
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
hayatını biraz daha sessiz, biraz daha kendine ait yaşamak isteyenler için.
Transkript
Bugün yine o sayfalardan birini daha açıyorum.
Ve bugün konuşacağım şey aslında çok sessiz bir tercih.
Ama hayatımda giderek daha çok yer kaplayan bir şey.
O yüzden anlatmak istiyorum.
Kimseye söylemeden yaşamak.
Bunu söylerken böyle gizemli, dramatik bir şeyden bahsetmiyorum bu arada.
Daha çok şundan bahsediyorum.
Hayatta bazı kararları, bazı hayalleri, bazı niyetleri sadece kendime saklamaktan.
Her şeyi yüksek sese dile getirmemekten.
Çünkü fark ettim ki bazı şeyler söylenmeden yaşandığında daha sağlam oluyor.
Daha sakin, daha bana ait.
Eskiden hiç böyle değildim bu arada.
Yani bir şey düşündüğümde, bir hedef koyduğumda, bir karar aldığımda hemen paylaşmak isterdim.
Sanki söylediğimde gerçek olacakmış gibi.
Sanki biri aferin derse daha çok inanacakmışım gibi.
Ama zamanla şunu fark ettim.
Herkes her duyduğunu kendi yerinden dinliyor.
Kendi korkusuyla, kendi kırgınlığıyla, kendi bakış açısıyla.
Ve bu bazen insanın hevesini çok sessiz bir yerden törpülüyor.
Bunu kötü niyette yapan insanlar olmak zorunda değil.
Bazen çok yakınımızdaki biri bile farkında olmadan enerjimizi düşürebiliyor bence.
Yani zor ama ya da emin misin ya olmazsa gibi cümleler.
Söylenişi masum ama etkisi çok ağır.
Ve sen daha yolun başındayken o cümleler aklına yerleşiyor.
İşte tam da bu yüzden bazı şeyleri içimde büyütmeyi seçmeye başladım ben.
Kimseye anlatmadan, kimseye kanıtlamadan.
Günlüğümde de bu konuyla ilgili yazdığım çok sade bir cümlem var.
Hiç süslü değil, çok gündelik.
Bazı şeyler söylenince küçülüyor.
Ben de o yüzden içimde tutuyorum.
Bu cümleyi yazdığım günü de çok iyi hatırlıyorum ki bu sayfada bir fotoğraf da var bu arada.
Böyle bir kararın eşiğindeyim.
Henüz ne olacağını bilmiyordum ama içimde çok net bir his vardı ve o hisi dışarıdan gelecek yorumlarla karıştırmak istemedim ben.
Çünkü bazen bir şeyi başkalarına anlatmaya başladığında kendi sesin geri plana düşüyor.
Kendi isteğinle...
Başkalarının ihtimalleri birbirine karışıyor.
Oysa ki bazı kararlar sadece seninle ilgili.
Kimsenin fikrine ihtiyaç duymuyor yani.
Bir de işin enerjisel tarafı var.
Buna inanabilirsin, inanmayabilirsin ama ben şuna inanıyorum.
Herkes her şeye iyi niyette bakamıyor.
Kimi insanlar bilinçli olarak, kimi farkında bile olmadan kötü enerjiler saçabiliyorlar.
O yüzden ben artık bazı hayallerimi, bazı planlarımı kendimle yaşamayı bu yüzden de tercih ediyorum böyle sessizce.
Olduğunda zaten kendini gösteriyor bu.
Bir süre sonra şunu da fark ettim.
Kimseye anlatmadan yaşadığım şeyler beni daha az yoruyor.
Çünkü beklenti yok, açıklama yapmak yok, savunma yok.
Sadece ben varım ve yaşadığım şey var.
Bu inanılmaz bir hafiflik.
Biraz daha bana ait hissettiren bir şey bu.
Bir keresinde de günlüğüme şunu yazmıştım.
Çok tatlı bir cümle bence.
Bugün de hatırlıyorum. Herkes bilmek zorunda değil.
Ben biliyorum ya o yeter yazmışım.
Bu cümle benim için bir dönüm noktası gibiydi bu arada.
Çünkü insan bazen anlaşılmak istiyor ama bazen de sadece yaşamak istiyor.
Herkesin bilmesi, herkesin onaylaması gerekmiyor.
Bazı mutluluklar gerçekten sessiz kalınca çok daha derin oluyor.
Bazı yollar alkışsız yürününce daha sağlam oluyor bence.
Bu arada şunu da söylemeden geçmek istemiyorum.
Hayatı kimseye söylemeden yaşamak demek böyle her şeyi içine atmak demek değil.
Bunu özellikle ayırmak istiyorum.
Çünkü ben hala paylaşmayı çok seviyorum.
Ama doğru insanlarla.
Gerçekten sevdiğim, beni tanıyan, benim mutlu olduğum bir şeye en az benim kadar sevinebilen insanlarla, onlarla hayallerimi konuşmak, içimi dökmek, bazen heyecanla bazen korkuyla
anlatmak bana çok iyi geliyor.
