
Dinlence Podcast’ın yeni bölümünde hayatımıza dair sorular sormaya devam ediyoruz.
🎙️Bu bölümde “Bu Hayat Kimin?”sorusunun etrafında okul, kariyer ve seçimlerimize dair hislerimize değinip içsel bir yolculuğa çıkıyoruz.
Bu sorunun etrafında yaşamımıza dair anlam aramaya devam ediyoruz. Bu bölümü çekmem için bana fikir ve ilham veren Hermann Hesse’nin Nobel ödüllü “Siddhartha”kitabından ve Viktor Frankl “İnsanın Anlam Arayışı” kitabından yola çıkarak içsel yolculuğumuzu ve hayatın anlamını keşfetmek için mücadele ettiğimiz konulara değiniyoruz.
Her birimiz birer birey olarak farklı yollar deneyimliyor ve bu yolda bazen yanlışlar yaparak, bazen durarak, bazen geri dönüp tekrar ilerleyerek kendi yolumuzu bulmaya çalışıyoruz.
Bu hayatı gerçekten sen mi seçtin, yoksa bir noktada sadece bırakmaktan korktuğun için mi içindesin?
Bazen hayat, sorgulandığında çatlamaya başlar ve o çatlak, içeri biraz ışık alır.
Bu bölüm hayatına ışık almak isteyenler için..
Işık küçük olabilir ama artık karanlık aynı değil🌿
Transkript
Merhaba, Dinlenece Podcast'ta hoş geldiniz.
Ben Azime. Bugün yeni bir bölümle sizlerleyim.
Bir önceki bölümde kim olmam gerekiyor sorusunun peşinden gitmiştik.
Birazcık toplumsal rollerimizden bahsetmiştik.
Bugün ise bu hayat kimin sorusunu soracağız kendimize.
Biraz başarı, seçimler ve tükenmişlik konusu üzerinde duracağız.
Bir önceki bölümün sonunda aklımızda kalan soru şuydu.
Bunu yapmayı bırakırsam ben kim olurum?
Bu soru genelde cevapsız kalır.
Çünkü hayat o soruya cevap verecek boşluğu pek tanımaz bize.
Bir hedef biter, diğeri başlar, bir aşamaya geçilir, hemen yenisi eklenir ve bir noktada fark edersin ki artık karar vermiyorsun, sadece devam ediyorsun.
Birçoğumuzun hayatında bu an çok tanıdıktır diye düşünüyorum.
Dışarıdan bakıldığında her şey yolundadır.
Okul bitmiş, işe girilmiş, bir düzen kurulmuş.
Ama içten içe bir şeyler eksiktir.
Adını koymak da zor bunun.
Çünkü eksik olan somut bir şey değil, hissedilen bir şey.
Her şey tamam ama ben tamam değilim duygusu.
Tam da burada bir parantez açmak istiyorum.
Bir önceki bölümü dinleyenler de anlayacaktır.
Çektiğim bölümlerde okuduğum kitaplardan örnekler vermeyi seviyorum.
Aslına bakarsanız bir kitap okuduğumda o kitabın konusu eğer beni çok etkiliyorsa...
O tema üzerinden kendi hayat deneyimlerimi de birleştirerek bir bölüm içeriği çıkarmaya çalışıyorum.
Bunu yaparken kesinlikle bir öğüt ya da nasihat vermek kaygısı gütmüyorum.
Sadece kitaptan aldığım ders, kitabın ana teması ve kendi hayatımın içinde deneyimlediğim, fark ettiğim gözlemlerimi harmanlayıp bir bölüm ortaya çıkarıyorum ve bunu da naçizane size sunuyorum.
Kapatıyorum parantezi.
Bu bölümü çekmem için de bana fikir ve ilham veren tam da az önce bahsettiğim Her şey tamam ama ben tamam değilim duygusunu içeren Herman Hesse'nin Starta kitabından bahsedeceğim size.
Nobel ödüllü bir kitap bu arada okumayanlara tavsiye ederim.
Bölümde bu kitap üzerinden birkaç örneğim olacak.
Herman Hesse bu kitapta her şey tamam ama ben tamam değilim duygusunu kahraman Starta üzerinden anlatıyor.
Kitap Starta'nın içsel yolculuğunu aydınlanma arayışında ve hayatın anlamını keşfetmesine konu alıyor.
Starta bir birey olarak farklı öğretiler deneyimliyor ve kendi yolunu bulmaya çalışıyor.
Starta'nın önünde birçok doğru yol var.
Öğretiler, inançlar, kurallar.
Her biri ona iyi bir hayat vaat eder ama Starta başkalarının çizdiği bu yolların hiçbirinde huzur bulamaz.
Çünkü hepsi doğru olsa da ona ait değildir.
Starta her şeye sahip gibi görünen ama içsel olarak tatmin olmayan genç bir adamdır.
Bilgiyi bilgilerden, Huzuru öğretilerden, mutluluğu kurallardan öğrenebileceğine inanmaz.
Bu yüzden dini öğretiler dener, yoksulluğu yaşar, zenginliği, arzuyu, aşkı tadar, hayatın uç noktalarında dolaşır ama gerçek bilgeliğin başkasından öğrenilmediğini, yaşanarak
kazanıldığını öğrenir.
Hakikat tek bir yolda değil, acı da haz da öğreticidir.
İnsan kendini başkalarına benzemeye çalışarak değil, kendi deneyimlerini kabullenerek bulur.
Hayat bir varış noktası değil, bir akıştır.
