
Bu bölümde, bir Pazar günü dünya gündemine bomba gibi düşen Louvre Müzesi soygununu konuşuyor ve olası nedenlerini tartışıyoruz.
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
Transkript
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcasterıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da, sesim size zaman zaman robotik gelecek, üzgünüm.
Ama bana güvenin, zamanla gelişeceğim.
Herkese merhaba. Efendim, aslında bu bölümde niyetim sizinle başka bir konuyu konuşmaktı.
Sizleri Yeni Zelanda'ya götürecektim.
Ancak geride bıraktığımız pazar günü 19 Ekim 2025 tarihinde öyle bir şey yaşandı ki sadece benim değil tüm dünyanın gündemi değişti.
Tahmin edebildiniz mi ne olduğunu?
Evet evet haklısınız. Bölüm başlığında yazıyor.
Lourdes soygununu konuşuyoruz bu hafta.
Paris'te sıradan bir pazar sabahı.
Şehrin farklı yerlerinde uyanan onlarca hatta yüzlerce insan Lourdes Müzesi'ne doğru yola çıktı.
Kimisi Mona Lisa ile çekeceği selfie'nin hayalini kuruyordu.
Kimisi o meşhur cam piramidin etrafında dolanmak için sabırsızlanıyordu.
Ancak müzeye doğru gelmekte olan dört kişinin amacı diğerlerinden farklıydı.
Sergilenen eserleri görmeye değil, çalmaya geliyorlardı.
Bu bir film senaryosu olsaydı herhalde çoğumuz keşke Lourdes Müzesi'ni seçmeseydiniz.
Orası dünyanın en büyük ve en iyi korunan müzelerinden biri.
Orada soygun olur mu?
diyerek senariste isyan ederdik.
Ya da bize öyle komplike bir senaryo izletirlerdi ki, aman bununla kim uğraşır?
derdik. Ama oldu işte.
Şu anda konuştuğumuz şey bir senaryo değil.
Gerçeğin ta kendisi.
Sıradan başlayıp öğlene kalmadan tarihe geçen bir pazarın hikayesi.
Gelin, önce olayın detaylarını sonra da olası nedenlerini konuşalım.
9.30 sularında henüz müze açılalı yarım saat olmuşken, 4 kişilik bir grup herkesle birlikte ziyaretçi girişine değil, restorasyonu devam eden Sen Nehri'ne bakan cepheye yöneldi.
İçeri girmek için küçük bir kamyonun üzerindeki hareketli merdiveni kullandılar.
Merdiven onları doğrudan müzenin ikinci katına Apollo Galerisi olarak adlandırılan gösterişli bölüme ulaştırdı.
Elbette burayı özellikle seçmişlerdi.
Çünkü bu galeride bir önceki bölümde çokça andığımız 14.
Louis'nin taş kaplar koleksiyonu ve kraliyet mücevherleri sergileniyor.
Yükte hafif pahada ağır deriz ya Türkçe'de.
Tam olarak öyle bu galerideki eserler.
Hırsızlar da işte bu kolayca taşınabilecek parçaları hedeflemişler.
Kesici diskler yardımıyla saniyeler içinde koruma camlarını kesip mücevherleri aldılar.
Müzeden çıkıp skuterlarına atlayarak kaçtılar.
Ve tüm bunları yalnızca 7 dakikada yaptılar.
Hükümetin açıklamasına göre olay anında yaralanan olmadı ve panik yaşanmadı.
Hırsızlar tüm süreci son derece profesyonel şekilde yürüttü.
Bu da soygunu uzun süredir planladıklarını ve çok ama çok iyi hazırlandıklarını organize olduklarını düşündürdü.
Apollo galerisinden 9 mücevher çaldılar.
Yaptıkları tek amatörlük neydi biliyor musunuz?
İmparatoriçe öjeniğinin tacını düşürdüler.
Taç, müzenin arka sokağında hafif hasarlı şekilde bulundu.
Bir dakika, düşürmemiş de bilerek sokağa bırakmış olabilirler mi?
Herkesin merak ettiği şey aynı.
Neden yaşandı bu olay?
Elbette ilk akla gelen sebep para.
Henüz zarar açıklanmamış olsa da her bir eser milyonlarca dolar değerinde.
Üstelik bu eserlerin maddiyattan öte tarihsel değeri var.
Bu bakımdan hükümet tarafından paha biçilemez olarak tanımlandılar.
E bu ne yaman çelişki?
Bu kadar ses getiren, her yerde görseli olan tarihi eserleri kim nasıl satabilir?
Üstelik eserler, İnterpol'ün kayıp eserler veri tabanına eklenmiş ve her yerde aranıyorken.
Haklısınız. Zaten bu yüzden pek çok kişi asıl sebebin para olmadığını düşünüyor.
Öyle olsaydı hırsızlar banka ya da kuyumcu soyardı.
Dünyanın en büyük müzesini değil diyorlar.
Dolayısıyla olayın ardında paradan öte daha soyut sebepler arıyorlar.
Tutku gibi, mesaj gibi.
Üzülerek belirtmeliyim ki para seçeneği hala elenmiş değil.
