
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
kurduğun cümlelerin hayatına nasıl sızdığını fark etmek ve kendine biraz daha iyi davranmayı seçmek isteyenler için.
Transkript
Altyazı M.K.
Bugün o sayfalardan birini daha açıyorum.
Bu defa yalnız değilim.
Sen de buradasın. Ve bugün konuşmak istediğim şey son zamanlarda böyle kafama takılan ama aslında hepimizin hayatında olan bir şey.
Kendimize kurduğumuz cümleler.
Hani gün içinde fark etmeden söylediğim şeyler var ya.
Ben hep geç kalan bir insanımdır.
İşte benden şu iş olmaz.
Ben şunu beceremem.
Ya da çok şanssızım.
Böyle büyük büyük hayat motoları gibi değil.
Daha çok... mutfakta kahve yaparken ağzımızdan çıkan şeyler gibi, telefona bakarken içimizden geçirdiklerimiz gibi ya da bir şeye ters gidince otomatik pilotta söylediğimiz cümleler gibi.
Ben geçenlerde oturup şunu düşündüm.
Yani gün içinde kendimle en çok konuşan insan benim aslında.
Kimse benimle bu kadar uzun süre sohbet etmiyor.
O zaman... Bu konuşmaların tonu biraz da önemli gibi geldi.
Sonuçta bu kadar fazla maruz kaldığım için kendime.
Çünkü bir şeyi ne kadar çok söylersek beyinde sanki yani tamam ya bu bizim hikayemiz gibi kabul ediyor gibi geliyor bana.
Şaka olsun diye söylediğiniz şeyler bile.
buna dahil. Hani ben şanssızım diye gülerken attığımız cümleler bile dahil.
Bir süre sonra gerçekten öyleymiş gibi davranmaya başlıyoruz fark etmeden.
O yüzden böyle son 1-2 senedir ben kendime şunu demeye başladım.
Kurduğum cümlelere dikkat edeceğim.
Bunu hayatı kandırmak için değil, polyamacılık yapmak için hiç değil.
Kendimi motive etmek için.
Kendime karşı birazcık daha iyi olmak için.
Ve bu iyi cümleler kurma meselesi sadece aynanın karşısında söylenen büyük laflar değil benim için.
Daha çok şöyle şeyler hani bugün zor ama her zaman böyle olmayacak.
Ya da hani şu an yorgunum o yüzden böyle hissediyorum.
Ya da hani her şey yolunda gitmedi ama ben yine de elimden geleni yaptım.
Bunları söylemek insanı garip bir şekilde ayakta tutuyor bence.
Bu bölümde de biraz bu fikre nasıl geldiğimi neden...
Buna inandığımı ve bunu hayatımda nasıl uygulamaya çalıştığımı anlatmak istiyorum.
Ben geçenlerde bir arkadaşımla otururken o bir şeyler anlatıyor bana ve hararetli bir şekilde işiyle ilgili bir durum.
Bir projeye çok heveslenmiş sonra olmayınca baya canı sıkılmış.
Anlatırken de hep şöyle diyor hani ben böyleyim işte.
Benim hiç şansım yok. Benim işlerimde hep son anda bir şey çıkıyor.
Hep iptal oluyor falan. Ben onu dinlerken bir noktada şunu fark ettim.
Aslında yaşadığı şey üzgündü.
Haklıydı da bu arada kesinlikle.
Ama kullandığı cümleler yaşanan şeyden daha sertti bence.
Sanki durumu anlatmıyor da kendisi hakkında bir karar veriyor gibiydi.
Ben de dedim ki yani çok büyük bir öğüt vermeye çalışmadan diyorum bunu tabii ki.
Ya şu an bir şey ters gitmiş olabilir.
Ama bunu neden kendi karakterine bağlıyorsun?
Bazen bazı şeyleri biz kontrol edemeyiz çünkü yani.
O da biraz böyle durdu bir düşündü.
Dedi ki yani haklısın ben her konuda direkt kendime yükleniyorum.
Hani benim yüzümden şöyle olmuştur.
Ben böyle bir insanım diye böyle oluyor gibi.
Bu konuşmayı yaptıktan sonra tabii sohbet ettik saatlerce eve dönüyorum.
Eve dönerken kendimi böyle bir durdurdum.
