
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
her şeye yetişmeye çalışan ama bazen sadece bir tanesini bile seçmenin ağırlığını hisseden, yine de o tek incirin tadını çıkarmak isteyen herkes için.
Transkript
Bazen düşünmüyor musun?
Hayatta olmak istediğimiz o kadar çok versiyon var ki.
Yani bir gün dünyanın öbür ucunda kahve dükkanı işleten biri olmayı hayal ediyoruz.
Ertesi gün şehir ışıkları içinde böyle çok güçlü bir kariyerin parçası olmayı hayal ediyoruz.
Bir gün kendi evimizde huzurla kek yapmayı, ertesi gün sırt çantasıyla dünyayı dolaşmayı istiyoruz.
Ama sonunda hepsi birer olasılık olarak kalıyor.
Çünkü sadece...
Bir tane hayatımız var ve o tek hayat bütün bu hayallerin hepsini birden taşımak için bazen fazla küçük geliyor.
bunları sadece günlüğüm biliyordu ama artık sen de biliyorsun.
Ben Zeynep ve bu bunları sadece günlüğüm biliyordu podcastinin yeni bölümü.
Hoş geldin. Geçen gün bir film izliyordum.
Bir karakter çok bilgi bir şekilde karşısındakine şunu dedi.
Her kapıyı açamazsın çünkü bazılarını açtığında diğerleri kapanır.
Bu cümle böyle bir aklımda kaldı benim.
Çünkü gerçekten öyle.
Yani hayatta her seçimin bir kaybı da var.
Bir şeyi seçtiğinde seçemediklerini arkanda bırakıyorsun.
Ve bazen bu farkındalık insanı çok dolduruyor bence.
Bir şeyi yapamama korkusu da değil bu.
Yanlış şeyi yapma korkusu.
O yüzden bazen elimiz hayatın önüne koyduğu seçeneklere uzanmak yerine sadece havada ısılı kalıyor.
Ve sonra bir gün...
Sylvia Plath'in o meşhur incir ağacı metaforuna denk geldim.
O kadar basit ama o kadar vurucu bir benzetmeydi ki ilk okuduğumda böyle uzun süre düşündüm bunun hakkında.
Sylvia Plath şöyle diyor.
Hayat önümde bir incir ağacı gibi uzanıyordu.
Her dalında başka bir hayat asılıydı.
Biri yazarlık, biri annelik, biri özgürlük, biri aşk, biri başarı.
Ama o kararsızlık içinde oturup hangisini seçeceğini düşünürken bütün incirler birer birer kuruyup yere düşüyordu diyor.
Ben o satırları okurken böyle kendi içimi gördüm sanki.
Yani bir şeyleri kaçırma korkusuyla...
hiçbir şeye tam olarak uzanamamanın verdiği o yorgunluğu hissettim.
Yıllar geçti ama bu metafor hep aklımda kaldı benim.
Çünkü bazen hayat gerçekten öyle bir ağaç gibi geliyor bana.
Her dalında farklı bir ben asalı duruyor.
Ama birini seçtiğinde diğerlerinden vazgeçtiğini bilmek insanın içine dokunuyor.
Yani büyümek tam olarak bunu onu da bilmiyorum.
Yani her inciri tadamayacağını kabul edip Seçtiğin o bir taneye kalbini koymak mıdır büyümek?
Sonradan üstüne biraz düşününce asıl meselenin o inciri seçmenin de cesaret istediğini fark etmekti.
Çünkü bazen korkuyoruz hani yanlış seçersem diye, yanlış hayatı yaşarsam diye.
Oysa hiçbir şey yanlış değil belki de.
Sadece farklı dallar, farklı yönler ve biz hangi dalı seçersek seçelim orada da kendimizi yeniden buluyoruz.
Belki de mesele seçimden çok o inciri tadarken gerçekten orada olabilmekti.
Ben bir gün günlüğüme şunu yazmışım.
Karar vermek istememek de bir karar bence.
O cümleyi yazdığım günü tarihe bir baktığımda az çok hatırlıyorum.
Böyle birazcık karar vermem gereken bir süreçti.
Bir yandan önümde açılan ihtimaller beni büyülüyor.
Bir yandan da hiçbirine tam olarak cesaret edemiyordum.
Çünkü hangi dala tutsam...
