
🍃 Dinlence’ye hoş geldiniz.
🎙️ Dinlence Podcast’in yeni bölümü yayında.
Büyürken bize hep bir yol haritası çizildi. İyi bir okul, iyi bir iş, düzenli bir hayat… Ama kimse bize belirsizlikle nasıl yaşayacağımızı öğretmedi.
Bu bölümde gelecek kaygısını, yetişkin olmanın ağırlığını, sosyal medyanın yarattığı baskıyı, kariyer beklentilerini, yapay zekâyı ve sürekli bir yerlere yetişme hissini konuşuyoruz. Belirsizlikten kaçmıyor, aksine onunla yaşamayı öğrenmeye çalışıyoruz. Çünkü hayat; her şeyi çözmüş olmak değil, bazen korkarak, bazen yorularak ama yine de yürümeye devam edebilmek.
Eğer son zamanlarda geleceği düşünmekten bugünü kaçırdığınızı hissediyorsanız, bu bölümde kendinizden bir parça bulabilirsiniz.
Bazen ihtiyacımız olan tek şey, belirsizliğe rağmen yürümeye devam edebileceğimizi hatırlamak.
🎧 Keyifli dinlemeler.
Transkript
Merhabalar, Dinlenece Podcast'ta hoş geldiniz.
Ben Azime. Bugün biraz korkularımdan, daha doğrusu gelecek korkumdan konuşmak istiyorum.
Bu aralar bu duygum çok tavan yaptı diyebilirim.
Şu anda karşımda duran bu mikrofon, kariyerimi, ilişkilerimi, geleceğimi, ekonomik şartlarımı ve bazen de kendimi sorguladığım anlara eşlikçim.
Siz de bu anlarımda dilimden dökülenleri dinlemektesiniz.
Çok iyi günlerden geçmiyoruz, malum.
Zaten uzun zamandır ülkece belki de dünyaca çok iyi şeyler yaşamadık.
Ama ne yapalım neşemizi de çalamazlar ya.
Deniz Göktaş için çok üzgünüm.
Yani ne diyeceğimi bilemiyorum.
Güzelim ülkemin demokrasi adına çok üzgünüm.
Neyse umut edip bekleyip göreceğiz.
Çok karamsarlığa da girmek istemiyorum.
Bu tatsız olaylar benim gelecek kaygımı fazlasıyla etkiliyor.
Ben de oturdum mikrofonun başına.
Çünkü kabul edelim hayatımızın bir döneminde hepimiz bir gün gerçekten güvende hissedecek miyim?
Acaba yetişebilecek miyim?
Ya da istediğim hayatı kurabilecek miyim gibi düşündük değil mi?
Bu tarz sorular sorduk kendimize.
Muhakkak. Ve bunun aslında çok doğal bir nedeni var.
Bugün yaşadığımız dünyanın en belirgin özelliği yine belirsizlik.
Çocukluğumuzdan beri bize belirli bir hayat planı anlatıldı.
Derslerini çalış, iyi bir üniversite kazan, iyi bir işe gir, evlen, ev al, hayatını kur.
Sanki bunların hepsi sırayla gerçekleşmek zorundaymış gibi.
Ama büyüdükçe gördük ki hayatın öyle net bir yolu, net bir kuralı yok.
Çünkü dünya artık çok hızlı değişiyor.
Mesela bir meslek öğreniyorsunuz.
Birkaç yıl sonra o sektör bambaşka bir hale geliyor.
Plan yapıyorsunuz, ekonomi değişiyor.
Bir kariyer inşa ediyorsunuz derken yapay zeka gibi yepyeni teknolojiler bütün dengeleri değiştirmeye başlıyor.
Eskiden insanlar tek bir meslek öğrenip emekli olabiliyordu bu meslekten.
Bugün ise tek başına bir beceriye sahip olmak yeterli olmuyor.
Hiçbir şey için yeterli olmuyor hem de.
Psikolog Serdar Çetinkaya var.
Çok sevdiğim bir hocam. YouTube kanalındaki video kesiminde şey diyordu.
Tek bir iş biliyorsanız aslında hiçbir şey bilmiyorsunuz.
O kadar doğru ki. Biraz sert geliyor ama çok doğru bir şey aslında.
Artık en değerli beceri öğrenmeye devam edebilmek.
Yeni şeyler öğrenmek.
Yeni kazanımlar elde etmek.
Bence bizim neslin en büyük problemi de bu yüzden başarısızlık değil.
Belirsizlik. Çünkü insan mücadele edeceği şeyleri bilirse buna hazırlanır.
Ona göre gardını alır, cebini ona göre doldurur, psikolojisini ona göre hazırlar.
