
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
her şeyi toz pembe görmeden de hayata iyi tarafından bakabilmek mümkün mü? romantize etmenin sınırlarını ve bize neden iyi geldiğini anlamak isteyenler için.
Transkript
Bugün yine o sayfalardan birini daha açıyorum ve bugün ne konuşmak istiyorum seninle biliyor musun?
Hayatı... Romantize etmekten konuşmak istiyorum.
Çünkü ben çok düşünüyorum.
Ben galiba gerçekten hayatın küçük sahnelerini...
büyütmeyi çok seviyorum.
Hani öyle büyük büyük mutluluklardan da bahsetmiyorum bu arada.
Daha çok kimsenin çok da fark etmediği.
Ama içimde minicik bir kıpırtı yaratan anılardan bahsediyorum.
Bu yeni keşfettiğim bir kafede kendi kendime içtiğim bir kahve olabilir.
Evden çıkarken kulağıma böyle ilişen bir şarkı olabilir.
Her şey olabilir. Bilmiyorum.
Belki bunların hepsini gereğinden fazla önemsiyorumdur.
Ama hoşuma gidiyor. Çünkü bazen gün içinde tutunacak küçücük bir şey bile İnsana iyi geliyor.
Ama böyle söyleyince de yanlış anlaşılmasın.
Her gün hayat ne kadar güzel gökkuşakları var, çiçekler açıyor diyen biri değilim.
Hatta çoğu gün hiç romantik bir şey hissetmeden sadece hayatta kalmaya çalışan da bir insanım.
Ama tam da bu yüzden bir noktada kendime küçük anlar yaratmayı seviyorum.
Çünkü hayat sadece büyük olaylardan ibaret değil.
Zaten büyük şeyler çok da az oluyor bu arada.
Biz çoğu zaman o küçük şeylerin arasındayız.
Mesela ben geçen gün çok kötü uyandım.
Tamam baba kafam çok dolu, moralim çok bozuk.
Ev böyle üstüme üstüme geliyor.
Telefonum çalıyor bir ton.
Beynimin içinde bir uğultu var sürekli.
Mutfağa gidip şöyle bir su koydum kendime.
Camdan bir dışarı baktım.
Hava da o kadar kapalı ki güneş yok.
Biraz kasvetli böyle.
Ama o kasvet bak o kadar hoşuma gitti ki.
Dedim ki bugün böyle bir gün demek ki.
bir huzur geldi içime.
Anladın mı? Romantize etmek değil belki de biraz bu.
Günün kötü yanını bile kendi dilini de anlamlandırmak olabilir.
Bu bana iyi geliyor. Bazen de öyle şeyler yaşanıyor ki romantize edecek hal kalmıyor yani.
Mesela birinin Seni kırdığı bir gün olabilir ya da işlerin ters gittiği bir dönem olabilir.
O zaman da hadi çayıma limon atayım hayat güzel gibi bir mod olmuyor.
Ama işte o dönemlerde bile kendime minicik bir alan açınca nefes alıyorum ben.
Kendi içimde bir şeyleri sakinleştiren böyle küçük hareketler var ya.
O yüzden romantize etmeyi bırakamıyorum.
Bir de şöyle bir şey var. Hayatı romantize etmek çoğu kişi için sanki hani hiçbir şey yokmuş gibi davranmak gibi görülüyor.
Ama ben bunu öyle yaşamıyorum.
Benim için romantize etmek kaçmak değil.
Tam tersi durup fark etmek gibi.
Bir şey hoşuma gidiyorsa onu biraz büyütüyorum.
Biraz sahipleniyorum, biraz uzatıyorum.
Çünkü o an güzel geliyor.
Ve zaten hayat yeterince hızlı akıyor.
Güzel şeyleri de fark etmezsek elimizden kayıp gidiyor yani.
Ama tabii ki de...
