
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
her şeyin kusursuz görünmesini isterken, bazen en güzel şeylerin biraz dağınıklığın içinden çıktığını hatırlamak için.
Transkript
Altyazı M.K.
Bugün yine o sayfalardan birini daha açıyorum ve bu defa konuşacağımız şey kulağa çok basit gelecek ama bence hepimizin hayatında karşılığı olan bir şey.
Mutfağı dağıtmadan kek yapamazsın.
Çünkü bazen hayatı öyle yaşıyoruz ki her şeyin hep düzenli, hep tertemiz, hep kusursuz olmasını istiyoruz.
Hiç dağılmasın, sorun çıkmasın, hiçbir şey yanlış gitmesin.
Ama biliyorsun işte yani mutfağa girip bir kek yapmaya kalksan bile bir şeyler dökülüyor, yumurta kabuğu bir yere sıçrıyor, yağ şuraya dökülüyor falan.
Yani kısacası. Biraz dağılmadan hiçbir şey ortaya çıkmıyor.
Ben bazen düşünüyorum böyle kendi hayatıma bakıyorum.
Hayal ettiğim şeylere ulaşırken de hep böyle olmuş.
Hiçbir şey kusursuz ilerlemedi.
Her şeyin tıkır tıkır işlediği bir süreç hiç olmadı yani.
Dağınık oldu, stresli oldu, bazen moralim bozuldu.
Hatta galiba hani olmayacak, yapamayacağım dediğim anlarda oldu.
Ama sonra bir bakıyorum o dağınıklığın içinden...
Bana çok güzel şeyler kalmış.
Tıpkı kek yaparken mutfağın karışıklığına rağmen fırından o mis gibi kokuların gelmesi gibi.
İşte bugün biraz bunu konuşalım istiyorum.
Hayatın o dağınık tarafını, hata yapma korkusunu, düzenin bozulmasından duyduğumuz endişeyi konuşalım.
Ve aslında bütün bunların içinde ne kadar insanca, ne kadar gerçekçi bir şey olduğunu da.
Çünkü aslında hepimiz hayatımızı biraz mutfak gibi yaşıyoruz.
Bir şeyi çok istiyoruz.
Mesela yeni bir iş, yeni bir şehir, yeni bir ilişki.
Ama iste istemez bir yerlerde ortalık çok karışıyor.
Planladığımız gibi gitmiyor.
Bazen hiç istemediğimiz şeyler oluyor.
Ve o anlarda içimizden ben yanlış mı yapıyorum?
Herkesin hayatı daha düzenli, daha yolunda gidiyor gibi.
Neden benimki böyle dağınık demek geliyor?
Oysa işin özü bu.
Hayatın ilerlediğinin göstergesi dağınıklık bence.
Hiçbir şey ters gitmese, hiçbir şey dağılmasa belki de biz büyüyemeyeceğiz gibi hissediyorum ben.
Ben de mesela klinik sürecinde bunu çok yaşadım.
Neyin ne renk olacağı bile net değilken.
Ortada kağıtlar, projeler bin bir tane detay.
Masanın üstü resmen patlama alanı gibi.
Bir yandan çok yoruluyorum.
Bir yandan diyorum ki nasıl toparlanacak tüm bunlar.
Çünkü çok fazla detay var.
Çok fazla kalem var uğraşılacak.
Ama şimdi dönüp bakınca o dağınıklık bana en güzel şeyleri getirdi.
Çünkü o dağınıklığın içinden çıktı benim hayalim.
Bazen de içsel olarak.
Böyle oluyor gibi. Yani kalbimiz darmadağınık oluyor.
Bir gün mutlusun, ertesi gün hiçbir şey yapmak istemiyorsun.
O dağınıklık da çok insani bence.
Kendini suçlamadan, ya evet şu an karışayım ama bu da geçecek diyebilmek insana çok huzur veriyor.
Çünkü fırının içinde pişen şeyin kokusu yayılmaya başladığında mutfağın dağınıklığını unutuyorsun.