O paylaşımlar beni küçültmüyor, aksini büyütüyor.
Mesela mutlu olduğum bir günde, güzel bir haber aldığımda, Hemen aklıma gelen birkaç kişi oluyor.
Onları anlatıyorum. Sesim değişiyor.
Böyle gözlerim doluyor. Cümlelerim böyle hızlanıyor falan.
Çünkü biliyorum ki o insanlar beni dinlerken içlerinden ya inşallah olur Zeynep ya diyorlar.
Kıyaslamıyorlar, korkutmuyorlar, enerjimi böyle bir çekmiyorlar.
Sadece yanımda duruyorlar ve bu gerçekten çok kıymetli bir şey.
Hayatta herkesle değil ama bazılarıyla böyle bir bağ kurabilmek bence çok değerli.
Ama işte mesele tam da burada başlıyor zaten.
Ben bunu herkese yapmıyorum.
Çünkü herkes aynı yerden dinlemiyor insanı dedim ya.
Bazıları meraktan dinliyor, bazıları alışkanlıktan.
Bazıları da farkında olmadan kendi korkularını senin hayallerinin üzerine bırakıyor.
Ve sen bunu ayırt etmeyi öğrendiğine hayat çok rahatlıyor aslında.
Kime ne anlatacağını bilmek aslında kendini ne kadar tanıdığını da gösteriyor bence.
Bir de şunu fark ettim.
Bazen bir şeyi anlatma ihtiyacı...
Gerçekten paylaşmak istediğimiz için değil, onaylanmak istediğimiz için geliyor.
Yani doğru mu yapıyorum sorusunun cevabını başkalarında arıyoruz.
Ama bence bazı kararların cevabı dışarıda değil, tamamen içeride.
Ve o cevap olgunlaşana kadar sessiz kalmak aceleyle anlatmaktan çok daha sağlıklı olabiliyor gibi hissediyorum.
Çünkü o sessizlikte karar daha da netleşiyor.
O yüzden bu yolu seçmek benim içimi daha rahat tutuyor.
Buradan bakınca hayatı kimseye söylemeden yaşamak biraz da denge meselesi gibi geliyor bana.
Ne tamamen kapanmak ne de herkese açılmak.
Kendi alanını korumak ama yalnız da kalmamak.
Güvendiğin insanlara yaslanmak ama kendi ayaklarının üzerinde durmayı da bilmek.
Ve bu dengeyi kurmak zaman alıyor.
Deneye yanıla öğreniyorsun.
O tarafı biraz sancı.
Ama sonuçta öğrenince bence çok rahatlıyorsun.
Bir de bu konuyu konuşmak istediğimden beridir günüme böyle aklıma geldikçe birkaç not alıyorum.
Başka bir yerden daha düşünmek gerektiğine karar verdim.
Her şey paylaşılınca gerçek olmuyor değil mi?
Bazı şeyler yaşanınca gerçek oluyor.
Sessizce, göz önünde olmadan, alkış almadan ve insan bazen en çok onlar da kendine ben buradayım.
diyebiliyor. Yani kimse bilmeden, kimse görmeden.
O yüzden şimdi durup şunu düşünmeni istiyorum.
Hayatında gerçekten herkese anlattığın şeylerle sadece birkaç kişiye anlattığın ya da hiç anlatmadan yaşadığın şeyler arasında nasıl bir fark var?
Ben bunu fark ettiğimde çok şaşırmıştım.
Gerçekten. Çünkü sessiz yaşadığım şeyler daha az sarsılıyordu.
Daha az müdahaleye çıktı.
Daha az yoruyordu beni.
Sanki bir şeyi koruma altına almışım gibi hissediyordum.
Ve bence buradaki asıl mesele şu.
Hayatta her şey paylaşılmak zorunda değil.
Ama hiçbir şeyde yalnız taşınmak zorunda değil.
Bunu ayırt edebildiğin an çok güçleniyor gibi hissediyorsun bence.
Kimi hayalini kalabalığa anlatırsın çünkü seni yükseltir.
Kimi hayali cebinde taşırsın çünkü henüz narindir.
İkisi de yanlış değil.
Yanlış olan tek şey kendini hazır hissetmediğin halde anlatmak zorunda hissetmek.
Ben artık kendime şunu soruyorum bir şey anlatmadan önce.
Bunu anlatmak bana iyi mi gelecek yoksa beni savunmaya mı itecek?
Eğer savunma hissi geliyorsa duruyorum.
Çünkü bazı hayaller savunulacak şeyler değil.
Onlar sadece yaşanacak şeyler ve yaşandıkça zaten cevap oluyorlar.
Ve bu konu hakkında daha da düşününce sanki hayatı kimseye söylemeden yaşamanın Görünmez olmak gibi bir şey mi olacağını düşündüm.
Ama bunun bir zorunluluk da olmadığını fark ettim.
Yani dediğim gibi hayatını kimseye söylemeden yaşamak görünmez olmak demek değil.