Aynı şeyi ben de yapıyorum bunu fark ettim.
Yani küçük bir aksilik oluyor ve içimden değil ama ağzımdan şu çıkıyor.
Hani ya bu da mı böyle olacak?
Hani bir tanesi de şöyle kolaylıkla olsun ya da hani niye benim başıma geliyor bu gibi.
O anlar geçip gidiyor ama birikiyor mu?
Birikiyor. Çünkü bu cümleler sadece o güne ait olmuyor ya.
Hani yavaş yavaş kendimize ilgili anlattığımız hikayeye karışıyor.
Ve fark etmeden ona göre davranmaya başlıyoruz.
Ben şanssızım diyorsan...
Bir şey olduğunu hemen o kategoriye koyuyorsun.
Ya ben beceriksizim diyorsan denemeden vazgeçiyorsun.
Böyle küçük küçük geri çekilmeler oluyor.
O yüzden bir süredir kendime şunu hatırlatıyorum ben.
Bir olay benim bütün kimliğim değil.
Bugün bir şey olmadı diye ben işleri olamayan biri olmuyorum.
Bir şey ters gitti diye hayatımın o tüm başlığı değişmiyor.
Bu sadece bugünün hikayesi.
Ve bu bakış açısı bana inanılmaz bir rahatlama getirdi.
Gerçekten. Çünkü insan bazen kendini tek bir kötü ana indirgiyor ya.
Sonra hayata dönüp bakıyorsun.
Hayat dediğimiz şey bir sürü günün toplamı.
İyi günler var, saçma günler var, yorgun günler var, harika ötesi günler var.
Hepsi üst üste. Ve bu...
Cümle meselesi bu konu sadece işte ya da hedeflerde de değil bu arada.
Günlük hayatta da bence çok karşımıza çıkıyor.
Bence mesela daha çok şu oluyor.
Kendime sert çıkmak değil de fark etmeden cümleleri daraltmak.
Hani insan bazen bir durumu anlatırken bile kelimeleri biraz karartıyor ya.
Bu işi zor yerine bu iş imkansız demek gibi mesela.
Ya da şu ara biraz yoğunum demek yerine işte ben hiçbir şeye yetişemiyorum.
İnanılmaz fena durumdayım demek.
Abartmak için değil. Sadece yorgunken ağzımızdan dökülüyor.
Ve ben bunu sonradan fark ediyorum genelde.
Gün bitmiş oluyor. Ben böyle oturmuşum çayımı içiyorum.
Bir an diyorum ki bugün kendime nasıl davrandım acaba?
Günün içinden geçen cümleleri şöyle hızlıca bir hatırlamaya çalışıyorum.
Ve diyorum ki hani Çok ağır konuşmuşum ya.
Bakın hani gerek de yoktu.
Çünkü her şey benim kontrolümde değil.
Ben elimden geleni yapıyorum, çalışıyorum.
Ve bu konuda kendimi yeterli görmezsem bu hayat çekilir mi diyorum.
Çünkü şunu biliyorum.
Yani anlatmak istediğim şu aslında.
Hayatta zaten yeterince şey oluyor.
İnsan bazen yoruluyor, bazen yetişemiyor, bazen canı sıkılıyor.
Bunlar normal ama onları anlatırken kullandığım dil sanki olaydan bağımsız başka bir ağırlık daha ekliyor üstüne.
Anladın mı? İşte orası önemli geliyor bana.
O yüzden son zamanlarda yaptığım şey şu.
Cümleyi tamamen değiştirmiyorum.
Ya polyana olmuyorum. Harikayım, müthişim falan demiyorum.
Daha çok şöyle diyorum. Bugün işte biraz yoğundu.
Şu an kafam dolu.
Biraz yoğunum o yüzden böyle hissediyorum.
Bu bana daha gerçek geliyor.
Daha dürüst hem de kendimi de sıkıştırmıyorum.
Ve tuhaf bir şekilde böyle konuşunca işler sihirli bir şekilde düzelmiyor tabii.
Ama omzum böyle biraz düşüyor.
Böyle bir gevşiyorum. Kendimi alan açıyorum.
Hani sanki biri gelip bana diyor ki Zeynep'cim tamam.
Her şeyi şu an çözmek zorunda değilsin.
Yani iyi gidiyorsun. Diyor sanki.
