
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
kötü yaparım korkusuna rağmen başlamak, denemek ve kendine sonuçsuz bir alan açmak isteyen herkes için.
Transkript
Merhaba.
Gecenin bir vakti açtım mikrofonu.
Buradayım. Bugün yine o sayfalardan birini daha açacağım.
Yalnız diyelim sen de buradasın.
Ben bugün biraz omuzlarımızı bir düşürelim istiyorum.
Gerçekten. Çünkü fark ettim ki bir şey yapmaya başlamadan önce bile içimde çok tanıdık bir ses vardı benim.
Şöyle konuşuyordu hani. Bunda iyi olabilecek misin?
Bunu becerebilecek misin?
Bu soru çok masum gibi dursa da bazen öyle bir büyüyor ki daha ilk adımı atmalı insanı geri çektiriyor böyle.
O yüzden bugün tam da bu sesin karşısına geçmek istiyorum.
Ben Zeynep ve bu Bunları Sadece Günlüğüm Biliyorlu Podcast'inin yeni bölümü.
Ben son zamanlarda şeyi çok görüyorum.
Hepimiz bir hobi arıyoruz.
Bunu bir trend değil bir ihtiyaç olarak söylüyorum bu arada.
Çünkü hayat çok hızlandı, günler birbirine karıştı, işlerimizin listesi uzadı, zihnimiz sürekli böyle bir yere yetişmem lazım haline girdi.
Ve böyle bir yerde insanın kendine ait, sonuç odaklı olmayan, sadece iyi hissettiren bir alan istemesi bence çok doğal.
Ama tam da burada tuhaf bir şey oluyor.
Bir hobiye yaklaşırken bile onu performansa çeviriyoruz biz.
Yani daha başlamadan iyi miyim diye bakıyoruz.
Sonra iyi değilsem ne anlamı var noktasına geliyoruz.
Sonra da çoğu zaman hiç başlamıyoruz bile.
Ben bu döngüye çok aşinayım.
Mesela bir şey görüyorum ve içim gidiyor yani bayılıyorum.
Diyorum ki bunu ben de denemek istiyorum.
Kesinlikle. Bu seramik olabilir, sulu boy olabilir, dikiş, örgü olabilir.
Yani en basitinden böyle bir...
Bitki bakmak bile olabilir.
Ama bir noktada içime şu cümle geliyordu.
Ya yapamazsam? Yani ya bunun altından kalkamazsam?
Sonra onun hemen arkasından ikinci bir cümle.
Zaten yeterince iyi olmayacaksam niye uğraşıyorum?
Niye vaktimi buna harcıyorum?
Sonra üçüncü cümle.
O darbe geliyor.
Ya boşver ya şimdi sırası değil.
Yeteri kadar vakit ayıramayacağım.
İstediğim kadar başarılı olamayacağım.
Ve bir bakmışım.
O hevesin üstü kapanmış, gitmiş, bitmiş.
Bence bu çok ortak bir yer.
Çünkü bize yıllardır şu öğretildi.
Bir şey yapıyorsan iyi yap.
İyi yapamıyorsan hiç zaman kaybetme.
Bir sonuç yoksa anlamı yok.
Ve belki bu cümleler kariyer, okul, bazı sorumluluklar için bir yerde işe yarıyor olabilir.
Ama hobiler için zehir gibi bir şey.
Çünkü hobi dediğin şeyin ruhu tam tersine dayanıyor aslında.
Yani hobi bir sonuç üretmek zorunda olmadan yapılabilen bir şey.
Hobi kimsenin alkışlamadığı bir yerde sırf kendin için bir şeyle oyalanmak demek.
Bir beceri yarışması değil.
Bazen sadece kendinle daha nazik bir ilişki kurma biçimi demek.
Ben sosyal medyada ve son aylarda çok farklı hobi videoları görüyorum.
Ve sadece klasik hobi videoları değil bunlar gerçekten çok yaratıcı şeyler.
