
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
kendine yeniden dönmeyi hatırlamak isteyenler için.
Transkript
Bugün yine o sayfalardan birini daha açıyorum ve nasıl günlerden bahsetmek istiyorum biliyor musun?
Sadece sessiz kalmak istediğimiz günlerden.
Ne biri arası açısımın geldiği, ne dışarı çıkısımın geldiği günlerden.
Ben şöyle bir insanım.
Beni sadece benim gibiysen anlayacaksındır şu an.
Sanki bütün hafta insanlarla konuşup duruyorum, konuşup duruyorum.
Ve sonra bir noktada sesim bile yoruluyor artık.
Ve bir bakıyorum tek istediğim şey evde olmak.
Yani kendi halimde, kimsenin bir şeyler sorup durmadığı, kendimi dinlediğim bir gün.
Ben kendi kendime vakit geçirmeyi çok seviyorum.
İnanılmaz fazla seviyorum.
Ve bu kendimle buluşmalarda illa çok özel bir şey yapmak zorunda da değilim.
Yani illaki bir hobiyle doldurmak zorundayım demiyorum o zamanı.
Tabii ki bunları da yapıyorum.
Bazen bir puzzle alıyorum.
Kendi kendime vakit geçiriyorum.
Boncuklarla bir şeyler yapıyorum.
Resim çiziyorum. Bunlar ayrı.
Ben sadece böyle oturup bitki çayımı içerken de sakin sakin huzur bulabiliyorum.
Bazıları bana çok soruyor yalnız kalmaktan sıkılmıyor musun Zeynep?
Yani bu kadar çek peşine vakit geçirmekten diye.
Ama bence yalnız kalmak sıkılmakla ilgili bir şey değil.
O biraz nefes almak gibi bir şey.
Yani herkesin seni çekiştirdiği bir haftadan sonra kendi köşene çekilip derin bir nefes almak gibi.
Kendimle vakit geçirmek bana çok iyi geliyor.
O anlarda kafamın içi sonunda birazcık toparlanıyor gibi hissediyorum.
O günün karmaşası, insanların söyledikleri yapılacak işler hepsi biraz geriye düşüyor.
Ve içimde bir sessizlik oluyor ya.
O sessizlikte bazen uzun zamandır düşünmediğim şeyler geliyor benim aklıma.
Ama kötü de hissettirmiyor bu.
Aksine diyorum ki ya tamam ya Zeynep yine döndün kendine.
İçine şöyle bir döndün.
Bu his benim için rüyanın en güzel hislerinden biri.
Ve bu konuda şöyle düşünen insanlardanım ben.
Birçok insanın kendiyle vakit geçirememe nedeni bence birazcık da korku.
Çünkü yalnız kalınca ister istemez düşünüyorsun.
Düşünüyorsun yani o yalnızlıkta o sessizlikte bir şeyler daha net duyuluyor.
O da insanı rahatsız ediyor bazen.
Kaçtığın bir duygu varsa birini özlüyorsan canını sıkan bir şey varsa o sessizlik onu hemen yüzeye çıkarıyor.
O yüzden... Çoğumuz hep bir şeylerle meşgul olmaya çalışıyoruz.
Sürekli bir müzik, bir ekran, bir sohbet arıyoruz.
Ama aslında bu kaçış sadece geçici bir şey.
Çünkü o duygular yine dönüp seni buluyor.
Sen ne kadar kaçtığını sansan bile yani.
Ben kendi adıma konuşmam gerekirse o sessizlikten korkmamayı öğrenmeye çalıştım.
Çünkü fark ettim ki orada kötü şeyler kadar çok güzel şeyler de var.
Hatta bir gün, bak ne anlatacağım sana.
Böyle çok sessiz bir gün evde tek başımayım.
Bir bitki çayı yapmışım kendime.
Esmaşımın hediye ettiği bir bitki çayı bardağım var artık ve içinde kendi filtresi falan var.
Çok tatlı. Neyse detayları atlıyorum.
Bitki çayımı yapmışım.
Pencerenin önünde oturuyorum yani.
Hani battaniyem falan. Çünkü yorgunum.
Önceki birkaç günüm çok yoğun geçmişti.
Ve öyle otururken birden bak birden aklıma yıllardır unuttuğum bir anı geldi.
Yani flashback gibi gözümün önünde belirdi bir anda.
Ve o kadar iyi hissettirdi ki.
Bak o kadar iyi hissettirdi ki.
Bu zihnimde kaybolan...
O anıları hatırlamak bana terapi gibi geliyor.
Kendimi yeniden tanıyor gibi hissediyorum.
