
Dinlence Podcast’in yeni bölümü yayında.
Bu kez bir seriyle sizlerleyim🌻🌻Masumiyet Müzesi’ne dair konuşacak çok şeyimiz var ve serinin ilk bölümü şimdi yayında.
🎙️Bu bölümde, Masumiyet Müzesi’nin yalnızca bir roman olmadığını; aynı zamanda bir fikrin, bir takıntının ve bir hafıza arayışının ürünü olduğunu konuşuyoruz.
📖Orhan Pamuk’un yıllar süren yazım süreci, eşyalarla kurduğu özel ilişki ve bir aşk hikâyesini sayfalardan çıkarıp gerçek bir mekâna dönüştürme cesareti…
Bir roman nasıl olur da bir müzeye dönüşür?
Ya da bir müze, bir romanın parçası olabilir mi?
🚬Aşkı, kaybı ve hatıraları vitrinlere yerleştirme fikri nasıl doğdu? Yazılan hikâye mi müzeyi yarattı, yoksa müze fikri mi hikâyeyi besledi?
Bu bölümde, edebiyat ile gerçeklik arasındaki o ince çizgide yürüyor; bir romanın yazılma sürecinden Masumiyet Müzesi’nin kapılarını açmasına uzanan yolculuğu birlikte keşfediyoruz.
Çünkü bazen bir hikâye yalnızca okunmaz.
Bazen bir hikâye gezilir.
Bazen de dinlenir.
Keyifli dinlemeler 🌻
Transkript
Merhabalar, Dinlence Podcast''ta hoş geldiniz.
Ben Azime. Bugün Masumiyet Müzesi konuşacağız.
Hatırlarsanız geçtiğimiz bölümde Masumiyet Müzesi kitabından bahsetmiştik.
Kitaptaki Kemal karakterinin yaşadığı durumun sevgi mi yoksa takıntı mı olduğu sorusunu sormuştuk.
Kitabın bende yıllar içindeki değişen anlamından, Kemal'e bakış açımın nasıl değiştiğinden, nasıl dönüştüğünden bahsetmiştim.
Şimdi ise öncelikle Masumiyet Müzesi'nin müze olma, Kitabın oluşma sürecinden bahsedeceğim, bu oluşum hikayesinden.
Ardından da dizi uyarlamasından ve kendi yorumlarımdan bahsedeceğim.
Masumiyet Müzesi iki bölümlük bir seri olarak gelecek.
Benim için çok çok heyecan verici bir bölüm oluyor bu bölüm.
Çünkü roman benim çok sevdiğim, çok beğendiğim bir kitaptı.
Uyarlamayı da büyük bir heyecanla beklemiştim.
O yüzden şimdi Masumiyet Müzesi fikrinin nasıl doğduğundan bahsederek başlamak istiyorum ilk parta.
Masumiyet Müzesi fikri 1982 yılında Orhan Pamuk'un da içinde bulunduğu bir aile toplantısında Osmanlı Hanedanı'ndan Sultan 5.
Murad'ın torunu Ali Vasıf Efendi ile tanıştığında ortaya çıkıyor.
Nasıl oluyor bu? Hanedan mensupları biliyorsunuz Türkiye'ye giremiyordu o dönem.
Ancak Erbakan ve Ecevit'in çıkardığı bir afla o yıllarda hanedan mensuplarının Türkiye'ye dönüşü yeni mümkün olabilmiş.
Orhan Pamuk da o dönemlerde henüz 30 yaşlarının başında genç bir romancı.
Bir aile toplantısı sırasında Ali Vasıf Efendi ile tanışıyor.
Ali Vasıf Efendi Osmanlı Hanedanı iktidarda olsaydı padişah olabilecek biri biliyorsunuz.
Ancak sürgünde Mısır'da bir müzede yöneticilik yapıyor.
Ve Orhan Pamuk da sohbet ederken bütün tabaklar, bütün gümüş takımları, bütün objeler benim uhtemdeydi der.
Osmanlı padişahlarının uhtesinde normal şartlarda biliyorsunuz ki topraklar fethedeceği yerler olurken hanedan mensubu birinden bu konuşmayı duymak Orhan Pamuk'u çok etkiliyor olmalı ki bu
fikirler bu tanışma sırasında ortaya çıkmış.
Şimdi hepsini teker teker anlatacağım.