Benim kurduğum cümlelere dikkat ederim derken kastettiğim şey tam olarak bu aslında.
Kendimi gaza getirmek değil, hayatı kandırmak hiç değil, kendime yaşadığım şeyi daha adil anlatmak.
Daha yumuşak bir yerden bakmak.
Bu sadece kendimle konuşurken değil başkalarına bir şey anlatırken de geçerli bu arada.
Hani bir planımızı anlatırken, bir hayalimizi paylaşırken hatta bir şey daha olmadan bile nasıl kelimeler seçtiğimiz konusu var ya.
Şu tarafından bakalım istiyorum.
İnsan sadece kendine konuşurken değil başkalarına bir şey anlatırken de cümlelerini...
Baya baya seçiyor aslında.
Mesela bir planından bahsedeceksin, bir hayalinden bahsedeceksin.
Ama tam anlatacakken bir duruyorsun.
Cümleyi birazcık küçültüyorsun hani.
Ya işte bakalım diyorsun.
Şimdilik böyle düşünüyorum diye ekliyorsun.
Sanki baştan kendini korumaya alıyorsun gibi geliyor bana.
Ben bunu kendimde de fark ediyorum.
Yani bir şeyi gerçekten istiyorsan bile yüksek sese söylemeden önce bir tartıyorum.
Çünkü bir şeye ne kadar açık söylersem gerçekleşmediği durumda o kadar fazla canım yanar gibi geliyor.
O yüzden bazen hayallerimi bile temkinle anlatıyorum.
Böyle küçük cümlelerle ucunu birazcık açık bırakarak.
Ve burada durup bir kendime şunu söylüyorum.
Hani bu temkin beni koruyor mu?
Yoksa ben kendimi mi geri çekiyorum?
Çünkü ikisi arasında çok ince bir çizgi var.
Bence yani kendini kollamak başka bir şey.
Daha olmamış bir şey için kendini küçültmek bambaşka bir şey.
Arkadaşım geçen anlatmıştı mesela bir şey denemek istiyormuş ama herkese de söylemiyormuş.
Göz değsin istemiyorum dedi.
Çok utanılık bir cümle bu.
Hepimiz söylüyoruz.
Ama bir yandan da şöyle bir tarım.
Bazen kimse bir şey demese bile sırf söyledik diye içimizde bir baskı oluşuyor ya.
Şimdi olmak zorunda gibi bir baskı.
O da insanı çok geriyor bence.
O yüzden kime ne anlattığımız da çok önemli.
Herkese her şeyi anlatmak zorunda değiliz bence.
Herkese her şeyi açmak zorunda değiliz.
Bizi gerçekten dinleyen, bizim heyecanımıza ortak olan insanlar var.
Bir de... Sadece yorum yapan insanlar var.
İkisi çok farklı.
Ben son zamanlarda, son böyle bir iki senedir çok daha seçici olmaya çalışıyorum bu konuda.
Böyle her fikrim, her planımı herkese paylaşmıyorum.
Çünkü bazı şeylerin biraz içimde durması da hoşuma gidiyor.
Yani orada büyümesi, birazcık şekil alması, daha kimse dokunmamışken sadece bana ait olması.
Ve bu da aslında yine cümlelerle ilgili.
Ne söylediğimle, neyi sakladığımla, neyi kendime bıraktığımla ilgili.
Ve hepsi bence aynı yere çıkıyor.
Kendime alan açmak.
Bu bir şeye ne kadar çok söylediğimiz meselesi var ya bir de.
Şimdi ben burada gerçekten şunu çok düşünüyorum.
Çünkü kendi hayatımda şunu fark ettim.
Bir cümleye tekrar ede ede ona biraz daha inanır gibi oluyorum.
Yani sihirli bir şeymiş gibi değil.
Daha çok beğenir onu tanıdık bir yere koyması gibi.
Anladın mı? Hani bunu daha önce duydum demesi gibi ve sonra da ona göre davranmaya başlaması.
O yüzden ben bunu biraz bilinçli kullanmaya çalışıyorum artık.
Yani ağzımdan çıkan cümleleri tamamen susturmak gibi bir şey yapmıyorum ama fark ettiğim anda yönümü değiştirmeye çalışıyorum.
Diyelim ki bir gün yoruldum ve bugün hiçbir şeye yetişemiyorum dedim.
