
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
bu bölüm, hayatın acele etmediğini, her şeyin tam vaktinde olduğunu hatırlatmak için.
Transkript
Bugün yine o sayfalardan birini daha açıyorum.
Ve bu defa konuşacağımız şey sanırım hepimizin içini biraz sızlatan bir konu.
Konumuz geç kalmak ya da en azından öyle hissetmek.
Ben son zamanlarda ne zaman biriyle oturup konuşsam hep aynı cümleyi duyuyorum.
Artık geç kaldım.
Kimi kariyerinden bahsediyor, kimi ilişkilerinden, kimi kendine ayırmadığı zamandan bahsediyor.
Ama neye geç kalıyoruz?
Gerçekten. Yani ben bazen düşünüyorum belki de o geç kalmak hissi içimizdeki sabırsızlıktan geliyor.
Çünkü hep daha erken olmalıydı diyoruz.
Daha erken başlamalıydım, daha erken fark etmeliydim, daha erken sevmeliydim.
Ama belki de tam vaktinde oluyor her şey.
Sadece biz acele ediyoruz.
Benim de böyle hissetmediğim zamanlar oldu mu çok oldu.
Yani sanki herkes benden bir adım öndeymiş gibi.
Birinin işi, diğerinin ilişkisini, bir başkasının cesaretini görünce...
Kendi hızımı çok küçümsüyordum.
Ama sonra fark ettim ki ben kimsenin saatinde yaşamak zorunda değilim.
Benim saatim bambaşka çalışıyor.
Kimi sabah erken uyanıyor hayatta, kimi akşam geç toparlanıyor.
Ama sonuçta herkes bir şekilde yaşıyor.
Ve bence geç kalmak dediğimiz şey aslında yok.
Sadece benim zamanım diye bir şey var.
Bunu fark etmek hiç kolay bir şey değil bence.
Ben bir filmde bir alıntı duyup telefonumun notlar kısmına not etmiştim.
Oradaki kadın diyordu ki hayat bir yarış değil bir yürüyüştür.
Bu çok basit bir cümle ama inanılmaz etkilemişti beni.
Çünkü bazen gerçekten sadece yürümemiz yeterli.
Koşmak zorunda değiliz ve bazen...
Durmak bile bir ilerleyiştir.
Durup kendini dinlemek, yönünü fark etmek, belki de geç kaldım sandığını duraklama aslında seni kurtaran bir şeydir.
Mesela Eat, Pray, Love filmini izledin mi?
Oradaki Liz karakterini düşün.
Çok klişe bir film bu arada biliyorum.
Ama ben çok seviyorum.
Oradaki karakter hayatının ortasında her şey yolundaymış gibi görünen bir anda ben mutsuzum diyebildi.
Bir kariyeri vardı, bir eşi vardı, çevresinde tırnak içinde düzgün bir hayatı vardı.
Ama bir gün tam da o düzenin ortasında durdu ve fark ettik ki kendine ait bir hayatı yoktu aslında.
Ve o fark edişle birlikte her şeyi geride bırakıp yola çıktı.
İtalya'ya gitti, Hindistan'a gitti, Bali'ye gitti.
Ama bence asıl yolculuk o ülkelerde değil, kendi içinde oldu.
Ben seneler önce bu filmi ilk izlediğimde şöyle bir soru sormuştum kendime.
Ben onun yerinde olsam bu kadar cesur olabilir miydim dedim.
O anki cevabım tabii ki sanmıyorum demek oldu.
Ama sonra anladım ki onun cesareti her şeyi geride bırakmasında değildi.
Yeniden başlamasındaydı.
Ve o başlangıç illa koskocaman bir bavulla başka ülkelere gitmek demek de değil.
Bazen sadece...
Yani sabah aynı kahveyi değil de farklı bir kahveyi seçmek bile bir başlangıç olabiliyor.
Yani geç kalmak dediğimiz şey aslında yeniden başlama ihtimalinin diğer adı gibi de geliyor.
O yüzden ne diyordum? Bu Liz karakteri bana hep şunu hatırlatıyor.
Hayatta hiçbir şey için geç değil.
Kendini bulmak için, yeni bir iş denemek için, yeniden sevmek için, hayatına yeni bir yön vermek için.
Bazen sadece bir şeyin içimize kıpırdadığını fark etmek bile yeterli.
Belki hemen harekete geçmiyoruz, belki önce korkuyoruz.
Ama o farkındalık bile kendi içinde bir ilk adım.
Ve bence her güzel değişim de işte o farkındalığın içinde başlıyor.
Ben... Çok düşünüyorum bu konuyu.
Çünkü diyorum ya hangi masaya otursam bu konu hep konuşuluyor.
Ve düşünüyorum. Diyorum ki belki de geç kaldım dediğimiz anlar aslında yeni bir şeyin habercisi.
Çünkü hiçbir zaman gerçekten geç kalmıyoruz.
Bazen sadece biraz geç fark ediyoruz.
Ama fark ettiğimizde o şeyin kıymetini çok daha iyi biliyoruz.
