
Mutlu Olma Sanatı/Arthur Schopenhauer’a Göre Hayat Kuralları
8 Nisan 2024 · 18 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Merhaba, Dinlence Podcast''ta hoş geldiniz.
Ben Azime. Bugün mutluluk üzerine konuşacağız.
Burada kavramsal bir mutluluktan bahsediyorum.
Mutlu olmak, mutlu yaşamak, mutlu hissettiren şeyler gibi konulara çok girmemeye çalışacağım.
Kendi düşüncelerimin mümkün olduğunca dahil etmemeye gayret edeceğim.
Ne kadar başarılı olabilirim emin değilim.
Çünkü bu dönem hayatına çok da yolunda gitmeyen şeyler var.
Bazı olumsuzluklar içeren bir dönemindeyim.
Kedilerimin sağlık problemleri var.
Onlarla boğuştuğum, şifa dilediğim, çare aradığım bir dönem.
Ha bu arada diyebilirsiniz ki bir kızım madem kedilerinin sağlık problemleri var.
Ne diye mutluluk gibi bir konu seçtin?
Neden? Başka konu mu kalmadı?
Kalmış da elbette.
Konu olmaz olur mu? Elbette var ama ben bu konuya niyetlendiğimde, üzerine düşünmeye çalışmaya başladığımda başımıza böyle bir şey geleceğini de bilmiyordum.
O yüzden...
Bu konuya niyet etmişken çekmek en doğrusu gibi geldi bana.
Tatlıcanım da öyle istedi diyelim.
Hatta bir ne olur, hayat ne gösterir bilinmez.
Ben bu yayını bugün çekiyorum.
Şubat ayının ilk haftasındayız şu anda ama ne zaman sizinle buluşturabilirim onu bilmiyorum.
Kendimle ilgili konulara çok girmeden podcast'ın konusuna giriş yapayım nasılca.
Bu podcast Arthur Schopenhauer'ın Mutlu Olma Sanatı kitabından yola çıktığım bir anlatı olacak.
Schopenhauer'dan bahsederek başlayalım.
Arthur Schopenhauer, kötümser bir filozof olmasıyla ünlüdür.
Hristiyanlığı sevmediği, Budizm ve Hindüizmden etkilendiği, onları tercih ettiği biliniyor.
Sükuneti değer verir, kültüre sağlıkla ilgilenen bir kişidir.
İş dünyasından, çalışma hayatından nefret etmiştir.
Edebi bir yaşam arzusu olan biri.
Nasıl bir felsefesi var derseniz, genellikle batılı filozoflar arasında, Varlığın ortaya çıkmasının iyi bir şey, dünyanın ise mümkün dünyaların en iyisi olduğuna dair bir fikir
vardır. Yani hayatı bir hediye gibi görürüz ve ona sahip olduğumuz için aslında mutlu olmalıyız.
Oysa bilimsel açıdan bakıldığında evrenin bizimle ilgilendiğini gösteren bir kanıt yoktur aslında.
Bu yüzden ilimserliğe veya kötümserliğe inanç bir akıl meselesi değil de...
Belki de bir mizah meselesidir diyebiliriz.
Şapınar'a göre ise kozmik irade kötüdür.
Tüm ızdıraplarımızın kaynağıdır.
Ama ızdırap yaşam için elzemdir.
Olmazsa olmazıdır.
Bilgi arttıkça ızdırap da artar der.
Burada kendime ilgili bir örnek vermek istiyorum.
Bir bilgi görmüştüm sosyal medyada.
Nerede okuduğumu tam hatırlayamıyorum şimdi ama şöyle diyordu.
Kendi türü dışında başka canlıların sütünü içen, kullanan tek varlık insanmış.
Düşünsenize hiçbir canlı bir diğerinin sütünü içmezken bunu tek yapan canlı biz insanlarız.
Ben artık bunu biliyorum ve bunu bilmek beni mutlu etmedi.
Bana daha çok ızdırap verdi, ızdırabım arttı.
