
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
kitapların arasında kendine küçük bir dünya kurmak isteyenler için.
Transkript
Bugün yine o sayfalardan birini daha açıyorum ve bugün konuşacağımız şey...
Aslında yıllardır sessiz sedasız beni hayatta tutan, iyi hissettiren, beni ben yapan bir yer.
Kitaplarla doldurduğum o güvenli alanım.
Bazen düşünüyorum, herkesin kendine ait bir köşesi vardır ya hani kimisi mutfakta çok huzurludur, kimisi tek başına arabada böyle uzun yol giderken çok mutludur.
Benimki hep kitapların arasında oldu.
Böyle sanki onlar benim için bir dünya kurdu, ben de o dünyanın içinde çok fazla şey öğrendim gibi.
Kitaplara böyle bağlanmamın aslında çok tatlı bir başlangıcı var.
Ben birinci sınıftayken sınıf öğretmenim.
O kadar çok sevdirdi ki bana kitap okumayı.
Hatta sevdirmekten de öte içime bir şey ekti sanki.
Küçücük bir tohum.
Sonra o tohum büyüdü büyüdü ve ben gerçekten tam bir kitap kurduğuna dönüştüm.
O kadar çok okuyordum ki.
Bak o kadar çok okuyordum ki gözlerim kızarırdı böyle sulanırdı.
Şaka değil babam bazen çok kızardı hani bu kadar da okunmaz falan diye.
Ama durmazdım. Tabii ki.
Sanki başka dünyalara açılan kapılar vardı elimde.
Ben de elimden düşüremiyordum.
Sonra zaman geçti ama o his hiç kaybolmadı.
Hala kitapların arasındayım.
Ve hala bambaşka hayatların içine dalmak bana çok iyi geliyor.
Ve galiba yıllardır farkında olmadan kendi güvenli alanımı böyle kurmuşum.
Kitaplarla. Bu konu hakkında hep konuşurken ben şunu fark ediyorum.
Kitaplar benim için hep bir kaçış değil aslında.
Daha çok dönebileceğim bir yer gibi.
Mesela bir günüm kötü geçtiğinde işte kimseyle konuşmak istemediğim zamanlarda herkesin sesi kafamın içinde çok yüksek geliyorken bir kitabı açtığım anda böyle biraz daha yumuşuyor
sanki benim için. Hikayenin içine girdikçe kendi kafamın gürültüsü azalırdı.
O yüzden kitaplar benim için hep bir tür sessiz alan oldu.
Kimsenin beni aramadığı, bir şey istemediği, hiçbir sorumluluğun omzumda hissettirmediği bir alan ve bunu fark ettikçe kitap okumak benim için sadece bir alışkanlık değil bir tür ihtiyaç haline de geldi.
Bir de çocukken hissettiğim o heyecan var ya o hiç geçmedi bende.
Mesela Charlie'nin Çikolata Fabrikası'nı ilk okuduğumda yaşadığım o his yani bugün bile hatırlıyorum.
Kitabın içindeki o dünya, o renkler, o çikolata, o tuhaf karakterler her sayfada çok büyülenmiştim ben.
Kaç kere okudum bilmiyorum. Her okuyuşumda da çok farklı detaylar fark ediyordum.
Hala çok sevdiğim kitaplar arasındadır.
Aynı şekilde Pıtırcık serisi de öyle benim için.
O çocuk enerjisi, o basit ama çok tatlı mizah beni hep gülümsetirdi.
Hala okuduğumda aynı sıcaklığı hissediyorum.
O yüzden bence bazı kitaplar seni büyütmüyor.
Tam tersine içinde saklıyor seni.
Sonra tabii bu kitaplar geldi geçti ve lise dönemi geldi.
Lise dönemi benim kitaplarla ilişkimi iyice pekiştiren bir dönemdi.
Ben lise 3'deyken kitap varına çalışmıştım.
Daha önce bir podcastimde de anlatmış olmam lazım.
Ve orada kazandığım paranın hepsini ben yine kitap varında harcadım.
Yani bir kuruş bile arttıramadım.
Her şeyi sonraki gün yedim yani.
O anda, o ortamda kendime alabileceğim en büyük hediye hep kitaplar gibi geliyordu.
Bugün bile bir kitap satın aldığımda içimde...
