
yeni yıla girmeden önce kendime sorduğum sorular
21 Aralık 2025 · 18 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
bir yılı kapatırken kendimle daha dürüst konuşmak için.
Transkript
Bugün yine o sayfalardan birini daha açıyorum.
Ama bu defa geçmişe dönüp hesap sormak için değil.
Daha çok durup böyle kendimle birazcık konuşmak için.
Yeni yıla girmeden önce kim olduğumu, bu yılın bende neler bıraktığını ve neleri artık yanımda taşımak istemediğimi fark etmek için cevaplayacağım bu bölümdeki soruları.
Benim yeni yıldan önce kendime sorduğum bazı sorular var.
Bu sorular her sene değişiyor bu arada kafama göre ve 7-8 soru soruyorum ve günlüğüme bunları cevaplıyorum.
Bunlar çok büyük sorular değil.
Ama insan durup gerçekten cevaplamaya başlayınca içini birazcık karıştıran sorular.
O yüzden dedim ki neden bu yıl mikrofonu alayım ve seninle cevaplayayım soruları.
Hatta belki istersen bölüm bittikten sonra bu soruları sen de günlüğüne yazabilirsin ve cevaplayabilirsin.
Çok mutlu olurum. Bu yıl benim için birazcık garipti.
Ne yalan söyleyeyim yani. Çok heyecanlıydı ama stresliydi de.
Bir şeyler olurken aynı anda hem çok umutlandım hem de çok yoruldum.
Ve fark ettim ki bu ikisi bir arada olunca insanın bedeni de kalbi de kolay kolay dinlenemiyor maalesef.
O yüzden bu bölümde hedeflerden, yapılacaklar listelerinden, seneye şöyle biri olacağım cümlelerinden çok bahsetmeyeceğim.
Daha çok bu yılın bende bıraktıklarını konuşmak istiyorum.
Nerede zorlandım? Nerede tutundum?
Nerede fazla çabaladım?
Ve yeni yıla girerken bunların hangilerini yanımda taşımak istiyorum?
Hangilerini artık bırakabilirim?
Bu bölüm birazcık benimle konuşma bölümü.
Ama biliyorum ki bir yerde senin de ben de ya diyeceğin cümleler olacak.
Çünkü bazı sorular sadece günlüğe değil hepimizin içine dokunuyor biliyorum.
İstersen ilk soruyla başlayayım.
İlk sorum şu. Bu yıl boyunca en çok hangi duyguyla yaşadım?
Bu soruyu günlüğüme yazdığımdan beri tek bir duygu seçemedim.
Yani şu anlamda seçemedim.
Tek bir kelime söyleyemiyorum.
Çünkü bu yıl benim için tek bir duygudan ibaret değildi.
Daha çok iki duygunun aynı anda içimde dolaştığı bir yıldı.
Biri heyecan.
Diğeri de stres ve ikisi de gerçekten çok gerçekti.
Bir yandan gerçekten heyecanlıydım.
Çünkü uzun zamandır hayalini kurduğum bir şey için somut adımlar atıyordum.
Biliyorsunuz ki ya da ilk defa denk geldiyseniz ben bir diş hekimiyim ve kendi polikliniğimi açma sürecindeyim şu an.
Dışarıdan bakınca çok güzel, çok motive edici bir yolculuk gibi duruyor ama işin içine girince insanın...
Omuzlarına çok fazla şey biniyor.
Her adım hem oluyor hissini hem de ya olmazsa korkusunu beraberine getiriyor.
Bazı günler gerçekten ikisi birden aynı anda böyle bedenimde dolaşıyordu.
Bir yandan çok umutluyum, bir yandan sürekli tetikte kalıyordum.
Ve bu kadar uzun süre alarmda yaşamak insanı gerçekten yürüyor.
Çünkü bu klinik tadilat süreci gerçekten uzun sürdü.
Çünkü tuttuğum yer tamamen bomboş bir yerdi.
Hani hiçbir duvarı, penceresi hiçbir şey yok.
Ama şunu da fark ediyorum.
Bütün bu stresin içinde bir şey hiç kaybolmadı bende.
O da umut.
