
Dinlence Podcast’ in yeni bölümünde hayatımıza dair sorular sormaya devam ediyoruz.
🎙️Bu bölümde yalnızlığın sadece tek başına olmak değil, anlaşılmamak, derin bağlar kuramamak, temas kuramamak, görülmemek hali ve daha fazlası üzerine konuşuyoruz.
✨Kalabalıkların içinde yalnız hissettiğin oldu mu? Hani konuşuyorsun ama kimse gerçekten duymuyor gibi…
Modern dünyada neden bu kadar bağlantılıyken bu kadar yalnızız?
Yalnızlık bir sorun mu, yoksa bize bir şey anlatmaya mı çalışıyor?
🌿Cevaplardan çok soruların peşine düşenler için sakin ve dürüst bi sohbet.
🪻Bu bölüm sana dokunuyorsa, yalnız değilsin. Paylaşmak istersen birine gönder.
Transkript
Merhaba, Dinlenci Podcast'ta hoş geldiniz.
Ben Azime. Bugün yeni bir bölümle sizlerleyim.
Bir önceki bölümde yaşadığımız hayata dair bazı anlarla ilgili sorgulamalarımızdan ve hayatı sorguladığımızda var olduğunu düşündüğümüz karanlığımıza sızan ışıktan bahsetmiştik.
Bu bölümde sorgulamaya ve içeriye ışık almaya devam edelim diyorum.
Bu bölümde temamız yalnızlık.
Tutunmak, bağ kurmak, modern ilişkiler üzerine.
Biraz da... Bu ilişkide ben var mıyım dediğimiz anlara, kalabalıklar içinde yalnızlık dediğimiz hani, yalnızlık duygumuzun temelindeki sebeplerin ne olabileceğine ve bu konularla ilgili günlük hayatta başımıza gelen
durup düşündüğümüz konulara değineceğiz.
Yine derinlerdeyiz arkadaşlar.
Hayatın kime ait olduğunu sorgulamaya başladığımızda bu soru önce işine, yoluna, yaptığın seçimlere dokunur.
Sonra yavaş yavaş en yakınına gelir konuştuğun insanlara, yanında durduklarına.
Hayatını paylaştığını sandıklarına.
Ve bir noktada fark edersin ki sorgulanan şey artık yalnızca hayat değil, ilişkilerindir.
Bugün hiç olmadığı kadar kalabalık bir dünyada yaşıyorsun.
Sosyal medyayı düşünelim mesela.
Instagram, LinkedIn, X, bir sürü bildirim, binlerce içerik, binlerce akış.
Gün içinde onlarca insanla temas ediyorsun.
Ama gün sonunda içten içe, hayatımda, çevremde, okulumda öyle ya da böyle birileri var ama Kimse yok gibi bir his kalmıyor mu?
Düşünsenize belki de hadi çık gel diye arayabileceğiniz insan sayısı bir ilim beş parmağını geçmiyordur.
Köklenmiş ilişkilerimiz, bağı sağlamlaşmış dostluklarımız yok.
Sahiden yalnız olabilir miyiz?
Yalnızlık artık tek başına kalmakla ilgili bir şey de değil aslında.
Düşün ki çok canın sıkkın, kafan bir konuya çok fena bozuk.
Bir derdin bir sıkıntın var ve bir arkadaşın ya da dostunla berabersin.
Tam olarak duygunu tüm şeffaflığıyla ifade edebiliyor musun?
Hissettiğin duygunla arkadaşına ya da o an seni dinleyen her kimse, bu ailenden biri de olabilir partnerinde ya da bir arkadaşın olabilir.
Bu kişiye hissettiğin duygunla anlattığın şey aynı mı?
Ben kendi açımdan cevabını vereyim mi?
İsterse etrafımızda bize destek olmak isteyen, bizi dinleyen yüzlerce kişi olsun ve yaşadığın şey her neyse konunun önemi hiç yok.
Bunu biriyle paylaşsak da hissettiğimiz duyguda yalnız olduğumuzu düşünüyorum ben.
Bu arada arkadaşlarımızın varlığı çok kıymetli.
Burada bahsettiğim konu onların varlığı değil.
Öyle anlaşılsın hiç istemem.
Bütün arkadaşlarım, dostlarım iyi ki varlar.
Sizler için de aynı duygular olsun dilerim.
