
yalnız olmak ile yalnız hissetmek arasındaki o ince fark
7 Temmuz 2026 · 14 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
tek başına olmakla yalnız hissetmenin aynı şey olmadığını, en yalnız günlerinde etrafı insan doluyken öğrenenler için.
Transkript
Bugün yine o sayfalardan birini daha açıyorum ve bu defa konuşacağımız şey aslında ilk bakışta çok aynı sanılan ama aslında birbirinden çok farklı.
farklı iki hal. Yalnız olmakla yalnız hissetmek arasındaki o ince fark.
Ne demek istediğimi şöyle anlatayım.
Düşün şimdi bir akşam evdesin, tek başınasın.
Kimse yok. Telefonun böyle sessiz, ev sakin ve tuhaf bir şekilde huzurlusun.
Çayını koymuşsun belki böyle bir şeyler okuyorsun ya da öylece oturuyorsun.
Ama içinde bir eksiklik yok.
Kendinle baş başasın ve bu iyi geliyor.
İşte bu yalnız olmak.
Bir de şunu düşünün. Çok kalabalık bir yerdesin ya.
Etrafı insan dolu, herkes konuşuyor, gülüyor, böyle bir uğultu var.
Ama sen orada, o kalabalığın tam ortasında, kendini bir cam faunusunun içinde gibi hissediyorsun.
Sanki herkes bir yerde, sen başka bir yerde.
Kimse seni görmüyormuş, kimse gerçekten yanında değilmiş gibi.
İşte bu da yalnız hissetmek.
Ve gördüğün gibi...
Bunun için tek başına olman hiç gerekmiyor.
Ben bugün bu ikisini konuşmak istiyorum.
Çünkü çoğu zaman bunları karıştırıyoruz.
Yani yalnızım dediğimizde tek başına olmakla içimizde hissettiğimiz o boşluğu aynı kefeye koyuyoruz.
Oysa ki biri bambaşka bir şey, diğeri bambaşka bir şey.
Şöyle söyleyeyim. Yalnız olmak bir durum.
Fiziksel yani. O an odada kaç kişi var biraz da bununla ilgili.
Ama yalnız hissetmek bir duygu.
Ve bu ikisi çoğu zaman birbirini tutmuyor.
Tek başına olup hiç yalnız hissetmeyebilirsin.
Ya da onlarca insanın arasında olup kendini dünyanın en yalnız insanı gibi hissedebilirsin.
Bunu tek başınayken de hissedebilirsin tabii ki.
Ben bunu hayatımın...
Bir döneminde çok net yaşadım.
Biraz onu anlatmak istiyorum.
Ben üniversite için bambaşka bir şehre gittim.
Yani tanıdığım kimsenin olmadığı, her şeyin yabancı olduğu bir yer.
Ve bunun işte ikinci ve üçüncü sınıfı diyebilirim.
Gerçekten böyle arkadaşım yoktu.
Etrafımda insanlar vardı bazen.
Sınıf dolu. Bazen okulda bir yere oturduğumda kalabalık yani.
Yurtta da insanlar var.
Ama ben o kalabalığın içinde bir yere ait değildim.
Derse giriyordum çıkıyordum.
Herkesin gideceği bir yer konuşacağı biri vardı sanki.
Benim yoktu. İşte...
O zaman yalnız hissetmenin tek başına olmakla ne kadar az ilgisi olduğunu fark ettim.
Çünkü bazen hiç tek başıma da değildim.
İnsanın içinde olduğum da oluyordu.
Ama içimdeki o yalnızlık o günlerde vardı.
Sonra tabii ki şu an dönüp baktığımda bu yaşımdaki Zeynep bunu çok daha net fark ediyor.
Şu an çok sevdiğim bir insan var hayatımda.
Ailem var. Benim ait hissettiğim bir hayat var.
Ve tuhaf olan şu. Şimdi de bazen saatlerce tek başıma kalıyorum ama o eski yalnızlığı hiç hissetmiyorum.
Yani fiziksel olarak bazen o üniversite günlerinden çok daha yalnızım aslında.
Tek başıma daha çok vakit geçiriyorum.