Bazen çok yorgun olduğumda bile içimde hep böyle bir şekilde güzel olacak diyen bir yer vardı.
Belki de beni ayakta tutan şey tam olarak buydu.
O yüzden bu yılın baskın duygusu sadece stres ya da sadece heyecan değildi.
İkisi bir aradaydı. Ve galiba beni en çok yoran şey de bu iki uykuyu aynı anda taşımaya çalışmaktı.
Ama yine de bu yıl...
Bana gerçekten çok şey öğreten bir yorgunluktu.
O yüzden bu soruya böyle cevap vermek istiyorum.
İkinci sorum şu.
Bu yıl kendim için neyi daha az yapabilirdim?
Bu sorunun cevabı günlüğüme yazdığımda kafamda o kadar netti ki gerçekten direkt cevapladım bu soruyu.
Elimde olmayan şeyler için bu kadar strese girmemeliydim.
Aslında bunu biliyorum. Hepimiz biliyoruz.
Ama bilmek uygulamak anlamına gelmiyor.
Bu yıl kontrolümde olmayan şeyler olduğunda ben bunu kabullenmekte çok zorlandım.
Bir şey ters gittiğinde hemen kendimi suçladım.
Bir şeyleri daha iyi planlayabilirdim ya da planlamalıydım dedim ya da daha erken fark etmeliydim dedim.
Sanki her şey benim sorumluluğummuş gibi davrandım.
Oysa dönüp baktığımda fark ediyorum ki gerçekten benim elimde olmayan çok fazla şey vardı.
Ama ben yine de tabii ki hepsini zihnimde taşımayı seçtim.
Bu da beni yıl boyunca çok yoran, çok geren şeylerden biri oldu.
Sürekli bir şeyleri kontrol altına tutmaya çalışmak çok yorucu.
O yüzden bazen dönüp baktığımda diyorum ki bu yılın bana öğretmeye çalıştığı şey galiba her şeyi kontrol edemeyeceğimi kabul etmek.
Bu pes etmek değil.
Bu daha az sorumluluk almak değil.
Bu sadece insan olduğumu hatırlamak bence.
Bunu lafta çok iyi biliyorum ama pratiğe dökmek hala zor.
Ve sanırım bu yılın büyük kısmı tam olarak bu farkındalıkla geçti.
Yeni yıla girerken bunu birazcık daha içselleştirmek istiyorum.
O yüzden bu soruya bu cevabı vereceğim.
Bence güzel döküyorum içimi şu an.
İyi geldi. Üçüncü soruma geçiyorum.
Bu yıl beni en çok yoran şey neydi?
Bu soruyu düşündüğümde aklıma tek bir olay gelmedi aslında.
Daha çok bir his geldi.
Bitmiş gibi hissettiren ama bir türlü bitirilemeyen şeylerin ağırlığı.
Özellikle de insanlar söz konusu olduğunda.
Bu yıl aramda hala bir bağ var sandığım bazı arkadaşlıkların aslında çoktan kopmuş olduğunu fark ettim ben.
Ama fark etmek başka bir şey, kabul etmek başka bir şey yani.
Ben uzun süre o bağları sürdürmeye çalıştım.
Konuşarak, anlayarak, bekleyerek.
Sanki biraz daha çabalarsam eski haline dönecekmiş gibi.
Belki de bırakmayı başarısızlık sandım.
Yani yıllardır hayatımda olan bir insanla nasıl koparım diye düşündüm.
Bir bağın, bir dostluğun, bir geçmişin bu kadar kolay bitebileceğini kabullenmek istemedim.
Ama zaman geçtikçe şunu fark ettim.
Bazı bağlar kopuyor.
Ve bu her zaman birinin suçu da olmuyor.
Beni asıl yoran şey bu fark edişin kalbimde bıraktığı his oldu galiba.
Yani bitmiş olması değil de benim bunu geç fark etmiş olmam.
Belki de... Kalbimi asıl kıran şey buydu.
Bu yıl beni en çok yoran şey miydi bilmiyorum ama kesinlikle içimde en çok iz bırakan şeylerden biriydi.
Ve galiba bazı şeylerin bitmiş olduğunu kabullenmek onları sürdürmeye çalışmaktan çok daha yorucu olabiliyor.