Çünkü insan tek başına temassız bir şekilde mutlu olabilecek bir varlık değil.
Şu anda burada her ne kadar yalnızlık konusunu konuşuyor olsam da bunu pozitif bir yerden anlatmıyorum.
Zaten yalnızlık sıradan ve kabul gelen ya da ne bileyim olması gereken bir duygu olsaydı şu anda gündem yapıp bu bölümü çekiyor olmazdık öyle değil mi?
Benim anlatmak istediğim yaşadığımız duygu da tek başımıza olduğumuzdan bahsediyorum ben.
Sen ifade edemediğin için değil bazen duyulmadığını düşündüğün için de olabilir bu.
İşte bu yüzden yalnızlığın artık tek başına kalmakla ilgili olmadığını söylüyorum.
Birinin yanındayken bile anlaşılmadığını hissetmekle ilgili olabilir.
Ya da konuştuğunda duyulmadığını, sustuğunda fark edilmediğini hissetmekle ilgili olabilir bu.
İşte burada size Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar kitabından bahsetmek istiyorum.
Kitaba genel çerçevede baktığımızda yalnızlık duygusu üzerinde durduğunu söyleyebiliriz.
Ama kitabı okuyanlar bilecektir.
Kitaptaki kahramanımız Selim Işık tek başına değil aslında.
Yalnız biri değil. Etrafında insanlar var.
Derin ve uzun sohbetler eden biri.
İlişkileri olan biri yani.
Ama bütün bunların içerisinde gerçek bir teması yok.
Kimse kimseyi gerçekten duymuyor.
Herkes kendi cümlesini kurmakla meşgul.
Bu yüzden Selim'in yalnızlığı kalabalıkların ortasında yaşanıyor.
Herkes kendi cümlesini kurmakla meşgul demişken, günlük hayatta sizin de denk geldiğiniz oluyor mu?
Karşınızdaki bazen siz konuşurken sizi dinlemeyip size vereceği cevaba odaklanmış, sadece size vereceği cevabı düşünüyordur.
Sen konuşuyorsun, anlatıyorsun, açıklıyorsun ama o burada değil, sende değil.
Bildiniz mi bu duyguyu? Şu anda sizde de yaşadığınız bazı anlar canlanıyorsa ben bu duyguda yalnız değilim demektir.
Ama bu durum konusunda yalnız olmayı tercih ederdim.
Ben bu tatsız durumu çokça yaşadım.
Ama sizin yaşamanızı istemezdim.
Hırstan arkadaşlar onlar, hırstan.
Hırs yapıyorlar. Şimdi örneğimize geçmek istiyorum.
Tutunamayanlar kitabından örnek vermiştik.
Şimdi bu Selim Işık'tan örnek verdiğimiz kalabalıklar içinde yalnızlık duygusu ile ilgili biraz düşünmeni istiyorum.
Bugün de benzer bir yalnızlık çok tanıdık değil mi?
Bir ilişki içindeyken bile kendini dışarıda hissedebilirsin.
Yan yana otururken bile arada bir boşluk olduğunu görebilirsin.
Konular konuşulur, sohbetler edilir ama derine inilmez.
Sorular sorulur ama cevaplar dinlenmez.
Buradaki temel bağ kuramamak olabilir mi?
Aslında yalnız değilsin ama bağlı da değilsin belki.
Bunu fark edersin ama bazen de bu yalnızlıkla yüzleşmek yerine tutunmayı seçersin.
Sırf yalnız kalmamak için sürdürülen ilişkiler vardır.
Hepimiz biliriz, yaşamasak bile çevremizi sıkça gördüğümüz bir durum.
Aslında çoktan bitmiş ama ne olacağı belli değil diye devam eden ilişkiler.
Bu nasıl bir şey biliyor musun?
Mesaj gelmediğinde huzursuz eden, geldiğinde de tam olarak mutlu etmeyen ilişkiler.
Ne varlığından bir fayda olur ne de yokluğundan.
Tutunursun işte. Tutunmak çoğu zaman sevmekle karıştırılıyor.
Oysa tutunmak, düşmemek için bir şeye asılmaktır.
Sevmek ise yanında durabilmektir.
Bu noktada insan kendini fark etmeden değiştirir.
Daha az sorun çıkarır, daha az konuşur, daha az talep eder.