Yani yalnız kalmak hep üzüntüyle baş başa kalmak değil.
Bazen de sadece kendinle tanışmak anlamına geliyor.
Ki bu çok kıymetli bir şey bence.
Bir de şey var.
İnsan kendiyle vakit geçirmeyi sevmeye başladığında dışarıdaki kalabalık da daha az yoruyor.
Çünkü... Kendiyle arası iyi olan biri kimse kendini kanıtlamak zorunda hissetmiyor kendini.
Ben bunu özellikle son zamanlarda çok fark ediyorum.
Ki bu söylediğimi düşünün siz de çok fark edeceksiniz.
Ben eskiden bir günümü boş geçirsem bugün hiçbir şey yapmadığım, hiç verimli değildi diye suçluluk istenen biriydim.
Şimdi ise o günlerde sadece şunu düşünüyorum.
Kendimle buluştum.
Sanki biriyle kahve içmeye çıkmışım gibi ama o kişi de benim.
Ve inan bana o anlarda her şey çok daha net oluyor.
Yani ne istediğini, ne istemediğini, kimlerle daha az görüşmek istediğini bile fark ediyorsun.
Çünkü kendi sesini duyuyorsun.
Ben hep derim yani insanın arada bir şunu sorması gerekiyor kendine.
Ben en son ne zaman duydum kendi sesimi?
Yani ne kadar uzun zaman oldu bu sesi duymayalı.
Çünkü gün içinde o kadar çok ses var ki.
Birisi ne yapman gerektiğini söylüyor.
Diğeri ne yaparsan başarılı olacağını söylüyor.
Sosyal medyada biri işte çok erken kalk, beşte kalk çok üretken ol diyor.
Diğeri de dinlenmek tembellik değil diyor.
Ve bütün bu seslerin arasında insanın kendi fikri kayboluyor.
Bir noktada durup şeyi düşünüyorsun.
Yani ben gerçekten ne istiyorum ki bunu düşünebiliyorsan da şanslısın.
Çünkü o kadar gürültünün içinde bunu duymak bile çok zor.
O yüzden hep diyorum benim için yalnız kaldığım anlar çok değerli.
Çünkü o anlarda dış dünyanın sesi biraz kısılıyor ya hani o iç sesim yavaş yavaş geri geliyor.
Ben bunu çok seviyorum.
Bazen defterime, günlüğüme bir şeyler yazarken fark ediyorum.
Bir cümle yazıyorum sonra...
Durup böyle uzun uzun bakıyorum ona.
Kafamda bir sürü şey geçiyor.
Çünkü o cümlede aslında çoktan bildiğim bir şey yazıyor ama ben onu duymayı unutmuşum.
İşte o yüzden kendiyle kalmak biraz da hatırlamak gibi.
Ne hissettiğini, neye üzüldüğünü, neye heyecanlandığını hatırlamak gibi.
Bütün bunları duymak aslında kendine dönmenin ilk adımı gibi geliyor bana.
Diyeceksin Zeynep yani bu kadar kolay mı?
Değil. O iç sesi duymak Çok kolay olmuyor bazen çünkü çoğu zaman dışarıdan gelen onaylara alışıyoruz.
Bir şeyler yaptığımızda hemen paylaşmak istiyoruz çünkü başkaları da görsün.
Belki de beğensin istiyoruz.
Ama o beğeniler olmadan da iyi hissedebilmek bence çok önemli bir nokta.
Ben artık bir şeyleri sıfır paylaşmak için değil, gerçekten içimden geldiği için yapmaya çalışıyorum.
Bazen mesela bir günümü...
Gerçekten hiç telefonu elime almadan geçirmeye çalışıyorum.
O günlerde beni Instagram'dan takip ediyorsanız biliyorsunuzdur.
Arada bir gidiyorum böyle.
Ve o günlerin sonunda inan bana bak hep aynı şeyi düşünüyorum.
Ne kadar güzel bir günde ya.
Ne kadar bak kendimle ne kadar güzel vakit geçirdim bugün.
Küçük bir şey gibi geliyor farkındayım.
Ama insanın kendi sesini duyması kadar huzur veren çok az şey var bence.
Bu kendine vakit ayırmak.
Dediğimiz şey kulağa çok basit geliyor ama nedense hep en sona bırakıyoruz.
Bir bakıyorsun gün içinde herkese bir şekilde zaman ayırmışsın.
İşine ayırmışsın, arkadaşlarına, işte telefona, yapılacaklar listene.
Ama sıra sana geldiğinde ya saat çok geç olmuş oluyor ya da yarın yaparım diyorsun.
