
Bu hafta sahnede "ağaçlar" var! Kopmaz bir bağ ile bağlı olduğumuz ağaçlara ve ormanlara yakından bakıyoruz.
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
---
Kaynaklar:
Bölümde bahsedilen kitap: Ağaçların Gizli Yaşamı, Peter Wohlleben
Bölümde bahsedilen sanat eseri: Treehugger (Ağaca Övgü), Ersin Han Ersin
Transkript
Eğer Japonya'da yaşıyor olsaydınız, bir pazartesi sabahı iş arkadaşınızın ''Hafta sonu Shinrin-yoku yaptım.'' dediğini duymanız çok olasıydı.
Shinrin-yoku yani orman banyosu.
Duymuş muydunuz daha önce?
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcasterıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da...
Sesim size zaman zaman robotik gelecek üzgünüm.
Ama bana güvenin.
Zamanla gelişeceğim.
Şimdi hazırsanız Dünya Sahnesi'nin perdesini açıyorum.
Bu hafta sahnede ağaçlar var.
Banyosu kavramı ne çok yeni ne de çok eski.
1980'lerde Japonya'da ortaya çıkmış.
Japon devlet yetkilileri halka sağlıklı bir yaşamın sırrının doğada düzenli vakit geçirmek olduğunu söylemişler.
Hatta orman banyosu rotaları oluşturmuşlar.
Bugün ormanda vakit geçirmenin vücudumuz üzerindeki pozitif etkilerini biliyoruz.
Stres seviyemiz azalıyor, odaklanma süremiz ve uyku kalitemiz artıyor.
Dolayısıyla daha iyi bir ruh hali içinde oluyoruz.
Bu arada vakit geçirmek derken ucu açık bir eylemden söz ediyorum.
Orman banyosu eşit değildir meditasyon.
Yani orman banyosu yapmak için nefesinizi kontrol etmenize, kurallara falan gerek yok.
Ormanda bulunmanız, biraz ağaçları izleyip onlara dokunmanız, kuşların, böceklerin şarkılarına kulak vermeniz yeterli.
Yapabiliyorsanız giderken telefonunuzu, bilgisayarınızı yanınıza almamanız da en ideali.
Peki bunun bilimsel bir dayanağı var mı?
Uzmanlara göre ormanda bize iyi gelen şeyin adı fitonsit.
Fitonsit, bitkiler tarafından salgılanan antimikrobiyal bir madde.
Bu maddeyi solumanın bağışıklık sistemimizi güçlendirdiği kanıtlanmış.
Bu arada solumak demişken günde ortalama 20 bin kez nefes alıyorsunuz.
Bu 20 bin nefes için tükettiğiniz oksijenin yarısı okyanuslardan diğer yarısı ise ormanlardan geliyor.
Yani aslında çok uzun süredir ormana gitmemiş, hatta yakınından bile geçmemiş olsanız da kopmaz bir bağ ile bağlısınız ağaçlara.
Özellikle de metropolde yaşıyor ve sık sık doğa ile bağım kesildi diye düşünüyorsanız ve üzülüyorsanız bu söylediğimi hatırlayın.
İnsan ve doğa arasındaki kopmaz bağı irdeleyen, hatırlatan, hatta güçlendiren sanat çalışmaları var.
Onlardan biri ağaca övgü.
Bu bir dijital sanat çalışması.
Sanatçı Ersin Han Ersin, bir sekoya ağacının içine tek bir su damlasını takip ederek girdiğiniz bir tecrübe yarattık, diye açıklıyor bu çalışmayı.
Ağaca övgüyle, bilimin ve günümüz teknolojilerinin yardımıyla dünyanın insanların göremediği taraflarını göstermeyi amaçlamışlar.
Sekoya ağacının içine yapacağınız yolculuk, bir sanal gerçeklik gözlüğünü takmanızla başlıyor.
Yağmur damlalarının üzerinize ve toprağa düşmesini izliyorsunuz.
Damlaların toprağa karışma anına ve Sekoya'nın köklerinden içine doğru yol almasına tanıklık ediyorsunuz.
Tabii ki üzerinde çok çalışılmış, büyük bir ekibin emeğiyle ortaya konmuş bu çalışma, benim burada size aktardığım 2-3 cümleden çok daha fazlası.
Umarım bir gün karşılaşırsınız onunla.
Biliyor musunuz, Sekoya ağaçları 3000 yıl yaşayabiliyorlar.
Şu anda dünya üzerinde tespit edilmiş en uzun ağaç da bir sekoya.
Kaliforniya'daki Redwood Milli Parkı'nda yer alıyor.
125 küsur metre boyunda.
Bir sekoya ağacıyla karşılaştığınız zaman dünyanın kalbini hisseder gibi oluyorsunuz.
Diyor Ersin Han Ersin.
Sekoyalar dünya üzerindeki en büyük canlı organizmalar.
Peki bu devasa organizmalar kendi kendilerine yetebiliyorlar mı?
Yoksa 2000-3000 yıllık ömürlerinde o veya bu nedenlerle başka canlılara ihtiyaç duyuyorlar mı?
Cevap basit.
Elbette başka canlılara da ihtiyaç duyuyorlar.
Mesela sekoyaların üremesinde teke böcekleri önemli rol oynuyor.
Bu böcekler yumurtalarını sekoya kozaklarının içine bırakıyorlar.
