
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
bugün dönüp “iyi ki” dediğim şeyleri kalpten kalbe konuşmak için.
Zeynep’i Instagram’dan takip etmek için: https://www.instagram.com/zeynephantik?igsh=c3hrNTd1NjlhejRq&utm_source=qr
Zeynep’i Youtube’dan takip etmek için: https://youtube.com/@zeynephantik?si=Ax2DyjtJ4TgRtWZq
Podcast hesabını Instagram’dan takip etmek için: https://www.instagram.com/konusulacakcokkseyvar?igsh=c245NTZpa2Ywc3Rm
Transkript
Bugün yine o sayfalardan birini daha açıyorum.
Bu bölüme nasıl başlayacağımı birkaç gündür düşünüyorum aslında, yalan söylemeyeceğim.
Ve hala tam olarak nereden gireceğimi bilmiyorum.
Çünkü hayatımda bazı anlar var benim.
Yaşarken bile böyle hani gerçek gibi gelmeyen.
Sonradan böyle fotoğrafa bakınca, videoya bakınca hatta birini anlatırken bile hani ya bu...
Gerçekten oldu mu böyle bir şey diye tekrar soruyorsun ya kendine.
Ben son 3 gündür tam olarak öyle bir yerdeyim.
Ve artık zaten burada günlüğümü açıyorum.
Aklımdan geçenleri konuşuyorum.
Size hayatımın en içinden yerleri anlatıyorum.
O yüzden bunu da sizinle konuşmak istedim.
Çünkü evet 3 gün önce evlenme teklifi aldım.
Bunu söylerken ben çok garip hissediyorum bu arada.
Çünkü hem çok gerçek hem de biraz rüya gibi.
Böyle. Şimdi ben bunu sosyal medyada paylaştım tabii ki.
Ama oradaki paylaşım başka bir şey.
Burası başka bir şey. Orada hani bir kare birkaç saniye böyle bir açıklama.
Buradaysa o anın içindeki o kalp çarpıntım var.
Şaşkınlık var. Hani ben bunu nasıl hiç anlamadım var.
İlkler var ve evetler var.
Galiba bu bölümün adını bu yüzden çok sevdim ben.
Bu bölümü planlarken de.
Evet ve iyi ki dediğim şeyler.
Çünkü bu bölümde böyle sadece bir evlilik teklifine evet demekten bahsetmiyorum.
Bazen hayatın içinde fark etmeden küçük küçük evetler diyorsun.
Birine güvenmeye evet.
Kendini açmaya evet.
Ben bunu tek başıma taşıyabilirim ama yine de paylaşmayı seçiyorum demeye evet.
Sevilmeyi kabul etmeye evet.
Ve sonra dönüp baktığında o küçük evetlerin hepsi Büyük bir ilk ye dönüşüyor.
Sanırım ben son birkaç günde biraz bunun içinde dolaşıyorum.
Herkesin şaşırmasını da çok iyi anladım bu arada.
Çünkü 4 seneden fazladır bir süredir böyle bir içerik hiç paylaşmadım.
Bir erkek arkadaşım olduğundan bile bahsetmedim.
Hatta bunu söylerken bile gülüyorum biraz.
Çünkü gerçekten düşündüğümde hayatımın çok büyük bir kısmını sizinle paylaşıyorum.
Ama bazı şeyleri de çok kendime saklamışım.
Bu bir saklama hali gibi de değil aslında.
Daha çok hani kendime ait tuttuğum, büyütmek için gürültüsüz bıraktığım bir alan gibiydi.
Bazı şeyler vardır yani daha çok flisken, sürekli anlatmak istemezsin.
Biraz kendi içinde kök salsın istersin.
O şey. Bozulur diye değil sadece onun ritmini dışarıya göre kurmak istemediğin için.
Benim ilişkim de biraz böyleydi.
Çok sevdiğim, çok önemsediğim ama telefon kamerasını değil kalbimin içinde tuttuğum bir alan gibi.
Sonra bir anda pat diye sahilde bir Polaroid fotoğrafında yüzüğü görüyorum.
Tekrifi alıyorum. Ben şok size zaten şok.
Gerçekten çok tatlı bir kaos oldu.
Yorumları okurken bir yandan çok...
Güldüm bir yandan çok duygulandım.
Çünkü insanı gerçekten şaşırmışlar ama aynı zamanda çok içten de sevinmişler.
Böyle bir şey var ya hani tanımadığın ama bir şekilde hayatına eşlik eden insanların senin mutluluğuna sevinmesi.
Çok değişik, çok güzel bir his.
