
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
bugünkü hâlinden memnunken bile, geçmişteki halini özlemenin ne kadar doğal olduğunu fark etmek için.
geçmişteki “ben”e teşekkür etmeyi unutmamak için.
Transkript
Bugün yine o sayfalardan birini daha açıyoruz.
Bu defa siz de buradasınız.
Bugün konuşacağımız şey ise...
Zaman zaman içimizi burkan ama yüzümüzde de küçük bir gülümseme bırakan bir his.
Eski beni özlemek.
O biraz daha saf, biraz daha kafası karışık, biraz daha düşünmeden harekete geçen halimizi.
Bazen hüzünle, bazen minnetle andığımız o eski halimizi.
bunları sadece günlüğüm biliyordu ama artık sen de biliyorsun.
Ben Zeynep ve bu bunları sadece günlüğüm biliyordu podcastinin 11.
bölümü. Hoş geldin.
Hayatımın şu anki dönemini anlatmaya kalksam sanırım en çok şükür kelimesi geçerdi cümlelerimde.
Çünkü gerçekten şükrettiğim çok fazla şey var.
Hayallerimde olan kliniği kurma aşamasındayım.
Sevgisini çok hissettiğim, beni ben gibi seven ilişkiler var hayatımda.
Ailemi, ben iyiyim, işler yolunda ama bazen işte sadece bazen...
Geçmişteki o halini özlersin ya.
Sebebi eksiklik değil, huzursuzluk hiç değil.
Sadece başka bir zamandan kalan bir benliğe duyulan o garip özlem.
Kendini çok sevdiğin bir dönemde bile geçmişteki bazı versiyonlarına özen duyman mümkün bence.
Bu ikisi birbiriyle çelişmiyor.
Biri bugünkü seni sevmek, diğeri eski seni sarılmak ister gibi hatırlamak.
Bazen içimden bir işte iyi ki şöyle yapmışım.
diyorum mesela. Çünkü o eski ben, şimdiki beni hazırlamış gibi.
Ama yine de o müziği duyunca aklına gelen hallerin, o saçma kıyafetin içindeki kendine gülen fotoğrafların hep bir parça eksik gibi bazen.
Çünkü artık o kişi değilsin.
Ama o hali seviyorsun.
Yani böyle hani bir sayfa çevrilmiş, bir defter sayfası.
Ama bir köşesinden hala sayfanın ucundan böyle tutmaya çalışıyorsun gibi.
Bir gün tam da bu hisle günlüğüme şöyle yazmışım.
Bugünkü halimi gülümsemek istiyorum.
Çünkü bir gün ben de bu halimi özleyeceğim.
Biliyorum. Ama yine de özlerken üzülmek istemiyorum.
Geçmişim bugünüme dair güzel bir selam gibi kalsın istiyorum yazmışım.
Bunu yazarken çok küçük bir farkındalık geçmişti içimden.
O da şu. Bazı özlemler üzmez, sadece hatırlatır ve biz o hatırlamalara ne yüklersek o kadar da uygulanırız.
Eski halimi hatırlarken hissettiğim şey sadece hüzün değil, bir minnettarlık da var içinde.
O kadar denememe, yanılmama, kırılmama rağmen hala içimde bir şeyleri tutkuyla isteyen bir taraf var ve sanırım o taraf o eski benden bana miras kaldı.
O eski ben belki daha az şey biliyordu ama daha çok deniyordu.
Belki korkuları vardı ama buna rağmen buna göre hareket ediyordu.
Şimdiki ben birazcık daha temkinli, biraz daha planlı.
Ama o halim sanki böyle işte daha başına vırık.
Bazen ne yapsığını bilmeden ama bir şekilde hayata güvenerek hareket ediyordu.
Bu yüzden geçmişteki halimi düşündüğümde ona kızmıyorum.
Yani niye bu kararı verdin ya da neden öyle yaptın demiyorum.
Aksine hep diyorum ki ilk öyle olmuş.
Çünkü her saçmalık.
Bak her heyecan, her gözyaşı bugünkü beni oluşturan bir şey gibi.
Geçmişe dönüp baktığımda o kadar ufak tefek saçmalıkların hayatımı değiştirdiğini ve şu anda çok mutlu olduğum şeylerin sebebi olduğunu görüyorum ki şok oluyorum buna.
Bir arkadaşım bana bir gün şöyle demişti.
Eski halimizi özlemek aslında geçmişte yaşadıklarımızı onurlandırmak gibi.
Yani şu an olduğun kişiyi kabul ederken Kim olduğunu da unutmamak.
Anladın mı? Ne kadar doğru.
Çünkü özlem bazen geçmişe değil, geçmişteki hislere duyuluyor.
O zaman daha kolay güldüğümüz bir anı hatırlıyoruz belki.
Ya da hiçbir şey kafaya takmadığımız bir yaz akşamını hatırlıyoruz.
Bazen bir şarkı çalıyor ve o gün o saçma kıyafetle gittiğin bir yeri hatırlıyorsun.