İşte herkes bize bir şeyler almamız gerektiğini söylerken, starta bize belki de tek yapmamız gereken şeyin kendi yolumuzda yürümek olduğunu anlatır.
Bugün de benzer bir durum içerisindeyiz, öyle değil mi?
Doğru okul, doğru meslek, doğru yaşta atılan adımlar, her şey kitabına uygun, listelere, beklentilere uygun.
Ama bir sabah uyanıp şunu hissedebilirsin.
Bu hayat yanlış değil ama benim de değil.
Ve bu cümleyi kurmak insana suçluluk hissettirir.
Çünkü yanlış olmayan bir hayattan şikayet etmek de nankörlük gibi öğretilmiştir bize.
O yüzden çoğu insan bu hissi bastırır.
Biraz daha dayanayım der, herkes böyle der.
Zamanla alışırım diye düşünür.
Ama alışmak bazen çözüm değil, sadece sessiz sessiz uzaklaşmak.
Kendinden uzaklaşmak belki de.
Hemen bunun ardından yavaş yavaş tükenmişlik başlar.
Bu noktada tükenmişlik yanlış anlaşılmasın.
Tükenmişlik sadece çok çalışmak değil.
Bazen az çalışırken de tükenirsin.
Çünkü yaptığın şeyle bağın kalmamıştır.
Sabah alarmı çaldığında yorgun hissetmenin sebebi uykusuzluk değil, isteksizliktir belki.
Günler birbirine karışır, hafta içiyle hafta sonu arasındaki fark silikleşir, tatil planları bile eskisi kadar heyecanlandırmaz olur.
Kitapta bahsettiğimiz Starter'ın hikayesi de tıpkı bunun gibi isteksizlik ve bağ kuramamak üzerine.
O hayatın anlamını birilerinden öğrenmeye çalıştıkça daha çok kaybolur.
Ancak kendi yolunu yürümeye başladığında, yanlışlar yaparak, durarak, bazen geri dönerek ilerlediğinde bir şeyler yerine oturur.
Kitap bize doğru yol budur demiyor.
Tam tersine şunu söylüyor.
Hazır yollar seni bir yere götürebilir ama kendine götürmeyebilir der.
Şimdi aklıma geldi.
Bu kitaptan bahsetmeyi planlamamıştım ama konumuza çok uygun bir kitap olduğu için aklıma gelmişken kısaca değinmek istiyorum.
Viktor Frankl'ın İnsanın Anlam Arayışı kitabı.
Eminim birçoğumuz okumuştur.
Okumayanlar varsa tavsiye ederim.
Bu da çok güzel bir kitap.
Bu kitap anlam meselesini çok daha sert bir yerden ele alır.
Frankl, insanın en zor koşullarda bile yaşamaya devam edebilmesini sağlayan şeyin anlam olduğunu söyler.
Ama bu anlam dışarıdan alınmaz.
Yani ünvanla, maaşla, statüyle, başkalarının onayıyla gelmez.
Anlam insanın kendi hayatıyla kurduğu bağdır der bize.
Günlük hayatımızı düşünüyorum şu anda.
Bugün birçok insan neden devam ediyorum sorusuna net bir cevap veremez.
Sadece bırakmaktan korktuğu için devam eder.
Çünkü bırakmak belirsizliktir.
Kimliğin çözüldüğü bir alandır.
İşini bırakırsan ne iş yapıyorsun sorusu gelir.
Hayatını sorgularsan o zaman ne istiyorsun sorusu gelir.
Ve bazen bu sorulara cevap vermek yanlış bir hayatın içinde kalmaktan daha zor geliyor bize.
O yüzden çoğu insan sessiz bir anlaşma yapar kendiyle.
Biraz daha sabredeyim, biraz daha katlanayım, biraz daha güçlü olayım.
Ama bu biraz dahalar arttıkça, uzadıkça hayat senin yerine karar vermeye başlar, geçmiş olsun.
Günler geçer, alışkanlıklar kök salar ve bir noktada şunu fark edersin.
Artık bu hayatı seçmiyorsun, bu hayat seni seçmiş.
Bu bölümde anlatmak istediğim şey cesaretle ilgili değil aslında.
Kimse herkesten her şeyi bırakmasını beklemiyor.
Mesele fark etmekle ilgili.
Yani içinde bulunduğun hayatla arandaki mesafeyi fark etmek.
Başarı denen şeyin senin için ne anlama geldiğini yeniden düşünmek.
Belki de başarı herkesin alkışladığı bir noktaya gelmek değil.
alkış kesildiğinde hala içinde kalabildiğin bir hayat kurabilmektir.
Bu noktada kendine dürüst olmak zor gelir.
Çünkü dürüstlük bazen bir değişim çağrısıdır ve değişim en çok da her şey fena değilken korkutur.
Ama belki de asıl soru şudur.
Hayatı gerçekten sen mi seçtin?
Yoksa bir noktada sadece bırakmaktan korktuğun için mi içindesin?
Bu sorunun cevabı hemen gelmek zorunda değil.
Hatta gelmemesi daha olası.
Ama sorunun orada durması bile bir şeyleri değiştirir.
Çünkü bazen bir hayat önce sorgulandığı anda çatlamaya başlar ve o çatlak içeri biraz ışık alır.
Dilerim hayatınızı ıslanışlıklar hiç eksik olmasın.
Çünkü ışık küçük olabilir ama artık karanlık aynı değil.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Hepinize çokça sevgilerimi gönderiyorum.
Bir sonraki dinlencede görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