Bir ders oldu diyelim.
2025 değişik şeyler yaşattı bana.
Sıradaki soruma geçiyorum.
Bu bölüm gerçekten bunları sadece günlüğüm biliyordu.
Bölümüm oluyor bu arada.
Neyse dördüncü sorumuz şu.
Yeni yıla benimle gelmesine izin vermediğim bir alışkanlık ne?
Bu sorunun cevabını da çok kolay verdim bu arada.
Her şeyi aynı anda yapmaya çalışmak.
Ve buna çok çalışmak demek.
Oysa çoğu zaman bu sadece dağılmak demek gerçekten böyle.
Ben bu yıl fark ettim ki ben neredeyse hiçbir şey tek başına yapmamışım.
Son 3 aya kadar falan.
Bir şey izlerken bile sürekli bir yandan çalışmışım, bir yandan bir şey yazmışım.
Çizilecek bir şey varsa onu halletmişim.
Hiçbir zaman öyle hani filme odaklanıp filmi izlememişim.
Bunu... Bu senenin son aylarında fark ettim gerçekten.
Yürüyüş yaparken bile toplantılara girdiğim oldu, görüşmelere girdiğim oldu.
Hem yürüyeyim hem de bir yandan iş halledeyim deyip yapmam gereken aramaları yaptığım oldu.
Hep bir şeyin içindeyken başka bir yerdeymişim.
Bu bana böyle Eylül-Ekim gibi dank etti.
Ve bunu yılın o döneminde fark ettikten sonra değiştirmeye de çalıştım.
Bazen gerçekten sadece bir film izledim.
Gerçekten sadece izledim yani.
Ama bunu sürdüremedim.
Çünkü alışkanlık dediğim şey kolay bırakılmıyor.
Ama bu son 3 ayda bunu deneyimledikçe şunu çok net hissettim.
Bunu söyleyebilirim en azından.
Bir şeye gerçekten odaklandığımda hem bedenim hem zihnim rahatlıyor.
Yani hayatı biraz eksik gibi hissettirse bile çok daha sakin oluyor.
Ve galiba benim ihtiyacım olan şey tam olarak bu.
Biliyor musun? O yüzden yeni yılda bir şey yapıyorken gerçekten onu yapmak istiyorum.
Ben de
verimli geçirmek zorunda değilim.
Ama bazen sadece orada olmak istiyorum.
Yeni yıla taşımak istemediğim alışkanlık bu.
Ve bu sefer bunu gerçekten sürdürmek istiyorum.
Sıradaki soru. Bu yıl öğrendiğim ama artık uygulamak istemediğim bir düşünce ne?
Bu sorunun cevabı aslında yıl boyunca zihnimde en çok dönen cümlelerden biri olabilir.
Birazcık daha dayanırsam düzelir ya da birazcık daha çabalarsam halledebilirim.
Bu cümleler ilk başta unut gibi geliyor.
Ama bir süre sonra insanlığı sessizce tüketiyor.
Gerçekten. Bu yıl bazı şeylerin gerçekten düzelmediğini fark ettim.
Ne kadar anlatsam da, ne kadar sabretsem de, çabalasam da, ne kadar iyi niyetli olsam da bazı durumlar sadece aynı yerde kalıyor.
Değişmiyor ama seni değiştiriyor.
Daha yorgun, daha sessiz, daha az hevesli birine dönüştürüyor.
Ben uzun süre hep şunu düşünen taraftaydım.
Beni benim gibiler anlar.
Belki sorun bende yani. Belki yeterince çabalamıyorum.
Ama sonradan fark ettim ki bazen sorun çabanın kendisi.
Yani sürekli bir şeyleri kurtarmaya çalışmak insanın kendi enerjisini tüketmesine neden oluyor.
Ben bu düşünceyi artık yeni yola taşımak istemiyorum.
Her şey için daha fazla dayanmak zorunda değilim.
Bazı şeyler zor olduğu için değil, yanlış olduğu için yoruyor.
Ben bunu ayırt etmeyi öğrenmek istiyorum.
Belki de bu yılın bana öğrettiği en net şeylerden biri bu.
