
Dinlence Podcast’in “Bir Kelimenin İzinde” serisinin 3.bölümü “Umut” yayında.🎙️
Bu seride her bölümde bir kelimenin izini sürüyoruz ve birlikte o kelimenin çağrıştırdığı duygulara, hikayelere ve içsel yolculuklara bakıyoruz.
Bu bölümde; küçük umutların insanı nasıl ayakta tuttuğunu, “belki bi gün” diyebilmenin neden vazgeçmemek anlamına geldiğini, umudun inançla, sorumlulukla ve yaşamla olan bağını ve bazen yalnızca “bu his hep böyle kalmayacak” diyebilmenin bile neden çok kıymetli olduğunu konuşuyoruz.
Biraz iç seslerimizden, biraz da insanın yeniden başlayabilme ihtimalinden söz ediyoruz. Çünkü bence umut büyük mucizelerde değil, sevdiğimiz birinin sesinde ya da pencereye vuran küçücük bir ışıkta saklıdır.
Belki bu bölüm size de kendi içinizde uzun zamandır sessiz kalan bir şeyi hatırlatır.
Sizin pencerenizden de günün ve umudun hiç eksilmemesi dileğiyle..
Keyifli dinlemeler🎧
Transkript
Merhabalar, Dinlence Podcast''ta hoş geldiniz.
Ben Azime. Bugün yine bir kelimenin izine birlikte düşüyoruz.
Önceki bölümlerde gurbet ve hasret üzerine konuşmuştuk.
Bugün umut kelimesiyle devam edelim istedim.
Daha pozitif olsun, daha bir içimiz açılsın istedim.
Evet, belki de insan ruhunun en temel, en hayati ama bazen de en çok hırpalanan duygusunu umudu konuşacağız.
Çoğu zaman umudu sadece işler yolunda gittiğinde hissettiğimiz bir iyimserlik sanıyoruz.
Oysa işin aslı çok daha derin.
Umut aslında hepimizin kaybetmekten korktuğu ama elimizde tutmakta da zorlandığımız bir şey.
Çoğu zaman umut deyince aklımıza büyük şeyler geliyor.
Her şeyin düzelmesi, hayatın bir anda yoluna girmesi, mucizeler bekliyoruz belki de.
Biliyorum hepimizin hayatı çok zor.
Şu içinden geçtiğimiz döneme bakacak olursak da umutsuzluğa kapılmanızı anlayabiliyorum.
Ama geldik bu hayata madem, nefes alıyoruz, elimizden gelenin en iyisini...
Yine kendimiz için en güzelini en doğrusunu yapmaya çalışalım öyle değil mi?
Büyük şeyler için çırpınmaktansa küçük umutlarımızı besleyerek büyütmeye çalışalım derim ben.
Mesela zor bir dönemden geçerken ya sabah yataktan kalkabilmek bile bir umuttur yani.
Bu büyük mucizeler beklemeyelim.
Ya da çok ortalama bir gün geçirdin.
Bazı tatsız şeyler de oldu diyelim.
Hepimizin sıradan bir günü aslında bu.
Olsun bugün de böyle geçsin diyebilmeliyiz.
Şimdi bu dışarıdan bakınca çok küçük görünüyor.
Kulağı çok küçük duyuluyor.
Farkındayım. Ama belki de umudun en gerçek hali bu.
Şikayet etmektense bir şeyleri değiştirmek için umut edelim ve harekete geçelim derim ben naçizane.
Elimden geldiğince ben kendi hayatım için bunu yapmaya çalışıyorum.
Ne bileyim bazen her şey yolunda gitmez.
Çok kötü geçen bir günü düşünün.
Terslik üstüne terslik oluyor.
Size iyi gelen, sevdiğiniz birinin sesini duymak iyi gelmez mi?
Oh be dedirtir yani.
Bazı günlerde sadece içinden bu his hep böyle kalmayacak.
Elbette değişecek diye geçirebilirsin mesela.
Ya bu tamamen ben bu arada.
Ben gün içinde belki 10 kere söylerim bunu kendime.
Bu düzen elbette değişecek derim.
İç sesimi bir duysanız çok fena.
Mikrofon başına geçince biraz süzüyorum sizi sıkmamak için.
Yani demem o ki belki de insanı hayata tutan şey o küçücük ihtimallerdir.
Ve de umut sadece iyi şeyler olacağına inanmak da değil bence.
Sadece tamamen vazgeçmemek.
Sanırım bu yüzden umut etmek bazen yorucu geliyor insana.
Çünkü umut hayal kırıklığı ihtimalini de beraberinde geçiriyor.
Bu yüzden bazı insanlar umut etmekten kaçınır.
Beklentim olmazsa üzülmem diye düşünenler var.
Eminim sizin çevrenizde de vardır ya da belki siz öylesinizdir.
Biliyorum çok üst üste olumsuzluklar geldiğinde insan umudunu kaybedebiliyor.
Seçim dönemlerini hatırlıyorum mesela.
Çok iyi anladığım bir duygu ama böyle yapmayalım derim ben.
Umut her zaman beklenti değil.
Sadece bir kapıyı tamamen kapatmaman, küçücük de olsa bir boşluk bırakmak ve belki diyebilmektir.
Belki bir gün. Belki bir gün olur deyip de böyle bekleyelim.
Doğru zamanı bekleyelim.
Elimizden başka bir şey gelmiyor çünkü.
