
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
kışın küçük mutluluklarını yeniden fark etmek isteyenler için.
Transkript
Bugün o sayfalardan birini daha açıyorum bu defa yalnız değilim.
Tabii ki sen de buradasın.
Ve bugün konuşacağımız şey çok büyük kararlar değil.
Hani hayatımızı kökten değiştiren cümleler değil.
Daha küçük, daha sessiz ama garip bir şekilde insanın içini toparlayan şeyler.
Böyle hani kışın ortasında bir anda iyi hissettiren anlar vardır ya.
Kimseye anlatmasan da seni ayağa kaldıran.
Minik alışkanlıklar.
Kendi adıma konuşmam gerekirse kış gelince benim içimde çok tuhaf bir şey oluyor.
Yani bir tarafım biraz yavaşlamak istiyor.
Biraz kabuğuna çekilmek istiyor.
Akşamları daha erken eve dönmek istiyor.
Işıkları böyle loş yapıp koltuğa kıvrılmak istiyor.
Ama bir tarafımda daha fazla şey biriktirmek istiyor.
Yani ana gibi değil sadece his gibi.
Böyle bu akşam güzeldi diyebileceğim küçük anlar.
Ve şunu fark ettim son birkaç yılda, insan bazen büyük mutlulukların peşinden koşmayı bırakınca küçük şeyleri daha net görmeye başlıyor.
Hani dışarıdan bakında çok sıradan duran ama günün sonunda seni gerçekten toparlayan şeyler vardır ya.
Sıcak bir içecek olabilir, mum ışığı olabilir, kalın bir kitaba başlamak olabilir, karın yağması olabilir ya.
Mesela ben işte tam olarak bunlardan bahsetmek istiyorum bugün.
Ben bir süredir, yaklaşık son birkaç yıldır bir şeyler yapıyorum aslında.
Bunun resmi bir adı yoktu ama galiba bugün koyuyorum.
Benim bir kış dopamin listem var.
Beni kışın hayatta tutan, modum düştüğünde kendime küçük küçük sunduğum şeyler bunlar.
Ve çok da merak ediyorum yani.
Senin de var mı böyle şeylerin?
Kış gelince otomatik olarak yaptığın, seni sakinleştiren, hani tamam ya bugün de fena değildi dedirten o küçük ritüellerden bahsediyorum.
Belki bir içecek yapıyorsunuzdur.
Belki her akşam aynı koltuğa oturup bir dizi açıyorsunuzdur kış mevsimi geldiğinde.
Ya da belki yatağa girmeden önce mutlaka bir şeyler yazıyorsunuzdur mesela.
Ben bugün kendi listemi açacağım sana.
Böyle madde madde okumayacağım.
Tabii ki hikayeleriyle, hisleriyle, bazılarının bende neden bu kadar yer ettiğini anlatarak bahsedeceğim.
Çünkü fark ettim ki insan bu küçük alışkanlıklara sahip olunca kış birazcık daha yumuşuyor.
Daha katlanılır değil, daha güzel oluyor.
O yüzden hazırsan yavaş yavaş giriyorum bu listeye.
Çünkü ilk maddem galiba kışın resmi açılışı gibi.
Benim için. Kışın benim için resmen başladığını hissettiğim bir an var.
O da şu. Akşam olmuş.
Tamam mı? Dışarısı kararmış.
Ben üstümü değiştirmişim.
Kalınca bir şeyler giymişim. Kap kalın çoraplar giymişim falan.
Mutfağa giriyorum ve bugün ne içiyoruz diye kendi kendime bir soruyorum.
Çay mı içeceğim? Kahve mi içeceğim?
Yoksa salep mi içeceğim?
Bunu soruyorum. Ve garip bir şekilde o kararı vermek çok mutlu ediyor beni.
Çünkü kış akşamlarında sıcak bir şey mutlaka içiyorum ben.
Çok seviyorum. Ben sanki bunu yaptığımda günün geri kalanını kapatıp kendime küçük bir alan açıyor gibi hissediyorum.
Sonra içeceğim kupamı seçiyorum.
Bu çok önemli bir nokta.
Çünkü her kupa aynı hissettirmiyor bildiğin gibi.
Bazı kupalar sadece içmek içindir, kullanmak içindir.