Yani her bilgi mutlu etmiyor.
Ben her süt içtiğimde özellikle bu bilgiyi öğrendiğim ilk zamanlar ciddi ızdırap çektim.
Hatta bu konuyu konuştuğumuz arkadaşlarım da olmuştu.
Tabii ben vegan değilim.
Kimseye süt içmeyi vesaire de demeyeceğim.
Konunun uzmanları var.
Yani elbette insan sağlığı ve gelişim için süt önemli olabilir.
Buralara hiç girmeyeceğim ama bazı şeyleri bilmek mutlu etmiyor.
Daha çok ızdırabımız arttırıyor ve ızdırap çekmemize sebep olabiliyor.
Burada bence irade devreye giriyor.
Tamamen irade ile ilgili bir konu diye düşünüyorum.
İrade dediğimiz şeyi düşündüğümüzde ulaşınca memnuniyet geçirecek sabit bir amacı da yoktur aslında.
Hayat boyu beyhude amaçlarımızın peşinden gideriz ve bu bir kısır döngüdür.
Bu şekilde devam eder gider.
Peki ne yapacağız şıplara göre?
O şöyle düşünüyor.
Bütün hayat acılarla doludur ama ben diye bir şey olmadığını fark ederek yoksul ve iffetli bir hayat sürebiliriz der.
Benlik yanılsamasına bir parantez açıyor aslında burada, ondan bahsediyor bize.
Tabii kendisi böyle yapabilmiş midir?
Bu bilinmez, çok da tartışmalı bir konu.
Bu kadar karamsar ve etik açıdan da tartışmalı olan bu filozofumuz Mutlu Olma Sanatı kitabında mutluluk üzerine bazı hayat kurallarından bahsediyor bize.
Kitapta bunu kural 1, kural 2 gibi tek tek maddelendirmiş.
Tabii bunların hepsine giremeyiz ama bahsetmemiz mümkün.
Bu maddelerden benim için önemli olanları derledim.
Bunlardan bazılarını alıp hayatımıza entegre edebileceğimizi ve belki de hayatımızı değiştirebileceğimizi düşünüyorum.
Burada hayatımızı değiştirebilmek büyük bir laf oldu.
Onu geri alalım.
Ama en azından bakış açımız değişebilir belki.
Hayat kuralı no.1 Podcast'ın başında Schopenhauer'un karamsar bir filozof olduğundan bahsetmiştim.
Burada kural 1'de Dünyaya mutluluk ve zevk beklentisiyle adım atarız, bunu isteriz ama mutluluk ve zevk hep uzaklarda görünen bir ilizyon ve ızdıraptır, acı ise gerçektir
der. Bu yüzden mutluluk beklentisiyle yaşamak yerine yalnızca daha az acı çeken bir durum beklenmelidir diyor.
Burada daha az acı çekilen bir durum beklenmelidir deyince aklıma Aristoteles'in bir sözü geldi.
Aristoteles der ki, aklı başında olan kişi hoş olanın değil.
acı vermeyenin peşindedir.
Böylece onun değeri bilinir ve hayali zevklerin huzursuz özlemiyle tamamen belirsiz olan bir gelecek için ürkek endişelerle hayatımızı mahvetmekten kaçınırız.
Hayat Kuralı No. 2 Kıskançlık Burada mutluluğa dair bir kıskançlıktan bahsediliyor.
Bunun üzerine Seneca'nın risk kitabından alıntı yapılmış.
Başkasının mutlu olması seni rahatsız ediyorsa asla mutlu olamazsın der Seneca.
Bu başkalarını mutlu ederek mutlu olmak konusunda Zülfü Livaneli'nin anlattığı çok güzel bir kıssadan hisse vardı.
Ondan bahsetmek istiyorum.
Sanırım Aslı Şafağa konuk olmuştu.
Orada dinlemiştim. Zülfü Livaneli kendiyle ilgili der ki, mutluluk kesin olarak başkalarını mutlu etmeye çalışmaktır.