Bütün bu düşünceler arasında günlüğüme şöyle yazmıştım ben bir gün.
Her şey çok... Dayanık gözüküyor.
Masamda bir sürü kağıt, kafamda bir ton şey.
Ama belki de bu dayanıklık yeni bir şeyin doğmak üzere olduğunun işareti.
Bu satırları yazarken aslında çok yorgundum gerçekten.
Çok stresli böyle ağzımda beş tane uçuk patlamış falan.
Her şey üst üste geliyordu gibi.
Hiçbir şeyi toparlayamıyordum.
Ama o gün fark ettiğim şey şuydu.
Kafamda bu kadar çok şey varsa bu bir yerde ilerlediğimin de göstergesiydi.
Çünkü hiçbir şey değişmiyor olsaydı her şey tertemiz, çok düzenli, hiç dağılmamış olacaktı.
Ama belki de o zaman hayat da duruyor olacaktı.
Ve işte bazen tam da bu yüzden dağınıklığın kendisi bana çok umut veriyor.
Çünkü mutfağın dağınıklığı...
Pişen kekin kokusuna işaret ediyor gibi geliyor.
Bir gün dönüp baktığında o karmaşa seni büyüten şeyin kendisi oluyor.
Bazen biz dağınıklığı hep bir eksiklik olarak görüyoruz.
Masan dağınık, kafan dağınık, hayatın dağınık.
Ve hemen bir toparlama isteği geliyor.
Çünkü öyle öğretilmiş.
Düzenli olursan başarılısındır.
Tertipliysen her şey yolundadır.
Ama işin aslında öyle olmuyor.
Benim en çok büyüdüğüm, en çok öğrendiğim dönemler hep en dağınık olduğum dönemlerdi.
Mesela klinik sürecinde bunu çok hissettim.
Diyorum ya kağıtların içinde kaybolduğum hangi belge nerede şu nerede dediğim günler vardı.
Ve o günlerde kendimi çok...
Yetersiz, çok kontrolsüz hissettim ben.
Ama şimdi bakınca o dağınıklık diyorum ya bana hayali kurduğum o yeri getirdi.
Eğer o kargaşaya girmeseydim bugün bu kadar olmayacaktı hayallerim.
Yani bazen dağıtmak tam da istediğin şeye ulaşmanın tek yolu oluyor.
Ve şunu da söylemek istiyorum sana.
Aslında herkesin hayatında böyle.
Yani o sosyal medyada gördüğün çok düzenli hayatlar seni kandırmasın.
Orada paylaşılan mutfaklar hep toplanmış.
O masaların üstü hep boş.
O kahve kupalarının yanında hep çok tatlı çiçekler, ikramlar var.
Ama gerçek hayatta o kahvenin yanında çok dağınık defterler de var.
Bitmemiş ödevler, birikmiş bulaşıklar da var.
Senin gördüğün sadece son fotoğraf.
Biz çoğu zaman kendimizi başkalarının toparlanmış mutfaklarıyla kıyaslıyoruz.
Kendi mutfağımızın o anki dağınıklığını unutuyoruz.
Ama bence asıl mesele zaten o dağınıklığa sahiplenmekte.
Çünkü o dağınıklık senin hayatının işlediğinin kanıtı.
Bir şeyler ürettiğinin, çabaladığının, yol aldığının işareti.
Hiç dağınıklık yoksa belki de hiçbir şey yapmıyorsun gibi geliyor bana.
Ve aslında en korkutucu olan da bu gibi hissediyorum.
Bir tek etraf mı dağılabilir, hayatımız mı dağılabilir?
Hayır, kalbimiz de dağınık olabilir.
Kalbimizin de bir dağınıklığı var.
Hani olur ya işte duygular birbirine girer.
Hiçbir şeyi tam olarak anlayamazsın.
Mutlu musun, üzgün müsün, kafan mı karışık?
Hepsi aynı anda içinde.