Ne bileyim ona göre belki eğitim alırım.
Bunu tecrübelemiş insanlarla konuşursun değil mi?
Bunu hazırlarsın. Kendini hazırlarsın.
Ama yarının nasıl olacağını kimsenin bilmediği bir dünyada yaşıyoruz.
Bu yüzden zihnimiz sürekli ihtimaller üretmeye başlıyor.
Ve çoğu zaman aslında gelecekten değil kontrol edemediğimiz şeylerden korkuyoruz.
Bunun tabii ki bir de sosyal medya ayağı var.
Sabah telefonu alıyoruz elimize.
Hepimiz uyanır uyanmaz bence direkt o batağa düşüyoruz.
Birisi bir bakmışsın Bali'den çalışıyor.
Çok havalı değil mi? Birisi şirketini büyütmüş.
Şirket kurmuş, şirketini büyütmüş.
Düşünün. Birisi yatırım yapmış.
Birisi 25 yaşında ama bütün hayallerini gerçekleştirmiş gibi sanki emekli olmuş gibi yaşıyor.
Bütün dünyayı geziyor. Bir süre sonra fark etmeden kendi hayatımızı bu görüntülerle kıyaslamaya başlıyoruz.
Hepimiz yapıyoruz bunu maalesef.
Oysa kimse reddedildiği iş başvurularını paylaşmıyor mesela.
Kimse başarısız girişimlerini anlatmıyor.
Kimse gece 3'de 5'de yaşadığı o kaygıyı, anksiyeteyi göstermiyor.
Kimse banka hesabının ekran görüntüsünü paylaşmıyor.
Ya da ne bileyim sosyal medya insanların aslında hayatı değil, vitrini gibi.
Biz de böyle kendi kulisimizi başkalarının sahnesiyle karıştırıyoruz.
İşte yetersizlik hissi çoğu zaman da bu yüzden başlıyor.
Bir başka baskı da her şeyi aynı anda başarmamız gerektiği düşüncesi.
Her şeyi aynı anda yapmamız mümkün değil.
Bu eşyanın tabiatına aykırı.
Mesela iyi bir kariyer, sağlıklı bir ilişki, spor yapmak, yatırım yapmak, kendini geliştirmek, ne bileyim belki dili öğrenmek, sosyalleşmek ve bütün bunları mümkünse 30 yaşına gelmeden tamamlamak.
Bunların hepsini aynı anda yapmak hiç kolay bir şey değil.
Ben mesela düzenli spor yaptığımda Sağlığımı ihmal edebiliyorum.
Beslenmemi ihmal ediyorum. Çünkü yemek yapmak için vaktim kalmıyor.
Ya da ne bileyim yatırım yaptığımı düşünüyorum.
Bu sefer gerçekleştirmek istediğim hayallerim için finans ayıramıyorum.
Dili öğrenmek istiyorum mesela.
Dili öğrendim diyelim.
Ya da ne bileyim okumak istediğim bazı kitaplar, makaleler var.
Onları okumak istediğimde daha sosyalleşiyorum.
Çünkü hem yoğun sosyalleşmek, hem yoğun okumalar yapmak, hem bunun yanında spor yapmak.
Hem de ilişkimi de güzel yürütmek.
Ha bir de tabii kariyeri de ihmal etmemek lazım.
Bunların hepsini aynı anda yapabilmek bizim 24 saatimize sığacak şeyler değil.
Yani hepsinden biraz biraz istiyorsan da işte verimli oluyor mu bilmiyorum.
Biraz eleme yapmak gerekiyor gibi geliyor bana.
Ya da doğrusu ne bilmiyorum.
Bilen varsa lütfen söylesin.
Hepimiz ona göre şekil almaya hazırız.
Ben hazır ve nazırım. Yani bunların hepsini iyi bir kariyeri, sağlıklı bir ilişkiyi, sporu, yatırımı.
İşte kendimi geliştireceğim alanları.
Dili öğrenmeyi, sosyalleşmeyi.
Bunların hepsini yaşla çok geçmeden yapabilmeyi ben istiyorum.
Ve bunun bir planı, projesi, bir tılsımı varsa lütfen bilen bana öğretsin.
Ben hazırım. Öğrenmek için hazırım, bekliyorum.
Buradayım. Yerim yurdum belli.
Ve bütün bunları bir de diyorlar ki işte 30 yaşına gelmeden yatırımı yapmış olman gerekiyor.
Var ya böyle ekonomistler çıkıyorlar diyorlar.
İşte 30 yaşına gelmeden yatırımlarınızı yapın.
Çünkü 30 yaşından sonra farklı giderleriniz olacak.