Ali Vasıf Efendi ile Orhan Pamuk sohbet ederken Ali Vasıf Efendi Ihlamur Sarayı'ndaki gençlik yıllarından bahsediyor.
O dönemlerde ne yaptığını anlatıyor.
Orhan Pamuk da cesaret edip soruyor.
Ihlamur Sarayı'nda yaverlerinizle ne yapıyordunuz diyor.
Ali Vasıf Efendi matematik çalışırdık diyor.
Tam da o anda Orhan Pamuk'un zihninde bazı fikirler ortaya çıkmış olmalı ki.
Düşünün Mısır'da müze müdürü lise yıllarında matematiğe ilgi duyuyor, matematik çalışıyor.
İşte Kemal'in fikri de böyle doğuyor.
Kemal hem koleksiyoner hem anlatıcı.
Romanı düşünün Kemal'in dilinden anlatın diyor roman.
hem de sergilenen hayatın bir parçası olan biri Kemal.
Roman için Masumiyet Müzesi'nin kurulması, toplayıcılık, koleksiyonculuk ve de romandaki Kemal'le Füsun'un merhamet apartmanındaki dairede matematik çalışmaları.
Bu fikirlerin temeli bu yemekte Ali Vazif Efendi ile yaptığı sohbetten esinlenerek ortaya çıkıyor.
Orhan Pamuk romanla müzeyi en başından itibaren birlikte düşünüyor.
Yani sanılanın aksini Önce roman yazılıp sonra müze kurulmuyor.
Önce müze kurma fikri ortaya çıkıyor.
Ve bu fikir için yıllarca çalışıyor.
Eşyalar biriktiriyor, objeler biriktiriyor.
Hikayeyi nesnelerin etrafında kuruyor.
Müze için derlediği eşyaların üç kaynağı var.
Birincisi, müzedeki eşyaların bir kısmını ailesinden, dostlarından, eşinden, dostundan istiyor.
İşte annesine, akrabalarına, eski tuzluklar, örgü şişleri, küçük...
Evde bulunan objeleri soruyor, bunları istiyor.
İkinci kısmı ise İstanbul'un bit pazarlarından ve antikacılarından topluyor.
Özellikle pahalı ve nadir parçalar yerine gündelik, sıradan, hatta ucuz sayılabilecek basit eşyalar tercih ediyor.
Müziğe gidenler vardır, görecektir.
Yani çok eskide anneannelerimizin, babaannelerimizin evinde gördüğümüz tuzluklar, o fincan takımları.
Yani aslında maddi değeri çok yüksek olmayan, hepimizin ulaşabileceği.
Eşyalar bunlar. Üçüncüsü ise bazı nesneleri tamamen kurgu ile gerçeğin arasında üretiyor.
Mesela Meltem gazozu buna çok güzel bir örnek.
O dönemler 60'ların sonu 70'lerin başında uluslararası şirketler Türkiye'ye girerken yerel gazoz markaları zor duruma düşüyor.
Orhan Pamuk da 1960'ların yerli gazoz markalarından esinlenerek hayali bir marka yaratıyor.
Bu markanın şişesi, etiketi, reklam filmi her detayı düşünülüp hazırlanıyor.
Hatta bunu yapabilecek bir donanımı olmadığı için sonuçta yazar Orhan Pamuk iş insanlarına gidip bu işi yapabilecek, bu markayı tasarlayabilecek kişilere gidip yardım istiyor.
Böylece romanın dünyasına bir eşya daha katmış oluyor.
Gerçekten bir reklam filmi falan çekiliyor Meltem Gazoz'u için.
Reklam sloganı detayı da dizide çok güzel işlenmiş.
Hatta bence Kemal'i de çok iyi anlatan bir şey.
Ama ona ikinci partta gireceğim.
Şimdi detaylandırmak istemiyorum.
Romanı okuyanlar bilecektir.
Meltem Gazoz'u beni çok etkilemişti.
Masumiyet Müzesi'nde zaten beni en çok etkileyen şey karakterlerin dışında.
Onları bir yana bırakıyorum.
Bu kitap için önceden bir müze kurulmuş olması ve bu müze için sayısız objeyi yazarın tek tek düşünüp kafasında kurup bir çark gibi buna çalışıp bir emek
ortaya koymuş olması beni en çok etkileyen şey bu.
Yani Kemal'in karakter olarak Kemal'in objeler biriktirmesi, füsünün eşyalarını biriktirmesi değil.