Bazıları ise, e şimdi duruyoruz ve kendimize harika vakit ayırıyoruz kupasıdır.
İçine ne koyarsam koyayım o kupayla gidip...
Koltuğa kuruluyorum ben.
Böyle bacaklarımı topluyorum, bağdaş kuruyorum, battaniyemi alıyorum.
Işıkları birazcık kısıyorum çünkü sevmiyorum çok aydınlığı.
O anlarda fark ediyorum ki gün içinde kafamda dönüp duran şeyler birazcık yavaşlıyor.
Kimseyle konuşmasam bile sanki biri böyle hani tamam Zeynep bugünlük...
Bu kadar demiş gibi bir şey oluyor.
Öyle hissediyorum. Ve bu anları özel yapan şahsına içtiğim şey de değil.
Dışarıdan bakınca sadece sıcak bir içecek içen bir insanım neticede.
Ama benim için o an günün geri kalanından kendimi ayırdığım bir eşik gibi.
Anladın mı? Hani işler, planlar, mesajlar, yarın yapılacaklar.
Hepsi birazcık kenara çekiliyor.
Ben sadece kupağımla oturuyorum.
Çok basit ama çok işe yarıyor gerçekten.
Bir de şu var. Eskiden ben böyle şeyleri birazcık vakit kaybı gibi görürdüm.
Hani insan bazen oturup hiçbir şey yapmadığında suçlu hisseder ya.
Bir şey üretmem lazım, bir şey yetiştirmem lazım.
Hani oturuyorum bari bir yandan da şunu yapayım gibi.
Şimdi tam tersini fark ediyorum.
Yani o oturmalar var ya aslında günün en işe yarayan kısmı.
Çünkü beni toparlıyor, gerçekten çok iyi hissettiriyor ve sonrasında her şeye daha sakin dönüyorum.
O yüzden sanırım kışın en sevdiğim taraflarından biri de bu.
Beni yavaşlamaya zorlaması.
Gün erken bitiyor, hava erken kararıyor.
Sanki hani dünya da bana diyor ki bugün çok da hızlı olmak zorunda değilsin Zeynepciğim.
Ve ben de buna biraz teslim olmayı seviyorum açıkçası.
O yüzden koltuğa kurulup içeceğimi alıp...
hiçbir yere yetişmeye çalışmadan oturmayı listenin birinci sırasına koyuyorum.
Buradan sonra listede beni en çok heyecanlandıran şeylerden birine geliyordu aslında.
Böyle kalın, sayfa sayısı inanılmaz göz korkutan, aylar boyunca ne yap, bir ara okuyacağım, bir ara başlayacağım dediğim kitaplar.
Şimdi o kalın kitaplara başlama meselesi var ya, benim için resmen kış işi.
Yazın elim bir türlü gitmiyor benim onlara.
Çünkü yaz biraz daha dışarıda, biraz daha hareketli, biraz daha hızlı geçiyor ya.
Ama kış gelince sanki o kitaplar raftan bakıyorlar bana.
Diyorlar ki artık vaktimiz geldi.
Bu mevsim bizim mevsimimiz.
Ben bu kadar göz korkutucu kalınlıkta olan kitapların %95'ini kışın okumuşumdur.
Hani şeyden bahsediyorum böyle elini aldığında...
Ağırlığını şöyle bir hissettiğin kitaplar vardır ya.
İçinden şey edersin hani bunu mu okuyacağım gerçekten?
Başka bir vakit olsa ben içine ayraç koymaya hazırlanırken bile böyle bir tedirgin olurum.
Çünkü biliyorsun bu kitapla uzun bir ilişkiye giriyorsun.
Günlerce belki haftalarca onu okuyacaksın.
Ve ben kış aylarında bunu yaşamayı çok seviyorum.
Her akşam birkaç sayfa, ertesi gün birazcık daha birazcık daha yavaş yavaş içine giriyorum kitabın.
Bir de şunu fark ettim.
O kalın kitapları genelde en yorgun olduğum zamanlarda değil, bilerek en sakin olduğum akşamlarda açıyorum.
Böyle çayımı alıyorum, koltuğa yerleşiyorum, telefonu fırlatıyorum öteki koltuğa.
