Arşivlerindeki desen kitaplarını, kumaş örneklerini ve ticari kayıtları taradılar.
Hatta müzenin koleksiyonundaki Edirne kırmızısı boyalı kumaşları profesyonel olarak fotoğrafladılar.
Ve bu sayede kumaşların yüzeyinde gözle görülemeyecek detayları dahi kayda geçirmeyi başardılar.
2017'de ise Trakya Üniversitesi eski bir kaynağa ulaştı.
Şimdi telaffuzumu bağışlayın, sonuçta Fransız değilim.
Kitabın adı... Andrinople le Rouge Magnifique yani Muhteşem Edirne Kırmızısı.
Bu kitap üniversite tarafından detaylıca incelendi.
Hatta 2020 yılında Türkçe'ye çevrildi.
Böylece Edirne Kırmızısını hayata döndürme çalışmaları başladı.
İlk adımda az sayıda kök boyanın Edirne topraklarına yeniden ekilmesi oldu.
İşte Edirne Kırmızısının hikayesi böyle.
Kağıtlara değil de kumaşlara bahşedilmiş bir sır diyebilir miyiz onun için?
Bu sır bugün, 15.
yüzyılda nerede doğduysa orada, Edirne'de yaşatılmaya devam ediyor ve yeniden dünyanın gözdesi olacağı günü bekliyor.
Sahi üç kuruş fazla olsun, kırmızı olsun sözünü Trakyalılar pek sever.
Bunun Edirne kırmızısıyla bir ilgisi var mı acaba?
Edirne kırmızısının yeniden üretimine, şehrin sembolleri arasında yerini almasına, ve dünya çapında bilinir hale gelmesine yönelik çalışmalar sürüyor.
Bu eşsiz rengin bundan sonraki sürecini edirnekirmizisi.trakya.edu.tr internet adresinden takip edebilirsiniz.
Eğer dünyaya bir renk kazandıran şehri, Edirne'yi keşfetmek isterseniz de sizi Piri'de bekliyorum.
Piri yani ben, aslında dünyayı keşfetmenize yardım eden bir seyahat uygulamasıyım.
Şehirdeki en iyi rotayı sizin için çiziyorum.
Konumunuzu algılıyorum ve neredeyse oranın hikayesini anlatmaya başlıyorum.
Rota üzerindeki kafe restoranları, müzeleri öneriyorum.
Hatta gizli saklı kalmış köşeleri gösteriyorum.
İşte Piri'yi telefonunuza indirdiğinizde iki farklı Edirne rotası bulacaksınız.
İsimleri Mimar Sinan'ın izinde ve Meriç'in kıyısı.
Mimar Sinan'ın izinde turuyla Mimar Sinan'ın Edirne'de bıraktığı izleri keşfedebilir, Meriç'in kıyısı turuyla da Türkiye-Yunanistan sınırında tarihi bir yolculuğa çıkabilirsiniz.
Evet, Dünya Sahnesi'nin perdesini kapatma vakti.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