Mesela işte biri mini kil figürler yapıyor ama öyle kusursuz da değil.
Hatta videonun içinde diyor ki böyle el yapımı gibi görünsün istiyorum.
O cümle benim inanılmaz hoşuma gidiyor.
Biri görsel bir günlük tutuyor.
Fotoğraf yapıştırıyor. Üstüne küçük notlar yazıyor.
Çizimler ekliyor. Bazen bir fiş yapıştırıp onun gününü yazıyor falan.
Benim bayıldığım bir hobi bu arada.
Bir başkası okuma videoları çekiyor.
Kitabın altını çizmekten çok yanında öyle çayla sessizce oturmayı paylaşıyor.
Birileri analog fotoğraflar deniyor.
Bazı kareler yanıyor.
Bazıları flu çıkıyor.
Ama yine de... Bayıldım diyorlar.
Birisi evde ekşi mayayı 6 kez bozmuş, 7.
de olmamış ama hani videonun başlığı şey hala.
Keyifli bir başarısızlık günü.
Benim bunu görünce içim çok rahatlıyor.
Ben bir sürede şuna inanıyorum.
Bize iyi gelen hobiler çoğu zaman en iyi yaptıklarımız değil, en rahat bıraktıklarımız.
Yani sonuç odaklılığın biraz azaldığı, kendini izlemek yerine kendini yaşadığın anlar.
Boya yaparken öyle ellerin kirlenmesini dert etmediğin, yürüyüşte adım saymayı unutabildiğin, yemek yaparken tabak fotoğrafı çekmeyi bile aklına getirmediğin ve sadece kokuyla sesle
anla kıldığın anlar.
Bazen şöyle bir soru geliyor içimden hani iyi olmayacaksam niye yapayım ki diyorum.
Bu soru kulağa çok mantıklı gelebilir başta.
Ama bence çok sinsi.
Çünkü içinde şöyle gizli bir şart var aslında.
Değerli olmak için iyi olmalıyım.
Ben bu şartı birazcık dağıtmak istiyorum.
Biraz da bunun hakkında konuşacağım o yüzden.
Çünkü bir şey yapmanın tek nedeni...
İyi olmak değil. Hatta çoğu zaman en güzel neden şu.
İyi hissetmek. Merak etmek.
Zihni dinlendirmek.
Kendini alan açmak.
Hayatı sadece üretim ve verimlilikten ibaret görmemek.
Bence. Benim kendime sürekli hatırlattığım bir cümle var.
Her yaptığım şey CV'me yazılmak zorunda değil.
Gerçekten böyle. Her denediğim şey bir başarı hikayesinden ölçmek zorunda değil.
Bazı şeyler sadece öyle bir günümü yumuşatmak için var olabilir mesela.
Yani yarım saati bir çizin denemesi örnek veriyorum.
Ortaya çıkan şey çerçevelenecek kadar iyi olmayabilir.
Ama o yarım saate kafamın içindeki o gürültüyü azalttıysa bence işini yaptı.
Bence iyi buydu zaten.
Ben bir de sosyal medyada hobi fikri isteyen çok kişi görüyorum.
Hani ben neye başlayayım diyorlar.
Ve bu çok güzel bir soru aslında.
Ama bence cevabı...
En havalı hobi değil, en çağıran hobi.
Yani sana içeriden bir davet veren şey ne?
Ellerini mi kullanmak istiyorsun?
Zihnini mi sakinleştirmek istiyorsun?
Bedenini mi hareket ettirmek yoksa sadece yaratıcı bir oyun alanı mı açmak istiyorsun?
Oradan seçmek daha iyi geliyor.
Mesela birkaç öneriden bahsedeceğim.
Mesela ellerini kullanmak istiyorsun.
Seramik atölyesi olabilir bence.
Punch, nakış, örgü, makrome olabilir.
Kolej defteri ben çok severim.
Bence çok rahatlatıcı bir şey.
Çiçek düzenleme şeyleri yapan var.
O da çok güzel gözüküyor.