Diğerini kaçıracaktım.
Ve bazen hiçbirini seçmemek yani hepsinin önünde durup dona kalmak en kolay seçenekmiş gibi geliyordu.
Ama zamanla anladım ki karar vermemek de aslında bir karar.
Sadece birazcık daha sessiz, birazcık daha korkak bir hali karar vermenin.
Bir de galiba hepimizin içinde o ya yanlış seçersem.
korkusu var. O yüzden sanki bazı insanlar aynı şehirde aynı işte aynı ilişkide yıllarca kalıyorlar.
Sanki hareket etmezlerse hiçbir şey bozulmazmış gibi.
Ama hayat bir yerden sonra seni o kararsızlığın içinden çekip alıyor zaten.
Sen karar vermesen bile zaman veriyor.
Ve bazen fark etmeden senin adına kararını çoktan almış oluyor.
Bu farkındalık benim çok canımı acıtıyordu.
Bir şeylere zamanın Karar vermesi.
Ama bu bir o kadar da özgürleştirici bir şey.
Çünkü o an şunu anlıyorsun.
Hiçbir seçim seni tamamen yanlış bir yola sürüklemiyor aslında.
Sadece farklı bir hikayeye götürüyor.
Ama o ya bir şeyleri kaçırıyorsam hissi.
İşte o en yorucusu bence.
Bir arkadaşımla konuşurken bir gün şey demişti bana.
Zeynep ben hayatım boyunca bir şeyleri kaçırmaktan çok korktum.
Ama sonunda şunu fark ettim.
Aslında o korku yüzünden yaşarken de çok şey kaçırmışım.
Bu cümle çok kalbim kırmıştı benim.
Çünkü gerçekten öyle değil mi?
Bazen şu an yaşadığımız an bile kafamızda daha iyi olasılıkların gölgesinde kalıyor.
Halbuki şu an tam da elimizde tuttuğumuz incir.
Ama biz gözümüzü başka bir dala dikiyoruz hep.
Ve işin garibi bazen o dallarda gördüğümüz incirler bize ait bile değil.
Sosyal medyada başkalarının seçimlerine bakıp benimki neden öyle değil diye soruyoruz ya bazen.
Ama unuttuğumuz bir şey var ki herkesin ağacı farklı.
Belki birinin inciri tatlı, diğerinin ki ekşi ama besleyici.
Biz hep başkasının ağacına bakarken kendi dallarımızdaki meyveler kuruyor fark etmeden.
Bu yüzden bazen durmak...
Bakmayı bırakıp tatmaya başlamak gerekiyor.
Bir de şu var. Kararsız kaldığımız anlar aslında biraz da kendimizi tanıma fırsatı gibi.
Ben bu taraftan bakıyorum.
Ben de yıllar önce iki şehir kısmında arada kalmıştım.
Birinde huzuru vardı.
Diğerinde ise heyecan.
Hangisini seçersem seçeyim bir yanım eksik kalacak gibiydi.
Sonra düşündüm.
Dedim ki yani belki de insanın tamamlanması gerekmiyor.
Eksik kalmak da bir çeşit özgürlük.
Çünkü o eksiklik seni merak ettiriyor, seni arayışta tutuyor, seni yaşatıyor bence.
Bazen bazı şeyleri kaçırmak aslında tam da hayatta olduğunun kanıtı gibi geliyor bana.
Çünkü hiçbir şeyin eksilmediği bir hayat düşün mesela.
Yani ne heyecan kalır, ne merak kalır.
Bu hayatta bazen bir treni kaçırmak başka bir durağa yetişmeni sağlıyor.
Belki orada bambaşka biriyle tanışıyorsun, belki kendinle tanışıyorsun.
Ama o an kaçırdığını düşündüğün şey aslında seni olması gereken yere doğru itiyor.
Yani bazen evrenin planı senin geciktim sandığın anlarda gizli.
Bir de şu var, bak bu kısım çok önemli.
Kaçırdıklarımızla kendimizi cezalandırmayı çok iyi biliyoruz.
Yani keşkelerle, daha çok çabalasaydımlarla, neden o yolu seçmedimlerle kendimizi inanılmaz yoruyoruz.
Ama... Bak çok samimi söyleyeceğim.
Kim demiş her şeyi aynı anda yaşayabileceğimizi?