Yani 8 yıl füsünlerin evine, keskinlerin evine gidip her akşam onlarla yemek yemesi değil.
Bu çünkü saplantı kısmı oluyor.
Beni etkileyen yazarın Böyle bir kurgu hayal edip bunun için çalışmış olması yani romandan önce müzeyi kurmuş olması beni en çok etkileyen detaylardan biri.
Birçok okur içinde böyle olduğunu düşünüyorum.
Yorumlarda da görüyorum.
Zaten biliyorsunuz kitap 60'dan fazla dile çevriliyor.
Yapı kredi yayınlarının da 45.
baskıyı yaptığını biliyorum ben.
60'dan fazla dile çevrildiğini de düşünürsek kitabın baskı sayısını hesaplamak, satış adetlerini hesaplamak çok da kolay değil.
Tabii Masumiyet Müzesi Orhan Pamuk'un en iyi romanı mı?
Bunu ayrıca tartışırız.
Tabii ki kişiden kişiye değişebilir bu durum.
Ama en çok ses getiren romanlarından biri olduğu da Yatsınamaz.
Ayrıca dizi gösterime girdikten sonra da yani 13 Şubat'tan sonra da satışları bir önceki haftaya göre %885 oranında artmış.
Tabii çok özel bir yere sahip bu roman.
Dünyanın farklı bir yerinde kendi müzesine sahip olan başka bir roman daha yok.
Kendi müzesine sahip olan ilk roman olarak Masumiyet Müzesi, dünya edebiyat tarihinde ayrıcalıklı bir konuma yerleşmiş.
Kitabın Netflix öncesi bir de Hollywood macerası var arkadaşlar.
Kısaca bundan da bahsedeyim istiyorum.
Uyarlama sürecinde Orhan Pomuk önce Hollywood'da büyük bir şirketle anlaşma yapıyor.
Ancak kendisine sunulan ilk senaryoda romanın ruhunun değiştirildiğini düşünüyor.
Sanırım Füsun karakteri hamile bırakılmış sunulan senaryoda.
Hikayenin merkezi boşaltılmış karakterler başkalaştırıldığı için Orhan Pamuk bu şekilde çalışmak istemiyor.
Hatta bir yasal süreç oluyor sanırım.
Hukuki bir süreç başlıyor.
Ama nihai durumda Orhan Pamuk'un lehine gelişiyor bu süreç.
Ve anlaşmayı feshediyor.
Hollywood'da çalışmıyor. Daha sonra Ay Yapım ve Kerem Çatay'la görüşmelere başlıyor.
Bu kez Orhan Pamuk bir sözleşme yapmadan önce Senaryoyu birlikte yazmayı teklif ediyor.
Bu şartı koşuyor. Herhangi bir anlaşma istemiyorum, bir ödeme istemiyorum.
Önce senaryoyu oluşturalım diyor.
Ve senarist olarak Ertan Kurtalan öneriliyor.
Yaklaşık bir buçuk yıl boyunca metin üzerine birlikte çalışıyorlar.
Orhan Pamuk her taslağı, her satırı okuyup sürece dahil oluyor.
Hatta Orhan Pamuk yaptığı röportajlarda ortaya çıkan bu 9 bölümlük senaryodan çok memnun olduğunu ifade ediyor.
Evet şimdi yavaş yavaş toparlamak istiyorum.
Unutmayalım ki arkadaşlar elbette Orhan Pamuk'u siyasi görüşü nedeniyle ya da Nobel süreciyle ilgili ortaya atılan iddialar sebebiyle sevmeyebiliriz.
Sevenler de olabilir. Bu çok doğal.
Ancak burada mesele Orhan Pamuk'un kendisi değil eseri.
Ben en azından konuyu eser üzerinden ele alıyorum.
O şekilde bakıyorum. Hatta Kemal karakteri üzerinden de bakmıyorum.
Neden bu kadar çok Kemal'i konuştuğumuzu da açıkçası anlamıyorum.
Evet Kemal sorunlu bir karakter olabilir ama sonuçta cümle içinde tekrar kullanıyorum.
O bir karakter. Bugün seri katil filmlerini izlerken onlarca insan öldüren karakterleri bu kadar gerçek hayattaki bir kişi gibi tartışmıyoruz.
Kemal'in bu kadar konuşuluyor olması aslında eserin gücünü ve karakterin ne kadar başarılı inşa edildiğini de gösteriyor.
