
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
hayatın hızına kapılıp yorulduğunu fark eden ve küçük bir nefesin bile her şeyi değiştirebileceğini hatırlamak isteyenler için.
Transkript
Bugün yine o sayfalardan birini daha açıyoruz.
Birkaç haftadır açamamıştık bu sayfaları çünkü birazcık hastaydım.
Ama kavuştuk, sakıntı yok.
Bu defa konuşacağımız şey hepimizin hayatına bir şekilde dokunmuş bir his bence.
Tükenmişlik. Ama merak etme bu bölüm böyle çok ağır, çok karamsar bir sohbet olmayacak.
Tükenmişlik sendromu hakkında araştırmalar anlatıp ettiğim bir sohbet değil de...
Aksine biraz nefes alacağımız, biraz güleceğimiz ve belki sonunda iyi ki dinledim bu bölümü diyeceğim bir bölüm olacak.
Tükenmişlik sendromunu zaten biliyoruz.
Sevgili Burhan Altuntop da yandım bittim hastalığı olarak dilimize kazandırmıştı.
Bu sendromu bir kenara koyarak bugün ne dedim?
İyi ki bu bölümü dinlemişim diyeceksin dedim.
Çünkü tükenmişlik sadece bitap düşmek değil.
Bazen çok fazla şeyin arasında kaybolmak bence.
Bazen de kendine küçücük bir kahve molası vermeyi unutmak.
Ben bazen fark etmiyordum bile.
Yani güne başlarken zihnimde onlarca pencere açılıyor.
Klinik işleri ayrıdır, podcast belki ayrıdır, telefondaki mesajlardır, maillerdir vs.
Her şey çok güzel de gidiyor aslında.
Ama yine de içimde bir yorgunluk var.
Bunu sana hiç dramatize ederek söylemiyorum.
Hayat güzelken bile bazen ruhumuz biraz yoruluyor.
Belki sen de hissetmişsindir.
Her şey yolundayken bile bir nefes almam lazım dediğin anılar vardır ya.
Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ederken işini çok severek yapan bir arkadaşım çok...
heveslenerek girdiği bir işti yani.
İşlerini sürekli aslında onun görevi olmayan işlerde üstlendiği için çünkü çok severek yapıyor gerçekten.
Sürekli koşturup her şeyi yetiştirmeye çalışan biri olarak bir anda tüm motivasyonunu kaybetmiş.
Konuşuyoruz işte. Dedik ki yani Zeynep en çok sevdiğim iş bile şu anda sadece bir görev gibi geliyor gözüme.
Onu dinlerken böyle hani o neler hissettiğini anlatırken bir an böyle bir düşündüm.
Dedim ki bu hepimize oluyor bence.
Sevdiğimiz şeyler bile yeterince dinlenmeden yaptığımızda yük gibi gelebiliyor.
Ve bu bence utanılacak ya da korkulacak bir şey değil.
Bu sadece insan olmak.
Ben birkaç hafta önce günlüğümü kenara aldığım bir notu bulmuştum.
Bu bölümün fikrini de bu nottan yola çıkarak not aldım ajandama.
Bir yerden okumuşum. Çok da etkilenmişim.
Aceleyle gerçekten yani el yazımı görseniz böyle aceleyle yazmışım bunu defterime.
Şöyle yazıyor. Şimdi bu cümleyi okurken, tekrar okurken bile benim çok içim rahatlıyor.
Çünkü durmak demek vazgeçmek demek değil.
Durmak nefes almak demek.
Durmak ruhunun ritmini yeniden bulmasına izin vermek demek.
Ben günlük yazarken kenara köşeye mekan ya da saat yazmayı çok seven de bir insan olduğum için şu an bunun nimetlerinden faydalanıyorum.
Bu notlardan yola çıkarak o gün böyle gözlerimin önünde sanki yani mutfak tezgahının üzerinde yazıyorum.
Bir yandan kahvem var yanımda.
Laptopum yine tezgahta.
Birkaç mail cevaplıyorum ediyorum.
Telefon çalıyor ediyor.
Ve o an durdum böyle hiçbirini açmadım.
Kalemi alıp bu alıntının altına bir sürü şey yazmışım.
Çünkü içten içe biliyordum ki bazen bir adım geri çekilmek bence en güçlü adım.
Ve belki de bugün bu bölümü yapma isteğim de tam olarak bu yüzden.
Senin de bazen bir adım geri çekilip kendi şefkat göstermen gerektiğini hatırlatmak.
Bu bazen durmak düşmekten iyidir cümlesi aklıma her geldiğinde aslında bunun ne kadar basit ama çok güçlü bir hatırlatma olduğunu düşünüyorum ben.
Çünkü bazen sadece bir an durmak, kendi küçük bir boşluk vermek bizi çok daha büyük bir yıkımdan koruyor gibi hissediyorum.