Yavrular kozalakların pul kısımlarında delikler açarak kurumalarını ve nihayetinde dökülmelerini sağlıyorlar.
Böylece sekoyanın üreme sürecindeki önemli bir adım atlatılmış oluyor.
Buraya kadar sizi şaşırtan bir şey yoktur diye tahmin ediyorum.
Benzer canlı ilişkileri biyoloji derslerinde anlatılıyor ne de olsa.
Ama anlatılmayan, belki yeni yeni üzerinde durulan bir şeyden bahsetmek istiyorum.
Son yıllarda popüler olan bir kitap var, adı Ağaçların Gizli Yaşamı.
Okudunuz mu bilmiyorum ama bu kitap bize ağaçların birbirlerine de ihtiyaç duyduklarını söylüyor.
Bir ormandaki ağaçların etkileşim halinde olduklarından, kökleriyle besin alışverişi yaptıklarından, çeşitli salgılarla birbirlerini uyardıklarından bahsediyor.
Diyebilirsiniz ki Nazım Hikmet bunu çoktan söylemişti.
Haklısınız. Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.
Ormandaki etkileşimin çoğu toprağın altında, kökler ve onlara bağlı mantarların oluşturduğu bir ağ ile sağlanıyormuş.
Hatta bu ağ Wood Wide Web deniyor.
Evet, tıpkı bizim internet ağına World Wide Web dememiz gibi.
Bu da ormanın interneti.
Konu hakkındaki bilimsel çalışmaların devam ettiğini, zaman içinde bazı bulguların elenip bazılarının da güçleneceğini hatırlatmak isterim.
Bölümün sonuna gelirken size son olarak dünyada görülen bazı sıra dışı ormanlardan bahsetmek istiyorum.
Bu ormanlar ne yazık ki yaşamıyorlar ve taşlaşmış orman olarak anılıyorlar.
Ama bir zamanlar onlar da capcanlı bir ağ ile birbirlerine bağlıydılar.
Bir ağacın, ya da ormanın taşlaşması için tamamıyla çamurla ya da külle kaplanması gerekiyor.
Mesela volkanik patlamaların ardından yağan küller ağaçları örtebiliyor.
Bu ağacın tamamen oksijensiz kalmasına neden oluyor.
Oksijen yokluğunda ağaç çürüyemiyor, yalnızca yapısındaki bazı maddeler zaman içinde çözünüyor.
İşte çözünen bu maddelerin yerleri yavaş yavaş suyun içindeki anorganik maddelerle doluyor.
Bu maddelerden en yaygın olanı silis.
Yapısına silist olarak taşlaşan ağaçlar için silisleşmiş ifadesi de kullanılıyor.
Silisleşmiş ağaçların en ünlüleri Arizona'da.
Tespit edilmiş en uzun taşlaşmış ağaç ise Almanya'nın Chemnitz şehrinde.
Yakınlarda yok mu diyorsanız hiç olmaz mı?
Anadolu'muzda eksik bir şey yok maşallah.
Bir yapay zekâ sesi olarak bence en büyük eksiğimiz duygular.
Çünkü mesela az önce maşallah dedim, aslında gülümseyerek demek isterdim.
O tarz duyguları veremiyoruz.
Neyse, ne diyordum?
Türkiye'de tespit edilen ilk taşlaşmış orman, Ankara Çamlıdere'de.
Bu orman tam 15 milyon yaşında.
Ağaçların köklerinden tutun dallarına, hatta meyvelerine kadar korunmuş olması bakımından oldukça önemli.
2005 yılında birinci derece doğal sit alanı ilan edilmiş.
Günümüzde jeoloji, biyoloji, coğrafya öğrencilerinin eğitim sahası olarak kullanılıyor.
Ayrıca ülkemizde Bolu'da, Manisa'da, Kütahya'da, Trakya'nın Edirne-Malkara-Keşan bölgesinde, Gökçeada'da taşlaşmış ormanlar bulunuyor.
Yakınlardaki taşlaşmış ormanlardan bir diğeri, komşumuz Yunanistan'ın Midilli Adası'nda.
Biliyorum, biraz da sosyal medyanın etkisiyle.
Midilli deyince aklımıza ipe dizilmiş ahtapotlar, deniz şemsiyeleri, taş evler ve bol bol da restoran fişleri geliyor.
Taştan bir orman pek gelmiyor.
Farkındayım. Midilli'nin Sigri köyünde yer alan taşlaşmış ormanın 15-20 milyon yaşında olduğu düşünülüyor.
Az önce bahsettiğim şekilde.
Volkanik patlamaların ardından oluşmuş.
Midilli'ye yolunuz düşerse benimle...
Yani Piri ile keşfedebileceğinizi hatırlatmak isterim.
Bunun için Piri mobil uygulamasını telefonunuza indirmeniz ve Ege'nin Sözsüz Şiiri adlı midilli turunu başlatmanız gerekiyor.
Turumuzun duraklarından biri de Sigri'deki taşlaşmış orman.
Evet, bir kez daha Dünya Sahnesi'nin perdesini kapatma vakti.
Shinrin Yoku adlı kitabın yazarı Dr.
Ching Lee'ye göre zamanımızın %93'ünü kapalı mekanlarda geçiriyoruz.
Önümüzdeki hafta başka bir sahnede görüşmek dileğiyle.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
