
🍃 Dinlence’ye hoş geldiniz.
🎙️ Dinlence Podcast’in yeni bölümü yayında!
Hayatında büyük bir şey olmadığı zamanlarda, sanki bir şeyleri eksik yaşıyormuşsun gibi hissettiğin oluyor mu?
Bu bölüm, sürekli bir yerlere yetişmeye, bir şey başarmaya, kendimizi geliştirmeye çalışırken arada kalan o sakin günler üzerine.
Her günün unutulmaz olması gerekmiyor. Her gün bir şey başarmak, bir karar vermek ya da hayatımızı değiştirmek zorunda değiliz.
Bazen sadece güzel, sıradan bir gün geçiriyoruz. Ve belki de yıllar sonra en çok o günleri özleyeceğiz.
Bu bölümde büyük meselelerden biraz uzaklaşıyor, etrafımızda olup bitene bakıyor ve hayatın aslında tam da o küçük, önemsiz sandığımız anlarda devam ettiğini hatırlıyoruz.
Kahvenizi alın.
Biraz yavaşlayın.
Olaysız dağılıyoruz.
🎧 Keyifli dinlemeler.
Transkript
Merhabalar, Dinlence Podcast''ta hoş geldiniz.
Ben Azime. Sadece mikrofonun başına geçip biraz konuşmak istedim.
Biraz dertlendim.
Hadi bakalım, içimi dökeceğim bu bölümde.
Bir önceki bölümde belirsizlik üzerine konuşmuştuk.
Bu bölümde ise benim normal sıradan günlük hayatımda aklıma takılan bazı sorularla ilgili bir gündem yapayım dedim.
Konu açayım ve bunun üzerine konuşalım istedim.
Biraz akışta belli olacak konuşmanın gidişatı.
Günlük hayatımda aklıma takılan sorulardan yola çıkarak Mikrofonun karşısına geçtim ve konuşmaya, içimi dökmeye, dertleşmeye karar verdim.
Şu sıralar hayatımda öyle çok büyük bir şey olmuyor.
Eskiden bunu söylerken sanki kötü bir şey söylüyormuşum gibi hissederdim.
Hayatımda hiçbir şey olmuyor derdim ama bunu böyle sıkılgan bir yerden söylerdim.
Sanki hayat dediğimiz şey sürekli hareket halinde olmak zorundaymış gibi düşünürdüm.
Ona göre yaşardım. Bir şeyi başarmam lazım.
Bir yerlere gitmem lazım.
Yeni insanlarla tanışmam lazım.
Bir işe başlamam lazım.
Kendimi geliştirmem lazım.
Bir karar vermem lazım gibi böyle sürekli olması gereken listeler sıralardım kendime.
Ama son zamanlarda bu düşünce biraz değişti.
Hafifledi bende en azından.
Çünkü hayatın çok büyük bir kısmı aslında hiçbir şeyin özellikle olmadığı günlerden oluşuyor.
Mesela bir hafta sonu sabahı uyandım.
Güneş evinin içine giriyordu.
Kahvemi yaptım.
Yani kavurucu sıcaklara rağmen bu kahveden vazgeçemiyoruz.
Yalnız değilim diye düşünüyorum.
Bir şarkı açtım.
Sonra dışarı çıktım.
Yolda bir kedi gördüm mesela.
Kedi kaldırımın ortasında oturuyordu.
Hiçbir yere yetişmiyordu.
Bir toplantısı yoktu. Bir kariyer planı yaptığını da sanmıyorum kedinin.
Sadece oturuyordu.
Ve birkaç saniye ona bakınca içimden keşke ben de böyle oturabilsem diye geçirdim.
Çünkü bize küçük yaştan beri hep bir yerlere yetişmek öğretildi.
Önce okula, sonra sınava, üniversiteye, işe, terfiye, eve, evliliğe, hayata ve bunu çoğaltabilirim.
Sanki hayat sürekli bir sonraki durağa yetişmekten ibaretmiş gibi öğretildi.
Sonra bir bakıyorsun bütün hayatın o durakların arasında geçmiş.
Otobüs beklerken, market sırasında dururken, bir arkadaşının anlattığı saçma bir şeye gülerken, biriyle telefonla konuşurken, akşam eve dönerken gökyüzünün rengini fark ederken.
Aslında yaşadığımız hayatın büyük kısmı bunlar değil mi?
Ama hayat deyince aklımıza hep büyük şeyler geliyor.