Bunu hayatımın bazı dönemlerinde böyle sanki bildirim alıyormuşum gibi hissediyorum ben.
Yani yıllar önce bir sabah mesela bir kafede otururken yine bunu fark etmiştim.
O günde çok şey yetiştirmem gerekiyordu ve evde o kadar daralmıştım ki sabahın körünü de atmıştım kendimi dışarı çalışmaya.
Elimde kahvem ve önümde defterim, bilgisayarım, tabletim.
O an kendime şimdi durabilirsin demek bütün günümü kurtarmıştı benim.
Yani bu cümlenin bana verdiği güç hala içimde.
Çok mutlu ediyor beni.
Ben belki de bu yüzden Inside Out filmindeki o sahneyi hiç unutmuyorum.
İzlediğimi bilmiyorum ama izlemesindir diye tahmin ediyorum.
Joy karakteri her şeyi mutlu etmeye çalışırken sonunda anlıyor ki bazen üzülmek de gerekli.
Çünkü duyguların tümünü yaşamadan gerçek mutluluk olmuyor.
Bu sahne bana durmanın ve hissetmenin güçlü olmakla çelişmediğini hatırlatıyor.
Tıpkı bu alıntının da söylediği gibi aslında durmak düşmek de nedir?
Bazen güçlü görünmek için her şeye yetişmeye çalışırken aslında kendi kalbimizi dinlemeyi unutuyoruz.
Ben de hayatımda birkaç kez bu yanlışa düştüm.
Hep koşarken, hep bir şeyleri tamamlamaya çalışırken o hızın beni nasıl içten içe yıprattığını çok geç fark ettim.
Günlüklerime bakınca görüyorum ki sayfalar dolusu planlar, yapılacaklar hedefler.
Ama aralarda bir iki satır böyle nefes almak istediğimi fısıldıyor sanki.
O satırları yazan halimi düşünüyorum ve ona kocaman sarılmak istiyorum.
Çünkü o an... durmaya cesaret etmek belki de kendine atılan en güzel adım.
Bazen de bu cümleyi bir şarkı sözünde duyuyorum.
Bir dizinin repliğinde yeniden buluyorum.
Mesela bir kez bir dizide karakterlerden biri şöyle diyordu.
Hayat bazen seni yavaşlatır.
Çünkü hızlandığında göremediğin manzaraları göstermek ister.
O an bu alın...
Antının aslında evrensel bir hakikati anlattığını düşündüm ben.
Yani tükenmişlik hissettiğimizde belki de evren bize yavaşla demek istiyor.
Yani bir yavaşla, bir etrafına bak demek istiyor.
İşte tam da bu yüzden artık kendime küçük duraklar bırakmaya çalışıyorum ben.
O kahveyi içerken telefonu elime almamaya çalışıyorum.
Bir şarkıyı sonuna kadar dinlemeye çalışıyorum.
Bazen de yapmam gerekenleri birkaç saat erteliyorum.
Bunlar küçücük şeyler gibi görünüyor ama benim ruhumu o kadar toparlıyorlar ki.
Ve belki de bu bölümde sana anlatmak istediğim en önemli şey de bu.
Yani durmak bir kayıp değil.
Durmak yolculuğun güzelliğini yeniden hatırlaman için verilen bir hediye bence.
Aslında bu tükenmiş ikisinin altında yatan sebepler hepimiz için çok tanıdık.
Bence çoğu zaman hep güçlü olmalıyım baskısı var.
Bazen de sosyal medyada gördüğümüz hep enerjik, hep üretken hayatlar kendi tempomuzu sorgulamamıza sebep oluyor.
Sanki bir adım yamaşlasak geri kalacağız gibi hissediyoruz.
Oysa ki geri kalmak diye bir şey yok.
Herkesin yolu, herkesin temposu, zamanı bambaşka.
Bu gerçeği hatırlamak bile omzundaki yükü biraz hafifletiyor bence.
Daha önce bir videoda yapmıştım ben.
Nasıl bu kadar şey yetişiyorsun, nasıl vakit ayırıyorsun kitap okumaya, kendine diye.
Cevap olarak da şeyi söylemiştim.
Kendime vakit ayırmak benim için vaktim olursa yaparım bir şey değil.
Bir ihtiyaç. Bunun hala böyle olduğunu düşünüyorum.
Kendine zaman ayırmak dediğin şey bir lüks değil.
Bir ihtiyaç. Ben bunu en çok geçen seneden beridir anlıyorum galiba.
Yani bazen sevdiğim bir şarkıyı açıp böyle sonuna kadar sadece şarkıyı dinlemek ya da bazen işte balkondan dışarıya bakıp uzun uzun seyretmek.
Bu anlar belki çok da saçma geliyor şu an bilmiyorum ama benim ruhumu toparlıyor.
Ben bazen en yoğun dönemlerimde bile yani işleri bırakıp böyle bir 10 dakika sahile gidiyorum.