Durup hemen diyorum ki yani tamam bugün tempo yoğundu hani bir şeylere yetişememem.
Çok normal. Bu şekilde düzeltiyorum.
Aynı gün, aynı gerçeklik ama hikaye birazcık değişiyor gibi hissediyorum.
Bir de ne var biliyor musun?
İnsan kötü niyette kendine laf sokmuyor zaten çoğu zaman.
Hani yorgunken oluyor, morali azken oluyor.
Ya da bir şey üst üste gelmiştir, bundan oluyor.
Ama işte tam da o anlarda kurduğumuz cümleler çok kalıcı oluyor bence insanın içinde.
Çünkü zihnimiz zaten açıkta oluyor gibi.
O yüzden orada biraz daha dikkatli olmak istiyorum ben kendime karşı.
Bunu sadece zor anlarda değil güzel şeylerde de yapmaya çalışıyorum.
Mesela bir şey beni heyecanlandırıyorsa onu küçültmek yerine kocamanlaştırmaya çalışıyorum.
Ya bakalım diye geçmek yerine evet çok sevindim buna demek gibi bir şey.
Bu bana çok iyi geldi demek gibi bir şey.
İyi şeyleri de yüksek sesle söylemek bence çok kıymetli.
Çünkü onları da ne kadar çok söylersek o kadar çok gerçek oluyor gibi geliyor.
bana. Ve evet belki kulağa biraz spritüel geliyor ama ben şuna inanıyorum.
İyi niyette kurduğumuz cümleler kendimiz açtığımız alanlar gibi geliyor.
Hayata ben buradayım demek gibi.
O yüzden bunu korkular için değil umut için kullanmayı seçiyorum.
Kendimi küçültmek için değil cesaretlendirmek için kullanmak istiyorum.
Bu bölümün adını koyduğum bu işte kurduğum cümlelere dikkat ederim cümlesinden kastettiğim şey tam olarak.
bu. Hayatımı böyle süslü bir masal gibi anlatmak değil ama kendi tarafımda da durmak.
Kendimi tutmak yerine kendime birazcık alan açmak.
Bir de ne var? Bak bu bölümü kaydedecekken şu konuya kesinlikle değinmem gerektiğini kafamda not etmiştim.
Biz bazen cümleleri sadece kendimiz için değil ortamın havasına göre de seçiyoruz ya.
Mesela bir yerde bir şey çok güzel gidiyorsa Ama herkes şikayet ediyorsa sen de fark etmeden cümlelerini birazcık karartabiliyorsun.
Evet ya hani yorucu diyorsun.
Aslında o kadar da değil mesela.
Sırf uyum sağlamak için yapıyorsun bunu.
Sonra eve gidiyorsun ve gerçekten yorgun hissediyorsun.
Ortamın dili de insanın dilini değiştiriyor bence.
Ben o yüzden son herhalde 4-5 senedir bulunduğum ortamlara da çok dikkat ediyorum.
Sürekli her şeyin en kötü tarafını konuşulduğu sohbetlerden çıkınca içim çok ağırlaşıyor benim.
Ama bir yerde insanlar unuttuğu şeylerden bahsediyorsa, denediklerinden, öğrendiklerinden söz ediyorsa benim cümlelerim de otomatik olarak yumuşuyor.
Demek ki sadece kendi kelimelerimiz değil, etrafımızdaki kelimeler de bizi etkiliyor.
Ben öyle sohbetlerden...
Böyle güzel enerji aldığım ortamlardan sonra eve döndüğümde çok iyi hissediyorum kendimi.
Daha mutlu hissediyorum, daha neşeli hissediyorum.
Şu an arkadaş seçerken bile çok dikkat ediyorum buna.
Yani hayatta tabii ki hepimiz zorluklar yaşıyoruz.
Kötü olaylar geliyor başımıza.
İş ortamında olabilir, aşk hayatında olabilir.
Ama sen beni anladın.
Hep kötü konuşmak var ya.
Yani hayatında inanılmaz iyi bir şey olmuş mesela.
Bunun uğruna ölebilecek bir sürü insan var.
Ama yine de şikayetçi bir şeylerden.
Ben bu ortamlarda bu kadar kaldıktan sonra kendimi çok yorgun hissediyorum.