Ya da mini teraryum falan yapıyorlar ya ben o videoları...
Büyük bir keyifle izliyorum.
Takı tasarımları var. Hatta sadece origami bile çok iyi olabilir bence.
Zihnini sakinleştirmek istiyorsan neler yapabilirsin?
Böyle kendi yaptıklarımdan bahsedeceğim biraz.
Ben çok sudoku oynuyorum mesela.
Bayılıyorum. Puzzle çok severim.
Bence çok iyi geliyor. Böyle kulaklığını tak.
Kendi bir kahve hazırla ve puzzle'ın başına geç.
Bence inanılmaz bir akşam yaratıyor.
Mandala boyamak olabilir.
Pandemide hangimiz el atmadı buna?
Yavaş tempolu yürüyüş rotaları.
Kuş gözlemi yapanlar var mesela çok enteresan.
Ya da nefes eşliğinde böyle esneme gibi şeyler işe yarayabilir.
Yaratıcı ifade tarafında ben podcast'ı çok öneririm.
Ben çok keyif alıyorum podcast üretmekten.
İyi geliyor bana. Belki sana da gelir.
Sesli günlük tutanlar var.
Bu da çok tatlı bir fikir bence.
Analog fotoğraf bence mükemmel bir hobi.
Böyle kameranı alıp...
Etrafta boş boş dolanmak harika bir fikir gibi geliyor bana.
Film izleme günlüğü tutanlar var.
Kısa hikaye denemeleri var.
Ya da tek cümle günlükleri tutanlar var gibi gibi.
Bedenini hareket ettirmek istiyorsan dans dersleri var.
Mesela çok eğlenceli gözüküyor.
Evde pilates yapabilirsin.
Bisiklet, tırmanış, yoga, trekking hatta şehirde yeni sokak keşfi gibi böyle tatlı ama keyifli bir ritüel bile bir hobi olabilir benim gözümde.
Çok önemli bir şey söylemek istiyorum bu arada.
Hobi seçerken kendini zorlaman gerekmiyor bence.
Benim gözümde hobi böyle bir yerde.
Herkes seramiye başladı.
Ben de seramik olmak zorunda değil yani anladın mı?
Ya da en estetik görünen neyse onu yapayım demek zorunda da değilsin.
Bazen en doğru hobi...
Dışarıda ne sıradan görünen şey oluyor.
Mesela sadece her pazar aynı saatte şöyle uzun bir yürüyüş.
Sonrasında kendine bir kahve ısmarlamak.
Bence harika. Nereden bileyim sormayın.
pazarlarını yapmayı çok seviyorum ben.
Bu da benim gözümde bir hobi.
Ya da mesela sadece bir bitki büyütmeye odaklanmak.
Bu da bir hobi. Ya da haftada iki akşam telefonun sesini kapatıp böyle bir puzzle başına geçmek.
Bu da bir hobi. Yani hobi illa yetenek gerektiren bir sahne değil.
Bazen sadece Ritim gerektiren bir alan.
Şimdi ben geçenlerde birkaç video izledim.
Bu insanlar birbirine çok benzeri şeyler söylüyorlar.
Ben çok üzülüyorum bu cümlelere.
Mesela şey diyor. Ben şunu denemek istiyordum ama kötü olur diye başlamadım.
Ya da biri mesela resim yapmak istemiş ama elin yatkın değil cümlesini yıllardır duyduğu için fırça almamış elini.
Biri dans dersine gitmek istemiş ama rezil olurum korkusuyla kayıt yaptırmamış.
Biri şarkı söylemek istemiş ama sesim güzel değil diye.
Kendini susturmuş. Bu videoların ortak noktası şu bence.
Hepsi başlama eşiğinde durmuş.
Yani henüz yolda değilken kendilerini bitiş çizgisine göre yargılamışlar.
Bu çok tanıdık değil mi?
Daha başlamadan final performansı istemek.
Bence bunun arkasında sadece mükemmelliyetçilik yok.
