
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
zamanın acele etmediği yerlerde kendine biraz daha güvenmek isteyenler için.
Transkript
Altyazı M.K.
Bugün yine o sayfalardan birini daha açıyorum ve bugün kafamda dönen tek bir cümle var aslında.
Hepimizin çok iyi bildiği ama nedense üstünde çok durmadığı bir cümle.
Zaman her şeyi öğretiyor.
Ben bunu duyduğumda hep aynı soru beliriyor kafamda.
Yani tamam öğretiyor da ne zaman öğretiyor?
Çünkü bazı şeyler yaşarken insan gerçekten şunu hissediyor.
Ben hazırım artık ya.
Anlat bana, göster bana, öğret bana.
Ama zaman böyle çalışmıyor.
Ne bir takvim veriyor elimize ne de diyor ki şu tarihte anlayacaksın diyor.
Bekliyorsun, yaşıyorsun.
Bazen yoruluyorsun ve hala anlamadığını fark ediyorsun.
Ben bu ne zaman meselesini çok düşündüm.
Bak gerçekten çünkü hayatımda bazı şeyler var.
Öğrenmem gerektiğini bildiğim halde öğrenemediğim.
Yani başıma geliyor, geçiyor, iz bırakıyor ama ders haline dönüşmüyor.
Yani en azından hemen dönüşmüyor ve bu insana tuhaf bir sabırsızlık veriyor.
Sanki bir sınavdaymışım da sorular gelmiş ama cevap anahtarım hala yok gibi.
Bir de çevremizde insanlar var tabii ki.
Zamanla anlarsın Zeynepciğim.
Bir gün dank edecek.
Zeynep'ciğim. Şu an anlamasam da...
Sonra anlayacaksın Zeynepciğim diyenler.
Bunu iyi niyetle söylüyorlar belki de.
Belki de kötü niyetle söylüyorlar.
Bilmiyorum. Ama insan bazen şimdi anlamak istiyor.
Şu an rahatlamak istiyor.
Şu an yerli yerine otursun istiyor yani her şey.
Çünkü beklemek bence çok zor geliyor.
Belirsizlik çok yoruyor insanı.
Benim de bu klinik süreci böyleydi.
Yani bazı belirsizlikler var.
Bir şeyler oluyor. Aksilikler oluyor.
Bir şeylerden ders çıkarmaya çalışıyorum bir anda.
Ve insan rahatlamak istiyor yani.
Her şey artık yerli yerine otursun istiyor.
Ama işin ilginç tarafı şu.
Bunu da söylemeden geçmek istemiyorum.
Zamanın bize bir şeyler üreteceğini biliyoruz biz.
Ama zamanla ilgili hiçbir şey bizim kontrolümüze değil.
Ne hızını ayarlayabiliyoruz, ne hani burada biraz dursan mı diyebiliyoruz.
O kendi ritminde akıyor.
Biz de onun içinde bir şeyler öğrenmeyi umuyoruz.
Bazen öğreniyoruz, bazen sadece yaşıyoruz.
Bazen de ikisini aynı anda yapıyoruz ama fark etmiyoruz.
Ben bugün bu bölümde birazcık bunu konuşalım istiyorum.
Yani zamanın bize öğrettiklerini.
Ama özellikle ne zaman öğrettiğini bilmemeyi, beklerken ne hissettiğimizi, anlamadan yaşamaya devam etmenin ne kadar insani olduğunu ve belki de en önemlisi öğrenmeden
de yol alabilmenin mümkün olup olmadığını konuşmak istiyorum.
Ben şunu fark ettim.
Aslında bizi en çok yoran şey zamanın bize bir şey öğreteceğini bilmek.
Ama bunun şu an yapmaması.
Yani başımıza gelenlerin bir anlamı olduğunu hissediyoruz.
Ama o anlam henüz ortaya çıkmamış oluyor yani.
Ve insan böyle zamanlarda kendini birazcık askıda hissediyor.