Bunun da bir dozu var. Her şeyi romantiz etmeye çalışınca bazen kendini de kandırıyorsun.
Sanki kötü diye bir şey yokmuş gibi davranıyorsun.
O yüzden ben artık kendime şunu söylüyorum.
Kötü gün kötü olsun.
Moral bozukluğu moral bozukluğu olsun.
Ama iyi bir şey gördüğümde, hissettiğimde dur bu güzel deyip biraz kalıyorum onunla.
Benim için romantize etmenin en sağlıklı hali bu.
Böyle düşündükçe fark ediyorum ki hayatı romantize etmek aslında daha dikkatli bakmakla ilgili bir şey.
Ben mesela bir yürüyüşe çıktığımda Kulağımda sevdiğim bir şarkı çalınca otomatik olarak sanki bir sahnenin içindeymiş gibi hissediyorum.
Gülüyorum kendime yani.
Çünkü çok saçma olduğunu da biliyorum.
Ama hoşuma gidiyor. O sahneyi kendime kuruyorum.
Yürüyüş aynı yürüyüş. Bu arada sokak aynı sokak.
Ama ben kendimi o anın içinde seviyorum.
Bazen de hiç planlamadan oluyor.
Yani kapıdan çıkarken.
Aklıma gelen bir şeyle, otobüste kulağıma gelen bir konuşmayla, markette işte bir teyzeye torba taşırken yardım etmekle.
Hayatın kendisi bu küçük detaylarla dolu.
Ve ben o detayları kenarda köşede saklamayı çok seviyorum.
Bu bölümde biraz bunları konuşacağım.
İşte hayatı romançize etmenin bizim için ne anlama geldiğinden, neden bazen buna ihtiyaç duyduğumuzdan ve ne zaman abarttığımızdan.
Çünkü bence her şey gibi bu da kararında güzel.
Ne kendini kandıracak kadar pembe bir dünya kurmak ne de hayat zaten zor, boş yer deyip hiçbir güzelliği görmeden yaşamak.
Bir orta yol var ve ben o yolu bulmaya çalışıyorum kendi hayatımda.
Mesela hayatı romanca da ettiğim en çok fark ettiğim anlardan biri ne zaman kendimi biraz daha yalnız hissetsem.
O günlerde her şey birazcık daha yavaş, biraz daha dikkatli geliyor gözüme.
İnsan yalnızken galiba etrafı daha fazla dinliyor.
Daha önce duymadığım bir ses, daha önce görmediğim bir detay bir anda gözüme çarpıyor ve bunlar bana çok iyi geliyor.
Bazen de şöyle oluyor, bir şey söylemek istiyorum ama kimseye anlatamıyorum, anlatmak da istemiyorum belki.
İşte o zaman yıllardır yaptığım bir şey var, günlüğümü açıyorum.
Günlükte kimse bana abartıyorsun demiyor.
Bu kadarı fazla demiyor.
Bu kadar romantik davranma demiyor.
Yazıyorum ve geçiyor.
Hatta geçen gün çok eski bir sayfayı açınca şunu gördüm.
Sana da okuyacağım şimdi.
Çok kısa ama beni çok iyi anlatıyor.
Bugün hiçbir şey yolunda gitmedi.
Yine de akşam yatağımda yatarken kar yağdı.
Ve bu bugünün güzel geçmiş olması için gayet yeterli.
Çünkü bu tarz güzellikler bana dünyanın hala iyi bir yer olduğunu hatırlatıyor.
Ben bunu yazdığım gün çok iyi hatırlıyorum.
Tamam mı? Moral olarak çok kötü bir haldeydim ama o an gerçekten yazdığım şey olmuştu.
Yani o sokak lambasının altında yağan karı izlemek hissi var ya.
Böyle belki 15 saniyelik bir görüntü ama o 15 saniye bana o kadar iyi geldi ki.
Karı bu arada çok severim.
Bütün yıl hala kar yanmasını bekliyorum.