Bu arada biraz da görünür olma baskısı var.
Çünkü artık bir şey denediğimizde onu paylaşma ihtimalimiz de var.
Yani deniyorum demek bile sanki bir sunum gibi hissediliyor.
Ve paylaşınca karşılaştırma da geliyor.
Biri üçüncü denemede harika bir şey yapmış gibi görünüyor.
Mesela sen ilk denemende zorlanınca diyorsun ki ben beceremiyorum galiba.
Oysa ki kimse o üçüncü denemeye nasıl geldiğini tam anlatmıyor.
Hiçbir zaman. O kusursuz videonun arkasındaki 40 başarısız denemeyi biz görmüyoruz mesela.
Ben bazen şunu da yapıyorum.
Bir şeye başlarken kendime açıkça diyorum ki bunda kötü olacağım.
Ve bu çok normal.
Bu cümle ilk başta çok garip geliyor ama inanılmaz özgürleştirici bir şey bence.
Çünkü çıtayı doğru yere koyuyor.
Başlangıçta kötü olmak bence başarısızlık değil.
Başlangıcın tanımı bu.
İlk denemede çok iyi olmak anormal olan.
Ama biz anormali norm saymaya başladığımız için kendi doğal öğrenme sürecimizi ayıp gibi görüyoruz.
Burada çocuklardan öğrenilecek çok şey var bence.
Çocuklar bir şeye başlarken mükemmel olacak mı diye başlamıyor ya hani.
Döküyor, kırıyor, bozuyor.
Tekrar yapıyor, tekrar bozuyor.
Yine yapıyor. Ve ortada utanç yok.
Oyun var. Biz büyüdükçe oyunu kaybedip performansı içselleştiriyoruz gibi hissediyorum ben.
Yani belki de hobiler yetişkinlikte oyunla yeniden tanışmanın yollarından biridir.
Böyle düşünmek gerektiğini düşünüyorum.
Ve bu yüzden ben kendime şöyle bir alan açmaya çalışıyorum.
Sonucu güzel olmayabilir ama süreç güzel olabilir.
Çünkü bazen hobi dediğimiz şeyin bize var diye asıl hediye ortaya çıkan ürünler değil de o ürünü yaparken geçen zamanı kendisi.
Mesela örgü öderken o ritmi tutturmak, boya yaparken renkleri birbirine karıştırıp bir şeyler denemek, hamur yoğururken o his ya da yürüyüşte ve etrafın
sesi belki sahilde deniz sesi.
Bunlar küçük gibi görünüyor ama sinir sistemini çok sakinleştiren, zihni yere indiren şeyler bence.
Bir de şu var. Her şeyde iyi olmak zorunda hissetmek insanı sürekli kendinden uzaklaştırıyor gibi hissediyorum.
Çünkü odağın ne hissediyorumdan nasıl görünüyorum kayıyor.
Bu sadece hobi konusunda değil bu hayatın genelinde de böyle.
Ama hobi alanı bunu fark etmek için çok iyi bir yer.
Çünkü orada kendin için mi yapıyorsun yoksa görünmek için mi sorusu çok net çıkıyor.
Ben hobi konusunu biraz kendine ayrılan mahrem zaman gibi görüyorum.
Kimseye çıklamak zorunda olmadığın, çıktı sunmak zorunda olmadığın, verimli görünmek zorunda olmadığın bir zaman.
Hani bazen boş boş oturdum ya falan deriz ya.
Ben artık o cümleyi küçümsemiyorum.
Çünkü boşluk da bir ihtiyaç.
Her dakikayı işe, hedefe, sonuca bağlamanın bizi nasıl yorduğunu hepimiz biliyoruz.
O yüzden bir şeyle amaçsızca oyalanmak bazen en amaçlı şey olabilir.
Belki burada çok pratik bir şey söyleyebilirim.
Eğer bir hobiye başlamak istiyor ama sürekli erteliyorsan iyi olma baskısını azaltmak için küçük bir başlangıç yap.