Ve ben bir insanın hiç tanımadığı, hiç yüz yüze gelmediği bir insana güzel, onu mutlu edecek bir mesaj atmasını güzel bir kalbe bağlıyorum.
Çünkü bu gerçekten güzel bir kalp istiyor ya.
Karşıdaki insanı sadece mutlu etmek için yazıyorsunuz bunu çünkü.
O yüzden çok çok duygulandırıyor o mesajlar beni.
Bu teklifin olduğu yer de benim en sevdiğim yerlerden biri olduğu için galiba etkisi daha da büyüdü benim gözümde.
Sahil benim için sadece bir manzara değil çünkü biliyorsun.
Benim böyle kapımı toplamaya gittiğim, yürüdüğüm...
düşündüm, sustum, bazen ağladım, bazen aşırı mutlu oldum.
Hayatıma farklı dönemlerinde kendimi eşlik etmiş bir yer.
O yüzden orada yaşanan bir şey sadece bir mekanda olmuş bir an gibi olmuyor benim için.
Sanki hayatımın başka zamanları da gelip o anın etrafında duruyor.
Ve ben o gün sahildeyken zaten sevdiğim bir yerdeyim.
Zaten içim yumuşacık.
Bir de üstüne böyle bir şey oluyor.
Gerçekten birkaç duyguyu aynı anda yaşadım.
Şaşkınlık, sevinç, ağlama isteği, gülme isteği hepsi bir arada.
Ve işin en komik tarafı şu.
Ben Polaroid fotoğrafları zaten inanılmaz seviyorum.
Ve orada öyle o kadar kendi halimdeyim ki.
O Polaroid fotoğraf kısmı yani biz ayağa kalktık.
Normalde her sahile indiğimizde böyle ikimiz bir fotoğraf çekeriz benim fotoğraf makinemden.
Yine öyle bir şey sanıyordum ben ve o sırada yüzük de varmış kadrajda.
Ben fark etmemiştim bunu.
O fotoğraf çıktıktan sonra elimizle sallıyoruz sallıyoruz sallıyoruz.
Çıktıktan sonraki kısımlar beni ayrıca vurdu.
Çünkü çok tatlı, çok...
Bana ait bir detay.
Nasıl hissettiğimi böyle arkadaşlarım da sorduğunda çok anlatamadım.
Yani çok sevildiğini bir anda bütün hücrelerini hissetmek gibi bir şey herhalde.
Ben bu bölümde biraz daha bundan bahsetmek istiyorum.
Aslında hani sadece evlilik teklifi hikayesi değil de benim genel olarak ilişkiye bakış açımdan, sevmekten, sevilmekten, güvenmekten, uzak mesafe gibi görünen şeyleri birlikte
üretmeye çalışmaktan.
Yani genel olarak bir ilişkide benim iyi ki dediğim şeylerden bahsetmek istiyorum.
Çünkü bazen dışarıdan bakınca bir ilişkinin en görünür anları öne çıkıyor ya.
Hani fotoğraflar, yıl dönümleri, sürprizler, yüzük teklif.
Ama bir ilişkiyi gerçekten kuran şeyler çoğu zaman görünmeyen şeyler oluyor benim gözümde.
Yani günlük konuşmalar, ses tonu, zor günlerde gösterilen sabır, küçük düşünceler, birbirinin alanına saygı, güven ve en çok da bence birinin yanında
rol yapma alan kalabilmek.
Ben uzun zamandır aşka böyle çok romantik ama bir yandan da çok gerçekçi bir yerden bakıyorum.
Aşkı küçümsemiyorum asla.
Aksine çok büyük bir şey olduğunu düşünüyorum.
Ama sadece büyük jestler olarak da görmüyorum.
Hatta yıllar içinde şunu daha çok fark ettim.
Aşk bazen çok sessiz bir şey.
Yani sana bugün nasılsın diye sorarken gerçekten cevabını merak eden bir ses gibi.
Sen anlatırken lafını kesmeden dinleyen biri gibi.
Yorulduğunu senden önce fark eden biri gibi.
Bir şeyin senin her an zorladığını anlamaya çalışan.
Ve bunlar dışarıdan bakınca çok içerik gibi görünmeyebilir.
Ama hayatı birlikte yaşarken asıl orada hissediliyor bence aşk.
Bir de şu var. Bunları kesinlikle bahsetmek istiyorum bu bölümde.
Sevilmek kadar sevilmeyi kabul etmek de ayrı bir şey bence.
Ve bunun çok konuşulduğunu düşünmüyorum.
Çünkü bazen insan birini sevebiliyor ama sevilirken rahat olamıyor.