Beni çok çok mutlu eden bir şey.
Benim romantize etme dediğim şey tam olarak bu.
Yani büyük mutluluklar değil, hayata tutunabileceği minicik bir ip.
Ama tabii ki şunu da öğrendim.
Romantize etmek her şeyi süslemek de değil.
Bazen hiçbir şey süslü değildir.
Bazen bir gün baştan sona kötüdür ve o günün güzel tarafı yoktur.
Benim aklımda böyle günler çok var bu arada.
Hatta bazen romantize etmeye çalışırken kendimi iyice yoruyorum.
Çünkü zor bir günün içinde güzel bir detay aramak da çok ayrı bir yorgunluk.
Bu yüzden artık ne yapıyorum?
Güzel bir şey yoksa yoktur.
Zor bir günse zor bir gündür.
Bunu kabul etmek bana çok huzur veriyor.
Sonra bir gün geliyor. Bir bakmışım yine üzerindeki yazıyı, deseni çok beğendiğim bir kahve kupasında kahve içiyorken kafamda böyle güzel şeyler yaşamışım.
Yine bir yolculukta kulaklığı takınca film sahnesinde gibi hissetmişim.
Bu defa da bu anıları alıp büyütüyorum.
Ve şunu sormak istiyorum sana.
Hayatta biraz böyle değil mi ya?
Kötünün içinde iyiyi, iyinin içinde hafif bir kırgınlığı hep beraber taşıyoruz.
Ve bence romantize etmek bu dalgalanmanın daha katlanılabilir hali.
Buna neden ihtiyaç duyduğumuzdan da bahsetmek istiyorum ben.
Çünkü bazı insanlar şöyle düşünüyor.
Hayatı romantize etmek demek, gerçeklerden kaçmak demek.
Bence hiç alakası yok.
Kaçmak değil, nefes almak gibi.
kendine küçük bir alan açmak gibi bir anlığına şu an güzeldi demek gibi.
Kimseye katlanmak zorunda değilsin.
Kimseye göstermek zorunda değilsin.
Benim için Mesela şöyle şeyler çok işe yarıyor.
Hani bir akşamı tamamen kendimi ayırıp, çok güzel bir duş alıp, yeni yıkanmış pijamalarımı giyip, böyle yatağımla çarşaf falan değiştirip böyle tertemiz olmak çok iyi geliyor.
O akşam böyle geçiyorum yatağıma.
Bazen böyle bir nemlendirici maske falan takıyorum suratıma.
Dizi izliyorum. Bazen kitap okuyorum.
Bitki çayı içiyorum bir yandan.
Bu mükemmel bir akşam benim için.
Ya da evde kimse yokken, tek başımayken çay demlemek.
Bayağı böyle çaydanlıkta koca bir çay demlemek müthiş kafa dağıtıyor.
Ya da yolda yürürken, bir yere giderken kulaklığı takmadan yürümek.
Sahil yürüyüşlerinde de mesela.
Kendi içimde konuşmak bir şeyleri, kendi kendime düşünmek.
Bu da çok iyi geliyor. Mesela aklıma gelenlerden çok sevdiğim, çok tatlı bulduğum bir kafeye kendi başıma gidip çok güzel kocaman bir kahve söyleyip kitap okumak çok rahatlatıyor beni.
Kendime çok güzel bir vakit ayırmışım gibi hissediyorum.
Bunlar çok büyük şeyler değil.
Ama belki de büyük oldukları için değil oldukları haliyle yeterli oldukları için güzel geliyorlar bana.
Ama işte bu güzellik bazen bizi yanlış bir yere de götürebiliyor.
Çünkü her şeyin bir dozu var dedim ya.
Romantize etmeyi de yanlış zamanda yanlış şeylere yapıştırınca İnsan kendi canını yakıyor.
Mesela bir ilişki bitmiş ama sen hala o ilişkinin güzel anlarına tutunup olmayanı varmış gibi hatırlıyorsun.