Eğer sen ben kendimi mutlu edeyim dersen mutlu olamazsın.
Ben sevdiklerime tanıdığım tanımadığım insanlara, Kitaplarımla, müziğimle, elimden ne geliyorsa onları mutlu etmeye çalışıyorum.
Bu da bana zaten geri dönüyor.
Bir şekilde onu geri alıyorum ve hissediyorum der.
İnsanların birbirlerini mutlu kılabilmelerinden bahseder bize.
Bir de burada Cennet Cehennem hikayesi anlatmıştı.
Bir insanı önce cehenneme götürmüşler ama burası ilk akla gelen ateşler içinde bir yer değil.
Muazzam sofralar kurulmuş, bir tek kuş sütü eksik, kocaman sofralar.
Her şey var ama insanların kolları kaşık haline gelmiş.
Kaşıklar da böyle bir buçuk metre uzunluğunda ağızlarına götüremedikleri için o mükellef sofradan hiçbir şey yiyemiyorlar.
Sonra bu kişiyi alıp cennete götürüyorlar.
Yine aynı mükellef sofralar, yine kaşık olmuş eller.
Ama bu kez insanların hepsi yemek yiyor, keyif içinde ve mutlular.
Adam sorar ne yapıyorsunuz, nasıl oldu bu?
Cevap verir. Karşımızdakine yediriyoruz.
Birbirlerine yemek yediriyorlar.
Aslında çok basit.
Başkalarını mutlu etmeye çalıştığın zaman o mutluluk sana döner.
Tüm negatiflere rağmen bulunduğun yeri tırnak içinde söylüyorum.
Cennete çevirmek yine bizim elimizde.
Ben hem bu hikayenin anlatmak istediğine hem de Zülfü Livaneli'nin bakış açısına katılıyorum.
Hayat kuralı No. 3.
Burada Horatius'tan alıntı yapılmış.
Zor zamanlarda itidalini korumayı, güzel anlarda da aşırı sevincini dizginlemeyi hatırla der.
Zor zamanlarda itidalimizi korumanın öneminden bahsettiği kısım çok anlaşılır ama güzel anlarda da aşırı sevincini dizginlemeyi hatırla dediği kısım bana göre biraz farklı.
Burada herkes kendinde çıkarım yapabilir.
İrade meselesiyle ilgili biraz önce de bahsettiğimiz konuya geliyor.
Acı hayat için özel nitelikte dışarıdan akıl edilen bir şey değil.
Çünkü biz acının kaynağını kendi içimize taşıyoruz.
O yüzden aslında bizden hiçbir zaman eksik olmayan bir acı zaten var.
Ama biz acının kaynağını dışarıda arıyoruz.
Sanki dışarıda olan bir şeyden dolayı acı yaşadığımızı düşünüyoruz.
Bu tamamen sevinç içinde böyle bence.
Hayat kuralı no.4 İnsan yapabileceklerini isteyerek yapmalı ve çekmesi gereken acıyı çekmelidir der.
Hani denir ya seçimlerimizde özgürüz ama etkisinden sorumluyuz.
Kendimize olan saygıyla ilgili bir konu bu.
Bununla ilgili Doğan Cüceloğlu'nun çok güzel bir sözü vardı.
Der ki, eğer sizin kendinize saygınız yoksa, kendi gözünüzde var olamamışsanız, mutlu olmanız, hayatınızın anlama olması mümkün değil.
Asık suratlı, bıkkın, gergin, kaygılı, umutsuz, ekşi, öfkeli bir insan olarak gelir gidersiniz.
Mevki makamınız olabilir, gücünüz olabilir ama mutlu olmanız mümkün değil.
Hayat kuralı No. 5 Bir işe girmeden önce eline boyuna düşünmeli ama sonuç beklenmeye başladığında kendini bu işten bütünüyle kurtarmalı.
Zamanında her şeyi eline boyuna tartmış olduğumuza inanıp kendimizi yatıştırıp düşünme faslı kapatılmalıdır diyor.