Belki o gün kendini çok garip hissetmiştin.
Ama şimdi gülüyorsun. Çünkü o anda sen, çünkü o anda hayat.
Şimdiki ben, şimdiki Zeynep mutlu.
Ama bu geçmişteki halime üzülmediğim anlamına gelmiyor.
Bazen o halimi omuzlarından tutup sarılmak istiyorum.
Halledilir hepsi demek istiyorum.
Bugün buna bu kadar üzülüyorsun ama gelecekte çok gülüp geçeceğin bir şey olacak bu demek istiyorum.
Çünkü o eski ben çok çabalayan bir insandı.
Ama sonuçlarını çok erken gören biri değildi.
Belki de o yüzden şimdi ona dönüp...
Aferin sana diye simgeliyor.
Ve belki de bu yüzden özlemek kötü bir şey değil.
Hatta çok insani bence.
Çünkü değişiyoruz ve değişim bazen içimizde bir hüzün bırakıyor.
Ama bu hüzün kayıptan değil, geçişten ötürü.
Bir halden başka bir hale geçişin sessiz izleri gibi.
O yüzden bugünkü sene bakarken geçmişteki seni de elinden tutarak görmeye devam ediyorsun aslında.
Ben geçmişte yazdıklarımda bu hissi net olarak görebiliyorum.
Mesela bir gün hayatımın en garip dönemlerinden birindeyken şöyle yazmışım.
Her şeyin çok karmaşık olduğu bir dönem bu.
Ama içimde öyle bir his var ki belki şimdilik hiçbir şey anlamlı değil ama günün birinde hepsi bir bütün oluşturacak.
O gün çok yorgun, çok kafası karışık bir halde olduğumu hatırlıyorum.
Ama bu cümleyi yazarken sanki içimde böyle bir unut ışığı vardı.
O gelip geçti böyle. Belki bugünkü beni birazcık hissetmişti.
O günkü Zeynep. Şimdiki halimi henüz bilmiyordu evet.
Ama içten içe geleceğine güveniyordu belki de.
Ve o güven hissi bugün hala beni ayakta tutan şeylerden biri.
Ve işte bu yüzden... Bazen eski beni özlerken aslında o umut duygusunu da özlüyorum.
Belki de her şeyin karmaşık olduğu ama bir şekilde iyiye gideceğine inandığım o dönemi.
O zamanlar elimde somut bir şey yoktu ama çok hayal kuran biriydim.
Şu an gerçekten çok fazla hayalimi gerçekleştirdim şükürler olsun ki.
Ama bazen düşünüyorum da o hayallerin peçinden koşarken hissettiğim o enerji bambaşka bir şey.
Ben bu yolculuğu çok seviyorum.
Şu anda da çok güzel yerler kuruyorum.
Ve onları çabalarken bu içinde hissettiğim ve kalbimde, midemde hissettiğim bu his çok bambaşka bir şey.
Biliyorum ki 10-15 sene sonra şu an hissettiklerimi özleyeceğim.
Ama geçmişteki o halimin bana bıraktığı şey tam olarak şu ki ne olursa olsun yola devam etme cesareti.
Bazen... Bir kahve içerken tam o anda bir fotoğrafın içinden çıkmış gibi hissediyorum kendimi.
Hani hayalini kurduğumuz bir gün vardır ya.
Pencereden içeri böyle bir güneş gelir.
Masada çok sevdiğim birinin bıraktığı bir not vardır.
Belki yeni bir başlangıcın kokusu vardır.
İşte tam oradayım.
Ama yine de o eski beni içimde taşıyorum.
Çünkü onun hayaliydi.
Bu masa, bu not, bu ışık.
Belki o zaman bir kliniğim, kendi ayaklarının üstünde durduğum bir hayatım, sevildiğimi bu kadar hissettiğim bir kalbim yoktu belki.
Ama hepsini istemeye cesaret eden bendim.
Küçücük ama kararlı bir ben, bir Zeynep.
Bazen geçmişteki kendimize çok sert konuşuyoruz ya.
Hani nasıl bunu düşünmüşüm, nasıl bu hatayı yapmışım gibi.
Oysa ne olurdu birazcık daha şefkatli olsak?
Ne olurdu geçmişteki halimize?
Aferin sana ya diyebilsek.
Bilmiyordun ama denedin.
Korkuyordun ama yürüdün.
Bak bu bile yeterdi belki.
Çünkü her yeni biz bir öncekinin omuzlarında yükseliyor.
Ve bugün burada bu sohbeti yapabiliyorsam o eski benim tuttuğu kalemin, yazdığı cümlelerin, iç geçirdiği gecelerin payı çok büyük.
O küçük Zeynep şu an şok olurdu bu arada.
Çünkü insanlarla konuşamayan, utançtan böyle masaların altına kesilen bir tip olduğu için benim böyle mikrofonu açıp bu kadar fazla insanla etkileşime geçtiğimi Görse
düşüp bayılırdı herhalde.