Bu aslında romantize etmek değil.
Kendini kandırmak.
Bunun arasında çok ince de bir çizgi var.
Ben bu çizgiyi kendimde şöyle ayırıyorum.
Bir şey bana gerçekten iyi geliyorsa, beni büyütüyorsa, sakinleştiriyorsa...
O benim için sağlıklı bir romantizasyon.
Ama bir şey beni olduğum yerde tutuyorsa, gerçeklerle yüzleşmeme engelliyorsa işte o zaman biraz durup düşünmem gerekiyor benim.
Bunları fark etmek de zaman aldı bu arada.
Çünkü hepimiz küçüklükten beri hayat güzel, mutlu ol gibi pozitif cümlelerle büyütüldük.
Ama ben artık pozitif düşünmek yerine...
Dürüst düşünmeyi seviyorum.
Gün kötü mü? Tamam kötü.
Canım sıkkın mı? Tamam sıkkın.
Ama bir yerden sonra o kötü gün bir şekilde bitiyor.
O kötü günün içinde bir yerde minicik bir şey yine de bize...
İyi olacaksın diyor. Ve bence hayat biraz da o minicik şeyleri yakalamak.
Mesela geçenlerde bir şey fark ettim.
Romancıda ettiğim anların çoğu aslında hayatın bana böyle Zeynep bir dakika bir dur dediği zamanlar.
Hep koşuyoruz ya normalde.
İşler, sorumluluklar, yapılacaklar listesi, mailler falan.
Bunların arasında durmak artık özel bir aktivite gibi hissediliyor.
O yüzden bir anlığına durduğum o saniyeleri ben istemsizce büyütüyorum galiba.
Geçen hafta Yine böyle dışarı çıkmak için hazırlanıyordum.
Biraz stresli bir gündü benim için.
Moralim de o yüzden pek yerinde değildi.
Böyle çok neşeli hissetmiyordum kendimi.
Telefonu işte konuştum. Kapattım.
Ceketimi giydim. Kapıdan dışarı çıkacağım.
Böyle birazcık yağmur yağmaya başladı.
Böyle çok hafif çiziliyor.
Sanki böyle içimden bir ses.
Böyle bir sakin ol dedi bana.
Ama o hissi anlatamam size yani.
O hafif rüzgarı duyduğum bir saniye böyle bir.
Benim bir nefes aldım.
Ve o an şunu fark ettim.
Kendimle alakalı bunu çok seviyorum.
Çünkü hayat devam ediyor.
Sorunlar yine duruyor. Ama o bir saniyelik yumuşaklık bile insanı gerçekten rahatlatıyor.
O yüzden benim için hayatı romantize etmek belki tam olarak buna benziyor.
O minicik yumuşaklıkları fark etmek.
Dışarıdan bakınca hiçbir anlamı yok gibi duruyor ama senin içini birazcık toparlıyor işte.
Önemli olan da bu. Bir de şöyle bir şey var.
Bilmiyorum sende de oluyor mu ama ben bazen kendimi izliyormuşum gibi hissediyorum.
Öyle hani kamera karşısına çıkmışım gibi değil ama daha doğal bir yerden.
Mesela diyorum ya işte yürüyüşe çıktım kulaklığımı taktım bir anda kendimi izliyormuşum gibi.
Filmin içindeymiş gibi hissediyorum.
Sokaktan geçenlerin yüzlerine bakıyorum.
İşte biri elindekini düşürüyor.
Birbirine gülümsüyor.
Bir kedi geliyor yanaşıyor sana.
Ben bunların hepsini sanki bir senaryonun içindeymiş gibi izliyorum.
O hissi çok seviyorum ben.
Çünkü o anda hayat çok daha büyük, çok daha anlamlı bir şeye dönüşüyor gibi geliyor.
Ama yine de söylüyorum bu bir kaçış değil.