Ve belki de o yüzden bazı güzellikler sadece geç geldiğinde anlamı oluyor.
Bunu düşündükçe...
Aklıma günlüğüme yazdığım bir cümle geliyor.
Bir gün o zamanki Zeynep demiş ki bazı şeyler geç kalınca değil tam zamanı gelince oluyor.
Bak bu cümle o kadar basit ama o kadar rahatlatıcı bir cümle ki.
Bazen dönüp baktığımda o an olmayışların, o an yetişme işlerin ne kadar doğru zamanda gerçekleştiğini fark ediyorum ben.
Sanki hayat bana acele etmemem gerektiğini öğretmek için, bunu göstermek için o anları bilerek geciktirmiş gibi.
O dönem mesela bir sürü şeye aynı anda yetişmeye çalışıyordum.
Kendimden çok başkalarının beklentilerine yetişmeye uğraşıyordum da galiba.
Bir şeyleri hemen halletmem gerektiğini, herkesle aynı hızda ilerlemem gerektiğini sanıyordum.
Ama sonra bu cümleyi yazdım ve gerçekten bir şeyler değişti.
Böyle bir rahatlama geldi bana.
Çünkü bazı şeyler aceleye gelmiyor.
Yani bazı hikayeler biraz beklemek istiyor.
Ve beklemek dediğim şey o kadar da kötü bir şey değil aslında.
Bazen büyümenin böyle sessiz sakin bir hali gibi bu beklemek.
Benim bir arkadaşım vardı.
Bu hayata geç kalmışlık konusu olunca aklıma direkt o geliyor.
O hep derdi ki artık çok geç.
Bu saatten sonra olmaz diye bir lafı vardı onun.
O saat neyse artık.
Ama sonra, bakın yıllar sonra, senelerdir emek harcadığı mesleğini bırakıp yepyeni bir işe atıldı.
Taşındı, başka bir şehirde bambaşka bir hayat kurdu.
Ve bir gün bana dedi ki, Zeynep, benim için en doğru zaman şimdiymiş.
İşte... Bu sohbet aramızda geçtiğinde onun cümlesiyle kendi cümlem birleşti.
Ve hiçbir zaman geç kalmadığımızı ben bir kez daha anladım.
Çünkü diyorum ya bazı şeylerin güzelliği biraz gecikmesinde saklı.
Bir de bence şu açıdan bakmak gerekiyor.
Bence bazen geç kaldım hissi aslında hazır değilim demenin başka bir yolu.
Bir şeyleri yapabilecek gücümüz var ama içimizde bir ses şimdi değil diyor.
Ve biz o sesi duymak yerine kendimizi...
Bizi suçluyoruz.
Halbuki o ses bence bizi korumaya çalışan yanımız.
Bizi biraz daha beklemeye, biraz daha öğrenmeye çağırıyor.
Ama biz bu çareyi sabırsızlık sanıyoruz.
O yüzden şu anki Zeynep şuna inanıyor kesinlikle.
Hiçbir şey gerçekten kaçmıyor.
Eğer bir şey sana aitse döne döne seni buluyor.
İnsanlar olabilir, fırsatlar olabilir, yollar olabilir.
Hepsi zamanı geldiğinde kesişiyor.
Bazen... Sadece arada biraz duraklamak gerekiyor.
Ve o duraklama dediğimiz şey hayatın boşluğu değil aslında.
Biraz nefes alan bir tarafı.
Biraz sessizlik, biraz hazırlık, biraz kendine dönmek.
Bunların hepsi yolun bir parçası.
O yüzden biraz da şöyle düşün.
Yani belki de geç kaldım dediğin şey senin henüz hazır olmadığın bir şeydir.
Bir aşk, bir karar, bir hayal.
Hepsi bir şekilde seni bekliyordur.
Sen kendini bulasın diye.
O yüzden... Ben artık neden daha önce yapmadım diye sormuyorum artık kendime.
Çünkü o zaman o halimle yapamazdım.
Belki korkardım, belki yarım kalırdı, belki tam anlayamazdım.
Ama şimdi, şimdi anlıyorum.
Hiçbir şeyin erkeni, geçi yok.
Sadece tam zamanı var.
Ve belki de en güzeli o zamanı fark ettiğin an.
Yani çok güçlü bir farkındalık o an.
Yani evet, şimdi hazırım.
diyebildiğin o an. Geçmişin pişmanlığı değil, geleceğin telaşı değil.
Sadece şu an ve bence asıl yaşam dediğimizde orada başlıyor zaten.
Ben bir gün günlüğüme çok sinirli bir şekilde belli ki çünkü sayfanın geri kalanından bunu anlıyorum.
Hayat başkalarının takvimine göre yaşanacak kadar uzun mu?
yazmışım. O gün bu cümleyi yazarken öfkeliydim.
Yani gerçekten çünkü çevremde, arkadaşlarımda herkesin bana artık şunu yapmalısın, artık şunun zamanı geldi, artık şuna geç kaldın dediği bir dönemdi.
Ama sonra anladım ki ben kimsenin arttığına uymak zorunda değilim.
Bazen insanlar kendi korkularını bize tavsiye olarak sunuyorlar.