Sessizce büyümek demek, kök salmak demek, kendi içinden güç almak demek.
Bazen en sağlam kararlar en sessiz alınanlar olmuyor mu?
Çünkü orada başkalarının sesi değil senin sezgin konuşuyor.
Ve ben kendi sezgilerime çok güveniyorum.
O yüzden bu bölümde sadece şunları söyleyebilirim sana tamamen kalbimden gelerek.
Her şeyi anlatmak zorunda değilsin.
Her şeyi saklamak zorunda da değilsin.
Kime neyi ne zaman anlatacağını seçebilmek olay o.
Bir de şu tarafı var bu arada bu meselenin.
Hayatını kimseye söylemeden yaşamak bazen kendinle bir anlaşma yapmak gibi bir şey oluyor.
Yani bunu önce ben yaşayacağım demek gibi bir şey bence.
Çünkü bazı şeyleri anlatmadan önce gerçekten hissetmek istiyorsun.
Bir şey olup bitsin, bir içine otursun, sende bir yeri olsun.
Ondan sonra belki anlatırsın.
Belki de hiç anlatmazsın.
Ve bu eksiklik değil.
Bu kendine alan açmak demek bence.
Ben bazen bir şeyleri sessiz yaşadığımda şunu fark ediyorum.
Daha az dağılıyorum.
Daha az açıklama yapıyorum.
Daha az kendimi ispatlama ihtiyacı hissediyorum.
Sanki böyle hayatı birazcık daha sadeleşiyor.
Çünkü anlatınca beraberinde beklentiler de geliyor ya.
Sorular geliyor, yorumlar geliyor.
Oysa ki o başlangıçtaki sessizlikte sadece ben vardım.
Ve bazen en çok ihtiyaç duyduğum şey de bu oluyor benim.
Ben. Ama dersen ki Zeynep şöyle bir durum da var.
Herkes her şeyini anlattığında bir süre sonra neyin gerçekten önemli olduğunu ayırt edemiyorsun.
Yani her uyku, her plan, her düşünce aynı yerde duruyor ama bazı şeyleri kendine sakladığında onları daha net görüyorsun.
Daha kıymetli oluyorlar.
Sanki onları kalabalıktan çekip almışsın gibi.
Anladın mı? Ve bu insanın iç dünyasını toparlamasına bence çok yardımcı oluyor.
O yüzden bazı mutluluklar sessiz yaşanınca daha derin oluyor.
Evet, kimse bilmediğinde, kimse görmediğinde ama sen bildiğinde sabah uyanırken için birazcık daha hafif oluyor.
Gün içinde kendinle göz göze geliyorsun ve bu his dışarıdan gelen hiçbir onaya benzemiyor.
Daha sakin ve daha gerçek bir onay bu.
Ama beni asıl rahatlatan şey hayatını kimseye söylemeden yaşamak, kimseye hesap vermemek demek değil.
Sadece herkesin senin hayatında erişimi olmak zorunda olmadığını kabul etmek.
Kendi sınırlarını çizmek, kendi alanını korumak.
Ve bunu yaparken kimseye kötü hissettirmek zorunda da değilsin.
Bu senin hakkın çünkü.
Bence. Sen bu konuda ne düşünüyorsun bilmiyorum.
Ama bölümün sonuna gelmişken birkaç şey daha söylemek istiyorum sana.
Hayat bazen sessizce yaşanınca daha çok anlam kazanıyor dedim ya.
Yani her şeyi anlatmak, paylaşmak, göstermek zorunda değiliz.
Ben bazı şeyler sadece yaşandığında güzel diyorum.
Sadece sende kaldığında güçlü.
Hatta bu podcast bölümüyle bugün Instagram'da paylaştığım video biraz aynı konularda oldu.
Değişik bir tesadüf oldu ama o videoya da bakabilirsin.
Belki bu bölümden sonra bir hayalini, bir kararını, bir mutluluğunu hemen anlatmazsın.
Belki biraz cebinde taşırsın.
İçinde büyümesine birazcık izin verirsin.
Ve bu seni yalnız yapmaz.
Aksine kendine daha yakın biri yapar.
Şimdi bu söylediklerim.
Bu kadar konuştum ettim burada.
Bunlar sana şunu hissettirdiyse işte ben de bazı şeyleri sessiz yaşamak istiyorum.
Ben de biraz kendimi koruyabilirim.
Ben yanlış yapmıyorum dedirttiyse işte o zaman bu sohbet amacına ulaşmıştır.
Hayatı kimseye söylemeden yaşamak bence en büyük özgürlük ve bazen en güzel şeyler en sessiz yaşananlar oluyor bildiğin gibi.
Teşekkür ederim beni dinlediğin için.
Ben de buradaydım Zeynep.
Dinledim demek istersen bana ulaşabileceğin sosyal medya hesaplarını açıklamalar kısmına bırakacağım ben.
Kendine çok iyi bak tamam mı?
Kocaman sarıl kendine.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