O günkü küçük heyecanım var gerçekten.
Ki ben bunu bir süre çok fazla yaptım.
O yüzden 2025'te fazla kitap almama sözü vermiştim kendime.
Çok büyük bir şanstır ki yaptığım işten ötürü çok fazla hediye geliyor bana kitap.
Yayın evlerinden vesaire.
Ama... Kendim öyle toplu bir kitap alışverişi hiç yapmadım.
Bakın Kasım ayı geldi ve hiç öyle toplu bir alışveriş yapmadım.
O yüzden tebrik ediyorum kendimi.
Ama o dönemler öyle değil tabii ki.
Sonra mesela bir dönem var lise zamanlarımda açtığım o Instagram hesabı.
Orası çok kıymetli benim hayatımda.
Çünkü artık sadece okumuyordum.
Kitaplar hakkında yazıyordum, anlatıyordum.
Paylaşarak çoğaltıyordum.
O kadar güzel sohbetler ediyorduk ki insanlarla.
Yani kitapları seven insanların bir araya geldiği bir yer gibiydi hesabım.
Beni büyüten, bana iyi gelen...
Bir topluluk olmuştu. Belki bilmeden o zamanlardan beri kendi safe place'imi yavaş yavaş kuruyordum.
Ki bilmiyorum aranızda beni o zamanlardan takip eden birileri var mı?
O zamanlar Vio adını kullanıyordum.
Tamamen anonimdi hesabım.
O dönem benim yazdıkça rahatladığım, okudukça böyle çok derin nefesler aldığım bir dönemde hala da öyle.
Mesela ben bazen yürüyüşe çıktığımda podcast açıyorum.
Bazen sesli kitap dinliyorum.
Bulaşık toplarken çok fazla kitap dinliyorum ben mesela.
Çok iyi geliyor bana. Hayatımın fon müziği gibi bir şeyi benim kitaplar.
Hep oradalar ve sanırım bu yüzden de kendimi hiç yalnız hissetmiyorum.
Çünkü ne olursa olsun dönebileceğim bir sayfam olduğunu biliyorum.
O yüzden bu bana çok iyi geliyor.
Seneler önce de günlüğüme okuduğum bir kitapta ana karakterin söylediği bir şeyi not almışım.
Belli ki kendime çok yakın hissetmişim o karakteri.
Şöyle yazıyor. Belki de kitapları bu kadar sevmemin nedeni kimseye anlatamadığım her şeyi onların zaten anlaması.
Ben kitapta da bunu okuduktan sonra uzun süre şöyle bir durmuştum.
Çünkü o kadar doğru gelmişti ki bu bana.
Bazen gerçekten içinden bir şeyler taşar ama kelimeye dökemezsin yani.
İşte bu kitaplar o taşanı kelimeye döküyor.
Sen bir şey demesen bile anlıyorlar gibi.
Benim için böyleler.
Diyorum ya günüm kötü geçtiğinde biriyle konuşmak istemiyorsan ben bir kitap açıyorum.
Ve bazen şöyle tesadüfler oluyor ki bir yazar sanki senin hissedip adını koyamadığın bir şeyi öyle bir anlatıyor ki.
Diyorsun ki evet ya tam olarak bu benim hissettiğim.
Bu his beni her zaman büyülemiştir.
Sanki dünya çok kalabalık ama kitapların içinde sen birden görünür oluyorsun gibi geliyor bana.
Bir yazar senden habersiz.
Senin hissettiğin şey yıllar önce yazmış oluyor.
Ve bu da bana hep şunu düşündürüyor.
Yani demek ki yalnız değilim.
Çünkü yalnız olsak aynı cümlelerde buluşamazdık bence.
Ki şöyle de bir şey var.
Kitaplar sadece dinlemiyor, aynı zamanda çok fazla şekillendiriyor bence insanı.
Bazen bir karakteri görüyorsun ve diyorsun ki ya ben bu olmak istiyorum, böyle olmak istiyorum diyorsun ya da tam tersi.
Ben asla böyle biri olmak istemem diyorsun.
Yani kitaplar sadece bir kaçış değil, seni tutup başka bir versiyonuna doğru iten bir güç gibidir aslında.