Çocuk sahibi olacaksınız. Evleneceksiniz.
İşte bla bla. Başka gider kalemleriniz olacak.
Deniyor. Bilmiyorum. Bakalım.
Göreceğiz. Yani bu liste dediğim gibi uzayıp gidiyor.
Fakat insan aynı anda her alanda mükemmel olamıyor dediğim gibi.
Yani hepsini aynı anda yapmak çok zor.
Bir yarış gibi ya bir de.
Aslında hayat bir yarış değil.
Ve herkes aynı çizgide de başlamıyor.
Yani herkesin hayat koşulları da aynı değil.
Kimimizin yükü daha ağır.
Kimimizin yolu daha uzun.
Bu yüzden başkalarının hızına bakarak kendi yolculuğumuzu değerlendirmek de çoğu zaman adili olmuyor.
Bazen gelecek kaygısının altında bambaşka sebepler de yatabiliyor.
Gerçekte nasıl bir hayat istediğimizi tam olarak bilmediğimiz için oluyor bence.
Çünkü bize başarı sürekli aynı şekilde anlatıldı.
Daha büyük bir ev, daha yüksek maaş, daha iyi bir ünvan.
Oysa başarı herkes için aynı anlama gelmeyebilir.
Belki sizin için başarı sevdiğiniz işi yapmaktır.
Belki akşam eve huzurla dönebilmektir.
Belki sevdiklerinize daha fazla zaman ayırabilmektir.
Ne bileyim belki hobilerinize daha fazla vakit ayırabilmektir.
Belki kendinizi geliştirmektir.
Ya bu listeyi uzatabilirim daha da çoğaltabilirim.
İnsan gerçekten ne istediğini keşfetmeye başladığında gelecekle ilgili kaygılarının da bence bir kısmı yavaş yavaş azalıyor.
Az önce bahsettiğimiz gibi son yılların en büyük tartışmalarından biri mesela yapay zeka değil mi?
Evet işte bazı meslekler değişecek, bazıları tamamen ortadan kalkacak.
Böyle söylentiler var, hepimiz duyuyoruz.
Yapay zeka işte mesleklerimizi elimizden alacak, işsiz kalacağız, aç kalacak gelecek nesil falan deniyor.
Ama tarih boyunca her büyük dönüşüm yeni meslekleri ve yeni fırsatlarınla beraberinde getirmedi mi?
Mesela ben çok küçüktüm, hatırlıyorum internet çağında.
Bize işte ansiklopediler ortadan kalkacak, insanlar artık kitap okumayacak.
Çocukken çok kitap kurduydum, çok kitap okuyordum.
Ve bize internet hep böyle kötüleniyordu, kötü pompalanıyordu.
Kitaplar okunmayacak, kütüphaneler ortadan kalkacak, ansiklopide okunmayacak kimse deniyordu.
Ama bakın şu anda insanlar kitap okuyor, kütüphanelere falan da bir şey olmadı.
Aksine internet sayesinde kitaplar çok daha fazla insana ulaşabildi.
Eskiden bu kadar ulaşılamıyordu.
Şimdi kolaylıkla bir tık ertesi gün evimde oluyor istediğim kitap.
Yani ben o yüzden yapay zekanın meslekleri elimizden alacağını falan düşünmüyorum.
Elbette bir şeyleri değiştirecek, dönüştürecek, geliştirecek, başka olacak elbette.
Yani teknik konular tabii ben bilemem, onu uzmanları anlatıyor zaten.
Teknik konularda çok iyi olduğumu söyleyemeyeceğim ama tamamen mesleklerimizi elimizden alacağını düşünmüyorum.
Belki onu çok iyi kullananlar çok iyi fırsatlar elde edecektir.
Ama işsiz kalacağımızı da düşünmüyorum.
Aslında burada önemli olan da anlatmak istediğim şeyin özü değişimden bahsetmek istiyorum.
Değişim kendisinden değil ama.
Bizim değişime ne kadar açık olduğumuzdan.
Dediğim gibi belki geleceğin en önemli yeteneği diploma değil, tamam.
Sürekli öğrenebilmek, kendini güncelleyebilmek ve gerektiğinde yeniden başlayabilmek.
Zaten sürekli öğrenmeye açıksan ve kendini geliştirebiliyorsan, güncelleyebiliyorsan bir şekilde teknolojiye ve çağın getirdiği yeniliklere ayak uydurabiliyorsun demektir.
Ve gerektiğinde yeniden başlayabilmek dedim.
Diğerleri konusunda elbette kasım var ama...
Yeniden başlamayı iyi bilirim arkadaşlarım.