Ne ileri gidebiliyor ne geri dönebiliyor.
Sadece bekleyen bir yerde duruyor.
Bence bu bekleme hali çok konuşulmuyor.
Herkes sonuçlardan bahsetmeyi seviyor tabii ki.
Şunu yaşadım ve öğrendim.
Demek çok daha kolay. Ama o öğrenmenin gelmediği zamanlar var ya işte orası gerçekten çok zor bence.
Çünkü hem yaşıyorsun hem anlamlandıramıyorsun.
Bir şey seni dönüştürüyor ama nasıl ve neye dönüştürdüğünü de henüz bilmiyorsun.
Ve bu belirsizlik insanın sabrını çok zorluyor bence.
Bunlar şahsi fikirlerim.
Ben böyle zamanlarda kendime şunu söylüyorum.
Belki de zaman bize dersi hemen vermiyor.
Çünkü önce bizi derse hazırlıyor.
Yani cevap gelmeden önce sorunun ağırlığını taşımayı öğreniyoruz.
Anladın mı? Biraz güçleniyoruz.
Biraz yoruluyoruz. Biraz kabulleniyoruz.
Ve sonra bir gün çok sıradan bir anda o yaşadığın şey yerine oturuyor.
Hani büyük bir aydınlanma gibi değil bu arada.
Daha çok hani... Demek ki buydu gibi bir şey.
Ama o ana kadar geçen sürede ben kendime çok yükleniyordum.
Yani sen öyle yapıyor musun bilmiyorum.
Ama bende vardı yani. Hala anlayamadım.
Bende bir sorun var. Bu meseleyi bir ben çözemedim hayatımda diye.
Oysa ki belki de mesele çözmek değil.
Yani bazı şeyler çözülmüyor.
Sadece yaşanıyor. Ve zaman onları çözüm değil, deneyim haline getiriyor.
Bir de şu var. Bak bence bu çok önemli bir ayrıntı.
Zaman bize her şeyi öğretmiyor belki ama bizi bir şeylere alıştırıyor.
Bu kesin. Yani acıya, belirsizliğe, beklemeye, değişime ve alışmakta bir öğrenme biçimi aslında.
İnsan her şeyi anlamak zorunda değil ama her şeye dayanabilir hale gelebiliyor.
Bu da küçümsenecek bir şey değil bence.
Mesela benim kendi hayatıma baktığımda bazı dönemlerinde özellikle son bir iki sene diyebilirim bir şeylerin yanlış gittiğini çok net hissettiğim.
Ama nedenini asla koyamadığım şeyler oldu.
İçimde bir huzursuzluk var.
Tamam mı? Bir sıkışma var.
Yani bir şey var ama adı yok gibi.
Anladın mı? O zamanlar ben hep şunu düşünürdüm.
Keşke zaman bana birazcık daha hızlı anlatsa.
Çünkü insan bilmediği bir şeyle yaşarken gerçekten çok yoruluyor.
Ne bırakacağını bilmiyor.
Neye tutunacağını da bilmiyor.
Ama şimdi dönüp baktığımda şunu görüyorum.
O zamanlar zaman bana cevap vermiyordu ama beni yavaş yavaş değiştiriyordu gerçekten.
Sabırlı yapıyordu demiyorum.
Çünkü sabır romantik bir kelime gibi geliyor bazen.
Daha çok şuna benziyor.
Daha az tepki vermeyi öğrenmek.
Her şeyin hemen çözülmesi gerekmediğini kabullenmek.
Bu da bir öğrenme biçimiymiş aslında.
Sadece biz bunu ders olarak tanımlamıyoruz.
Ha bir de şu var. Biz zamanın öğretmesini hep büyük anlarla hayal ediyoruz ya hani.
Bir gün uyanacağız ve diyeceğiz ki tamam ya şimdi anladım.
Şu an tüm taşlar yerine oturdu.
Ama maalesef yani çoğu zaman böyle olmuyor.