Ama o içimdeki boşluk yok.
Çünkü mesele hiçbir zaman odada kaç kişi olduğu da değilmiş.
Mesele bir yere, birilerine bağlı hissedip hissedemediğimmiş.
Böyle bir şey yaşadın mı bilmiyorum.
Yani kalabalığın içindeyken ya da odanda tek başınayken kendini böyle bir anda çok uzakta hissettiğin oldu mu?
Bence işin altında şöyle bir şey var.
Biz insanlar bağ kurmak için yaratılmışız ama o bağ sadece yanında birinin olması demek değil.
Bir insan yanında olabilir ama sen ona kendini anlatamıyorsan o...
seni gerçekten görmüyorsa ya da sen kendini olduğun gibi gösteremiyorsan işte o zaman o kişi orada olsa bile yalnız hissedebiliyorsun.
Çünkü aradığım şey o yakınlık değil.
Görülmek, anlaşılmak yani.
Ben buradayım ve birbirini gerçekten fark ediyor hissi.
O yüzden kalabalık yalnızlığın ilacı değil aslında.
Bazen tam tersi.
Etrafın insan dolanmak hiçbiriyle gerçek bir bağın yoksa o kalabalık daha da koyulaştırıyor.
Çünkü hani bu kadar insan var ama hala kimse beni görmüyor hissi tek başına böyle bir odada olmaktan çok daha ağır olabiliyor o zaman.
Ben işte bu dönemde, bu üniversite döneminde en çok görmüştüm onu kalabalık ortamlarda yalnız hissetmeyi.
Yani öyle üniversite kafesinde herkes bak gruplar halinde otururken ben o kalabalığın o gürültüsü içinde daha da yalnız hissederdim kendimi.
Bazen fiziksel olarak da kimse olmazdı yanımda.
Hatta büyük bir çoğunluğunda böyle de oldu gerçi.
Yani bir buçuk iki sene.
Akşam eve gelip tek başıma kaldığımda En azından o görülmüyorum hissiyle uğraşmak zorunda kalmazdım.
Yani tek başına olmak kalabalıkta yalnız hissetmekten daha az yorucuydu.
O dönem böyle bunları düşünüyorken günlüğüme şöyle bir şey yazmışım.
Bugün içimden bir şey anlatmadım kimseye.
Kimse de bana sormadı.
Kalabalığın içinde koca bir gün geçirdim ve hiç görülmedim.
En tuhafı da bu. Yalnız değilim ama bu kadar yalnız hissetmemiştim hiç.
Sayfanın devamında böyle hani birazcık yorgun olduğumu anlatıyorum ama hani o dersten falan değil bu yorgunluk.
Bir görülmeme yorgunluğu.
O gece şunu fark etmiştim ben.
Aslında aradığım şey böyle bir insan değil yani.
Çünkü etrafında oluyordu da insan bazen.
Bir bağ arıyordum. Yani o yakın arkadaş bağını arıyordum.
Burada romantik bir bağdan bahsetmiyorum bu arada.
Hani o yakın kız arkadaş bağını arıyordum.
Kendime anlatabileceğim karşımdakinin de gerçekten dinlediği o an.
İşte o yoktu. Ve o eksikliğin adını uzun süre koyamadım ben.
Hep yani yalnızım dedim geçtim.
Oysaki diyorum ya mesela yalnızlık değil bağsızlık yani.
Bir de şunu düşünüyorum şimdi o günlere baktığımda.
Çok böyle üzücü bir dönem ama bana şunu öğretti.
Yalnız hissetmek illa senin bir eksiğin olduğu anlamına gelmiyor.
Bazen sadece yanlış yerdesindir.
Henüz seni görecek insanlarla karşılaşmamışsındır.
Ben o şehirde iki yıl bunu yaşadım ama sonra bağ kurabileceğim insanlar da geldi.
Hayatım da değişti. Yani o yalnızca kalıcı bir şey değildi.
Böyle bir dönemdi. Burada bir de işin öbür yüzü var.
Ondan bahsetmek istiyorum. Çünkü tek başına olmak yani o fiziksel yalnızlık aslında çoğu zaman işe...
