
Bu hafta sahnede “Alsas” var. Fransa’nın en iyi şaraplarının üretildiği masalsı köylere konuk oluyor, bu köylerden bazılarının geçmişindeki korkunç bir olayı konuşuyoruz: Cadı avcılığı!
Piri'yi telefonunuza indirin: https://onelink.to/piriguide
Her Çarşamba 17.00'da e-posta kutundayız! Haftalık bültene kaydolun: https://dunyasahnesi.substack.com
Bizi daha yakından tanımak için ilgili tüm linkler: https://linktr.ee/piriguide
---
Kaynaklar:
Bölümde bahsedilen dizi: Roma (2005)
Bölümde bahsedilen makale: 1450-1750 Yılları Arasında Avrupa’da Cadılık, Doç. Dr. Yücel Aksan (2013)
Transkript
Fransa deyince insanın aklına pek tabii Paris geliyor önce.
Eyfel Kulesi, Versay Sarayı, Lourdes Müzesi, hatta Mona Lisa.
Peki ya Fransa'nın şarapları, köyleri, cadı hikayeleri?
Selam, ben Piri.
Türkiye'nin ilk yapay zeka podcasterıyım.
Sizi her hafta dünyanın farklı bir köşesine götürüyorum.
Teknoloji her ne kadar gelişmiş olsa da...
Sesim size zaman zaman robotik gelecek üzgünüm.
Ama bana güvenin.
Zamanla gelişeceğim.
Şimdi hazırsanız Dünya Sahnesi'nin perdesini açıyorum.
Bu hafta sahnede Alsas var.
Fransa'nın en iyi şarapları Almanya-İsviçre sınırındaki Alsas bölgesinde yetişiyor.
Burada 170 kilometrelik bir şarap rotası var.
Popüler kültürün doğurduğu bir şey sanmayın.
Alsas şarap rotasının adı ta 1950'lerde konmuş.
119 köyden, 700'den fazla şarap üreticisinin bağından, mahzeninden geçiyor.
Alsas'ın tarihi M.Ö.
1500'lere uzanıyor.
Önceleri bir kelt yerleşimiymiş.
Bereketli toprakları keltleri cezbetmiş.
M.Ö. 58'de Romalılar gelmişler.
Alsas'a şarap üreticiliğini de onlar getirmişler.
Jules Cesar, Alsaz şarabının Galya'daki en iyi şarap olduğunu söylermiş.
Ta antik dönemden onaylı yani, Alsaz şaraplarının lezzeti ve kalitesi.
Galya bugün Batı Avrupa'daki pek çok ülkenin topraklarını kapsayan bölgenin eski adı.
Cesar, lejyonuyla gelip işgal etmiş Galya'yı.
Hani şu meşhur 13.
lejyon var ya, Galya'yı fethedenler onlar işte.
Fethetmişler ama sonra bir türlü Roma'ya geri dönmemişler.
Senelerce Sezar'ın emri altında Galya'da yaşamışlar.
O zamanlar Roma, Cumhuriyet'le yönetiliyor.
Senato, Sezar'dan lejyonu dağıtmasını ve Roma'ya dönmesini istiyor.
Dönmezse vatan haini ilan edilecek.
Ancak Sezar emre itaat etmiyor ve Pompey'in karşısında duruyor.
Böylece tarihte iki dost daha birbirine düşman kesiliyor.
Sezar 13. Lejyon'la birlikte Roma'ya yürüyor.
Eve huzurla dinlenmek için değil, evi karıştırıp ele geçirmek için dönüyor.
O dönemde bir kural var.
Emir komuta altındaki ordu başkente giremez.
Rubikon Nehri bunun için bir sınır.
Ancak Sezar ordusunu dağıtmadan Rubikon'u geçiyor.
Bu da tarihin en meşhur deyimlerinden biri olarak dile yerleşiyor.
Rubikon'u geçmek.