Yani bence büyümek dediğimiz şey o keşkeleri birer ilkiye çevirmeyi öğrenmek demek biraz da.
Çünkü her seçim beraberinde bir vazgeçiş getiriyor dedik ya.
Ama aynı zamanda bir armağan da bırakıyor bize.
Yeter ki biz o armağanı görebilecek kadar sakinleşelim.
Bana şu mesaj ne kadar çok geliyor.
Tahmin bile edemezsin.
Diyorlar ki bazen öyle hissediyorum ki hayat önümden geçip gidiyor.
Ben öyle izliyorum Zeynep diye.
Ben bu mesajı her gördüğümde şöyle uzun uzun bir düşünüyorum.
Belki de hepimizin içinde zaman zaman o his beliriyor çünkü.
Ama izlemek de bazen yaşamaktır.
Çünkü her an aktif olmak, her şeye yetişmek, sürekli üretken olmak zorunda değiliz.
Kimi anlar sadece orada kalmak.
Bakmak soluklanmak içindir.
Ve belki de o anlar en çok şeyin farkına vardığımız anlar oluyor.
Hayat bazen biraz yarış gibi geliyor ya.
Ben buna sinir oluyorum artık.
Yani ne kadar hızlı karar verirsem o kadar iyi gibi bir baskı.
Ama şunu öğrendim ben artık.
Bazı kararlar hemen alınmıyor.
Olgunlaşması lazım.
Yani tıpkı bir meyvenin güneşe tatlanması gibi düşün bunu.
Sen onu zorla koparırsan tadı ekşi kalır onun.
Yani biraz beklersen kendi zamanında zaten düşer eline.
Ve o zaman gerçekten hazır hissedersin.
Belki de en güzeli şu ki hiçbir seçim sonsuza kadar kapalı da değil.
Yani hayat o kadar şaşırtıcı bir şey ki bazen kaçtı dediğin bir fırsat bambaşka bir biçimde karşına çıkıyor.
Belki farklı bir şehirde, belki başka bir insanda, belki yıllar sonra.
O yüzden artık kayıplara bitti gözüyle bakmıyorum ben.
Sadece şimdilik değil diyorum.
Çünkü bazı incirler mevsimi gelince kendiliğinden olgunlaşıyor.
Tam buradan gönül...
Ben şunu yazmışım ki hala arkasındayım bu cümlenin.
Kesinlikle böyle düşünüyorum sevgili 2021'deki Zeynep.
Bu cümleyi yazdığımda galiba ilk defa böyle şefkatle bakabilmiştim bir şeylere.
Çünkü uzun bir süre yapmadıklarımın, seçmediklerimin yükünü taşıdım.
Ya çünkü ben her kapıyı açmalıymışım gibi hissettim.
Zaman geçtikçe şunu fark ettim ki o kapıların ardında kalmak da...
Beni ben yapan şeylerden biriymiş.
Çünkü bazen bir şeyi yapmamak başka bir şeye yer açıyor.
Ve biz bunu ancak aradan yıllar geçtiğinde fark ediyoruz.
Hayatta seçmediğimiz yolların, kaybettiklerimizin de bizi şekillendirdiğini anlamak biraz acıtıyor mu?
Evet bence. Ama o acının içinde büyüyen bir bilgelik var.
Anladın mı? Yani daha böyle bir üst seviyeye çıkıyorsun gibi.
Ben bazen düşünüyorum yani o inciri hiç yemeseydim.
Aç mı kalırdım yoksa başka bir tat bulur muydum?
Yani belki de hayat tam olarak bunu anlatıyor.
Her dalın bir anlamı var ama hepsinin tadına bakmamız gerekmiyor.
Bazıları uzakta kalıyor, bazıları dalında kuruyor ama hepsi ağacın bir parçası.
Ve biz o ağacın gövdesiyiz.
Yani bütün dallar bizde birleşiyor zaten.
Bazen seçemediğimiz şeyleri düşünürken içime bir pişmanlık kaplıyor benim.
Yalan söylemeyeceğim. Ama o pişmanlık da çok insanca bir duygu bence.
Çünkü demek ki hala merak ediyoruz.
Yani hala içimizde acaba diyebilen bir yan var.
Ve bu tamamen bitmemiş olmanın, hala yaşadığımızın göstergesi.