Çaba her zaman çözüm değil.
Bazen durmak, bazen vazgeçmek ya da geri çekilmek aslında kendini korumanın bir yolu.
O yüzden bu maddeyi de 2025'in bana öğrettikleri listesinde bulundurabilirim.
Kesinlikle. Sıradaki sorum.
Bu yıl kimseye söylemediğim ama kendime itiraf ettiğim bir gerçek neydi?
Ya bu soruyu şey diyeyim mi?
Bu soruyu sorduğumda Birazcık duraksadım ben.
Çünkü söylemesi kolay bir şey değil bence bu.
Şöyle, bu yıl her şeye yetemediğim zamanlar oldu.
Ve bu beni sandığıma çok daha fazla incitti.
Bu kadar üzüceğini düşünmemiştim.
Hep güçlü olmayı, her şeye yetişmeyi, bir şekilde toparlamayı seviyorum.
Ama bu yıl bazı anlarda gerçekten yetişemedim.
Hem fiziksel olarak hem duygusal olarak.
Ve bunu fark etmek, kabullenmek...
Kolay olmadı. Bir süre bunu kendime bile itiraf etmek istemedim ben.
Sorun yok dedim, idare ederim dedim.
Ama içimde bir yerde yorulduğumu ve yetişemediğimi çok net biliyordum.
Ve bu yetişme hissini tatmak için gerçekten vücudumu çok yordum.
Çok hem de. Yani bu yılın yarısında herhalde felaket bir sırtı ve bel ağrısıyla mücadele ettim.
Yerden bir şeyi alamıyordum.
O kadar söyleyeyim size. Gerçekten berbat bir durum.
Neyse ki yavaş yavaş toparladım.
Çok şükür ki. Bir de sonradan şunu fark ettim ben.
Bunu kabul ettiğimde bir şey kırılmadı.
Aksine birazcık rahatladım gibi oldu.
Çünkü kendime karşı daha dürüst oldum.
Ve bu dürüstlük böyle birazcık daha yaklaştırdı kendimi bana.
Ve böyle bir içim ferahladı.
O yüzden bu yılın en sessiz ama en gerçek itirafı buydu benim açımdan.
Her şeye yetişmek zorunda değilim.
Ve buna rağmen hala değerliyim.
Tabii ki. Hiçbir şey sağlığımızdan kıymetli değil tabii ki ama biraz sınırları zorlamak istedim.
Ama benim bu kadar sınırları zorlamama rağmen hak ettiğimin binde birini bile alamamak beni yordu ve o yüzden bu yıl bazı kararlar verdim.
Ve böyle. Neyse.
Sıradaki soruma geçiyorum.
Bu yıl bana en çok benzeyen halim hangi anlarda ortaya çıktı?
Bir önceki sorudan sonra bu sorunun cevabı beni birazcık rahatlattı aslında.
Biliyor musun? Çünkü bu yıl boyunca çok yorulmuş olsam da kendim gibi hissettiğim anlar vardı.
Ve o anlar çok netti.
Sevdiğim insanlarla, sevdiğim insanla oturup sohbet ettiğim anlar da ortaya çıktı bu halim.
Yani işten, güçten yapılacaklar listesinden değil de hayattan.
konuştuğumuzda. Geçmişten, anılardan, bazen de geleceğe dair hayallerden ve hiçbir şeye yetişmeye çalışmadan bunu yapmak.
O zamanlarda böyle birazcık zaman yavaşlıyor gibi hissediyorum ben.
Hani telefonu elime alma ihtiyacı hiç hissetmiyorum.
Bir sonraki yapılacak şeyi hiç düşünmüyorum.
Sadece oradayım ve galiba ben en çok oradayken kendimim.
Bu yıl bana en çok benzeyen halim bir şeyleri kanıtlamaya çalışmadığım anlardı.
Bir rolüm yokken, bir hedefim yokken sadece bir insan olarak sohbetin içinde durduğum anlar.
Belki de bu bana şunu söylüyor bu arada.
Böyle hissediyorum. Kendim gibi hissetmek için daha fazlasına ihtiyacım yok gibi hissediyorum.