Böyle şüphe ediyor. Geri çekiliyor, kontrol etmeye çalışıyor.
Fazla güçlü görünmeye çalışıyor.
İhtiyaçlarını söylemiyor belki.
Ben bunları çok insani buluyorum.
Hepimizin geçmişinden, korkularından, hayal kırıklıklarından taşıdığı şeyler var.
O yüzden güven konusu benim için çok kıymetli.
Güven dediğim şeyi de sadece sadakat anlamında demiyorum bu arada.
Duygusal güvenden de bahsediyorum.
Yani bir şey hissettiğimde, bunu söylediğimde küçümsenmeyeceğimi bilmek.
Mesela kırıldığımda savunmaya geçmeden konuşabileceğim bir alan olması.
Mesela ya da mutlu olduğumda da korktuğumda da saçma bir şey düşündüğümde de dürüst olabileceğim bir yer.
Bence bir ilişkiyi büyüten şey bu.
Ve uzakta olsak da bunu yürütmekten bahsetmek istiyorum biraz.
Çünkü bu da iyikilerimin içinde gerçekten çok büyük bir yer tutuyor.
Uzaklık zor mu?
Evet zor. Hani bunu romantikleştirip hiçbir şey olmuyor gibi anlatmak istemem.
Özlemek var, fiziksel olarak yanında olamamanın can sıktığı günler var.
Bazen sadece aynı ortamda sessizce oturmak istediğin anlar bile var yani.
Ama bir yandan da uzaklık insan çok şey öğretiyor tabii ki.
İletişim öğretiyor, netlik öğretiyor, emek öğretiyor.
Zamanı daha bilinçli kullanmayı öğretiyor ve en önemlisi bak.
Sadece kolayken değil zorlayıcı iken de birbirini seçmeyi öğretiyor.
Bence bu çok çok değerli.
Çünkü sevgi bazen tam burada belli oluyor.
Yani her şey mükemmel koşullarda değilken de orada kalabilmekte olay.
Ben bu ilişkide en çok bunu sevdim galiba.
Kendim gibi olabilmeyi.
Bu cümle çok duyuluyor.
Çok ağızdan ağıza dolaşıyor.
Ve bazen klişe gibi gelebiliyor ama gerçekten çok gerçek bir şey.
Birinin yanında...
Çok güçlü görünmek zorunda hissetmemek.
Her zaman enerjik olmak zorunda hissetmemek.
Hani bazen dağınık, bazen hassas, bazen kararsız haline de yerin olduğunu bilmek.
Anlatabildim mi? Bu çok büyük bir rahatlık.
Bence sevgi biraz da böyle bir şey.
Sadece parlayan tarafını değil, insani tarafını da...
taşıyan bir şey. Hatta bazen insanı en çok iyileştiren tarafı da bu oluyor benim gözümde.
Bu arada bu bölümü hazırlarken eski günlüklerime de şöyle bir döndüm ve o kadar duygulandım ki.
Çünkü yıllar önce yazdığım bazı cümleler var ve şimdi dönüp okuyunca şu an yaşadığım şey açılan böyle küçük kapılar gibi geliyor bana.
O zaman geleceği bilmiyorsun.
Tabii ki sadece içinden geçenleri yazıyorsun.
Ama sonra bir gün dönüp bakınca ya ben Bunu hissetmişim diyorsun.
O yüzden sana bir iki alıntı okumak istiyorum.
Çok uzun değiller zaten.
Ama bu bölümün ruhuna çok yakışacaklarını düşünüyorum.
Bir tanesinde şöyle yazmışım.
Yaklaşık herhalde 5-6 sene önce.
Bir gün biri beni çok sevdiğinde, bunu büyük sözlerden önce küçük düzeninden anlayacağım.
Bana ayırdığı vakitten, sesindeki yumuşaklıktan.
Merak ettiği şeylerden, beni sevdiğini en çok da sakinliğinden anlayacağım.
Bunu okuyunca böyle bir durdum.
Böyle bir durdum yani.
Çünkü şu an dönüp baktığımda benim ilk dediğim şeylerin çoğu tam olarak bu cümlenin içinde geçiyor.
Büyük sözler tabii ki çok güzel.
Hani çok tatlı.
Romantik anlar da çok kıymetli.
Ama birinin sevgisini en çok gündelik halinden anlayabileceğimizi düşünüyorum ben.
Yani sana nasıl baktığından, seni nasıl dinlediğinden, hayatın içine seni nasıl yerleştirdiğinden.
Ben bir başka sayfada da şunu yazmışım.