Kendimizi her şeyi yapamadık diye cezalandırmak yerine her şeyi denemek zorunda değildik.
diyebilsek keşke. Çünkü belki de o eksik kalanlar bizi biraz daha tamamlıyor.
Ben bazen işte aynı anda hem kliniğimi açmayı hem daha çok yazmayı hem de dünyayı gezmek istiyorum.
Ondan sonra fark ediyorum ki hiçbirini tam yapamıyor gibi hissettiğim o anlarda bile aslında çok dolu.
Yani belki seyahat edemediğim o günlerde bir podcast bölümü kaydediyorum.
Belki yazamadığım bir haftada klinik için deliler gibi koşturuyorum.
Yani bir şey eksilirken başka bir şey hep çoğalıyor.
Ve bu farkındalık hayatımın bana en çok huzur veren tarafı oldu.
Artık şey gibi düşünmüyorum.
Yani bu hafta yazmaya çok vakit ayıramadım.
Kafamda çok güzel bir kurgu vardı.
Bu hafta deli dehşet yazmak istiyorum bir şeyleri.
Ama klinik tarafı o kadar yoğundu ki sanki bir inciri elimden bırakıyor muyum gibi hissettiğim anlar da oldu.
Ama öyle değil. Ve şunu da biliyorum.
Seçmediğimiz hayatlar aslında yaşadığımız hayatın zeminini oluşturuyor.
O keşke dediğimiz yerler karakterimizin gölgeleri gibi.
Biz fark etmesek bile o gölgeler bize yön veriyor, sınır çiziyor, bazen koruyorlar bile.
Yani kendimize sadece yaptıklarımızla değil yapmadıklarımızla da tanıyoruz.
Ve belki de olgunlaşmak dediğimiz şey tüm o gölgeleri kabullenmekle başlıyor.
Yani her dalı kucaklamaya çalışmak yerine durduğun daldaki meyvenin tadını çıkarabilmekle başlıyor.
O yüzden ben artık şunu demeyi seviyorum.
Her incir bir olasılığı temsil ediyor ama bazıları dalında kuruyacak.
Ve bu kötü bir şey değil.
Çünkü bazı tatlar sadece hayal ettiğinde güzel kalıyor.
Yani bazı ihtimaller sırf yaşamadığın için çok anlamlı.
Ve ben o yaşanmamış olasılıklara da çok teşekkür ediyorum.
Beni ben yapan eksikliklerim için.
Ve bir de şunu söylemek istiyorum.
Bence bunu hayatının bir döneminde sen de çok hissediyorsun.
Ben de hissediyorum. Bazen hayat o kadar hızlı akıyor ki sanki hep...
Bir yerlerde geç kalıyormuşuz gibi hissediyoruz.
Yani bir yerlere yetişmemiz, bir şeyleri halletmemiz, bir hedefe ulaşmamız gerekiyormuş gibi.
Ben yine dönüp dolaşıp bu konuya geleceğim ama sosyal medyada bu hissi daha da büyütüyor.
Herkesin hayatta sürekli bir üretkenlik şovundaymış gibi görünürken biz kendi hızımızı çok sorguluyoruz.
Diyoruz ki ben neden bu kadar yavaşım ama...
Aslında yavaş olmak bence en büyük direnç biçimi.
Yani hayat zaten hızla tüketilecek bir şey değil bence.
Böyle bir sindirilecek, tadına varılacak bir şey.
Böyle düşündüğümde kendimi hep bir yarışın içinde bulduğum zamanlara gidiyorum.
Yani herkese yetişmeye çalıştığım, hiçbir şeyi kaçırmamak için her şeye evet dediğim o zamanlara.
Sonunda Kendimden çok uzaklaşmıştım ben.
Çünkü her şeye yetişmeye çalışmak hiçbir şeyin içinde tam olarak var olamamayı getiriyor.
Bazen tek bir şeye odaklanmak, o anın içinde kalmak inanılmaz güzel bir şey.
O yüzden şunu söylemek istiyorum ki her inciri tatmak zorunda değiliz.
Bazen bir tanesi bile doyuruyor insanı.
Hatta belki de o tek incinin tadını alabilmek için diğerlerinden vazgeçmek gerekiyor.
Modern çağ bize hep aynı mesajı veriyor ya.