Yani işle ilgili yapabileceğiniz şeyler bittikten sonra hala onunla ilgili kaygılanmaya devam etmekten vazgeçmemizi söylüyor bize.
Yani zaten elinden geleni yaptın diyerek okeyizi kapatmamızdan bahsediyor.
Bence buna birçoğumuzun ihtiyacı var.
Hayat kuralı no 6.
Çemberimizi daralttığımızda mutsuzluğa daha az prim vereceğimizi, az olanın daha az mutsuz edeceğini söylüyor.
Çemberimizi daralttığımız noktada daha az mutsuz olacağımızı yani bizi daha az mutsuzluğa sevk edecek olaylarla karşılaşacağımıza işaret ediyor.
Podcast'ın başında...
Ben değil bir şey olmadığını fark ederek yoksul ve iffetli bir hayat sürebiliriz dediğinden yani benlik yanasamasından bahsetmiştik.
Ve de Şopınar'ın inancına değinmiştik.
Burada Budizm esintileri olduğunu anlıyoruz.
Budizmde temel bir soru vardır.
Acı çekiyor musun? Peki neden acı çekiyoruz?
Arzularımızdan dolayı. Bir şeyin peşindeyiz, bir şeyi arzuluyoruz ve o bizim olmadığı için, ona sahip olmadığımız için acı çekiyoruz.
Ama çemberimizi ve arzumuzu olabildiğince daraltırsak bizi mutsuz eden daha az şey olacak.
Söylemesi kolay ama uygulamada zor bir mesele bu.
Hayat Kuralı No.
7 Bir talihsizlik gerçekleştiğinde ve elimizden artık başka bir şey gelmediğinde her şeyin başka türlü olabileceği fikriyle kendi kendine işkence etme der.
Burası çok sıvacı.
Sıvacılar ne demişti?
Kontrolümüzle ve gücümüzle aynı olana odaklanmalıyız.
Yani benim kontrolüm dahilinde olan şeylerde ben yapabileceğim her şeyi yaptım mı?
Evet. Ve artık kontrolüm dahilinde olmayan alanda bazı felaketler oluyorsa, bu noktada ben bir şeyler yapabilirdim, neden benim başıma geldi diyerek kendi kendine işkence etmenin
bir anlamı yok. Gücün dahilinde olana odaklanmalısın der.
Bizim dışımıza gelişen olaylara müdahale etmemiz mümkün değil.
Hayat Kuralı No.
8 kişinin ızdırabı da esenliği de dışarıdan değil bireysel olarak belirlenir.
Zenginler kadar yoksullar arasında da neşeli insanlar vardır der.
Şöyle düşünün, büyük ızdırapların yokluğunda en küçük dertler bile canımızı aşırı sıkar değil mi?
Ya da büyük bir mutsuzluk yaşadıktan sonra bunu atlattığımızda ruh halimiz aşağı yukarı bu olaydan önceki haline döner.
Burada olay ve az bir değişikliğin yaşanmadığı bir mizahdan bahsetmiş oluyor bize.
Diyor ki, Neşeli olmak bir mizah meselesidir.
Yani bazı insanlar çok kötü durumlar içerisinde de neşeliyken kimilerine ne verirseniz verin mutlu olamazlar.
Burada sevincin de acının da ruhun neşesine bağlı olduğuna işaret ediyor ve şöyle toparlıyor.
İnsanın neşeli olmak için her zaman bir nedeni vardır.
O da neşeli olmasıdır.
Mutlu yaşama denilen şey kısaca katlanılabilir bir hayat anlamına geliyor.
Çoğu talihsizlik ilimsellikle desteklenen cehaletten kaynaklanır.
O yüzden pozitif mutluluk ve zevke yöneldiğinizde talihsizlik tehlikesinde üstlenmelisiniz der.
Çok mutsuz olmamanın en güvenli yolu çok mutlu olmayı istememek.
Yani zevk, mülk, paye, onur taleplerini ölçülü bir düzeye indirgemektir.