Çünkü kaybetmekten korkar.
Zaten düzgün insanla karşılaşmak çok zor, zor bulunuyor.
Herkes böyle, yalnız kalmaktansa böyle olsun gibi içten içe normalleştirir durumu.
Ama her uyum sağladığında, İlişkide bir adım daha geri çekilirsin.
Ve bir süre sonra da ilişki devam ederken sen görünmez olursun.
Bu tip ilişkilerde emek, çaba ve en çok da özden sevgi eksik olduğunu düşünüyorum ben.
Eric Fromm'un Sevme Sanatı kitabını bilir misiniz?
Sevgiye dair çok kıymetli anlatılar var bu kitapta.
Bu kitap başlı başına ayrı bir podcast konusu olmalı bence.
Eric Fromm bu kitapta çok net bir şekilde Sevgi bir duygu değil bir eylemdir.
İlgi ister, emek ister, sorumluluk ister der.
Ama bugünün ilişkilerinde sevgi çoğu zaman ihtiyaçla karışır.
Sevilmek istersin, anlaşılmak istersin, yalnız kalmamak istersin ama bu istekler seni sevmeye değil tutunmaya yeter.
Fromm'un söylediği en çarpıcı şeylerden biri ise şudur.
Sevgi iki eksik insanın birbirine yaslanması değil, sevgi iki bütün insanın yan yana durabilmesidir.
Ama bütün olmak zaman ister.
Kendinle kalmayı, sessizliği, boşluğu tolere edebilmeyi gerektirir.
Ve bu günümüz dünyasında pek öğretilmez.
Günümüzde kendiyle kalmayı, kendine vakit ayırmayı, kendi gelişimi için emek harcamayı tercih etmiş insanların asosyal damgası yediğini düşünüyorum ben.
Belki de bizde bu yüzden yalnızlık ya da yalnız kalma korkusu çok yaygındır bilemiyorum.
Belki de yalnız kalmaktan ve toplumsal olarak asosyal ya da benzeri bir damga yemekten değil, Yalnızlıkla yüzleşmekten korkulur.
Çünkü yalnız kaldığında ve düşünmeye başladığında kendi kendine bir sürü sorular gelir aklına.
Ben kimim? Ne istiyorum?
Niye ihtiyacım var? Bu sorulara cevap vermek öyle kolay değil.
Benim açımdan değil en azından.
O yüzden bazen yanlış ilişkiler doğru yalnızlıktan daha güvenli gelir.
Ama bu güven hissi geçici.
Çünkü tutunarak kurulan ilişkiler bir süre sonra yalnızlığı azaltmaz.
Sadece erteler.
Ve o ertelenen yalnızlık, genelde daha yorgun bir anda geri gelir.
İlişkinin içinde kaybolmuş, kendi sesini kısmış bir halde.
Bu bölümde anlatmak istediğim şey kimseye ihtiyacın olmaması gerektiği değil.
İnsan temasla yaşar.
Yakınlık ister, bağ ister ama belki de asıl mesele bağ kurmakla tutunmak arasındaki farkı görebilmektir.
Seni sen olarak gören insanlarla, seni yalnız kalmaman için yanında tutan insanlar arasındaki farkı görebilmek ve bunu ayırt ederek ilerlemekten bahsediyorum.
Bence kendimize, yanımda biri var ama ben bu ilişkide var mıyım?
Yoksa sadece boşluk da olsun diye mi buradayım sorusunu sormalıyız.
Bu sorunun cevabı hemen gelmez ama gelmediği yerde bile bir şeyleri değiştirmeye başlar.
Bu bölümü net bir yargı ile kapatmak istemiyorum.
Çünkü ilişkiler de net bir çizgi ile ilerlemez.
Ama diğer bölümlerde de olduğu gibi seni düşüncede bırakacak bir soru ile bitirmek istiyorum.
Hayatında şu anda yanında tuttuğun insanlar, seni gerçekten sen olduğun için mi görüyor yoksa sen yalnız kalmamak için mi onları hayatında tutuyorsun?
Bu sorunun cevabını hemen bulmak zorunda değilsin.
Ama cevabını bulamasan bile bu soruyu sormak bir şeyleri değiştirmeye başlar.
Belki de bir ilişki önce bu soru sorulduğunda anlamını ele verir.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Bir sonraki dinlencede görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