Aşk fikrini çok seviyorum ama asıl istediğim şey huzurlu bir sevgi, yorucu olmayan, kendimi ispat etmem gerekmeyen, beni büyüten bir şey yazmışım.
Bu cümleyi... Okumak böyle benim içim yumuşacık yapıyor.
Çünkü sanırım yıllar içinde benim sevgiye bakışım tam buraya geldi.
Eskiden böyle daha dramatik şeylere aşk sanmaya daha yatkın olabiliyoruz bazen.
Hani belirsizliği, o gelgitleri, o yoğunluğu.
Ama sonra büyüdükçe anlıyorsun ki huzur heyecanın düşmanı değil aslında.
Tam tersine en temiz heyecanın zemini benim gözümde.
Yani kendini güvende hissettiğinde...
Daha çok seviyorsun, daha çok açılıyorsun, daha çok gülüyorsun.
Huzur sıkıcı bir şey değil asla.
Çok kıymetli bir şey benim gözümde.
Şimdi bu noktada 3 gün önce yaşadığım günü düşününce sadece çok romantikti falan demiyorum.
Çünkü evet romantikti benim için.
Benim gözümde, benim ilişkimize bakış açımda o çok romantikti, çok tatlıydı.
Çok ince düşünülmüştü.
Benim çok sevdiğim bir yerde...
Gerçekten kalbime dokunan bir anda ama asıl uygulandığım yer şu.
O an tek başına ortaya çıkmış bir şey değildi.
Yani o anın arkasında zaman vardı, emek vardı, birbirimizi tanıma vardı, güven vardı.
Birlikte büyümek vardı ya en basitinden.
Ve bence bu yüzden bu kadar da anlamlı geliyor bana.
Yoksa hani sadece bir sürpriz olarak değil bir yolun içinden çıkmış bir cümle gibi.
Bir de sosyal medyada paylaşınca insanların şaşırması...
Bana şunu düşündürdü birazcık.
Bazen bir insanın hayatının dışarıdan görünen kısmıyla gerçek hayatı arasında ne kadar büyük bir boşluk olabiliyor değil mi?
Bunu kötü bir şey olarak demiyorum bu arada.
Hatta bence bazen çok sağlıklı bir şey bu.
Çünkü her şeyin görünür olması gerekmiyor benim gözümde.
Yani her mutlu anın, her ilişkinin, her kavganın, her barışmanın bir ekrana taşınması gerekmiyor.
Diye düşünüyorum. Ben bunu yıllardır biraz böyle yaşadım ve bu bana galiba çok iyi geldi.
Çünkü ilişkimi ilişki gibi yaşayabildim.
Hani kendi ritmiyle, kendi sınırlarıyla, kendi sessizliğiyle.
Şimdi bunu paylaşmış olmam da çok ayrı bir keyif tabii.
Çünkü çok mutlu olduğum bir haber ve sizden sakınmak gibi bir his hiç yok içimde.
Sadece zamanı şimdi geldi.
gibi oldu. Ve bu da bana yine evet ve iyi ki temasını düşündürüyor.
Hani bazen bir şeyi paylaşmaya evet dersin.
Bazen saklı tutmaya evet dersin.
Önemli olan ikisinde korkudan değil içinden gelen yerden olması.
Benim için bu ilişki uzun süre daha kendimize ait tutmak Çok doğru gelmişti.
Şimdi de bunu sizinle paylaşmak doğru geldi.
Ve bu geçiş de çok yumuşak oldu benim içimde.
Çünkü zaten burada hani yıllardır çok samimi bir alan kurduğumuzu hissediyorum.
Günlüğümü açıyorum, içimi anlatıyorum.
Kırılgan yerlerimi de konuşuyorum.
E artık böyle bir şeyde konuşmayacaksam olmazdı.
zaten. Şimdi ben bu bölümde bu kadar konuştum ettim.
Biraz da şunu söylemek istiyorum.
Özellikle belki şu anda bunu dinleyip aşk konusunda kafası karışık olan ya da umudunu kaybetmiş gibi hisseden bana göre değil galiba diyen birileri varsa ben kimseye öyle pembe bir tablo
çizmek istemem. Hayat zor.
İlişkiler gerçekten emek istiyor.
Bazen zamanlama olmuyor.
Bazen iyi insanlar kötü zamanlarda karşımıza çıkıyor.
Bazen çok sevseniz de bir şeyler olmayabiliyor.
Bunların hepsi gerçek. Ama yine de sevginin iyi bir halinin mümkün olduğuna inanıyorum ben.