Sahile gidemezsem böyle bir sokağa çıkıyorum.
Birazcık dolanıyorum. Ama büyük üste sahile gidiyorum.
Çünkü denizi çok seviyorum.
Deniz böyle benim bütün kafamı toparlıyor gibi hissediyorum.
Ve bu küçük anları...
Hafife de almıyorum. Onu küçümsemiyorum çünkü gerçekten bana iyi geldiklerini biliyorum.
Bir de şunu düşünüyorum ki biz tükenmişliği sadece büyük değişikliklerle çözebileceğimizi sanıyoruz.
Bunu alışkanlık konusunda da yapıyoruz ve iki konuda da hata yapıyoruz bence.
Çünkü çoğu zaman küçük dokunuşlar çok yeterli oluyor.
Mesela hayır demeyi öğrenmek.
Yani çok küçük de bir dokunuş değil belki ama kendini başkalarının temposuyla kıyaslamamak mesela.
Ya da gün içinde küçük molalar almak mesela.
Bunlar basit görünüyor ama gerçekten çok fark yaratıyor.
Çünkü kendini alan tanımak dediğimiz şey ruhunun sesini duymanın en güçlü yollarından biri.
Ben bunu savunuyorum. Böyle düşünüyorum.
Bazen bu hisse yakalandığımda bu geçici demek bile bana çok iyi geliyor.
Çünkü gerçekten öyle.
Hayat... İnişlerden çıkışlardan oluşuyor.
Bir dönem çok yorgun hissediyorsun.
Sonra bir sabah uyanıyorsun ve yeniden heyecanlı oluyorsun.
Kendine zaman ayırmak da bence bu iniş çıkışları daha nazik karşılamamızı sağlıyor.
Ve bu süreçteki en önemli şeylerden...
Bir diğeri de kendine şefkat göstermek.
Biliyorsun en sert eleştirmen çoğu zaman kendimiz oluyoruz.
Hep daha fazlasını yapmamız gerektiğini söylüyoruz.
Hep daha iyisi olmamız gerektiğini söylüyoruz kendimize.
Oysa ki bazen en büyük iyilik gerçekten kendi omzumuza şöyle bir pat pat yapıp Yavaşlı buza geçer demek.
Tıpkı en yakın arkadaşınız size gelse ve sizin hissettiklerinizi size anlatsa ona söyleyeceğimiz gibi.
Ve unuttuğumuz bir şey daha var.
O da yorulmak yanlış yaptığımız anlamına gelmiyor.
Yorulmak hayatın içinde olduğumuzu gösteriyor ve bu yorgunluğu fark ettiğimiz an aslında kendimize en çok şefkat gösterebileceğimiz an kendi hızımıza saygı duymak.
Başkalarının temposunu kovalarken kendimizi kaybetmemek.
Bu belki de büyümenin en güçlü derslerinden biri.
Hayatın her döneminde küçük bir duraklama payı bırakmak bir teşekkür gibi geliyor bana.
Kendimize ettiğimiz bir teşekkür.
Belki bu akşam bir çay demleyip telefonu bir kenara bırakıp sadece dışarı izlersin belki.
Belki gökyüzünü izlersin.
Belki yarın işten sonra eve dönerken adımlarını birazcık yavaşlatıp Etrafına bir bakarsın, etrafındaki detayları fark edersin.
Bu küçücük şeyler sandığımızdan çok daha büyük bir iyileştiricice sahip.
Ve şunu unutma, kendine zaman ayırmak sadece seni değil, etrafındakileri de besler.
Dinlenmiş bir kalp daha sevgi dolu olur.
Dingin bir zihin daha yaratıcı fikirler bulur.
Bazen en iyi ilham hiçbir şey yapmadığımız o sessiz anlardan gelir.
Bu yüzden biraz yavaşlamak kimseye kaybettirmez.
Aksine hepimize kazandırır.
Belki bugün bu sohbette sana küçük bir davet olsun.
Koşmaya biraz ara ver.
Derin... Bir nefes al böyle kocaman.
Yeniden bak dünyaya.
Çünkü bütün bu hızın, bütün bu karmaşanın arasında kendini ayırdığın o küçücük anlarda en çok sen varsın.
Ve bu çok kıymetli bir şey bence.
Çok teşekkür ederim beni dinlediğin için.
Hala hastayım aslında. Umarım ki sesimden çok anlaşılmıyordur bu ama yine de bir araya gelmemiz gerekiyordu artık.
Ben burada günlüğümden bir şeyler okuyup bunları da seninle konuşmayı çok seviyorum.
Bana çok iyi geliyor. Umuyorum ki sen de çok iyi gelirsin.
Ben de buradaydım.
Bölümü dinledim Zeynep demek istersen bana ulaşabileceğin tüm sosyal medya hesaplarını açıklamalar kısmına bırakıyor olacağım.
Kendine çok iyi bak.
Kendini çok sev.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