Eskiden böyle hissettiğimde hemen toparlamaya çalışırdım.
Hani hayır bir karar ver yani net ol hangi duyguyu hissediyorsun diye.
Şimdi ise biliyorum ki o karışıklık da çok insanca.
O da mutfağın ortasına dökülmüş un gibi.
Bir süreliğine dağınık görüyorsun.
Ama sonuçta ortaya çıkan şeyin tadını değiştirmiyor o dağınıklık.
Ve belki de işin güzelliği de buradadır ya.
Çünkü kek sadece o kokusuyla değil yapılış süreciyle de hatırlanıyor.
Bir gün yıllar sonra dönüp baktığında sadece sonucu değil o mutfakta geçen telaşı kiminle yaptıysan belki o kahkahaları, o an edilen sohbetleri, uğraşları da hatırlıyorsun.
Tıpkı hayat gibi.
Bazen de işte komik yanlar oluyor.
İşte kek yaparken bir şeyi döküp kırarsın ya da saçma sapan bir hareketle bir şeylere çarparsın, bir şeyler dağılır.
O anda sinir olursun ama yıllar sonra dönüp bakınca o kırılmaların hikayesini anlatırsın.
Hayatta da böyle değil mi yani?
O anda çok büyük dert gibi gelen şey sonradan gülerek hatırladığın bir ayrıntıya dönüşüyor.
Bir de bazen o dağınıklığın içinde küçük sürprizler de oluyor.
Mutfakta ortalık karışırken hiç planlamadığın bir tarif çıkıyor mesela ortaya.
Bir şeyler eksik oluyor onun yerine başka bir şey koyuyorsun ve harika bir şey ortaya çıkıyor.
Hayatta da öyle. Yani bazen hata sandığımız şeyler yepyeni bir yol açıyor bize.
Başka bir iş, başka bir dostluk, bambaşka bir şehir.
O yüzden biraz dağılmak aslında tamamen yanlış bir şey değil.
Hatta çoğu zaman en güzel şeylerin sebebi bence.
Ben bunu ilişkilerde de fark ettim.
Yani hiç kavga etmeden, hiç kırılmadan devam eden bir ilişki hayal gibi geliyor kulağa evet.
Ama gerçek hayatta öyle olmuyor.
Bazen ortalık toz duman oluyor.
Bazen kalpler karışıyor.
Ama sonra bakıyorsun ki o karışıklığın içinden daha sağlam bir bağ çıkmış.
Yani mutfağın dağılıp sonra birlikte toparlanması gibi.
Ben yine bunları düşünürken günümün bir köşesine şöyle bir şey yazmışım.
Ki bu bölümün...
İlhamı da bu alıntıdan geliyor.
Bazen mutfağın dağınıklığı fırından gelen kokunun güzelliğini unutturuyor gibi geliyor.
Yazarken neyi kastettiğimi çok iyi hatırlıyorum.
Bir gün şöyle anlatmam gerekirse bir gün gerçekten mutfak darmadağınıktı.
Tezgahta un, masada şeker, ellerim yapış yapış.
O kadar sinirlenmiştim ki yani kek yapmaya başladığıma da pişman oldum.
Her şeye pişman oldum ama sonradan fırının içinden o koku yayılmaya başlayınca tüm sinirim geçti.
O an dedim ki tamam hayat böyle.
Şu an ortalık karışık olabilir.
Her şey kontrolsüz görünebilir.
Ama biraz sabredince ortaya çıkan şey bütün o karmaşayı unutturuyor.
Ve belki de bu yüzden dağınıklıkla barışmayı öğrenmek gerekiyor.
Çünkü bazen o dağınıklığın kendisi hayatın pişme süreci gibi.
Fırının başında sabırla beklediğimiz gibi hayatın içinde de biraz beklemeyi, biraz karışıklığa tahammül etmeyi bilmek lazım.
Bazen de diyorum ki dağınıklık sadece bir sonuç da değil.