Kötü bir şey değil. Hatta iyi geliyor.
Bunu ayırmak bence önemli burada.
Şöyle düşün hani bazen insanı kendiyle baş başa kalmaya ihtiyacı oluyor ya.
Hani o kimsenin sesi karışmadan sadece kendi düşüncelerini duymak, kendi ritmine dönmek, böyle biraz nefes almak istediği.
İşte o tek başına geçirilen saatler çok besleyici oluyor bence.
O anlarda yalnızsın ama yalnız hissetmiyorsun.
Çünkü o yalnızlığı sen seçtin.
O senin sığınığın aslında.
Yani bir kitap olabilir, bir yürüyüş olabilir, sessiz bir akşam olabilir.
Bunlar insanın... doldurabiliyor gerçekten.
İşin ilginç yanı da kendiyle iyi vakit geçirebilen insanlar çoğu zaman başkalarıyla da daha sağlam bağlar kurabiliyor.
Çünkü başkasının yanına bir boşluğu doldurmak için hani beni yalnızlığımdan kurtar diye gitmiyorlar.
Kendi ayakları üstünde tam bir insan olarak böyle gidiyorlar.
Bu da o bağı çok daha sağlıklı kılıyor.
Yani tek başına huzurlu olabilmek aslında ilişkilerini de güçlendiren bir şey.
O yüzden Diyorum ya mesele hiç yalnız kalmamak değil.
Tam tersine tek başınalıkla barışmak.
Ama o içteki bağımsızlık hissini de fark edip biraz da onunla da ilgilenmek.
Yani ikisi ayrı şeyler çünkü.
Biri seni besleyebilir, diğeriyle ilgilenmen gerekiyor.
Peki bu ikisini nasıl ayırt edeceğiz diye düşünürdüm ben.
Bence en basit soru şu.
burada sorulabilecek. Bu yalnızlık beni dolduruyor mu yoksa böyle içimden bir şeyleri mi boşaltıyor?
Yani tek başına geçirdiğin bir akşamdan sonra kendini dinlenmiş, böyle bir toparlanmış hissediyorsan o bence iyi yalnızlık.
Ona bir ihtiyacın vardı bence.
Ama bir kalabalıktan, bir buluşmadan sonra bile içindeki o boşluk, o görülmemişlik hissi kalıyorsa işte onunla ilgilenmek lazım.
Çünkü o tek başına olmakla geçecek bir şey değil bence.
Ben yıllar sonra az önceki alıntıyı okudum.
Kaç sene önce yani 7-8 sene önce yazılmış bir şey.
Şimdi üstünden 5 sene geçmiş bir günlükten bir şey okuyacağım.
Bugün bütün gün evdeydim.
Kimseyle de konuşmadım neredeyse ama akşam fark ettim ki bugün hiç yalnız hissetmedim ilk defa.
Eskiden bir gün böyle geçse içim daralırdı.
Bugün gayet huzurlu hissediyorum.
Sanırım fark şu. Artık biliyorum ki sevdiğim insanlar bir telefon uzağımda.
Beni gören, beni bilen insanlar var hayatımda.
O yüzden tek başına olmak artık beni korkutmuyor.
Çünkü yalnız değilim.
Sadece şu an tek başımayım.
İkisi ne kadar farklı şeylermiş.
Böyle yazmışım. Bu satırlara bakınca şunu düşünüyorum istemeden.
Aradan geçen yıllarda değişen şey ne kadar tek başına kaldığım değildi aslında.
Belki diyorum ya şimdi eskisinden daha çok tek başıma vakit geçiriyorum.
Değişen şey içimdeki o bağ hissi.
Bu yazdığım son cümlede toparlıyor biraz beni.
Yalnız değilim. Sadece tek başımayım şu an.
demişim ya. Bunu ayırt edebilmek sandığımda çok daha önemliymiş.
Çünkü tek başına olmak geçici bir durum.
Yani akşam olur geçer.
Ama yalnız hissetmek, eğer adını koyup onunla ilgilenmezsen kalabalığın ortasında bile peşini bırakmayasanın.