Mesela... Haftada 3 gün 1 saat gibi büyük hedefler yerine haftada 1 gün 20 dakika de.
Mükemmel çizim yapacağım yerine de ki 20 dakika çizgi çekeceğim de.
Gramikle çok iyi olacağım, harika şeyler çıkaracağım yerine ya bir atölye deneyeceğim de ya da...
Bir roman yazacağım yerine bugün böyle 10 cümle belki 20 cümle yazacağım de.
Çünkü bazen hedef küçülünce korku da küçülüyor.
Bir diğer şey de şu.
Başladığın hobiyi hemen kimseye anlatmak zorunda değilsin.
Bence bu çok rahatlatıcı.
Bazı şeyler filizken kalabalığa çıkınca ürküyor gibi hissediyorum.
Kendine gizli bir başlangıç alanı ver.
Bir süre yani. Sadece sen bil.
Birkaç hafta sonra içine sinerse paylaşırsın.
Sinmezse de sorun değil bu arada.
Çünkü denemek bile bir kazanım.
Ya sıkılırsam?
Sorusu da çok geliyor bu arada.
Sıkılabilirsin. Bu da çok normal.
Bir hobi ömür boyu sürmek zorunda değil.
Bazen bir hobi bir mevsim sürer sonra biter.
O mevsimde sana iyi geldiyse işini yapmıştır benim gözümde.
Biz hobilere de biraz sadakat desteği uyguluyoruz ya hani başladıysan bırakmayacaksın asla diye.
Oysa ki her şeyin bir döngüsü var.
Bazı uğraşlar gelir seni bir dönem taşır sonra kendiliğinden çekilir.
Bu başarısızlık değil ritim.
Bence. Bir de ben sosyal medyada şu tip videoları seviyorum.
İnsanlar hobilerim var ama hepsinde böyle bir orta kıvamdayım diyor.
Ve bunu utanmadan söylüyor.
Bu çok ferahlatıcı bir şey.
Çünkü bize hep ya çok iyi ol ya da yapma öğretilmişti ya.
O orta kıvamda olmak da bir seçenek.
Hatta çoğu zaman en huzurlu seçenek.
Her şeyi profesyonelleştirmeden, her şeyi kimliğe dönüştürmeden sadece hayatına küçük pencereler açmak.
Mesela benim bir arkadaşım var haftada bir gün sadece deneme saati yapıyor.
O saatte ne yapacağını da belirlemiyor önceden.
Bazen bir kurabiye deniyor, bazen pastel boyayla bir şeyler yapmayı deniyor.
Bazen eski dergilerden kolaj, bazen YouTube'dan basit bir dans kareografisi falan deniyor.
Ve o saate verdiği isim çok hoşuma gidiyor benim.
Sonuçsuz vakit. Bence bu cümle çok şey anlatıyor.
Yani o sonuçsuz vakit.
Yani bir varış zamanı yok, kıyas yok, performans yok.
Sadece deneyim. O yüzden hiçbir şey yapamıyorsan da mesela bunu dene.
Belki bugün kendine sorabileceğin en güzel sorulardan biri şu olabilir.
Bu tüm anlattıklarımdan sonra.
Beni ne sakinleştiriyor?
Çünkü hobi seçerken çoğu kişi bende ne durur diye düşünüyor ya.
Halbuki bana ne iyi gelir bence çok daha doğru bir soru.
Bende durup durması, bana yakışması, dışarıdan nasıl göründüğü ikinci mesele.
Bana iyi geliyor mu? Benim zihnimi yumuşatıyor mu?
Beni kendime yakınlaştırıyor mu?
Benim esas ölçütlerim bunlar.
Ve bir şey daha. İyi olmak çoğu zaman sandığımız kadar objektif bir ölçü değil.
Mesela biri için... İyi örgü kusursuz ilmek olabilir.
Biri için iyi örgü örgü örerken sakinleşmek olabilir.