İşte bu yüzden bazen özlemek de bir kutlamadır.
İçimizdeki eski bene, yola ilk çıktığımız halimize bir selam göndermektir.
İyi ki vardın demektir.
İyi ki o kararları verdin.
İyi ki düştün. İyi ki kalktın.
Ve şimdi burada belki de daha yorgun ama çok daha bilge bir ben olarak o eski bene şunu söylemek istiyorum ben.
Ben çok minnettarım ya.
Çünkü... İşte o olmasaydı ben de olmazdım.
Bazen geçmişteki halimize özlem duymak bir tür vedalaşma şekli gibi geliyor bana.
Ama öyle sert bir veda değil.
Daha çok yavaş yavaş el sallamak gibi.
O halini çok seven ama artık onunla evde yaşamayan biri gibi.
Aynı mahallede kalmışız.
Ara sıra pencereden birbirimize bakıyoruz.
O halim bana gülümsüyor.
Ben de ona gülümsüyorum.
Artık o değilim.
Ama ona borçluyum.
Çünkü benliğimin temeli o hal.
Her şeyin ilk kez delendiği, ilk kez korkulduğu, ilk kez vazgeçildiği hal.
Ve hayatın en güzel taraflarından biri de bu belki.
Değişmekten korkmamayı öğreniyoruz zamanla.
Çünkü her değişim birazcık daha kayıpmış gibi hissettirse de aslında büyümenin başka bir dildeki adı bence.
Eskiden sevdiğim bir şarkıyı artık açmıyorsan bu onu sevmediğin anlamına gelmiyor.
başka bir zamanın ritmine ait kaldı.
Tıpkı o işte eski sen gibi.
Çünkü sen başka bir ritmdesin artık.
Ama o ritmi bu bana yardım eden işte o eski melodilerdi.
O yüzden belki de unutmamak gerek.
Ne geçmişi tamamen arkada bırakmalıyız ne de hep ona dönük kalmalıyız.
Birlikte yürümemiz gerektiğini düşünüyorum.
Yani eski benle yeni ben böyle kol kola.
Bazen dönüp o Eski halime bakarken kendimi birazcık daha saf, biraz daha kırılgan ama bir o kadar da cesur buluyorum yani.
İşte ne kadar çok hata yapmışım, ne kadar çok şey için ağlamışım.
Ama bir yandan da böyle bir gurur var içimde.
Çünkü hiçbir şey bilmiyorken de öğrenmeye çalışıyordum.
Ne yapmam gerektiğini bilmiyorken en azından bir adım atmayı deniyordum.
Şimdiki ben o halin denemeleri sayesinde bu halde şu an gerçekten...
Bu mikrofonu açıp konuşabiliyorsam.
Bir zamanlar böyle yaparım ya dediğim için.
Ve bu beni mutlu ediyor.
Bunu hatırlamak hem bir huzur hem de bir minnetarlık bırakıyor benim içimde.
Eskiden kendimi daha özgür hissettiğim zamanlar olmuş olabilir.
Belki daha sorumsuz, daha böyle hayalperest.
Ama şimdi de başka bir özgürlük var.
Kendi kararlarını kendin vermenin, kurduğun hayata sırtlanmanın verdiği bir özgürlük.
Eski hali özlemek şu anki hayatı beğenmemek değil bu arada.
Aksine şu anki hayatın ne kadar emekle kurulduğunu bildiğim için o ilk adımlara daha çok sarılmak demek.
Yani geçmişin tortusunu değil de ışığını taşımak gibi bir şey bence.
Bazen bir kıyafeti giyip aynaya baktığında o eski ben beliriyor mesela.
Ya da eski bir defteri açtığında ya da eski bir parfüm kokladığında.
O halimle...
Normalde olsa, çok daha önce olsa bir kavga ederdim, bir tartışırdım.
Ama uzun zaman önce böyle bir el ele sıkıştık biz.
Onu özleyebileceğimi ama yine de devam edebileceğimi biliyorum.
Bu çok güzel bir his. Çünkü bu hayat sürekli ileri gitmekten ibaret değil.
Bazen durmak, bakmak, özlemek de büyümenin bir parçası.
Kendini geçmişinle barıştırmak.
Bugünkü halineyi davranmanın da bir yolu bence.
Bugün böyle biraz geçmişteki halimize biraz da gülümseyelim istedim.
Biraz işlenelim. Belki biraz helalleşelim eski halimizi.
O halimizi özlediğimiz ama ondan da çok güç aldığımızı fark etmemiz gerekiyor.
Ve belki de ilk kez geçmişe sadece bakmakla kalmayıp teşekkür ettik.
Belki de bilmiyorum. Çünkü biz dediğimiz şey o eski halimizle başlıyor.
bunları sadece günlüğüm biliyordu.
Ama artık sen de biliyorsun ve bu bana çok iyi geliyor.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendine çok çok çok iyi bak.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