Ve ertesi gün yine aynı döngüye giriyorsun.
Halbuki biraz kendine vakit ayırma...
Birazcık kendine vakit geçirmek büyük bir şey yapmak anlamına gelmiyor.
Bazen sadece 10 dakika sessizce oturmak bile çok büyük bir şey bence.
Çünkü o 10 dakikayı bile bulmakta çok zorlanıyoruz.
Ki şu an hatta bu bölümü yayınladığımda yayında olur mu?
Olur herhalde. Salı günü paylaşacağım çünkü videoyu.
Biz seneler önce Instagram'da birlikte günlük tutardık.
Ben günlük soruları paylaşıyordum ve o soruları her gün bir soru olacak şekilde cevaplıyorduk.
Bu soruların cevabı için bir sayfada yazabilirsiniz, 2-3 sayfada içinizi dökebilirsiniz.
Gerçekten kendi içinize dönüp...
Bir sürü şey dökülebileceğini sorular bunlar.
Bu şekilde günlük tutma alışkanlığı kazanmıştık hep birlikte ama 2025'te nasip olmadı bu soruları paylaşmak.
Ve salı günü itibariyle yani bugün olmuş oluyor eğer salı günü dinliyorsan o sorulara tekrar dönüyoruz.
Çok güzel 7 soru paylaşacağım.
Zeynep yapacak hiçbir şey bulamıyorum yani kendime hiç vakit ayıramıyorum diyorsan en azından o günlük sorularıyla dahil olabilirsin bize.
Çok iyi geliyor insana çünkü gerçekten.
Bu arada ben de uzun süre böyleydim aslında.
Yani sürekli bir şeylerin peşindeydim.
Hep yetişmem gereken bir şeyler vardı.
Halletmem gereken işler vardı.
Ama bir gün fark ettim ki ben hep koşuyorum.
Ama nereye koştuğumu da bilmiyorum.
Koşuyorum sadece. İlerliyorum.
Onu da yapmam lazım. Bunu da yapmam lazım.
Sonra bir durmayı denedim.
Ve o duruş, o hani tamam.
Bugün bir yere yetişmeyeceğim dediğim gün belki de kendime attığım en büyük adımdı.
Çünkü o gün gerçekten ilk defa hiçbir şey yapmadığım halde inanılmaz huzurluydum.
Günlerini verimsiz geçirdiğinde kendini çok suçlayan herkes anlar benim şu an ne demek istediğimi.
O günden sonra ben ara ara kendime küçük randevular vermeye başladım.
Bazen bir kahveyle, bazen sessizlikle, bazen sadece kendimle yani.
Ve ilginçtir.
İnsan kendine zaman ayırdıkça bir şeyleri kaçırdığını sanmıyor artık.
Tam tersine daha çok şey fark ediyor bence.
Bir film izlerken sadece filmi izlemek mesela.
Aynı anda telefonla uğraşmadan, bir yürüyüşe çıkarken sadece adımlarına odaklanmak ya da bir kahve içerken sadece o anda olmak küçücük şeyler gibi görünüyor farkındayım ama aslında bunlar insanın
kendine dönmesinin yolları bence.
Kendine vakit ayırmak biraz da hayatta yeniden tanışmak gibi geldiği için.
Çünkü o anlarda gerçekten yaşadığını hissediyorsun bence.
Bu yüzden çok kıymet veriyorum ben böyle ufak şeylere.
Geçenlerde de günlüğümü karıştırırken bir sayfada şöyle bir not buldum.
Bugün soğulu izledim.
Bitince uzun süre hiçbir şey söyleyemedim yazmışım.
Altına da yazın hemen altına çok küçük bir cümle eklemişim.
Hayatın anlamı bazen büyük bir amacın peşinde değil.
Küçük bir kahve kokusunun içinde saklı olabilir.
Bu filmden bağlantıydı.
O filmi ilk izlediğimde kendimi o karakterin yerine çok koymuştum ben.
Hani hayatta hep bir şeylerin peşindesin ya.
Daha iyi bir iş, daha büyük bir hedef, işte bir sonraki adım.
Oysa ki filmde karakter fark ediyor ki asıl mesele o hedefe ulaşmak değil.
O yolun kendisi. Çünkü yol dediğin şey hayatın yani senin.
Ben de o zaman fark etmiştim galiba.
Bir şey olunca mutlu olacağım diye ertelediğim mutluluklarım vardı benim.
Halbuki o bir şey olmadan da çok güzel şeyler oluyordu.
Sadece durup bir fark etmek gerekiyordu.