Biri için iyi fotoğraf teknik açıdan böyle mükemmel bir kare olabilir.
Biri için ise iyi fotoğraf o anı hatırlatan sıcacık bir iz olabilir.
Biri için iyi yazı yayınlanabilir bir metin olabilir.
Ama biri için de yazı içini boşaltabildiği dürüst bir sayfa olabilir.
Anlatabildim mi? Yani i'nin tanımını kim yapıyor?
Bunu da bir konuşmak lazım.
Eğer iyinin tanımını sadece dışarıdaki standartlar yaparsa hobi alanı hemen daralıyor bence.
Ama iyiyi kendine göre tanımladığında o alan çok genişliyor.
Benim için mesela iyi bir hobi günü sonunda ne yaptığımdan çok nasıl hissettim sorusuna verdiğim cevapla belli oluyor.
Daha sakin miydim?
Daha canlı mıydım? Zihnim böyle birazcık daha açık mıydı?
Kendime karşı nazik miydim?
Evetse... Bence çok iyi geçmiş.
Harika bir gün geçmiş.
Geçen gün izlediğim bir videoda bir kadın şöyle diyordu.
Yıllarca yetenekli olmadığım şeyleri denemedim.
Sonra bir gün fark ettim ki denemediğim her şey beni rahatlatabilecek bir kapıda olabilirdi.
Bu cümle çok aklımda kaldı benim.
Bu bölümü çekmemdeki en büyük sebeplerden biri de bu.
Çünkü gerçekten öyle.
Bazen rezil olurum korkusuyla kaçtığımız şey aslında haftamızın en iyi iki saati olabilecek bir alan.
Burada biraz da utanç duygusundan bahsetmek istiyorum ben hatta.
Hani bir şey yeni öğrenirken hissedilen o hafif utanç var ya hani beceremiyorum hissi.
Herkes yapıyor ben yapamıyorum hissi.
Bunlar çok insani. Ama utancı yöneten iki şey var.
Tempo ve tanık bence.
Tempo çok hızlıysa o utanç artıyor.
O yüzden yavaş başlamak bence insana çok iyi geliyor.
Tanık çok fazlaysa yine utanç çok artıyor.
O yüzden bazı başlangıçları daha az görünür yapmak iyi geliyor bence insana.
Yani gizli başlangıç dediğim şey biraz da bununla ilgili aslında.
Şimdi biraz bu hislerden bahsettikten sonra benim kendimce işe yarayan bir yöntemim daha var.
Ondan bahsetmek istiyorum. Hobiye üretim hedefiyle değil buluşma hedefiyle yaklaşmak.
Yani bugün bir şey çıkaracağım demek yerine bugün bu hobimle buluşacağım.
Bu ufak dil değişimi bence baskıyı çok azaltıyor.
Çünkü buluşmada performans aranmaz ya kenarda hani varlık aranır.
Ve belki de bölümünün adı tam da burada anlam kazanıyor.
Yaptığım her şeyde iyi olmak zorunda değilim.
Bu cümle sadece hobiler için değil hayatın genel ritmi için de bir izin cümlesi.
Her gün en iyi halimde olmak zorunda değilim.
Her adımım net olmak zorunda değil.
Her denemem sonuç vermek zorunda değil.
Bazen sadece deniyor olmak yeterince iyi bence.
Hobi fikirleri istendiğinde insanlara bazen şöyle öneriyorum ben.
Bir içeri kapanan hobi, bir dışarı açılan hobi, bir tane de mikro hobi seç.
İçeri kapanan hobiden kastım işte evde sessiz yapabildiğin.
Bir şey olsun. Mesela bir günlük tutmak, ör görmek, puzzle yapmak gibi.
Dışarı açılan hobi bedenini ya da sosyal alanını hareketlendirsin.
Mesela bir yürüyüş grubu olabilir.
Bir dans dersi olabilir.
Fotoğraf yürüyüşü olabilir.
Ya da bir kitap kulübü olabilir.