Baştan diyorum ki 5 dakika okuyayım diye açıyorum.
Sonra bir bakıyorum yarım saat olmuş, 40 dakika olmuş.
O kopma anı, ben o hissi çok seviyorum.
Hani dünyadan biraz çekilip başka bir yere geçmek gibi geliyor bana.
Ben eskiden uzun kitaplardan birazcık çekinirdim açıkçası.
Gözüm korkardı yani. Hani buna başlarsam, bitiremezsem ne yapacağım diye düşünürdüm.
Sonra şunu öğrendim.
Zaten mesele hemen bitirmek değil öyle.
Hani bir çırpıda okumak değil.
Yanında olmak, o hikayeyi günlere yaymak, her gün birazcık daha içine girmek.
Sanki akşamları kendime randevu koymuşum gibi.
Bugün bu kitabın yanındayım.
O yüzden bu hissi çok seviyorum.
Bu kalın kitaplar listenin üst sıralarında olmalıydı kesinlikle.
Şimdi hazırsan bir sonraki...
Maddeye geçiyorum. Mum yakmak.
Ama böyle dekor olsun diye değil.
Gerçekten o akşamın modunu değiştirmek için.
Bazen gün boyu koşturmuş oluyorsun ya kafan dolu bir sürü şey düşünmüşsün.
Eve geliyorsun ve her şey hala hızlı gibi.
Işıklar açık, çok ses var telefon elinde.
İşte tam o anda ben bir mum yakıyorum.
Ve garip ama gerçek ortam yavaşlıyor.
Yani sanki ev diyor ki sakinleşiyoruz şu an.
Bu konuda hemfikir oluyoruz bir anda.
Ben mum yakmayı özellikle böyle hani akşam 10-11'de çok seviyorum.
Çayımı kahvemi alıyorum.
Bazen defterim oluyor yanımda.
Bazen dizi açıp izliyorum o mum ışığında.
Bir de hani çok ideal bir parlaklık ya bence.
Dormuyor, daha yumuşak, daha yavaş, daha içeride bir hal aslında.
Bazen kokulu mumlar yakıyorum canım istiyorsa.
Bazen hiç kokmayan şeyler yakıyorum ama koku meselesi de bence çok enteresan.
Bir anda insanın ruh halini gerçekten çok değiştiriyor.
Ama biraz daha tatlı bir şeyler yaktığımda daha odunsu kokular yaktığım zamanki ruh halim kesinlikle çok farklı oluyor.
Ya da tarçın mesela inanılmaz kış hissi veriyor bana.
Bir de ne fark ettim biliyor musun?
Ben mum yaktığım akşamlar kendime böyle daha nazik oluyorum.
Telefonu birazcık daha erken bırakıyorum.
Hani biraz daha şu işi halledeyim yerine biraz oturayım moduna giriyorum.
Bulaşıkları bile yavaş yavaş topluyorum.
Bak o kadar değilim hani acele etmeden.
Sanki bir bana koşmana gerek yok diyor gibi hissediyorum.
Bazen de hiçbir şey yapmıyorum.
Yani kitap yok, defter yok, dizi yok.
Sadece oturuyorum. Camdan dışarı bakıyorum ve mumlara bakıyorum.
Eskiden çok tuhaf bulurdum bu arada bunu yani.
Hiçbir şey yapmadan oturmak inanılmaz bir zaman kaybı gibi gelirdi dediğim gibi.
Şimdi ise gerçekten tam tersi.
En dolu anlarım onlar oluyor.
Günün üstümde bıraktığı o ağırlığı yavaş yavaş atıyor gibi hissediyorum.
Ve mum yakmak konusu beni genelde nereye götürüyor biliyor musun?
Listenin bir sonraki maddesine.
Yatağa geçip günlük tutmaya.
Yorganı böyle üstüme çekiyorum.
Etrafıma yastıklarımı alıyorum falan.
Defterimi alıyorum dizime.
Ve o an günün temposu bitiyor benim için.
Günlük tutarken öyle çok büyük cümleler yazmıyorum her zaman bu arada.
Hani bu podcast'ta eski günlüklerimden bir şeyler okuyorum ama hani böyle bugün hayatım değişti, bugün şunu öğrendim hayattan, bugün itibaren bambaşka bir insanım falan hiç öyle değil.