Bu da dönüp dolaşıp Orhan Pamuk'un yazarlık başarısını ortaya çıkarıyor.
Kemal'e kızabiliriz, eleştirebiliriz.
Ben de eleştiriyorum. Fakat böylesine güçlü ve tartışma yaratan bir karakter yaratmanın ciddi bir yazarlık başarısı olduğunu da kabul etmek gerekiyor.
Bir diğer önemli mesele ise şu.
Orhan Pamuk Nobel Edebiyat Ödülünü aldıktan sonra kazandığı para ödülünü Masumiyet Müzesi projesine yatırmış.
Bunu biliyor muydunuz? Bu parayı Masumiyet Müzesi'ni kurmak için kullanıyor.
Üç katlı bir apartmanı satın alıp müze oluşturuyor.
Bu bir cebinden alıp öbür cebine koymak gibi anlaşılabilir ama bu kadar basit bir mesele değil bence.
Sonuçta bir risk alıyor.
Müze tutmayabilirdi.
Toplanan eşyalar bir romana dönüşmeyebilirdi.
Bunların hepsi olabilirdi.
Üstelik ilginç olan da şu.
Orhan Pamuk romanı yazmadan önce müzeyi kurmaya başlıyor.
Yani eşyaları topluyor demiştik ya hani nesneler üzerine kuruyor demiştik.
Henüz ortada tam anlamıyla inşa edilmiş bir karakter ya da netleşmiş bir olay örgüsü yok.
Nesnelerden, eşyalardan yola çıkarak bir roman kuruyor.
Yani hikaye eşyaların etrafında şekilleniyor.
Bu yaratım süreci açısından da son derece özgün bir yaklaşım.
Ben eseri özellikle bu yönüyle kıymetli buluyorum.
Dünyada bir roman için somut bir müze kurulması ve romanın bu nesneler üzerinden inşa edilmesi bakımından bu eser bir ilk olarak kabul ediliyor ve bu ilk bizim dilimizde
yazılmış bir romanla gerçekleşiyor.
Bu açıdan da ayrıca değerli.
Elbette eleştirilecek yönler var.
Olmaz mı? Örneğin Orhan Pamuk'un Türkçe'yi kullanma biçimi ciddi biçimde tartışılabilir.
Röportajlarında da çok güçlü bir konuşmacı olmadığını görüyoruz.
Hatta bazı iddialara göre metinlerini önce Fransızca ya da İngilizce'ye dönüştürerek kurup sonra Türkçe'ye aktardığı söyleniyor.
Bunların hepsi konuşulabilir elbette, konuşmalıyız da.
Ayrıca Orhan Pamuk'un Burjuva bir aileden gelmiş olması da sıkça eleştiri konusu.
Ancak dikkat edersek romanlarında da en çok eleştirdiği çevre zaten içinden geldiği o bourgeois sınıfı.
Zaten çoğu insanın mücadelesi kendi yetiştiği çevreyle olmuyor mu?
Bana sorun ben de kendi yetiştiğim çevreyi o topluma eleştiririm.
Bütün mücadelemiz de zaten bulunduğumuz çevreyle ilgilidir.
Yazarın kendi sınıfını eleştirmesi de şaşılacak şey değil doğrusu.
Aksine tutarlı da bir tavır buluyorum ben.
Özetleyecek olursam ben Masumiyet Müzesi'ne Müze kurma fikri sebebiyle, objelerden yola çıkarak roman inşa etme yöntemi ve dünya edebiyatında benzeri olmayan yaratım süreci
açısından çok kıymetli buluyorum.
Bir önceki bölümde bahsetmiştim.
Masumiyet Müzesi romanını ben farklı dönemlerde iki kez okudum.
Bir kez de sesli kitap olarak dinledim.
Uyarlama sürecini de sabırsızlıkla bekliyordum.
Dizi gösterime girer girmez de hepsini o gece bitirdim bölümlerin.
O günden beri Masumiyet Müzesi ile yatıp Masumiyet Müzesi ile kalkıyorum arkadaşlar.
Çok fazla bilgi var elimde.
Hepsini tabii ki paylaşmak istiyorum.
O yüzden iki bölümlük bir seri olarak çekmeyi planladım.
Dizi uyarlama sürecini bir sonraki bölümde anlatıyor olacağım.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