Daha küçük küçük oluyor bu öğrenmeler.
Aynı şey eskisi kadar üzülmediğini fark ediyorsun mesela.
Ya da eskiden seni çok geren bir durum artık o kadar sarsmıyor.
Bu da zamanın işi ama bunu yaşarken fark etmiyorsun.
Bazen de zaman bir şey öğretmiyor gibi geliyor.
Çünkü hala içindesin.
Bir şeyin içindeyken onun anlamını görmek çok zor.
Bence sanki sisin içindeymişsin gibi bir şey bu.
Her yer bulanık.
Ama sisin dışına çıktığında, geriye dönüp şöyle bir baktığında o yol netleşiyor.
Ve o an demek o yüzdenmiş diyorsun.
Ama o sisin içindeyken kendine kızmak ne kadar anlamsız aslında.
Bu yüzden artık şuna daha çok inanıyorum ben.
Zaman bize her şeyi hemen öğretmek zorunda değil.
Biz de hemen her şeyi anlamak zorunda da değiliz bu arada.
Bazı şeylerin zamana yayılması onları daha derin öğrenmemizi sağlıyor.
Yani hızlı gelen cevaplar bazen yüzeyde kalıyor ama geç gelenler gerçekten şöyle sağlam bir şekilde içimize yerleşiyor.
Şimdi bunları düşünürken...
Günlüğüme yazdığım bir alıntıya gelmek istiyorum.
Çok büyük bir farkındalık anında yazılmış bir şey değil.
Daha çok beklemekten yorulduğum bir anda dökülmüş bir cümle bu.
Biliyorum bir gün anlayacağım ama şu an anlamıyor olmak beni çok yoruyor.
Bu cümleyi yazdığımda aslında bir şeyleri çözmeye de çalışmıyordum.
Sadece içimdeki o sabırsızlığı dürüstçe kabul ediyordum.
Çünkü bazen zamanla geçer demek yetmiyor.
Geçmediği zamanlar oluyor çünkü.
Ya da geçiyor ama yerini başka bir soru alıyor.
Ve insan tam da o noktada kendini yetersiz hissediyor.
Sanki öğrenmesi gereken o dersi kaçırmış gibi.
Balıntıya şimdi dönüp baktığımda oradaki yorgunluğu çok insani olduğunu görüyorum.
Çünkü biz çoğu zaman zamanın öğretmesini bir ödül gibi bekliyoruz.
Yani dayandık, sabrettik, yaşadık.
Şimdi sıra muhteşem cevapta gibi ama zaman öyle işlemiyor.
Yani cevap vermekten çok bizi cevapla baş edebilecek hale getiriyor ve bu fark gerçekten çok önemli.
Ben şunu da fark ettim.
Anlamadığımız şeyler yüzünden kendimize çok yükleniyoruz yani ya da ben yükleniyorum.
Demek ki ben öğrenemedim demek ki hala aynı yerdeyim diye düşünüyorum mesela.
Oysa belki de o süreçte öğrenilen şey sonuca ulaşmak değil.
O sonuç gelene kadar nasıl ayakta kalabildiğimiz.
Bu da asla küçümselecek bir şey değil.
İşin bir de şu tarafı var.
Zaman bazen bir şey öğretmek için önce bizi o şeyle uzun süre baş başa bırakıyor.
Kaçamayalım diye, üzerinden atlamayalım diye.
Böyle hıza geçip gitmeyelim diye anladın mı?
Ve biz o sırada sadece yorulduğumuzu sanıyoruz.
Ama aslında içten içe değişiyoruz fark etmeden.
Belki de ne zaman sorusunun cevabı tam olarak bir tarih değil, bir an.
Hazır olduğumuz bir an ve o an geldiğinde geçmişte yaşadığımız...
Onca şey birden anlam kazanıyor ama o gelene kadar beklemek zorundayız.
Ve bu bekleyiş sandığımızdan daha öğretici olabilir diye düşünüyorum.