Bu da yine çemberimizi daraltmak dediğimiz şey değil mi?
Yani mutlu bir hayat istiyorsak yapabileceğimiz tek şey Arzumuzun çemberini olabildiğince daraltmak.
Ne demişti Schopenhauer?
Çok mutsuz olmamanın en güvenli yolu çok mutlu olmayı istememektir.
Hayat kuralı No.10 İnsan her konuda esas olarak yalnızca kendi kendisiyle olmaktan keyif alır der.
Bu tamamen katıldığı maddelerden bir tanesi oldu.
Yaşadığınız bir anın sizin için niteliğini, dışarıdaki koşulların ne olduğundan ziyade sizin nasıl bir karakteri sahip olduğunuzu belirler.
Bazen çok eğlenceli, herkesin kahkahalarla güldüğü ve gerçekten de gülmesi için yeterli gerekçeye sahip olduğu durumlar olur.
Ama birisi buna surat asıyordur.
O kişinin surat asmasının nedeni büyük ölçüde kendi başına zaten kendisiyle olmaktan keyif almıyor olması gibi bir yere varıyor bu durum.
Burada Aristoteles'in bir sözünü anımsatmak istiyorum.
Şöyle diyor, mutluluk kendi kendine yetenlerindir der.
Burada gerçeklik dediğimizde hem öznel hem nesnel bir şeyden bahsediyoruz.
Nesnel yan kaderin elinde değil mi?
Yani hava çok güzel diye dışarıya çıktınız, parka gittiniz.
Birdenbire fırtına koptu, yağmur başladı.
Bunlar artık kaderin elinde, kontrolümüz dahilinde olmayan şeyler.
Ama öznel yan, şimşek çaktı, yağmur yağdı.
Burada da dalga geçilecek, eğlenecek, gülecek bir şey bulmaktır.
Buna dikkat çekerek şöyle söylüyor Şapınar.
En büyük mutluluk kişiliktir.
Hayat kuralı no 11.
Bu tek bir cümle ve kendi kendine o kadar çok şey söylüyor ki üzerine hiçbir şey söylememe gerek kalmayacak.
Mevcut anın tadını neşeyle çıkarmak.
İşte hayat bilgeliği budur der Şapınar.
Üzerine söyleyecek bir şey kalmayacak dedim ama aklıma Nelale Mecnun dizisinden bir sahne geldi.
Çok severim bu diziyi.
Mecnun'un kendi rüyasında kendine söylediği bir şey vardı.
Şöyle diyordu. Sana bir şey söyleyeyim mi?
Hayat hiç kimseye davranmıyor.
Bunun seninle bir alakası yok.
Herkes aynı şeyi yaşıyor.
O yüzden hiç üstüne alınma.
Sen güzel anılar biriktir, güzel şeyler yaşamaya bak.
Güzel anıların olsun, ben de hatırlayayım onları.
Hayat kuralı No.12.
Bu benim derlediğim son kuraldı.
Mutluluğumuzun en az onda dokuzu yalnızca sağlıktan kaynaklanır.
Neşeli bir ruh hali her şeyden önce sağlığa bağlıdır.
Sağlık olduğunda her şey keyif kaynağıdır der Schopenhauer.
Ve Schopenhauer konuyu hiç beklemediğimiz bir şekilde metafizikten, ontolojik bir tartışmadan geçirdi.
Çok da gerçekçi olan bedenin sağlığını da bıraktı.
Kitapta birçok madde var.
Ben sadece önemli bulduklarımı sizin için derledim ve...
Bunlara kendimce kısa ufak tefek notlar ekledim.
Çok tartışmalı ve eleştiri alan bir filozof.
Kitapla ilgili de çokça eleştiri var.
Hem kitabı dair hem de karamsar bir gözden mutluluk, özgür irade, akıl ve beden ilişkisi üzerine konuşacak çok şey var.
Notlardan umarım birkaç tanesi size ilham vermiştir.
Dinlediğiniz için ve vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim.
Görüşmek üzere, bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