İlk aşk, ilk iş, mezuniyet, taşınmak, şehir değiştirmek, çok para kazanmak, bir hayali gerçekleştirmek.
Bunların hepsi çok güzel tabii ki.
Ama hayat sadece bunlardan oluşmuyor.
Bunun tepi taklak durumları da var.
Büyük ihtimalle hayatımızın çoğu çok sıradan herhangi bir günden oluşuyor.
Az önce verdiğim bir hafta sonu gününden oluşuyor belki de.
Ve ben artık o sıradan günleri biraz daha sevmeye çalışıyorum.
Hatta sevmeye başladım.
Çünkü her günün öyle anlatacak büyük bir hikayesi olmak zorunda değil.
Bazı günler sadece geçip giden bir gün.
Takvimleri devirmek yani belki de.
Negatif anlamda söylemiyorum ama takvimleri deviriyoruz bir şekilde bir nevi.
Sabah kalkıyorsun, kahveni içiyorsun.
Olmazsa olmaz. Birkaç işini hallediyorsun.
Bir arkadaşınla konuşuyorsun.
İşlerini hallediyorsun. İşte çalışıyorsan ofisine gidiyorsun, okula gidiyorsan üniversitenin okuluna gidiyorsun.
İşlerini halledip, derslerini bitirip akşama eve geliyorsun.
Bir şeyler izliyorsun, belki bir iki sayfa bir şey okuyorsun ve gün bitiyor.
Bitti. Eskiden böyle bir günü bugün hiçbir şey yapmadım diye değerlendirebilirdim ve çok üzülürdüm.
Şimdi daha farklı bakıyorum.
O gün hiçbir şey yapmamış değilim ben aslında.
O gün sadece o günü yaşamışımdır.
O günün sadece gerektirdiği şeyleri yerine getirmişimdir.
Çünkü kendimizi sürekli değerlendiriyoruz ya hani.
Verimli miyim? Kendimi geliştirdim mi?
Spor yaptım mı? Bir şey öğrendim mi?
Geleceğim için bir şey yaptım mı?
Bu sorular tam olarak ben.
Benim kafamın içine hep bu sorularla doluydu.
Şimdi bunları biraz hafiflettim.
Her gün kendimizin daha iyi bir versiyonuna dönüşmeye çalışırken elinizdeki halinizi yaşamayı unutuyoruz.
Yani o günün bana getirdiği şeyi yaşamayı unutuyorum.
Mesela ofiste olduğum bir günü düşünelim.
İşte bir arkadaşım hadi gel bir kahveye çıkalım.
Yok hayır. Şu an bu dokümanı bitirmem lazım.
İşte bu şu taslağı tamamlamam lazım.
Yok hayır git iç kahveni.
Yok hayır onu yapmam gerekiyor diye mesela arkadaşımla iki dakika vakit geçiremiyorum.
Çünkü neden? O günümü planladım.
Çünkü neden? O gün onu tamamlamam lazım.
Çünkü niye? Bu benim geleceğim için.
Çünkü neden? Bu benim kariyerim için.
Çünkü neden? İşte performansım için.
İşte bula bula. O iki dakika ama benim bugün hani çok da konuyu dağıtmadan bir örnek vermek istiyorum.
Bugün... O arkadaşımla ilgili bir şey olsa, benim ya da onun başına bir şey gelse, o gün onunla o kahveyi içmediğim için çok büyük pişmanlık duyarım.
Yani son günlerde öğrendiğim bir şey varsa o da sevdiklerime vakit ayırmaktır.
Çünkü hiç o negatif konulara girmek istemiyorum ama çok ciddi kayıplar yaşadık.
Yani arkadaşlarım yakınlarını kaybetti.
Ve kendime çıkardığım en büyük ders odur.
Şimdi bir anda bir arkadaşım hadi gel kahve içelim dese bu mikrofonu kapatır giderim.
Ki bu mikrofonun başında olmaktan...
Ne kadar mutlu olduğumu, burasının bana bir terapi gibi geldiğini, dertleşme alanı gibi olduğunu da hep söylüyorum.
Bütün çevremde biliyor. Bazen bölümlerde size de söylüyorum.
Bana ne kadar iyi de gelse ben bugün için bunu planlamış bile olsam artık ben çok da uç noktalara gitmeden sevdiklerime vakit ayırmayı tercih ederim.
Yani bu kayıplardan öğrendiğim bir şey varsa o da budur.
Çünkü yarın o arkadaşımla ilgili bir şey olsa ben o gün onunla o kahveyi içmediğim için Ciddi, deli pişmanlık duyarım.