Ama tamamen umudumuzu kaybetmeyelim.
Ben çok üzülürüm.
Kendi adıma da umudumu kaybetmek istemiyorum.
Her zaman, her konuda umudumu deri tutacağım.
Yani burada sizin önünüzde de kendime söz vermiş olayım.
Yani aslında işin aslı çok derin arkadaşlarım.
Temel felsefemiz şu olmalı.
Yaşıyorum o halde umut ediyorum.
Umut sadece bir duygu değil çünkü.
Bir varoluş biçimi, bir direnç noktası.
Hayatın anlamıyla doğrudan ilişkili bir şey bence.
Ne için yaşadım? Yaşadıklarımdan ne öğrendim?
Ve gelecekteki kendimi nasıl görmek istiyorum sorularına verdiğimiz cevapların tam merkezinde umut var.
Bir düşünün. Her şeyin bittiğini, artık yapılacak hiçbir şey kalmadığını zannettiğimiz o en karanlık anlarda bile bizi hayata bağlayan gizli bir güç vardır.
İşte o adını koyamadığımız güç umut.
Bizi taş üstüne taş koyma gücünü veren, yaşama ihtiyacın yeniden doğuran da odur.
Aslında umut inancın da en temel parçalarından biri bence.
Aşkın ve inancın olduğu yerde, burada bahsettiğim aşk romantik ilişkilerde beslediğimiz aşk değil, herhangi bir şeye duyduğumuz aşktan bahsediyorum.
Aşkın ve inancın olduğu yerde umut daima kendine bir yol bulur.
Bir insan sorumluluk ve ahlaka sahipse umuda da sahiptir diye düşünüyorum ben.
Bu çok kritik. Çünkü sorumlu insan sadece kendisi için değil, toplum için, gelecek için ve kendi benliği için bir şeyler yapma yükümlülüğü hissetmeli.
Geleceğe dair bir sorumluluk hissettiğimizde ister istemez o geleceğe dair bir ışık yakmak, yani umut etmek zorunda, umut etmek durumunda kalırız.
Çünkü insan geleceğe karşı sorumluluk hissediyorsa ister istemez umut da taşıyordur içinde.
Hayatımızın içinde aslında keşfedilmeyi, açığa çıkarılmayı bekleyen başka bir hayat daha var.
Çünkü rutinlerin, dertlerin, problemlerin altında gizli kalmış.
Gösterilmeyi ve ifşa edilmeyi bekleyen o hayatı ancak umutla gün yüzüne çıkarabiliriz.
Şu soruyu kendimize sormanın tam vaktidir arkadaşlarım.
Sizi hayata bağlayan, sizi hayatta tutan sebepler neler?
Bunu bir düşünün lütfen.
Bu soruyu sorduğunda bazı insanların gözleri parlar eminim.
Şu an sizin de belki gözleriniz parladı.
Büyük bir canlılık da anlatmaya başlarlar değil mi?
Bir düşünün. İşte o gözlerdeki parıltı Umut değil de nedir?
Umut bize şunu anlatmak istiyor bence.
Bütün saadetler mümkün.
Kapanan kapıların bir anda açılması, içeri baharın, kuşların ve ışığın girmesi mümkün.
Kaybolanların bir sabah yeniden buluşması, imkansız görünen mucizelerin gerçekleşmesi mümkün.
Umut aslında bir teslimiyet ve aynı zamanda da bir talep gibi.
Ziya Osman Sabah'ın dizelerinden bir örnek vermek istiyorum size.
O eşsiz duygusu.
Her mihnet kabulüm, yeter ki gün eksilmesin penceremden diyor.
Ya bu sadece bir şiir değil bence.
Dua gibi değil mi? Dua gibi duyuyorum ben.
Aslında umudun bir duaya dönüşmüş hali belki de.
Ölümün kıyısından geçerken bile kuşun sesini duyabilmek, bahçenin yeşilini fark edebilmek ve o ışığa tutunmak.
Umut tam olarak bu.
İşim de şu bahar geldi her taraf çiçeklerle doldu.
Ben biraz da bu yüzden Umut'la ilgili bir bölüm çekmek istedim.
Şu kapımdaki çiçekleri görünce bile benim içim Umut'la doluyor gerçekten.
Tamamen bütün sıkıntılarımı unutuyorum ve o anı yaşıyorum.
Size de önerimdir.
Bahar geldi arkadaşlarım değerlendirin bunları.
Başımıza gelen ve gelecek olan her kötü ve olumsuz şeye rağmen hayattan vazgeçmemek, gün yeter ki eksilmesin diyebilme cesaretini göstermek.
Penceremizden sızan o bir damla ışık aslında bizim hayata dair en büyük direnç noktamız belki de.
Bölümü kapatırken şunu tekrar hatırlayalım istiyorum.
Umut her şey bittiğinde başlayan değil, her şey bittiğinde bile bitmeyen şeydir.
Kendi benliğimize, toplumumuza ve geleceğimize karşı sorumluluğumuzu hatırladığımızda umut kendiliğinden yeşerecektir.
Bugün umudu hayatınızda nereye koyduğunuzu düşünmek isterseniz çok büyük cevaplar bulmanız gerekmiyor.
Bazen çok küçük şeyler bile yeter.
Sizin pencerenizden de günün hiç eksilmemesi dileğiyle, içinizdeki o bekleyen hayatı umutla selamlayın.
Bir sonraki dinlencede görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