Kendini tüketmeden de sevmenin, kendini küçültmeden de sevmenin, güvende hissederek de sevmenin mümkün olduğuna inanıyorum ve bu inanç benim için çok kıymetli bir şey.
Belki de bu yüzden bu bölüm benim için sadece bir haber verme bölümü değil.
Biraz da kendi geçmişime bakıp böyle Bak yani istediğin şeyin nasıl bir şey olduğunu biliyor musun aslında deme bölümü gibi.
Günlüklerde yazdığım cümlelere bakıp gülümseme bölümü gibi.
Hayatın bazı şeyleri zamanı gelince getirdiğini hatırlama bölümü gibi hatta.
Ve en çok da...
Tabii ki. Mutlu olduğum bir şeyi sizinle samimi bir yerden paylaşma bölümü.
Bir yandan hala çok heyecanlıyım bu arada onu da söyleyeyim.
Böyle aşırı sakin ve bilge bir yerden konuşuyormuşum gibi sakın öyle olmasın.
Değilim. Hatta fotoğraflar ve videoları bakınca hala çok gülüyorum, gülümsüyorum.
Hala arkadaşlarımla konuşurken de aynı yerleri tekrar tekrar anlatıyorum.
Hala böyle bazen yüzüme bakıp çok duygulanıyorum.
Bence bu çok güzel.
Hayatın bazı anlarında insanın biraz çocuk gibi sevinmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bazen sadece mutlu olmak da yeterli.
Ama tabii beni ben yapan şey biraz da düşünüp durmak olduğu için ben yine oturup bunun üzerine birazcık düşündüm.
Ve dönüp dolaşıp şu cümleye geldim.
İlişkilerde en çok iyi ki dediğim şey kendimi...
Daha çok kendim gibi hissettiren bir sevgiyle karşılaşmış olmak, beni büyüten ama sıkıştırmayan, beni seven ama beni sadece ilişkinin içindeki rolüm olarak görmeyen, hayallerimi alan açan,
mesafeyi böyle bir engel gibi değil bir emek alanı gibi birlikte taşıyabildiğimiz bir şey.
Ve evet kusursuz değiliz tabii ki.
Zaten mesele kusursuzluk da değil.
Mesele iyi niyetli olabilmek, konuşabilmek, dönüp tekrar seçebilmek.
Belki yıllar sonra bu bölümü açıp dinlediğimde bugün hissettiğim heyecanı hatırlarım diye de içimden geçiriyorum şu an bu arada.
O yüzden bu kaydın içinde biraz kalbimin sesini bırakmak istiyorum.
Şu an gerçekten çok...
Minnettar hissediyorum.
Biricik sevgilim bu podcastı dinleyecek bunu da biliyorum.
Yani sevdiğim için, sevildiğim için, güvenebildiğim için, bu kadar güzel anlar yaşayabildiğim için, bunu sizinle paylaşacak bir alanım olduğu için, geçmişteki kendimin yazdığı cümlelerin bugün
bana göz kırptığı bir yerde olduğum için minnettarım.
Ve sanırım ilk kelimesinin en güzel hali de bu.
Zaten sadece bir olay için değil, o olaya gelene kadar yürüdüğün yol için de iyi ki diyebilmek.
O yüzden bu bölümün sonunda kendime de size de küçük bir şey bırakmak istiyorum.
Hayatınızda şu an kocaman bir evet anı olmak zorunda değil.
Belki yoktur, belki henüz gelmemiştir, belki başka bir formda gelecektir.
Ama bazen küçük evetler de hayatı değiştiriyor.
Kendini açmaya. Daha dürüst olmaya, korktuğun halde denemeye, güvenmeyi yeniden öğrenmeye.
Evet. Ve sonra belki bir gün dönüp bakıyorsun.
Bütün o küçük evetler birikmiş, birikmiş, birikmiş ve kocaman bir iyi ki olmuş.
Benim son üç günüm birazcık böyle geçti.
Çok şaşkın, çok mutlu, çok duygusal ve kalbi çok dolu bir şekilde.
Ve artık bunu burada da söylemiş oldum.
Mutluyum, heyecanlıyım ve evet iyi ki.
İyi ki bu bölümde seninle konuştuk.
İyi ki yıllarca burada böyle bir alan kurduk.
İyi ki bazen gerçekten günlüğün bildiği şeyleri şimdi birlikte konuşabiliyoruz.
Beni dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Ben de buradaydım, dinledim.
Zeynep demek istersen bana ulaşabileceğin sosyal medya hesaplarını açıklamalar kısmından bulabilirsin.
Kendine çok çok çok iyi bak.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