Bütün bunlarla ne yapacağım derdim.
Hani bunları böyle düşünüp düşünüp.
Ben yine kendi düşündüklerimi Uzun listeler haline vermeyeceğim sana.
Sadece küçük bir şey önereceğim.
Bir dahaki sefere kendini yalnız hissettiğinde bir an böyle bir dur.
Diyelim şu an tek başıma mıyım yoksa yalnız mı hissediyorum?
Çünkü ikisinin ilacı çok farklı.
Eğer sadece tek başınaysan ve bu iyi geliyorsa keyfini çıkar ya.
Keyfini çıkar ya. Kendine çok güzel vakit geçir.
Ama içinde o görülmeme hissi varsa, o boşluk kalabalıkla da dolmuyorsa işte o zaman belki bir kişiye, gerçekten güvendiğin bir kişiye biraz daha yaklaşmayı, kendini biraz daha
anlatmayı deneyebilirsin.
Çünkü o yalnızlık yüz kişiyle değil bak.
Bir gerçek bağla geçiyor bence.
Burada bahsettiğim şey bu arada hani bu hayata illa birilerine ihtiyacımız var gibi bir şey değil.
Bu hissi yaşıyorsan anlarsın beni şu an hani böyle gerçekten içini açmak istediğin, bir şeylerini anlatmak istediğin ya da illa kötü şeyler de olmak zorunda değil tabii ki ama bir şeyler paylaşmak istediğin
birini aramaktan bahsediyorum.
Birine muhtacız gibi bir yerden de yaklaşmıyorum.
Sadece bu bölümün artık sonuna geliyorken şunu bir unutma demek istiyorum sana.
Eğer şu an... O üniversitedeki Zeynep gibi.
Kalabalığın ortasında yalnız hissediyorsan ya da tek başınayken.
Yani çevrende kimse yok ve yalnız hissediyorsan.
Bu senin bir eksikliğin değil ya.
Belki sadece seni, belki sadece henüz seni görecek insanlarla karşılaşmadın.
O insanlar var.
Gerçekten var. Sadece henüz yolun onlarla kesişmedi.
Benim kesiştim. Seninki de kesişecek.
Olacak. O yalnızlık bir son değil yani sadece bir dönem.
Burada galiba bu kadar konuştum konuştum.
İşin özü şu. Uzun lafın kısası.
Mesele yanında kaç kişi olduğu değil.
Benim şu an yan çevremde belki yakınım dediğim böyle iki kişi falan var herhalde.
Bir şeyleri anlatıp ettiğim.
Ve hani hiç böyle şey düşünmüyorum.
İşte on kişilik, on beş kişilik bir arkadaş grubum olsa vesaire diye.
Çünkü yani sen nasıl hissediyorsan, o insanlarla oturduğunda gerçekten iyi geliyorsa, böyle bir için kıpır kıpır oluyorsa bence tamam.
Sen de bugün kendini birazcık yalnız hissettiysen umarım ki sana eşlik etmişimdir.
Çok güzel bir şekilde. Ama eğer kendini yalnız hissettiysen adını doğru koymayı dene.
Kesinlikle. Belki sadece dinlenmeye böyle kendine baş başa kalmaya ihtiyacın vardır.
Ya da belki bir insana tek bir gerçek babaya biraz daha yaklaşmanın vaktidir.
İkisi çok farklı şeyler çünkü.
Ve doğru olanı ancak durup kendine sorduğunu anlayacaksın.
Haberin olsun. Birkaç gündür çok yorucuydu.
Hafif böyle şifayı kapıyorum gibi.
Umarım ki sesim kötü gelmemiştir çok.
Ama beni dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Umarım ki anlatmak istediklerimi anlatabilmişimdir.
Yani kafamdakileri kafamdaki gibi anlatabilmişimdir umarım.
Kendine çok iyi bak.
Ben de buradaydım dinledim Zeynep demek istersen bana ulaşabileceğin sosyal medya hesaplarını açıklamalar kısmına bırakıyor olacağım.
Haftaya salı tekrardan görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