Mesela bizim bir kitap kulübümüz var.
Beni diğer hesaplarımdan takip etmiyorsan.
Her ay birlikte bir kitap okuyoruz.
Sonrasında YouTube'da canlı yayında buluşup konuşuyoruz.
Bunlara ek hatta... Daha kısa böyle hani bir çırpıda okuyabileceğimiz bazı kitaplar da ekleyeceğim ayın içerisine.
Onları böyle 40-50 kişilik gruplarda yaparım diye düşünüyorum.
Bakacağız. Neyse ne diyordum?
Dışarı açılan hobi örneklerim bunlardı.
Mikro hobi ise 10-15 dakikada yapılabilsin.
Mesela 10 dakikalık bir çizim.
Mesela şöyle bir bitki bakmak.
Ya da mini bir tarif denemesi.
Ya da benim favorim...
Günlük soruları cevaplamak.
Ben bazı günlük soruları paylaşıyorum.
Sosyal medyada, instagramda genelde.
Orada o soruları cevaplıyoruz günlüğümüze.
Ben böyle bazen içime uzun uzun döküyorum soruya göre.
Bazen de hani öyle bir 10-15 cümlede kapatıyorum.
Yakın zamanda bu günlük sorularla alakalı çok güzel bir şey paylaşacağım.
Beni inanılmaz heyecanlandıran bir şey.
Çünkü yakın zamanda bir...
Günlük yapacağım. İlk defa buradan duyuruyorum biliyor musun?
Çok heyecanlıyım o yüzden. Bu sesi söylemek bir şey yaptı beni.
Heyecanlandırdı. Paylaşacağım detayları.
Bu çok tatlı bir hobi bence.
Çeneler sonra bu sorulara nasıl cevap verdiğimizi okumak daha da tatlı.
Neyse şimdi bu üçlü çok dengeli oluyor.
Çünkü hayatın temposu değişse bile...
Birinden mutlaka tutunabiliyorsun.
Benim için bir de hobileri kimlik yüklememek de çok rahatlatıcı.
Yani hani ben artık seramikçiyim demek zorunda değilsin.
Ben yazarlık yapıyorum demek zorunda değilsin.
Ben dansçıyım demek zorunda değilsin mesela.
Bazen ben şu ara bir seramik deniyorum demek daha gerçek, daha hafif geliyor bana.
Kimlik ağır bir şey ama deneme hafif bir şey.
Hobiye hafiflik yakışıyor benim gözümde.
Sosyal medyada bazen şu da oluyor.
İnsanlar çok hızlı ilerlemiş bir sonuç paylaşıyor.
Biz de başlangıç aşamasını küçümsüyoruz.
O yüzden mümkünse başlangıç videolarını da takip etmek iyi geliyor bana.
Hani ilk denemem diyenleri, olmadan ve tekrar deniyorum diyenleri, o süreç paylaşanları izlemek.
Çünkü onlar şunu hatırlatıyor bana.
Yeterince iyi olmak genelde çok tekrarın sonucu.
Ve o tekrarın içinde bolca vasat an var.
Vasatlık kötü bir şey değil.
Öğrenmenin coğrafyası neticede.
Hatta burada küçük bir itiraf daha yapacağım.
Ben bir hobiye başlama fikrinde bile çok mutlu oluyorum.
Yani daha başlamadan malzeme araştırmak, küçük bir kutu hazırlamak, masayı toplamak, bir playlist açmak bunlar bile çok iyi geliyor.
Çünkü zihni şu mesajla gidiyor ya hani kendime zaman ayırıyorum.
Bu mesaj çok kıymetli.
Sonuçtan bağımsız bir bakım hissi var içinde.
Şimdi son olarak bir şey daha var.
Bize keyif veren hobilere zaman ayırmak kendini ciddiye almakla da ilgili yani.
Çünkü kendini ciddiye almak sadece hedeflerine çalışmak değil, iyi hissetmeni sağlayan şeylere de alanı açmak demek.