Bence zamanın bazı dersleri geciktirmesinin çok basit ama can acıtan bir sebebi var.
Hazırsan söylüyorum.
Henüz o dersi taşıyacak yerde olmuyoruz.
Bunu söylemek çok kolay ama yaşarken çok zor çünkü insan kendini hep hazırım zannediyor.
Acı çektiyse, düşündüyse, beklediyse tamam sanıyor ama zaman sanki biraz daha beklememizi istiyor.
Biraz daha yaşamamızı, biraz daha aynı şeyin etrafında dolanmamızı istiyor ve bu...
Çok sinir bozucu bir şey.
Ama sonra fark ediyorsun ki o ders erken gelseydi belki de seni ezip geçecekti yani.
O yüzden gecikiyor. Mesela bazı gerçekler var.
Onları erken fark edersen çok yaralayıcı olabiliyor.
Bazı kabullenişler var.
Zamanı gelmeden gelirse insanı gerçekten dağıtıyor.
Ama belki de bizi korumak için yavaş davranıyor.
Biz anlamlandıramıyoruz ama...
Kendi hızında çalışıyor işte.
Ha ne var bir de? Şunu da not almışım.
Çünkü işin şu tarafı da var.
Biz ders deyince hep aydınlanma bekliyoruz dedim.
Yani bir şey olacak ve her şey netleşecek.
Harika. Oysa ki bildiğin gibi o ders çoğu zaman böyle bir sessizce veriliyor.
Bir sabah uyanıyorsun ve eskisi kadar kırılmadığını fark ediyorsun.
Bir konuda aynı tepkiyi vermediğini görüyorsun artık.
Büyük bir farkındalık cümlesi yok.
Sadece bir değişim var ve...
Bu değişim zamanın en sevdiği öğretme şekli bence.
Zamanın geciktirdiği bu dersler çoğu zaman sabırla değil de tekrarlarla geliyor bence.
Yani aynı his, benzer insanlar, tanıdık durumlar.
Ben bunu daha önce yaşamıştım dediğin şeyler ve belki de zaman burada şunu söylüyor bize.
Bu hali gerçekten öğrenmeden geçme necmi vermeyeceğim.
Kaçışı yok, üzerinden atlama yok.
Yaşaya yaşaya öğreneceksin.
Bir de bazen ders gecikmiyor da biz görmezden geliyoruz bence.
Çünkü öğrenmek demek bir şeylerden vazgeçmek demek.
Bir düşünceden, bir beklentiden, bir hayalden vazgeçmek demek.
Ve vazgeçmek her zaman öğrenmekten daha zor bence.
O yüzden zaman bizi zorlamıyor.
Kendi kendimize hazır olmamızı bekliyor.
Hazır olduğumuzda da cevap zaten çok sakin bir şekilde geliyor.
O yüzden zaman bize her şeyi öğretiyor ama ne zaman?
Sorsunun cevabı bence şu.
Biz hazır olduğumuzda.
Ve bu cevap biraz sinir bozucu.
Ama aynı zamanda çok insani olduğunu da biliyorum.
Şimdi konu buraya gelmişken günlüğümde yazdığım başka bir cümleye daha okumak istiyorum.
İlk alıntıdan sonra epey zaman geçmişti.
Bunu yazdığımda. Daha yorgun ama biraz daha kabullenmiş bir halim var bu cümlede.
Belki de zaman bana cevabı vermedi.
Çünkü ben henüz o cevapla ne yapacağımı bilmiyorum yazmışım.
Ben bu cümleyi yazdığımda içimde tuhaf bir rahatlama oldu biliyor musun?
Çünkü ilk defa şunu kabul ediyordum.
Anlamamak bir eksiklik değil.
Hazır olmamak da öyle.
Biz çoğu zaman cevabı istiyoruz ama o cevabın hayatımızda neyi değiştireceğini hiç düşünmüyoruz.
Zaman belki de bizi cevaba değil cevabın getireceklerini hazırlıyor.