Çoğu zaman saçma sapan şeyler.
Bugün çok yoruldum, şuna yoruldum, şunu kafama taktım, şuna inanılmaz güldüm.
gibi. Dağınık dağınık böyle parça parça garip bir şekilde de rahatlatıcı şeyler.
Bir de bazen günlük soruları cevaplıyorum bildiğiniz gibi.
Bunları sosyal medyada paylaşıyorum size ve kaç senedir gerçekten binlerce insanla birlikte günlük tuttuk.
Ben çok seviyorum bu olayı.
O mesajlar, o geri dönüşler inanılmaz mutlu ediyor beni.
Çok da duygulanıyorum bu arada bazılarına.
Ocak ayı sorularını paylaşmıştım.
Yakında Şubat ayını da paylaşacağım.
Hatta çok yakında bir sürprizim de olacak.
Çok spoiler vermek istemiyorum ama günlük sorularımızı cevaplayacağımız şeyle alakalı diyeyim.
Neyse. Şimdi o günlük sorularını cevaplamak bana iyi geliyor.
Kendi içime dönüyor gibi hissediyorum biraz.
Çoğu insan da bunu hissediyor bence.
O yüzden seviyoruz bunu bu kadar uzun süredir yapmayı.
Eğer sen hala denemediysen, hani günlük tutmak istiyorum ama ne tutacağımı da bilmiyorum, ne yazacağımı bilmiyorum diyorsan bize dahil ol.
Gerçekten ayda 10 soru, 15 soru, bazen 20 soru paylaşıyorum.
Akşam bir 10-15 dakikanı alır.
Çok iyi geliyor. İnan bana çok iyi geliyor.
Ve işin en güzel kısmı şu benim açımdan.
Ben günlük tutmaya oturduğumda genelde telefon yanımda olmuyor.
Hani bilerek uzağa koyuyorum.
Bildirim gelmesin, aklım kaymasın falan diye.
Çünkü o 10 dakika, 15 dakika tamamen bana ait olsun istiyorum.
Yani gün boyu herkese yetişmeye çalıştıktan sonra kendime ayırdığım bir 10 dakika zaten o.
Ve bazen de bu günlük sorularını cevapladıktan sonra defterimi kapatıp tamam bu günlük bu kadar diyorum ve o noktada Başka bir kış dopamini devreye giriyor.
Bunu tabii ki de yatmadan önce yapmıyorum.
Gün içinde yapıyorum. Ev işleri yaparken sesli kitap açmak.
Bunu keşfettiğimden beri hayatım ikiye ayrılıyor.
Yani öncesi ve sonrası.
Bulaşıkları toplarken, kahvaltımı hazırlarken, bazen yürüyüşteyken, bazen öyle bir dolabımı...
Döküp toparlarken kitaplığımı da mesela döküp şöyle bir tozunu alıp tekrar yerleştirirken 2-3 saat sürdüğü için.
Eskiden bunları biraz otomatik pilotta yapardım.
Hani yapılsın bitsin gitsin artık gibi bir his vardır ya.
Ama arka planda bir ses hikaye anlatmaya başlayınca işler gerçekten değişiyor.
Yani bir bakıyorum mutfağı toparlamışım ama kafam bambaşka bir yerde.
Bir karakterin hayatındayım, bambaşka bir şehirdeyim, bir maceranın içindeyim belki.
O yüzden bunu da denemediysen kesinlikle öneririm.
Zaten geçenlerde sesli kitap önerisi de paylaştım sizlerle.
İlk defa dinlemeye başlayacak olanlar için 2-2,5 saatlik kitaplarda önerdim.
Ama tutup 20 saatlik kitaplarda önerdim.
Seslendirmelerini çok sevdiğim kitaplardı.
Şimdi neyse konuyu çok dağıtmayayım.
Bir sonraki maddeme geldik.
Hazırsan. Kış yürüyüşleri.
Yani soğuk havada atkıyı şöyle burnuma kadar çekip kulaklıkları takıp çıkmak çok iyi geliyor bana.
Hava çok keskin ama tertemiz hissediyorum.
Sahil birazcık daha sessiz oluyor.
Böyle hani kendi yürüyorum ve kendi adımlarımı duyuyorum sadece.