O yüzden toparlayacak olursam, konumuza dönecek olursam eğer, elimizdeki halimizi yaşamayı unutuyoruz.
Bir insanın bir günü sadece var olmakla geçebilir.
O günü planlamış olabiliriz ama hatta bazen geçmesi gereken gün tam olarak odur.
O şekildedir. Yani o günün gerektirdiği odur.
Mesela odanı topladın, yemek yaptın, sevdiğin şarkıyı beş kere dinledin mesela.
Bu ben. Meliko Fan Club burada mı?
Beş kere dinliyorum çok sevdiğim bir şarkıyı.
Minimum. Sonra akşam olur.
Bu da hayat. Öyle değil mi?
Hem de gayet gerçek bir gün.
Bize sürekli anı yaşa diyorlar ya.
Anı yaşamak aslında her zaman işte böyle çok güzel manzaralı bir yerde ne bileyim gün batımı izlemek değil.
Çünkü bizim normal sıradan hayatımız öyle her gün gün batımı izleyecek gibi akmıyor ya hani.
Genelliyorum birçoğumuz için en azından böyledir.
Mesela bazen bulaşık yıkarken kafanda bir şarkı söyledin.
Bazen otobüste camdan dışarı bakmak, bazen hava güzel diye eve giderken yolu uzatmak.
Mesela çok güzel bir yoldan yürüdüğünüzü düşünün.
Yürüdüğünüz yolda işte ağaçlar, çiçekler, çim, işte oradaki park, ortam, doğa çok güzel.
Sırf o yol çok güzel diye o manzarayı görebilmek için yolu uzatmak bile aslında o günü farklılaştıran bir şey değil mi?
Ne bileyim bazen sevdiğin insanların yanında hiçbir şey yapmadan sadece oturmak, konuşmadan.
Bazen pijamalarını giyip bugünlük benden bu kadar diyebilmek.
Bunların da hepsinin bir değeri var ve bence çok değerli, kıymetli anlar.
Çünkü hayatın her anını anlamda özel ya da unutulmaz yapmak zorunda değiliz.
Bazı anların tek özelliği bizim onları yaşamış olmamız.
Son zamanlarda küçük şeyler de çok dikkatimi çekiyor.
Birinin sana eve varınca haber ver demesi mesela.
İnanılmaz önemli bir şey.
Ya da ne bileyim buzdolabında en sevdiğin şeyin olduğunu görmek.
Ben deli gibi incir yiyorum.
Mesela bu sıralar buzdolabımda hep incir olsun istiyorum.
Bir arkadaşından aylar sonra geçen gün seni düşündüm diye bir mesaj gelmesi mesela.
Tam ihtiyacın olan anda sevdiğin şarkının çalması.
Yağmurdan sonra gelen o toprak kokusu.
Birinin kahveni nasıl içtiğini artık ezbere bilmesi.
Bunlar çok küçük şeyler.
Evet farkındayım ama çok kıymetli şeyler.
Hayat zaten biraz bunlardan oluşuyor.
Büyüdükçe mutluluğun şekli de değişiyor bence.
Çocukken mutluluk yeni bir oyuncak.
İşte doğum günü, tatil, karne gibi.
Büyük şeylerde. Sonra büyüyorsun.
Mutluluk bazen eve zamanında yetişmek oluyor mesela.
Kiranı ödeyebilmek oluyor.
İşte gece deliksiz uyuyabilmek oluyor.
Sevdiğin insanın iyi olduğunu bilmek oluyor.
Uzun zamandır konuşmadığın biriyle yeniden konuşmak oluyor.
Hatta bazen hiçbir şeyin ters gitmemesi de bir mutluluk sebebi oluyor.
Çocukken heyecan istiyoruz.
Büyüyünce biraz huzur arıyoruz aslında.
Hepsi bu. Ve yaşaldıkça sakinliğin ne kadar büyük bir lüks olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Benim en büyük çıkarımlarımdan biri de budur.
Vazgeçemeyeceğim bir şeydir. Ben artık sadece sakinlik istiyorum.
Her şeyin büyük bir hikayeye dönüşmesine inanın gerek yok.
Her tanıştığım insan hayatımın aşkı olmak zorunda değil.
Her işim kariyerimde dönüm noktası olmak zorunda değil.
Her seyahat beni değiştirmek zorunda değil.
Her günüm verimli geçmek zorunda değil.