Hayatta bazen gerçekten sıfırdan başlamam gerekti.
Her seferinde şunu gördüm.
İnsan düşündüğünden çok daha dayanıklı, çok daha güçlü.
Buna inanın. Yani elbette kaygılarımız var.
Bu hep olacak ama önemli olan bütün bu kaygıyla nasıl yaşayacağımızı öğrenmek.
Benim kendime sık sık hatırlattığım 3 küçük şey var.
Birincisi kendinizi daha az kıyaslayın.
Çünkü herkes farklı bir hikayenin içinde.
İkincisi... Hayatı 5 yıllık planlarla kontrol etmeye çalışmayın.
Bu bize çok dayatıldı. Özellikle kurumsal hayatta hep sorulur.
5 yıl sonra kendini nerede görüyorsun diye.
İşte klasik cevap 5 yıl sonra kendimi işte müdür olarak görüyorum denir mesela.
Yani müdürlere karşı bir antipatim yok tabii ama ben müdür olarak falan görmüyorum kendimi.
Müdür olmak da istemiyorum.
Müdürlerin mutlu olduğunu da düşünmüyorum.
Yani 10 yıllık kurumsal hayattaki gördüğüm gözlemim şu ki title arttıkça insanlar mutsuz ve yalnız.
Ben görüyorum o müdürler tek başına yapayalnız insanlar ya.
Yani tabii ki mutlular belki bilmiyorum.
Ben dışarıdan gözlem olarak aktarıyorum.
Kimsenin özel hayatına dair bir bilgim yok ama mutsuz olduklarını düşünüyorum maalesef.
Herkese de mutluluklar diliyorum tez zamanda.
Evet 5 yıllık planlarla kontrol etmeye çalışmayın.
Tabii ki müdür olmak isteyenler önüne geçmeyiz buyursunlar olsunlar elbette.
Herkesin kariyer planına sonuçta kimse karışamaz.
Benim için önemli olan bir sonraki adımımı görebilmek.
Bir sonraki adımım için kendimi hazırlamaktır.
5 yıllık planlar yapmıyorum o yüzden.
Üçüncüsü ise kontrol edemediğimiz şeyleri kabul etmek.
Hayatın büyük bölümü zaten bizim kontrolümüzün dışında.
Bizim kontrolümüzde değil.
Bunu kabul etmek de zayıflık değil bence.
Tam tersine insanı özgürleştiren bir bakış açısı.
Yetişkin olmak her şeyi de çözmüş olmak demek değil.
Yani biz böyle yetişkin olunca her şeyi halletmişiz.
İşte biraz önce saydığım o liste vardı ya işte ev al, ev kur, yuvanı kur.
Bunları tamamladıysan yetişkinsin diye bir şey yok bence.
Bu hayatın getirdiği zorluklara, belirsizliklere rağmen yürümeye devam edebilmek bence.
Bazen korkarak tabii, bazen yorularak, bazen ne yaptığını tam olarak bilmeden.
Az önce bahsettiğimiz gibi belirsizlik de çok hakim malum.
Ama yine de ilerlemeyi seçerek.
Ve hepimizin aynı duyguları yaşadığını unutmayalım.
Yani benzer duyguları yaşıyoruz.
Ve bunu düşündüğümüzde yalnız olmadığımızı fark ediyoruz.
Bu da biraz rahatlatıyor bizi.
Eğer bugün gelecek kaygısı hissediyorsanız kendinize yüklenmeyin.
Bu kaygı hayatınızı önemsediğiniz anlamına geliyor.
Ama kaygının direksiyona geçmesine, sizi ele geçirmesine de izin vermeyin.
Çünkü mükemmel bir gelecek diye bir şey yok.
Kimse bir günde kusursuz bir hayat kurmuyor.
O kadar engebelik hayat hepimizin de bildiği gibi.
Hepimizin hayatı küçük kararlarla, küçük alışkanlıklarla ve istikrarlı adımlarla şekilleniyor.
Belki bugün hayatınızı değiştirecek büyük bir adım atmayacaksınız.
Ama küçük bir adım bile yarın bambaşka bir yere ulaşmanızı sağlayabilir.
Bence ihtiyacımız olan tek şey ilerlemeye devam etmek.
Ben Azime, bugün Dinlence Podcast''eydiniz.
Eğer bu bölümde kendinizden bir parça bulduysanız yalnız olmadığınızı bilin.
Bir sonraki bölümde başka bir konuyu konuşuyor olacağız.
O zamana kadar kendinize çok iyi bakın ve yoğun hayatın içinde biraz dinlenmeyi unutmayın.
Bir sonraki dinlence de görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