Bazen podcast açıyorum, bazen müzik, bazen yine sesli kitap.
O yürüyüşten döndüğümde sanki kafam resetlenmiş gibi hissediyorum.
Günün o bütün gürültüsü birazcık geride kalmış gibi oluyor.
O yüzden... Bu madde de kesinlikle bu listede olmalıydı.
Ve en sevdiklerimden birine daha geliyorum.
Kitapçı gezmek. Şöyle berimi takıyorum.
Tamam mı? Atkımı doluyorum.
Tek başıma bir kitap evine giriyorum.
Acelem yok. Telefonuma girip girip bir şeylere bakmıyorum.
Ekran görüntüsü aldığım kitaplara bakmıyorum.
Sadece rafların arasında dolaşıyorum.
Arka kapaklarını okuyorum.
Daha önce adını hiç duymadığım bir yazarın kitabını elime alıyorum.
Bazen kapağına bakıyorum.
Sonra bazen yerine bırakıyorum.
Bazen inanılmaz ilgimi çekiyor ve hemencik alıyorum çıkarken.
Bu gezinti hali bana inanılmaz keyif veriyor.
Hani bir yere yetişmeye çalışmadan öyle dolaşmak.
Kimseyle konuşmadan ama yalnız da hissetmeden.
Bazen hiçbir şey almadan da çıkıyorum bu arada.
Ama yine de o turu atmış olmak yetiyor.
O rafların arasında gezinmek bile bir dopamin sebebi benim için.
Daha sonra dopamin listemdeki çok kıymetli bir başka madde.
Animasyonlar. Film izlemek ama daha çok animasyon galiba.
Kış filmlerini de kışın izlemeyi çok severim bu arada.
Bu animasyonları yazın izlesem aynı etkiyi yapmayacak gibi hissediyorum.
Kışın battaniyenin altındayken, hava erkenden kararmışken...
Işıkları da birazcık kısınca o film bir tık daha güzel oluyor sanki.
Yetişkin olunca o animasyon izlemek garip bir şeymiş gibi konuşuluyor bazen ama ben hiç öyle düşünmüyorum.
Hatta tam tersine animasyonların anlattığı şeyler bazen canlı aksiyon filmlerinden daha gerçek oluyor benim gözümde.
Uzun lafın kısası ben galiba kışın küçük şeylerden daha çok keyif aldığımı fark ediyorum.
Hani büyük planlar yapmasam da oluyor.
Evde kalmak çok suçluluk gibi hissettirmiyor mesela.
Işıkları erken açmak, kap kalın çoraplar giymek, camdan dışarı bakmak, sıcak bir şeyler içmek bunların hepsi kocaman mutluluklara dönüşüyor bende.
Sanki bu mevsim bize şunu öğretiyor gibi hissediyorum.
Her gün öyle çok özel olmak zorunda da değil ama her günün içinde çok özel bir an bulabilirsin.
Benim galiba bu bölümde anlatmak istediğim şey de tam olarak buydu.
Kışın kendimize daha nazik olmayı hatırlatması.
Çok kıymetli. Daha yavaş yaşamayı, daha az koşturmayı, kendimizle konuşmayı, o gün enerjimiz yoksa zorlamamayı.
Bugün böyleyim. demeyi mesela.
Bu da bir tür güç aslında.
Hep üretmek, hep koşmak zorunda olmadığımızı kabul etmek.
O yüzden bu bölüm bitince şunu yapmanı çok isterim.
Bugün kendine minicik bir kış dopamini seç.
Sıcak bir içecek yapabilirsin.
Mesela bir köşeye kurul.
Telefonu birazcık uzağa koy.
Camdan dışarı bak. Yani hiçbir şey başarmasan bile olur.
Sadece O anın içinde kalman yeterli.
Kış bazen insanı kendine sarılması gibi hissediyorum ben ve bence bu da fazlasıyla güzel bir şey.
Umarım ki beni dinlerken çok keyif almışsındır.
Çok teşekkür ediyorum bu dakikaya kadar burada olduğun için.
Ben de buradaydım, dinledim.
Zeynep demek istersen bana ulaşabileceğin sosyal medya hesaplarını açıklamalar kısmında bulabilirsin.
Kendine çok iyi bak.
Bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