Bu daha çok şu anı hissediyorum demek gibi bir şey.
Bazen de romantize etmek aslında bir tür hatırlama yöntemi de oluyor.
Çünkü kötü günlerde beynimiz olumsuz şeylere daha çok hafızayı yazıyor.
Ama o günün içindeki minicik bir güzelliği fark edip biraz büyütünce sanki günün tamamı değişmese bile hafızana yazılan duygu birazcık daha yumuşuyor.
Ben bazen sırf bunun için romantize ediyorum.
Bir döneme bakıp o zamanlar hep çok kötüydü demek yerine kötüydü evet ama arada böyle küçük nefes aldığım anlarda vardı diyebilmek için.
Bir de tabii ne var?
Romantize etmek sosyal medyada da böyle çok cafcaflı bir şey gibi gösteriliyor.
Böyle ışıklı odalar, mükemmel kahveler, beş donlar falan.
Ama benim romantize ettiğim şeyler genelde çok daha basit.
Daha sıradan Böyle olunca daha iyi geliyor bana.
Bazen de bu arada kendimi kötü bir günün içindeyken bile bir şeyleri güzel görmeye zorlayan tarafta buluyorum.
Ama bunu artık bilinçli yapıyorum.
Çünkü gereksiz romantizasyon insanı gerçekten yoruyor.
Özellikle bir şey iyi değilken sırf kendine iyi gelsin diye iyiymiş gibi davranmak çok ayrı bir yük.
O yüzden artık kötü günlerime de romantik bir filtre takmaya çalışmıyorum.
Kötü gün kötüdür. Tamam. Ama bir yerde bir şey güzel hissettiriyorsa o güzelliği fark etmeyi çok seviyorum.
Bazen günün tamamen sıradan olduğu anlarda bile, çok monoton günlerde bile o sıradanlığa duyduğum bir minnet oluyor benim.
Böyle iyi ki bugün böyle sakin bir gündü dediğim zamanlar var.
Yapacak bir şeyimin olmadığı, herkesin meşgul olduğu, telefonun çalmadığı bir akşam mesela.
Evde sessizlik var, birazcık böyle ışığı kısıyorum, bir şeyler yiyorum.
O an böyle çok... temel bir mutluluk gibi geliyor bana.
Çünkü hiçbir şey kanıtlamıyorum, hiçbir şey üretmiyorum, hiçbir şey yetiştirmiyorum.
Sadece oradayım ve bu da romançize ettiğim bir şey.
Şimdi günlük kalıntısına dönecek olursak orada hiçbir şey yolunda gitmedi ama yine de güzel bir gündü cümlesi vardı ya.
O aslında benim için çok fazla şey söylüyor.
Çok da basit bir şey söylüyor aslında ama hayat hiçbir zaman tamamen kötü değil.
Ve hiçbir zaman tamamen iyi de değil.
Ama biz gördüğümüz kadarını yaşıyoruz.
O yüzden bazen durup bakmak gerekiyor.
Bir an incelemek, bir kokuyu fark etmek, bir sesi dinlemek.
Bunları duyduğumuzda beynimiz hafifliyor.
Mesela bir çay koymak çok basit bir şey ama...
O elinizde bir almak kopada içiyorsanız, o ilk yudumu yavaşça içmek, ellerinizin arasında tutmak, bu kimseye gösterilmeyen, sosyal medyaya konulmayan ama insanın içine dokunan
bir şey. Ben hayatı romantize etmeye çok nerede fark ediyorum biliyor musunuz?
Dışarıda otururken, kendi başıma diyelim bir kafeye gittim, kendime bir kahve söyledim.
İnsanların konuşmalarına şöyle bir baktığımda...
Belki yan masada iki arkadaş tartışıyor.
Belki iki sevgili böyle sessizce oturuyor.
Belki biri telefonla annesiyle konuşuyor.