Aynı zamanda bir yolculuğun izi de.
Yani tıpkı bir atölyeye girdiğinde her yerde boya lekeleri görmen gibi.
O lekeler temizlik yapılmadığı anlamına gelmiyor.
Orada bir şeylerin üretildiğini gösteriyor.
Belki de bizim hayatlarımızdaki küçük dağınıklıklar da böyle okunmalı.
Burada bir şeyler yaşandı diye anlatıyor bize.
Bir de işin paylaşma tarafı var.
Yani mutfağı dağıttığında yanına birini çağırıp hadi birlikte toparlayalım diyebiliyorsun.
Hayat da böyle. Bazen ortalığı toparlamak için tek başına gücün yetmiyor.
Ama yanına birini aldığında hem işin kolaylaşıyor hem daha fazla keyif alıyorsun, kahkahalarla toparlıyorsun belki.
Dağınıklığın güzelliği biraz da burada gibi hissediyorum.
Yani insanları yan yana getirmesinde.
Sonra bir gün geriye dönüp baktığında aklında kalan şey çoğu zaman o dağınıklığın ortasında yaşanan...
O küçük detaylar oluyor.
Diyorum ya bir kahkaha belki, bir bakış, bir sarılma.
O gün sana yorucu gelen karmaşa aslında gelecekte hatırlayacağın en tatlı ayrıntılardan biri oluyor.
Bu da bana şunu düşündürüyor.
Belki de dağınıklıkla barışmak demek, gelecekteki bana çok güzel anılar bırakmak demek.
Ve bu arada tabii ki bazen de dağınıklık cesaretin işareti oluyor.
Çünkü düzeni hiç bozmamak...
Risk almamak demek. Oysa ki dağıtmayı göze almak yeni bir şey denemek demek.
Hayatta risk aldığın anlar iste istemez biraz ortalığı karıştırıyor.
Ama belki de büyümenin bedeli bu işte.
Diyorum ya birazcık dağıtmak.
Son olarak bir de şunu söylemek istiyorum.
Eğer ki mutfağın şu an dağınıksa, mutfağın o anki dağınıklığını görüp umutsuzluğa kapıldığında Biraz geriden bakmayı dene.
Çünkü bazen elimizdeki tek sorun bizim bakış açımız oluyor.
O an sadece tezgahtaki un lekesine odaklanıyoruz.
Ama fırında çoktan pişmekte olan bir kek var.
Buraya bakmak gerekiyor.
Şimdi bölümün böyle sonuna doğru gelirken.
Bugün mutfakta un dökülmüş tezgahların, kırılan yumurtaların, biraz dağınık ama mis gibi kokan keklerin aslında hayatın bir metaforu olduğunu konuştuk.
Çünkü hiçbir şey kusursuz ilerlemiyor.
Bazen ortalık karışıyor, bazen planlar alt üst oluyor.
Ama sonunda pişen şeyin tadı bütün o dağınıklığı unutturuyor dedik.
Eğer şu an hayatın sana biraz dağınık görünüyorsa belki de bu fırında çoktan pişmeye başlamış bir şeyin habercisidir.
Sen daha göremiyorsun ama kokusu yavaş yavaş yayılıyor olabilir.
Belki biraz sabır, belki biraz şefkat gerekiyor kendine.
Ve unutma...
Kimsenin mutfu her zaman düzenli değil.
Hepimizin hayatında kabuk düşen yumurtalar, yere saçılan unlar var.
Ama işte tam da bunlar ortaya çıkan şeyin güzelliğini değerli kılıyor.
Ben Zeynep ve bu Bunları Sadece Günlüğün Biliyordu podcastinin 14.
bölümüydü. Dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Seninle bu sohbeti paylaşmak bana da çok iyi geldi.
Beni sosyal medyadan takip etmek istersen ulaşabileceğin tüm sosyal medya hesaplarımı açıklamalar kısmına bırakıyor olacağım.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendine çok iyi bak.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