Ben buna sinirleniyorum ama şu an sakin kalacağım.
Daha çok yap, daha çok ol, daha çok yaşa.
Ama canım benim bazen hiçbir şey yapmamak da bir eylemdir.
Yani bir düşün bir ağacın meyve vermek için bile.
Dinlenmeye ihtiyacı var.
Biz neden sürekli meyve verirken tükenmeye razıyız?
Belki de o tükenmişlik hissi hayatın bize dur biraz deme şeklidir.
Bir şeyleri kaçırmamak için sürekli koşturmak yerine belki de durup olanı kaçırmamayı öğrenmemiz gerekiyor.
Ve sanırım bu noktada yetişememek hissine daha şefkatli bakmayı öğreniyoruz.
Çünkü yetişememek bazen bir tembellik değil.
Bir seçimin sonucu.
Yani bir şeyleri geride bırakmak, başka bir şeyi gerçekten yaşamanın yolu olabiliyor.
Tüm incirleri yiyememek aslında hayatın adil biçimde bizi sınırlandırma şekli.
Ve o sınırların içinde kalabilmek kendini tanımanın en güzel yollarından biri.
Her seçemediğin şey için kendini suçlamak yerine belki de hepsine yer yoktu diyebilmek bence huzur getiriyor insana.
Bir de şöyle bir şey var.
Her ihtimal yaşamaya gerek yok belki de.
Çünkü bazen tek bir ihtimal bile her şeyi anlamlı kılabiliyor.
Bir kahkaha olabilir, bir dost, bir sabah kahvesi olabilir, bir küçücük bir başarı olabilir.
Bunlar bile bir hayatın özeti olabilir.
Belki de önemli olan her incir yemek değil de seçtiğin incirin tadını doya doya çıkarabilmektir diyorum ben.
Ve o tadı hissederken içinden geçen şu düşünceyle baş başa kalabilmektir.
Tamam. Benim hayatım.
Ben bazen düşünüyorum.
Belki de hayatın güzelliği sınırsız olmasında değil, sınırlı olmasında saklı.
Her şeyi yapamayacağımızı bilmek birazcık hüzünlü, evet.
Ama aynı zamanda özgürleştirici bir farkındalık.
Çünkü o zaman şunu fark ediyorsun.
Her şeyi yaşamak zorunda değilsin.
Yalnızca kendi hikayeni dolu dolu yaşaman yeterli.
Ve o hikayenin içinde elinden gelenin en iyisini yapmak bazen zaten yeterince güzel.
Kendine bu kadar yüklenmeyi bırakmak gerekiyor belki de.
Yetişemedim dediğin şeylerin bir kısmı zaten seni beklemiyordu.
Kaçırdım dediğin bazı anlar hiç sana ait değildi.
O yüzden belki de her şeyi kaçırmamak değil, kendi hayatına yetişebilmek en büyük başarı.
Kendi hızını bulduğun o anda dünyada bir şekilde sana yetişiyor zaten.
Peki sen ne yapıyorsun artık Zeynep dersen?
Ben artık şunu yapmaya çalışıyorum.
Elimdeki incirin tadını çıkarmaya çalışıyorum.
Bazen o incir hiç tatlı olmuyor.
Bazen beklediğim gibi olmuyor, eksik oluyor.
Benim seçtiğim, benim ellerimle kopardığım bir şey oluyor.
Ve o tadı başkasıyla kıyaslamadan, acaba diğer incir daha mı güzeldi demeden yaşamayı öğreniyorum.
Çünkü belki de hayat tam olarak bu.
Eksik ama tamamen gerçek.
Bazen bazı dallar kuruyor, bazı meyveler düşüyor.
Bazıları ise tam zamanında olgunlaşıyor.
Ve biz... O ağacın altında oturup hepsini izliyoruz.
Güneşin altında çok güzel derin bir nefes almak.
Bir farkındalık anı.
Çok sade ama çok kıymetli.
O yüzden ne dedik?
Önemli olan her inciri yemek değil.
Önemli olan her inciri yemek değil.
Seçtiğin incirin tadını.
doya doya çıkarabilmektir.
Beni dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Umarım ki keyif almışsındır.
Ben de dinledim. Buradaydım Zeynep demek istersen sosyal medya hesaplarım açıklamalar kısmına bırakıyor olacağım.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