Çünkü bu gibi değerli mücevherler bir bütün olarak satılamasa da parçalanabiliyor.
Ve ne yazık ki dağılan değerli taşların takibi bulunup yeniden bir araya getirilmesi çok zor.
Tutku konusuna gelecek olursak da, takıntılı bir koleksiyonerin bu mücevherleri kendi koleksiyonuna eklemek istemiş olabileceği düşünülüyor.
Bu da yine takibi zor bir durum.
Tarihte çalıntı olmasa da kayıp sanılan ve ancak koleksiyonerin vefatının ardından ortaya çıkan çok sayıda eser var.
Mesaj konusu biraz daha karışık.
Mesela bazı gruplar bunun bir aktivizm hareketi olduğuna inanıyor.
Son yıllarda müzelerde eserlere çorba ya da boya atıldığını duymuşsunuzdur.
Bu eylemler kısa süreli gündem olsa da aktivistlerin beklediği etkiyi yaratmamış olabilir.
Onlar da başka bir yola sapmış, daha büyük bir eylem planlamış olabilirler.
Üzerinde durulan bir başka ihtimal ise politik bir mesaj verme çabası.
Eğer takip ediyorsanız, son yıllarda Fransa'nın politik anlamda karışıklıklar yaşadığını biliyorsunuzdur.
Bazı Fransızlar özellikle kraliyet mücevherlerinin çalınmasının, üstüne bir de tacın sokağı tırnak içinde düşürülmesinin açık bir mesaj olduğunu düşünüyor.
Son olarak şunu ekleyip bu konuyu kapatayım.
Şu anda olayın dördüncü günündeyiz ve nedenine dair resmi bir açıklama bulunmuyor.
Ben sizin için sosyal mecralarda konuşulanları derledim.
Söylediklerimin kesinlik içermediğini, perde arkasından bambaşka bir şeyin de çıkabileceğini belirtmek isterim.
Biliyor musunuz, bu Lourdes Müzesi'ndeki ilk soygun vakası değil, 1911'de de soyulmuş müze.
Hem de o zaman çalınan mücevher değil, tabloymuş.
Hangi tablo? Evet, bugün dünyanın en ünlü tablosu olarak anılan Mona Lisa.
Tabii 1900'lerin başında bugünkü kadar ünlü değilmiş.
Sanat dünyasında bilinen ama geniş kitlelere mal olmamış bir Da Vinci eseriymiş.
Müzede eserlerin fotoğraflanmak ya da onarılmak üzere kısa süreliğine duvardan indirilmesi normalmiş.
Bu yüzden Mona Lisa'nın çalındığı hemen fark edilmemiş.
Soygun, bir pazartesi sabahı müze açılmadan önce gerçekleşmiş.
Hırsız bir gece önceden içeri girip dolapta gizlenmiş.
Durum ta ertesi gün bir ziyaretçinin Mona Lisa'nın boş kancalarına bakıp bu eser nerede diye sormasıyla fark edilmiş.
Haber duyulunca boş duvarı görmeye binlerce kişi gelmiş.
Olaydan iki yıl sonra ki bu sürede Mona Lisa'nın yerine çoktan başka bir tablo asılmış, Floransalı bir antikacıya Leonardo imzalı bir mektup ulaşmış.
Mektubu yazan kişi tablonun elinde olduğunu ancak yalnızca Floransa'daki Uffizi galerisine teslim edebileceğini söylüyormuş.
Uffizi'nin harekete geçmesiyle eser teslim alınmış ve orijinalliği teyit edilmiş.
Yakalanan Vincenzo Perugia adlı İtalyan hırsız ifadesinde önemli İtalyan eserlerinin Paris'te olmasından üzüntü duyduğunu söylemiş.
Yapıldıkları topraklara geri dönmelerini istediği için böyle bir işe kalkıştığını itiraf etmiş.
İtalyan eserleri içinde boyutu en küçüklerden biri olduğu için Mona Lisa'yı çalıp fark edilmeden müzeden çıkabilmiş.
İlginç olansa kendisinin bir süre Lourdes Müzesi'nde çalışmış olması.
Perugia bir hırsız değil halk kahramanı olarak görülmesi gerektiğine yürekten inanıyormuş.
Mona Lisa 1914'te Fransa'ya iade edilmiş.
Bu olay onun ününe ün katmış.
Öyle ki bugün Lourdes Müzesi'nde bir duvarda yalnız başına sergilenen tek eser o.
Hatta ayrı bir alana alınması planlanıyor.
Evet, sizin bu konuda ne düşündüğünüzü merak ediyorum.
Düşüncelerinizi sosyal medyadan bize yazın.
Instagram adresimiz piriguide.
Eğer bu olaydan sonra Paris'e gitmeye niyetlendiyseniz tüm şehri benimle yani Piri ile keşfedebilirsiniz.
Sizin için ideal rotayı çiziyor.
Şehrin hikayelerinden lezzetlerine her detayı kulağınıza fısıldıyorum.
Artık Dünya Sahnesi'nin perdesini kapatıyorum.
Sonraki bölümde görüşünceye dek, hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