Daha az şeye ihtiyacım var.
Daha az gürültüye, daha az aceleye.
O yüzden sorunun cevabını gönül rahatlığıyla.
Ve son sorum.
Hazırsan. Sekizinci sorumuz.
Yeni yılda kendime daha çok hangi duyguyu yaşatmak istiyorum?
Şimdi bu sorunun cevabı çok net.
Hafiflik. Ama böyle her şeyi boş vermek anlamında değil de daha çok yükümü azaltmak anlamında.
Her şeyi mükemmel yapmak zorunda olmadığımı hatırlamak istiyorum.
Bazen eksik kalmanın da sorun olmadığını.
Bazen yetişmemenin.
Bazen ertelemenin.
Dünyanın sonu olmadığını hatırlamak istiyorum.
Bu yıl çok şey taşıdım.
Sorumluluklar, beklentiler, kaygılar.
Yeni yılda hepsini sırtımda taşımak istemiyorum.
Birazını yere bırakmak istiyorum.
Hafiflik benim için şu demek olabilir belki.
Bir gün kötü hissediyorsam bunu hemen düzeltmeye çalışmamak.
Her anı verimli geçirmek zorunda hissetmemek.
Kendime biraz daha anlayışlı olmak.
Yani yeni yılda kendimi yaşatmak istediğim duygu bu.
Hafiflik. Ve bunun bana iyi geleceğini hissediyorum gerçekten.
Şimdi bölümün sonuna gelmişken şunu da fark ediyorum.
Aslında bu soruların hiçbiri yeni yıl listesi yapmak için değildi.
Ne yapacağımı, kim olacağımı, neleri başarmam gerektiğini söylemediler bana asla.
Daha çok neyi artık daha yumuşak taşıyabileceğimi fısıldadılar bence.
Bu yıl... Hepimizi köpüp bana da çok şey oldu.
Bazıları güzeldi, bazıları zorladı, bazıları kırdı.
Ama hepsi beni birazcık daha kendime yaklaştırdı.
Bunu söylerken romantikleştirmiyorum bu arada.
Gerçekten bazı fark edişler can acıtıyor.
Ama fark etmeden yaşamaktan daha ağır değil bu bence.
Yeni yıla girerken her şey net olmak zorunda değil.
Bazı soruların cevabı hala yarım kalabilir.
Bazı duyguların adı tam konamayabilir.
Bence bunda hiçbir sorun yok.
Hayat zaten çoğu zaman net değil.
Belki de asıl mesele kendimize bu soruları sorabilecek kadar durabilmek.
Cevapları böyle hemen toparlamak zorunda kalmadan.
Tabii ki doğru mu yanlış mı diye tartmadan.
Sadece dürüst olmak.
Bu bölüm benim için birazcık şunu hatırlattı.
Her şeye yetemediğim zamanlar olabilir.
Bıraktığım, vazgeçtiğim, yarım kalan şeyler olabilir.
Bunlar beni eksik yapmıyor.
Bunlar beni sadece insan yapıyor.
Yeni yıla girerken kendimden tek bir şey istiyorum ben.
Kendimle daha az sert konuşmak.
Daha az neden böyleyim demek.
Daha çok şu an böyleyim ve bu da tamam yani gayet yeterli diyebilmek.
Eğer sen de bu bölümü dinlerken bir yerde durup düşündüysen, böyle bir cümle sana dokunduysa...
Belki de bu bölüm amacına ulaşmıştır.
Bu soruları cevaplamak zorunda değilsin, yazmak zorunda değilsin.
Değişmek zorunda hiç değilsin.
Bazen sadece fark etmek yeterli.
Ama cevaplamak istersen de bence çok keyifli bir vakit ayırmış olursun kendine yeni yıl gelmeden önce.
Bu bölümü kapatırken yeni yıla daha hazır hissediyor muyum bilmiyorum.
Ama kendime daha yakın hissediyorum.
Ve galiba bu her şeyden daha kıymetli.
Sen de beni dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Ben de buradaydım dinledim demek istersen bana ulaşabileceğin sosyal medya hesaplarını açıklamalar kısmına bırakacağım.
Kendine çok iyi bak.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