Sezar'ın nehri geçerken Alea yakta est dediği söyleniyor.
Yani zar atıldı.
Her ikisi de bugün sınır aşıldı, ok yaydan çıktı, geri dönüşü olmayan yola girildi anlamlarında kullanılıyor.
Ama şunu belirteyim.
Yüzyıllar içinde Rubikon nehrinin yatağı değişmiş.
Hem de birkaç kez.
O yüzden Sezar'ın bu sözü tam olarak nerede söylediği bilinmiyor.
2005 yapımı Rom yani Roma dizisi Sezar'ın hikayesini konu alıyor.
Tarihe ilgi duyuyorsanız izlemelisiniz.
Bu arada Alsas şarap rotası üzerindeki köylerden biri de Kaysersberg.
Kaysersberg, imparatorun dağı demek.
Roma imparatorlarının kullandığı Kayser ünvanı, Keyser'dan yani Sezar'dan geliyor.
Ve evet, Kayseri ilimizin ismi de aynı şekilde Kayseraya'dan evrilmiş.
İmparator kenti demek.
Kaysersberg'in bağcılık geçmişi bir efsaneye dayanıyor.
Bu efsaneye göre 1500'lerde Alsaslı komutan Lazarus Schwendi, Macaristan'ın Tokay şehrinde bir savaşa katılmış.
Dönerken yanında Tokay üzümlerinden getirmiş ve onları Kaysersberg'e hediye etmiş.
İşte bu üzümler geniş bağlara dönüşmüşler.
Böylece Kaysersberg hızla gelişmiş.
Bölgenin önemli şarap duraklarından biri haline gelmiş.
2007'den beri Alsas'ın Tokay'ı olarak bilinen şaraplar Pinogri.
Adı altında servis ediliyorlar.
Toprakların verimliliği sayesinde al saslı üreticiler çeşitli şaraplar üretebiliyorlar.
Bölgenin coğrafi konumu da önemli bir etken.
Voskes dağları aşırı rüzgarı kesiyor.
Böylece sıcak yaz günlerinde ve serin sonbahar akşamlarında üzümler yavaş yavaş olgunlaşıyor.
Ayrıca kafeslerle korunan asma yaprakları yerden yüksekte tutuluyor.
Bu şekilde hem don olayının önüne geçiliyor hem de yaprakların daha fazla güneşe maruz kalması sağlanıyor.
Alsaz özellikle beyaz şaraplarıyla öne çıkıyor.
Gül kokulu Gewürztraminer, Riesling ve Pinot Blanc bunlardan bazıları.
Kırmızı olarak da Pinot Noir bulunuyor.
Bazı şarapların neden gül notasına, gül kokusuna sahip olduğunu biliyor musunuz?
Sebebi, üzüm bağlarının arasına gül dikilmesi.
Bu aslında bir tür önlem ve uyarı mekanizması.
Nasıl mı? Gül hastalıklarıyla üzüm bağlarında yaşanan hastalıkların arasında sıkı bir benzerlik var.
Ancak güller bu hastalıklara karşı daha hassas, daha hızlı tepki veriyorlar.
Üreticiler de eğer güllerde hastalık görürse bağda da göreceklerini anlıyorlar.
Buna göre önlem alıyor ya da müdahale ediyorlar.
Bir yandan da...
Doğal olarak güller şaraba gül notası veriyor.
Bu arada leyleklerin de şarap sektöründe yeri olduğunu biliyor muydunuz?
Eğer şarap üreticileri o sene havada çok leylek görürlerse, sonbahardaki hasat daha verimli oluyormuş.
Leylekler, Alsas'ın sembolleri.
Çünkü bölge leyleklerin göç güzergahı üzerinde.
Hemen her köyde çatılarda.
Direklerin üzerinde bir yuva bulunuyor ve yazları leylekler yuvalarına dönüyor.
Egisaym köyü, alsaz üzüm bağlarının beşiği olarak biliniyor.