Ve belki de en sevdiğim tarafı şu, kitaplar beni hep kendime geri getiriyor.
Yani ne kadar dağılmış olursam olayım, ne kadar kafam karışık olursa olsun bir kitabın içinde bir cümle buluyorum ve içim toparlanıyor sanki.
Yani sanki biri diyor ki tamam buradasın ve devam edebilirsin gibi.
Bu şekilde kendine işaretler toplayanlar beni çok iyi anlayacaktır.
İşte o yüzden ben de güvenli alanımı kitaplarla doldurdum.
Çünkü onlar beni hayatı hep daha iyi bir yerden döndürdüler.
Bu alan... Benim bu güvenli alanın aslında tamamen kendimi bulduğum da bir yer.
Çünkü hayatın içinde çok fazla gürültü var.
İşler var, sorumluluklar, insanlar, koşuşturmalar.
Ama bir kitabın içindeyken hiçbirine cevap vermek zorunda olmamam.
Yani kitapta olan olaylardan bahsediyorum.
İyi geliyor bana. Sadece oradayım ve bu o kadar büyük bir konfor ki.
Sanki biri geliyor ve benim zihnimdeki düğmeleri tek tek tek kapatıyor.
Ve belki de bu yüzden özellikle böyle yoğun dönemlerde kitaplara daha çok sarılıyorum.
İnsanlar diyor ki bu kadar yoğunlukta nasıl hala kitap okumaya vakit ayırabiliyorsun?
Ayırıyorum çünkü bana çok iyi geliyor.
Bu şekilde kafamı toplayabiliyorum.
Eğer bir de bunu da okuyamazsam iyice kafayı yerim yani.
O yüzden diyorum ki belki de bir şeylerin beni yavaşlatmasına ihtiyaç duyuyorum ben.
Kitabın ilk sayfasını açtığım zaman o tempoyu otomatik olarak giriyorum çünkü.
Sayfaları çevirdikçe ben de böyle bir toparlanıyorum.
Böyle bir nefesim düzene giriyor.
Hatta bazen oturup okumak için zaman yaratamadığımda yürüyüş yapıyorum mesela.
Sesli kitap açıyorum. Ya da evde mutfağı toparlıyorum.
Bulaşıkları toparlıyorum.
O hikaye arka...
Bir anda böyle yumuşak bir fon gibi akıyor ve kendi içimdeki gerginlik yavaş yavaş çözülmeye başlıyor gibi hissediyorum.
Bir kitap karakterinin yalnız yürüyüşünü okurken kendi yürüyüşümü hatırlıyorum mesela.
ya da bir kitabın içindeki ev sahnesinde kendi odam gözümün önüne geliyor.
Yani kitap dediğimiz şey sadece okunan bir şey değil.
Bir çeşit eşlik eden, fark ettirmeden yanında duran bir şey.
Bu yüzden kitaplarla büyüyen insanlar bence hiçbir zaman tam olarak yalnız hissetmiyor.
Hep bir köşede bir dünya var seni bekleyen.
Bu konu da aslında günlüğümdeki ikinci alıntıya getiriyor bizi.
Bu da yine bir kitaptan alıntı.
Ve yine tüm hislerimin tercümanı olmuş.
Alıntıda şöyle yazıyor.
Bazen bir kitap seni kendine en çok yaklaştıran yer alıyor.
Bu cümleyi yazarken aslında aklımda çok net bir sahne vardı benim.
Böyle bir gece herkes uyuduktan sonra kitabımı açmışım.
Sayfaları böyle hızlı hızlı değil de sanki biriyle sohbet eder gibi okuyordum.
O kadar dingin, o kadar kendimleydim ki hikayeyi okuyormuş gibi değil de kendimi dinliyormuş gibi hissetmiştim.
İşte kitapların bende yarattığı o güvenli alan hissi tam olarak buydu.
Çünkü bazen biri seni dinlemiyormuş gibi gelir.
Ama bir kitap hep dinliyor gibi hissedersin.
Ve sanırım bu cümlenin beni en çok etkileyen yanı da kitapların aslında bizi kendimize doğru incitmeden taşıması.
Yani bir terapinin ilk dakikaları gibi değil.
Daha çok, çok yakın bir arkadaşınla sessizce oturduğun ama yine de tam olarak anlaşıldığını hissettiğin o anlar gibi.