Mesela bazı gerçekler var.
Öğrendiğinde bir şeyleri bırakman gerekiyor.
Bir bakış açısını, bir ilişki biçimini, bir beklentiyi.
Eğer zamanı gelmeden öğrenirsen o bırakış çok sert oluyor.
Ama zamanla gelen farkındalıklar birazcık daha yumuşak oluyor gibi hissediyorum.
Yani insan kendini parçalayıp atmıyor böyle.
Yavaş yavaş dönüşüyor ve bu değişim çok daha kalıcı oluyor.
Ben şimdi bu alıntıya baktığımda şunu da görüyorum.
Zaman bizi bilgi değil de dayanıklılık kazandırıyor gibi.
Bir şeyin neden olduğunu değil.
Onunla nasıl yaşayacağını öğretiyor.
Ve bu belki de en zor ama en gerekli derslerden biri.
Çünkü hayatta her şey açıklanabilir olmuyor.
Ama her şey yaşanabilir hale gelebiliyor.
Bir de şu tarafı var.
Zamanla gelen dersler genelde işte bu ya dedirtmiyor.
Daha çok artık böyle hissediyorum dedirtiyor.
İçinde büyük bir cümle olmayabilir ama davranışlarında bir değişiklik var.
Aynı yerde durmuyorsun artık, aynı tepkiyi vermiyorsun.
Aynı şekilde üzülmüyorsun bile ve bu farkı fark ettiğinde zamanın aslında boşuna akmadığını anlıyorsun.
Belki de bu yüzden zamanla barışmak cevapsızlıkla da barışmayı gerektiriyor.
Yani her sorunun bir karşılığı olmak zorunda değil.
Bazı sorular... Sadece bizi büyütmek için varlar ve büyüttüğümüzde belki de o sorulara artık ihtiyaç duymayacağız.
Ben galiba bu bölümde en çok şunu söylemek istiyorum.
Hazır bölümünde artık sonuna gelmişken.
Anlamadığın bir yerde takılı kalmış olman yanlış bir yerde olduğun anlamına gelmiyor.
Hayat bazen bizi bilerek bekletiyor.
Cevabı esirgiyor gibi duruyor olabilir.
Ama aslında bizi aceleden koruyor bence.
Çünkü bazı şeyler erken öğrenildiğinde yük oluyor.
Geç öğrenildiğinde ise yerli yerine oturuyor.
Eğer bu aralar böyle ben neden hala anlamadım, bu bana ne öğretmeye çalışıyor diye soruyorsan yalnız değilsin.
Hepimiz zaman zaman o arada kalmış yerde oturuyoruz.
Yani ne gerideyiz ne ilerideyiz.
Sadece öğrenme sürecindeyiz ve bu süreç çoğu zaman sandığımızdan çok daha değerli.
Belki de zaman bize her şeyi öğretmiyor ama bizi öğrendiğimiz şeylerle yaşayabilecek hale getiriyor.
Dayanıklılığımızı arttırıyor.
Bakış açımızı yumuşatıyor.
Ve biz fark etmeden bir gün geriye dönüp demek ki bu yüzdenmiş diyebiliyoruz.
O gün geldiğinde her şey çok net olmuyor belki ama içimiz birazcık daha sakin oluyor bence.
O yüzden kendine şu konuda yüklenme.
Anlamadığın için. Henüz öğrenemediğin için.
Zamanını boşa harcıyormuş gibi hissettiğin günler için.
Belki de tam olması gereken yerde olması gereken hızdasın.
Ve zaman... Kendi bildiği gibi öğretmeye devam ediyor.
Bugünlük bu kadar. Cevap gelmese bile yol devam ediyor ve bazen bu da yeterli.
Beni dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Ben de buradaydım. Dinledim.
Zeynep demek istersen bana ulaşabileceğin sosyal medya hesaplarını açıklamalar kısmından bulabilirsin.
Kendine çok iyi bak.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