Bazen düşünüyorum ben, belki de kendimle vakit geçirmeyi bu yüzden de bu kadar seviyorum.
Çünkü o anlarda hiçbir şeye yetişmeye çalışmıyorum.
Sadece var oluyorum yani o an.
Tıpkı soldaki gibi bir yaprağın düşüşünü izlemek bile yetiyor gerçekten insana.
Bu kulağa inanılmaz saçma ve çok küçük bir şey gibi geliyor farkındayım.
Ama aslında o tam da küçük anlar birikiyor ve kocaman bir huzura dönüşüyor.
O yüzden belki de büyümek dediğimiz şey önemli olan anlar hep büyük anlar değildir demeyi öğrenmekten geçiyor.
Benim için o günden sonra her şey çok daha basit görünmeye başladı.
Yani bir kahve yaparken sadece o kahveye odaklanmam ya da kliniğe giderken yürüdüğüm o yolda hep aynı kedilere rastlayıp o kedilerle selamlaşmam ya da en basitinden bir bitki
çayı hazırlayıp sessiz sessiz oturmam.
Bütün bunlar birer hayat anı aslında ve günün sonunda kendimle baş başa kalmak tam da bu yüzden kıymetli benim için.
Çünkü o anlarda gerçekten yaşadığımı hissediyorum ve bu çok kıymetli bir şey benim gözümde.
Bir de ne diyeceğim sana.
Bazen insanlar yalnız kalmak istiyorum dediğimde çok üzülüyorlar.
Hemen üzülüyorlar. Sanki yalnızlık hep bir eksiklikmiş, bir şeylerin yanlış gittiği anlamına geliyormuş gibi.
Ama bence insanın kendiyle vakit geçirmesi, yalnızlıkla karıştırılmaması gereken bir şey.
Çünkü kendiyle vakit geçirmek...
içindeki kalabalığı susturup kendine yeniden yaklaşmak gibi bir şey.
Yani yalnız kalmak değil de kendine ben buradayım demek aslında.
Ve bunu fark ettiğinde yalnız kalmaktan korkmuyorsun bence artık.
Ki bu yalnızlık konusunda, arkadaşlık konusunda çok uzun süre bunu tatmış biri olarak söylüyorum bunu.
Benim için olanlar yeniden şarj olmak gibi hissediyorum ben.
Enerjiyle doluyorum.
Bu kimi zaman bir pazar sabahı sakin sakin oturmak da olabilir.
Kimi zaman günlüğümün başına geçip çok uzun vakitler geçirmek de olabilir.
O anlarda benim kimseyi bir şey kanıtlamam gerekmiyor.
Kendimi açıklamam gerekmiyor, anlatmam gerekmiyor.
olduğum halimle var oluyorum.
Ve o halimi sevmeyi öğrendikçe dışarıdaki hiçbir kalabalık beni doldurmak zorunda kalmıyor artık.
Bazen dışarıda çok fazla vakit geçiriyorum.
Kalabalıkların içinde oluyorum.
Sohbetler, kahkahalar filanlar.
Ama eve döndüğümde en çok özlediğim şey yine kendim oluyorum.
Kendime geri dönmek, biraz sessizleşmek, o gün olanları kafamda toparlamak.
İşte o yüzden kendine vakit geçirmek bana hep bir nefes gibi geliyor.
Yalnızlık değil bu. Bilakis insanın kendine yeniden kavuşması.
Ve şimdi bu bölümün sonuna geliyoruz.
Belki sen de uzun zamandır kendine vakit ayıramadın.
Hep bir ara yaparım ya dedin.
Ama belki de o bir ara...
Tam olarak şu andır. Kendinle buluşmak için inan bana öyle çok büyük planlara gerek yok.
Sadece birkaç dakika sessizliğe, birazcık samimiyete, birazcık cesarete ihtiyaç var.
Çünkü bence insanın en güzel randevusu kendiyle yaptığı o küçük buluşmalarda saklı.
O anlarda kimseye yetişmek zorunda değilsin.
Kimseye bir şey göstermek zorunda değilsin.
Sadece kendine dönüyorsun ve belki de en çok o anlarda gerçekten iyi ki varım.
diyebiliyorsun. bunları sadece günlüğüm biliyordu ama artık sen de biliyorsun ve bu beni inanılmaz mutlu ediyor.
Çok teşekkür ederim beni dinlediğin için.
Ben de buradaydım, dinledim demek istersen bana ulaşabileceğin sosyal medya hesaplarını açıklamalar kısmına bırakıyorum.
Kendine çok iyi bak.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