Hani kelime bile söylemesen ama o seni yine de duyar ya.
Kitaplar da bende böyle bir his bırakıyor.
Çünkü sayfalar arasında dolaşırken fark etmeden kendi düşüncelerine temas ediyorsun aslında.
Yani bir karakterin duygulanımından kendini tanıyorsun.
Bir cümlenin altını çizince aslında ben de böyle hissediyorum demiş olabiliyorsun.
O yüzden kitabı okurken yalnız kalmak aslında kendine yaklaşmak gibi bir şey benim gözümde.
Mesela bazen bir kitabın ortasında hiç beklemediğim bir yerde bir cümle çarpar bana.
O an sanki biri gelip şöyle omzuma bir dokunmuş gibi olurum.
Tam olarak böyle hissediyordum diye düşünüyorum.
O yüzden... Kitap okuma süreci sadece sayfa çevirmek değil benim gözümde.
Bir çeşit aynaya bakmak gibi.
Her kitap çok farklı bir tarafını gösteriyor insana.
Birinde cesaretini, birinde kırılganlığını, bir diğerinde hiç fark etmediğin bir özlemini görüyorsun.
Sanki zihnimde sürekli bir oda düzeni değişiyor.
Bir şeyler yerli yerine oturuyor gibi.
Ve ne zaman böyle bir kitap benim olsa hayatıma bir tık daha şefkatli bakmaya başlıyorum.
Bu yüzden güvenli alan dediğim şey aslında çok duygusal bir yerden geliyor.
Kitaplar bana daha ağırdan al demeyi öğretti mesela.
Her şeyin bir anda çözülmeyeceğini, bazı şeylerin sadece zamanla akacağını, bazı hislerin geçmek için acele etmediğini.
O yüzden okumak benim için bir kaçış değil.
Daha çok kendimi toparladım, kendime döndüm.
Bir yer gibi. Bir de işin çok tatlı bir tarafı var.
Bazen hayat çok kalabalık olabiliyor.
Biliyorsun. İnsanlarla görüşüyorsun.
İşlerin yoğun koşturuyorsun.
Ama ne kadar kalabalığın içinde olursam olayım eve döndüğümde yatağıma uzanıp kitabımı açtığımda ben de böyle tamam buradayım hissi oluyor.
Yani sanki biri bana diyor ki tamam geldin şimdi rahatlama vakti.
diyor. O yüzden hani kitap okumak benim için hobi değil.
Gerçekten şöyle bir dinginleştiğim bir alan.
Bir arkadaşım şey demişti bana.
Bu senin hayata tutunma şeklin.
Gerçekten de öyle galiba.
Çünkü bazı günler var.
Hiçbir şey yapmak istemiyorsun ama kendini boş hissetmek de istemiyorsun.
O anlarda kitap açmak mesela kendine gel birlikte biraz duralım demek gibi bir şey gibi geliyor bana.
Böyle bir sakinlik ama pasif bir sakinlik de değil.
İçinde bir hareket var. Neticede bir şeyler öğreniyorsun, birini tanıyorsun, bir duygu buluyorsun.
Ve bunu yaparken kimse senden enerji istemiyor.
Kitap kendi enerjisini sana veriyor.
Ve ilginç bir şekilde okudukça fark ettim ki kitaplar insanın sadece başka hayatları götürmüyor.
İnsanın kendi hayatındaki soruları da daha net görmesini sağlıyor.
Mesela bazen bir karakter bir seçim yapıyor ve sen...
Ben olsam ne yapardım diye düşünüyorsun.
Bu da günün sonunda fark etmeden kendinle konuşmak oluyor aslında.
Ben bunu hep çok değerli buldum.
Bir de şu tarafı var ki kitap okumak bence biraz da yaşamın hızını ayarlamakla ilgili.
Çünkü her şey çok hızlı ya şu anda.
İnsanlar, gündem...
Her şey koşarken kitap okuma eylemi bence biraz yavaşlaman için var gibi geliyor.
O yüzden bu kadar iyi bağ kurmamın en güçlü sebeplerinden birinin de beni kendi tempoma döndürmesi olduğunu düşünüyorum.
Bu konu benim için hep çok kıymetli ve yerde olduğu için konuşmadan duramıyorum.