Hepsinde şöyle bir düşünce geliyor aklıma.
Herkes kendi sahnesini yaşıyor.
Ve bu düşünce bana inanılmaz bir sakinlik veriyor.
Çünkü o an kendi sorunlarım...
Biri biraz aşıflıyor. Herkesin kendi hikayesi, kendi derdi, kendi mutluluğu var.
Bu da hayatı çok daha büyük, çok daha anlamlı gösteriyor bence.
Belki de romantizasyon dediğim şey biraz da buradan geliyor.
Bir de ne var? Bazen romantize ettiğin bir an yıllar sonra seni hayatta tutan şey gibi olabiliyor ya.
Yani bir kokuyu, bir şarkıyı, bir bakışı ya bir sabahı hatırlıyorsun ve evet ya o zaman çok iyi hissetmiştim.
O anların biriktikçe insana güven verdiğini düşünüyorum.
Sanki hayat zor ama güzel şeyler de oluyor demek istiyor gibi geliyor bana.
Bu yüzden ben romantize etmekten utanmıyorum arkadaş.
Bu bir maske değil çünkü.
Bu bir denge. Kötüyü reddetmek değil.
İyi fark etmek. Gerçeklerden kaçmak değil, gerçeklerin içinde bir nefes alanı açmak.
Ve bence hepimizin buna ihtiyacı var ve sanırım bugün konuşmak istediğim her şey ince ince birbirine bağlandı.
Yani hayatı romançize etmek, kimine göre gereksiz, kimine göre fazla iyimser bir şey.
Ama bence ne tamamen iyi ne tamamen kötü.
Sadece yaşarken kendimize küçük alanlar açma şekli.
Biraz nefes alma yöntemi.
Ve aslında ben fark ediyorum ki bunu hepimiz bir şekilde yapıyoruz.
Kimimiz kahveyle yapıyoruz, kimimiz müzikle, kimimiz yürüyüşle.
Bazılarımız günlüğe yazarak.
Bazılarımız ise sadece bir an durup şu an güzeldi diyerek yapıyor.
Benim için romantiz etmek her şey yolundaymış gibi yapmak değil demiştim ya.
Tam tersi olarak her şeyi aynı anda hem çok zor hem de bir yerinden çok güzelken O güzelliği kaçırmamaya çalışmak.
Ve sadece kendime şunu hatırlatmak.
Aslında yaşadığım şeyler düşündüğümden daha anlamlı.
Bugün şimdi seninle konuşurken de şunu düşündüm.
Belki hepimizin içinde gerçekten küçük bir kamera var.
Hayatı öyle büyük büyük çekmiyor ama küçük sahneleri kaydediyor gibi düşün.
O küçük sahneler bazen kötü günlerde aklımıza geliyor ve tamam iyi olacaksın diyor.
Bence ihtiyaç duyduğumuz tek şey de bu.
Ben hayatı romantize etmekten vazgeçmeyeceğim sanırım.
Ama bunu tabii ki bir zorunluluk gibi yapmıyorum.
Her anı güzelleştirmek zorunda değilim.
Her kötü günü parlatmak zorunda da değilim.
Ama bir an güzel hissettirdiğinde orada kalmayı çok seviyorum.
Ve bu bence çok insanca bir şey.
Bugün burada olduğun için, bu sohbeti benimle birlikte yaşadığın için de sana çok teşekkür ederim.
Umarım dinlerken kendinden bir parça vurmuşsundur.
Belki bir yürüyüşte, belki bir sabah kahvesinde, belki yağmurlu bir gecede.
Senin de gözünden kaçan küçük bir güzellik vardır ve bu bölüm umarım ki onu hatırlatır.
Ben de buradaydım, dinledim demek istersen bana ulaşabileceğin sosyal medya hesaplarını açıklamalar kısmına bırakıyorum.
Bir sonraki bölümle görüşmek üzere, kendine çok iyi bak, bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