Kendine sürekli sonra demek bir süre sonra içten içe bir kırgınlık yaratıyor.
O yüzden bazen işler bitsin de yaparım yerine Yapınca iyi olurum ya.
O yüzden yapacağım demek gerekiyor.
Bugün bu bölümü dinleyen biri belki şunu düşünüyor.
Tamam da ben neye başlayacağım hiç bilmiyorum.
Çok normal. O zaman şöyle basit bir test yapabilirsin.
Kendine üç tane soru sor.
Çocukken ne yaparak zamanın geçtiğini unuturdum?
Bu birinci soru.
İkincisi şu an hangi videolar izlerken içimden böyle hani ya ben de bir denesem geçiyor.
Üçüncü olarak da bunu sadece kendim için yapacak olsam.
Neyi seçerdim? Bu üç sorunun kesişimi genelde iyi bir başlangıç veriyor bence.
Ve lütfen, bak lütfen ilk denemeyi karar gibi görme.
İlk deneme sadece tanışma.
Olursa devam edersin, olmazsa başka bir şey denersin.
Hayatımızın her alanında bu kadar katı olmamız gerekmiyor bence.
Hobi tarafında esneklik, sürdürülebilirliğin anahtarı.
Benim gözümde. Bazen bir şeyde iyi olmama ihtimali o şeyin en güzel tarafı da olabilir bu arada.
Çünkü iyi olma baskısı kalkınca merak geri geliyor.
Merak geri gelince de oyun geri geliyor.
Oyun gelince keyif geri geliyor.
Ve çoğu zaman biz tam da bu keyifi özlüyoruz.
Bu bölümde kurmak istediğim yer tam olarak burası.
Kendime küçük izinler vermek.
Bunu da çok iyi olmayabilirim ama yine de yapabilirim diyebilmek.
ortaya güzel bir şey çıkmayabilir ama yine de bu zaman boşa gitmiş sayılmaz diyebilmek.
Çünkü gerçekten hayatı sadece sonuçlarla ölçmeye başladığımızda arada kocaman bir alanı kaçırıyoruz.
Süreci, denemeyi, acemiliği, oyunu, sessizce keyif almayı, kimseye ispat gerektirmeyen uğraşları kaçırıyoruz.
Belki bugün kendimize şöyle bir cümle bırakabiliriz.
Her yaptığım şeyde iyi olmak zorunda değilim.
Bazı şeyleri sadece sevdiğim için yapabilirim.
Bu cümleyi küçümsemeyelim.
Bu cümle birçok kapı açıyor.
Çünkü üstündeki baskıyı azaltınca insanın hevesi geri geliyor.
Heves geri gelince de yaşam enerjisi geri geliyor.
Kapatmadan önce bunu dinleyen herkes için mini bir davet bırakmak istiyorum.
Bu hafta sadece 20 dakikalık bir sonuçsuz vakit açın.
Telefonunuzu uzağa koyun.
Kendinize bir şey seçin.
Çizmek, yazmak, yürümek, örmek, boyamak, denemek.
Güzel olmak zorunda değil.
Bittiğinde paylaşmak zorunda da değilsin.
Kimseye anlatmak zorunda da değilsin.
Sadece yap ve o 20 dakikanın sana ne hissettirdiğine bak.
Belki orada şunu fark edeceksin.
İyi olmaktan daha kıymetli bir şey var.
İyi hissetmek. Ve belki o zaman bugün bu bölümün adını içinden bir daha söylersin.
Yaptığım her şeyde iyi olmaktan.
Bence bu cümle sadece bir rahatlama cümlesi değil.
Bir yaşam cümlesi.
Çünkü bazen en güzel şeyler en iyi olduğumuzda değil en çok kendimiz olduğumuzda oluyor.
Beni dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Ben de buradaydım Zeynep.
Dinledim demek istersen bana ulaşabileceğin sosyal medya hesaplarını açıklamalar kısmına bırakıyor olacağım.
Kendine çok iyi bak.
Bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