Bunu tekrar kendime söylemek istiyorum.
Her günüm verimli geçmek zorunda değil.
Bazen günün sonunda sadece güzel de diyebilmek de yeterli.
Çünkü hayatın komik taraflarından biri de şu, içindeyken bazı günlerin ne kadar güzel olduğunu anlamıyoruz.
Bir gün o günleri özleyebiliyordu işte o zaman insan anlıyor.
Bugün sıradan gelen bir sabahı, her gün gördüğün sokağı, evdeki o sesleri, mutfakta birlikte yemek yediğin insanları, hatta her gün seni sinir eden o komşuyu bile.
Çünkü bazı şeylerin değerini onları kaybetmeden önce anlayamıyoruz.
O yüzden ben artık hayatımın başlamasını beklemek istemiyorum.
Çünkü hayat zaten devam ediyor.
Akıyor işte yaşıyoruz. Daha çok para kazanınca başlamayacak.
Doğru insanı bulunca başlamayacak.
Kariyerim istediğim noktaya gelince başlamayacak.
Kendimi tamamen çözdüğüm gün başlamayacak.
Şu an yaşanıyor. Tam da şu anda.
Biraz dağınık, biraz belirsiz, biraz saçma, biraz komik, biraz yorucu.
Ama benim hayatım.
Benim. Ve bugün hayatımı değiştirecek hiçbir şey yapmak zorunda hissetmiyorum kendimi.
Bugün sadece hayatımı biraz daha fark edebilirim.
Farkında olarak yaşayabilirim.
Kahvemi içerken gerçekten kahvemi içebilirim.
Birisi konuşurken telefona bakmadan onu dinleyebilirim.
Yürürken gerçekten yürüdüğümü hissederek yürüyebilirim.
Güzel bir an geldiğinde hemen telefonumu çıkarıp kaydetmek yerine birkaç saniye sadece bekleyebilirim.
Bence büyümek biraz da böyle bir şey.
Hayatın o büyük büyük anlamını bulmaya çalışmak yerine küçük anlamlarını kaçırmamayı öğrenmek.
Her şeyin büyük bir anlamı olmak zorunda değil.
Bazı günler sadece güzel bir gün olabilir.
Bazı insanlar hayatımıza kısa bir süreliğine girer ve bize güzel bir şey bırakarak hayatımızdan çıkarlar.
Onlara da teşekkürler.
Bazı yollar istediğimiz yere çıkmaz ama bizi başka bir yere götürür.
Oraya da kabulüm.
Bazı hayaller gerçekleşmez ama yine de hayatımızın bir parçası olarak kalır.
Bunların hepsini çözmek zorunda değiliz.
Bazen sadece yaşayacağız, biraz güleceğiz, biraz saçmalayacağız, biraz üzüleceğiz, biraz aşık olacağız, biraz vazgeçeceğiz.
Sonra yeniden başlayacağız.
Ama bu sefer etrafa biraz daha bakarak.
Eğer bugün hayatında büyük bir şey olmuyorsa sorun değil, gerçekten değil.
Her gün bir gelişme yaşamak, her gün bir karar vermek, her gün bir şey başarmak zorunda değiliz.
Hayat sadece devam ediyor.
Ve bu sandığımızdan çok daha güzel bir şey.
Çünkü bir gün dönüp baktığımızda bugün çok sıradan bulduğumuz günleri özleyebiliriz.
Bugün şikayet ettiğimiz o küçük şeyleri, her sabah gördüğümüz sokağı, mutfakta içtiğimiz kahveyi, sevdiğimiz insanlarla yaptığımız o sıradan sohbetleri belki de bugün ileride özleyeceğimiz günlerden
biridir. O yüzden bugün güzel bir şey olursa hemen geçip gitmesine izin vermeyin.
Biraz durun, bakın, dinleyin.
O anın içinde birkaç saniye daha kalın.
Kahvenizi biraz daha yavaş için.
Sevdiğiniz insanlara biraz daha uzun sarılın.
Gökyüzüne bakın. Yolda gördüğünüz kedileri sevin.
Çünkü sıradan bir gün sahip olduğumuz en güzel şeylerden biri bence.
Bir sonraki dinlencede kafamı tırmanayan bambaşka bir şey konuşuyor olacağız.
O zamana kadar kendinize çok iyi bakın.
Hayatı biraz daha yavaş yaşayın.
İnanın acele ettiğimiz kadar önemli değil hiçbir şey.
Bir sonraki dinlencede görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