Bak yaşın geçmeden şunu yap, bu saatten sonra başlasan ne olacak falan filan.
O cümleleri duyunca ister istemez içine bir telaş giriyor insanın.
Ama sonra kendime şunu sordum.
Dedim ki Zeynep ben kimin zamanına göre geç kaldım.
Kendi hayatımın hızını başkasının ritmine uydurunca benim hikayem olmuyor ki bu artık.
Ben kendimden uzaklaşıyorum.
Bir şeylere geç kaldığım hissi çoğu zaman çevrenin dayattığı bir inanç gibi de geliyor bana.
Ama şöyle güzel bir bilgi vereyim sana.
Herkesin saati çok farklı çalışıyor.
Kimi 25 yaşında buluyor kendini, kimi 50'sinde buluyor.
Kimi çok genç yaşta seviyor, kimi çok sonra.
Ama önemli olan bulmak değil, bulduğunda gerçekten orada olabilmek bence.
Çünkü bazen yıllarca arayıp da bir türlü hissedemediğin o tamam işte duygusu, Bir sabah ansızın geliveriyor ve o anda şunu anlıyorsun ki hiçbir zaman geç kalmamışsın
aslında. O yüzden ben artık şunu yapmaya çalışıyorum.
Her şeyin bir zamanı var cümlesine sadece inanmakla kalmıyorum.
Ona güveniyorum da.
Çünkü bazen... Bu hayatın, bu evrenin takvimi bizden çok daha doğru çalışıyor.
Biz geç kaldım dediğimiz anda bile bir şeyler tam yerli yerine oturuyor.
Sadece o an fark etmiyoruz.
Ve bir gün dönüp bakınca iyi ki o zaman değilmiş diyorsun.
Ben bunu o kadar çok yaşadım ki, o kadar fazla anlatacak anım var ki bu lafı söylediğim.
Belki de en çok kendi zamanımıza inanmayı öğrenmemiz gerekiyor yani.
Birilerinin çoktan başlamış olması bizim geç kaldığımız anlamına gelmiyor.
Kimi tohum erken filizleniyor, kimi geç.
Ama sıkıntı değil.
Çünkü bazen toprağın altında ne kadar uzun kalırsa o kadar sağlam olur kökü, o tohumun.
Ve o kökler bir gün kendi zamanında toprağı yarıp gökyüzüne ulaşır.
O yüzden artık başkalarının ne kadar yol aldığına değil, kendi köklerimin ne kadar güçlendiğine bakmaya çalışıyorum.
Hayat bence biraz da sabırla örülmüş bir hikaye.
Her şey bir anda olsaydı, bir anda böyle tık...
diye gerçekleşseydi yaşadığımız hiçbir şeyin kıymetini bilemezdik gibi geliyor.
O yüzden bazen durmak, bazen geç kalmak, bazen sadece beklemek bile ilerlemenin bir parçası.
Ve ben artık bunu fark ettikçe içimde bir huzur oluşmaya başladı.
Çünkü görüyorum ki hiçbir şey kaçmıyor.
Her şey olması gereken anda olması gerektiği şekilde geliyor.
Yani o yüzden belki de geç kalmak dediğimiz şey aslında sandığımız kadar kötü bir şey değil.
Çünkü... Bazen bir şeye erken varmak, onu yaşayacak halde olmamak demek.
Belki de hayat bizi bazı yollara biraz daha geç sokarak koruyor.
Kırılmamamız, olgunlaşmamız, hazırlanmamız için küçük gecikmeler yaratıyor.
O yüzden ben o gecikmelere de kızmıyorum artık.
Kendime de, hayata da biraz daha sabırlı davranmaya çalışıyorum.
Ve bir de şunu fark ettim.
Hiçbir şey için geç kalmadığımız gibi her şeyin illa bir anlamı olması da gerekmiyor.
Bazı şeyler sadece yaşanıyor.
Bir kahve içiyorsun, bir yürüyüş yapıyorsun, bir sabah pencereden dışarı bakıyorsun mesela.
O anlarda bile bir şeylerin rayına girdiğini hissediyorsun bazen.
Yani belki de geç kalmadık demek istiyorum.
Sadece birazcık acele etmeyi bırakmak lazım.
O anda hayat biraz daha kolay akıyor gibi hissediyorum.
Hayat bir çizelge değil, bir yolculuk.
Kimi yavaş yürüyor, kimi koşuyor, kimi yolda durup şöyle bir manzara izliyor.
Ama herkes bir şekilde ilerliyor.
Ve sen, evet sen de tam zamanındasın.
O yüzden derin bir nefes al.
Her şey olacağına varır.
Umarım ki bu podcastı dinlerken de keyfin çok yerindedir.
Değilse de sıkıntı değil.
Olabilir. Hayat bu.
Umarım ki en kısa zamanda yoluna girer.
Beni dinlediğin için çok teşekkür ederim.
bunları sadece günlüğüm biliyordu ama artık sen de biliyorsun ve bu beni çok mutlu ediyor.
Haftaya salı bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendine çok iyi bak.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