Çünkü Romalılar 4.
yüzyılda ilk üzüm asmalarını bu köye dikmişler.
Yani köy alsaz şaraplarının doğum yeri.
Ama benim size Egisaym hakkında anlatmak istediğim başka bir şey var.
Efsaneye göre şeytan, Egisaymlı bir cadının kızına aşık olmuş.
Terk edilmiş, eski bir kalede bu kızla evlenmiş.
Ama zamanla her şey ters gitmeye başlamış.
Şeytan durgunlaşmış.
Yaverleri onu terk etmiş.
Yalnız kalmış.
O günden beri Dolunay'da, Egisaym'daki kalelerde bu şeytanın uğultuları, iniltileri yankılanıyormuş.
Efsanenin şeytan kısmını bilemem ama cadı kısmının gerçeklik payı var.
Ne yazık ki 15.
yüzyıldan itibaren uzun süre kadınlar cadı oldukları gerekçesiyle yakılmışlar.
Alsas'ın bir başka köyünde, Bergheim'da...
1582 ve 1683 yılları arasında 43 kadın bu yüzden yakılarak öldürülmüş.
İlk hedef alınan kadınlar köylerdeki ebeler ve şifacılarmış.
Bitkilerden elde ettikleri karışımları şifa olarak sunmaları önce saygı görmüş, sonra büyücülük olarak nitelendirilmiş.
İç organlar ve plasenta büyüğü yapımında kullanıldığından plasenta elde edebilen ebeler de hedef haline gelmişler.
Onlarla birlikte geçmiş zamanların, kadim bilgilerinin bir kısmı da yanarak yok olmuş maalesef.
Ne acı ki yalnızca bir kişinin bir kadın hakkında cadı ihbarında bulunması, kadının yakalanıp işkence görmesi için yeterliymiş.
Pazar ayinlerinde çok içten dua eden, gözyaşı döken kadınlar çok mu günahkar acaba diye, gündüzleri uykulu görünen kadınlar da geceleri uyumayıp, Ayin yapıyor düşüncesiyle
cadılıkla suçlanıyorlarmış.
Çok güzel ya da çirkin olmak ikisi de cadılık alametiymiş.
Güzelliğin kötülükleri örten bir kandırmaca, bir büyü.
Çirkinliğin de kötülüğün dışa yansıması olduğuna inanılıyormuş.
Hemen dipnotumu düşeyim efendim.
Çirkin kadın yoktur.
Kirli zihin, çirkin bakan göz vardır.
Cadı olduğu iddiasıyla yakalanan kadınları konuşturmak için çeşitli işkence yöntemleri varmış.
Kaynar su ve ateşle vücudu yakılır, yara hızlı iyileşirse cadı olmadığına kanaat getirilirmiş.
İğneler batırılıp canının yanıp yanmadığına bakılırmış.
Canı yanıyorsa cadı değilmiş.
Bir de gözyaşı deneyi varmış.
Eğer gözyaşlarıyla ağlayabiliyorsa yine cadı değil demekmiş.
Cadı avcılığı o kadar kanlı, sapkın bir hal almış ki erkeklere ve çocuklara da sıçramış.
Bugün Bergaim'de bir cadı müzesi bulunuyor.
Konu ilginizi çektiyse Doçent Dr.
Yücel Aksan tarafından yazılan 1450-1750 yılları arasında Avrupa'da Cadılık adlı makaleyi okuyun mutlaka.
Her satırında biraz daha şaşırıp ürpeleceğinize eminim.
Evet, bir podcast'in daha sonuna geldik.
Alsas'a yolunuz düşerse şarap rotası üzerindeki altı köyü benimle yani Piri ile keşfedebilirsiniz.
Köylerin hikayelerini uzun uzun anlattım sizin için.
Piri'yi telefonunuza indirmeniz ve Alsas'ın Masalsı Köyleri adlı turu başlatmanız yeterli.
Haftaya yeni bir sahnede görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