Çünkü şükretmek çok güzel bir şey bence.
Bir şeylerin kıymetini bilmemiz gerekiyor.
İyi tarafından da bakmamız gerekiyor.
Bir de başka bir yerden bakınca...
Bu cümleler aslında sınır koymanın da bir yolu ya.
Mesela biri sürekli seni aşağı çeken bir yerden konuşuyorsa sen de kendini savunmak için cümlelerini değiştirebiliyorsun.
Daha net oluyorsun, daha kısa konuşuyorsun.
Bazen de hiç tartışmaya gitmeden konuyu kapatıyorsun.
O da bir tür kendine iyi davranmak bence.
Ve son olarak bazen hiçbir şey söylememek de bir cümledir.
Ben bunu savunurum. Her şeye cevap vermek zorunda değiliz.
Kendimizi açıklamak zorunda değiliz.
Her yorumu düzeltmek zorunda da değiliz.
Bazı anlarda susmak, enerjini başka bir yere saklamak gibi geliyor bana.
Bu da yine kelimelerle ilgili ama başka bir tarafından olduğu için.
İşte ben bu yüzden bu meseleye sadece kendimi iyi konuşayım diye bakmıyorum.
Daha geniş bir yerden bakmaya çalışıyorum.
Nerede, kime, ne söylediğim ve neyi kendime sakladığım.
Hepsi aynı şeyin parçası gibi geliyor bana.
Yani hayatımı birazcık daha bilinçli yaşamak.
Bütün bunları düşündüğümde bence şuna geliyorum aslında.
Kurduğum cümlelere dikkat etmek, hayatı kontrol etmeye çalışmak değil benim için.
Daha çok şuna benziyor.
Hayat zaten yeterince hızlı, yeterince gürültülü ve yeterince yorucu.
Ben en azından kendi tarafımda birazcık daha sakin bir dil kullanayım.
Kendime yüklenmeden konuşmayı öğrenmek.
Mesela güzel şeyleri küçültmemek.
Zor günleri büyütüp bütün haftaya yaymamak.
Bir şey anlatırken mahvoldum demek yerine...
Zorladı ama geçiyor demeyi seçmek.
Bunlar küçük farklar gibi duruyor ama günün sonunda ruh halimi gerçekten değiştiriyor benim.
Ve belki de en sevdiğim tarafı şu.
İnsan cümlelerini değiştirince davranışları da yavaş yavaş değişiyor.
Daha çok deniyorsun. Bir şeye heves etmekten utanmıyorsun.
Bir şey olmadığında kendini hemen yerden yere vurmuyorsun.
Hayatla kurduğun ilişki birazcık daha yumuşuyor.
O yüzden... Bu bölümden sonra yanında götürmeni istediğim tek şey varsa o da şudur.
Kendinle konuşurken birazcık dur bence.
Kelimelerine kulak ver biraz.
Eğer o cümleyi en yakın arkadaşın kuruyor olsaydı aynı şekilde mi konuşurdu?
Bu soru çok kıymetli bence.
Belki de bugün kendine kurduğun bir cümleyi birazcık daha yumuşatmakla başlayabilirsin.
Bu olaya. Ben bir süredir bunu deniyorum ve bana çok iyi geliyor.
Beni dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Umarım ki keyifli bir sohbet olmuştur.
Artık bir yürüyüş deme yoksa bir kahve keyfinde mi eşlik ettim sana bilmiyorum.
Belki de işinden dönüyorsun yorgun argın.
Ya da sabah erkenden kalktın işine gidiyorsun.
Hiç bilmiyorum. Ama kocaman sarılıyorum.
Sana. Elinden geleni yapıyorsun.
Emek veriyorsun. Çabalıyorsun.
Bu hayatta kötü şeyler de oluyor tabii ki.
Zor şeyler de yaşıyoruz. Sen de yaşıyorsan umuyorum ki gönülden istiyorum bunu.
En kısa zamanda hepsini halledersin.
Hepsi gelip geçer.
Böyle gülüp geçtiğin birer anı olarak kalırlar.
Umarım ki. Kendine çok iyi bak.
Kocaman sarıl. Ben seni takdir ediyorum.
Ben seni gurur duyuyorum.
Sen de kendine yap bunu.
Bir sonraki bölümde...
Görüşmek üzere. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