Daha çok konuşurum yani ama şunu söylemek istiyorum.
Ayrıca kitaplarla büyüyen insanlar kendilerine başka türlü bir dünya kuruyorlar.
Gerçek hayat bazen yorucu olabilir, karışık olabilir, hatta dümdüz bile olabilir.
Ama kitaplarla büyüyen insanların içinde hep gizli bir renk paleti var gibi hissediyorum.
Bir duygusu var, bir merakı var, bir sıcaklığı var.
Bu yüzden kitap okumak bana hep içimi toparlayan bir güç gibi geldiği için bu renk paletini çok seviyorum.
Ve bu alışkanlığı edinmenin bu kadar kıymetli olmasının en büyük sebebi de kendine bir durma noktası vermek.
Ve ben bu konular hakkında ne zaman konuşsam, bu bir YouTube videosunda da olabilir, bir Reels'da da kitap önerisi verirken de olabilir.
Buna vakit ayırmak üzerine çok fazla soru alıyorum.
Ya bunun bir kuralı yok bence.
Herkes aynı şekilde de başlayamıyor.
Ben de bunu anlıyorum. O yüzden kitap okuma alışkanlığı kazanmak dediğimiz şey sanki dev bir hedefmiş gibi gelmiyor.
Bence kimseye. Bazen sadece günde 2-3 sayfa bile yetiyor o kapıyı aralamaya.
Ben de zaten yıllar önce böyle böyle alıştım.
Okudukça kitap seni çağırmaya başlıyor zaten.
Zorlama olmadan çok keyifli bir şekilde.
Biri sana okumalısın dediği için değil, sen biraz kafamı toparlasam iyi olacak dediğin için okuduğunda kıymetli oluyor.
Bir de bence çok önemli bir şey daha var.
Kitap okumak sadece sessiz bir odada olur gibi bir algı var ya.
Bence hiç böyle değil bu ya.
Hatta bazen en güzel anlar ne bileyim bir havaalanında beklerken, garda beklerken ya da otobüste bir yerden bir yere gidiyorken eğer oturabildiysek bu anlar da oluyor.
Ben bazen sesli kitap açıyorum.
Mesela dediğim gibi yürürken, bulaşık toplarken.
Bazen kısa bir öykü okuyorum.
arkadaşımın kahve buluşmasına gelmesini beklerken falan.
Bu da kitap okumayı daha ulaşılabilir hale getiriyor.
Yani bu alışkanlık illa büyük zaman bloklarıyla olacak diye bir şey yok.
Hayatın içine serpiştikçe çok daha doğal bir parçası oluyor bence.
Ve belki bu insanların bu alışkanlığı kazanmasını kolaylaştıran bir şey de şu ki kendine doğru alanı açmak.
Eğer kitap okumak için özel bir köşe yaratıyorsan, bir koltuk olabilir, bir battaniye, bir sıcak içecek, hatta sadece bir move bazen.
O zaman o an bir ritüelle dönüşüyor ve bu çok tatlı bir şey bence.
Bu ritüel insanı çok besliyor.
Çünkü o hazırlık bile...
Şimdi sırada ben varım demek oluyor.
Hayat ne kadar yoğun olursa olsun kendine ayırdığın o küçük dilimi görmek çok iyi hissettiriyor insanı.
Son olarak kitap okudukça insanın içi genişliyor demiştim.
Bir şeyler ekleniyor sana.
Bu bazen bir duygu oluyor.
Bazen tamamen fark etmeden değişen bir bakış açısı oluyor.
O yüzden kitap okuma alışkanlığı kazanmanın önemi sadece okuma fiilinde değil.
Zihnini açtığı kapılardan.
Dünyayı yumuşattığı yerlerde ve seni büyüten sessiz anlarda yatıyor.
Ve bu bence herkese çok iyi gelebilecek bir şey.
Beni dinlediğin için teşekkür ederim.
bunları sadece günlüğüm biliyordu ama artık sen de biliyorsun ve bu beni çok mutlu ediyor.
Ben de dinledim, buradaydım demek istersen açıklamalar kısmında bana ulaşabileceğin tüm sosyal medya hesaplarını bulabilirsin.
Kendine çok iyi bak.
Bay bay. Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
