
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
kendine kurduğu o küçük sığınakları çoktan unutmuş, ama içten içe hala oralara sığınanlar için.
Transkript
Bugün yine...
O sayfalardan birini daha açıyorum ve bu defa konuşacağımız şey kulağa yine ve yine her bölümde olduğu gibi çok basit gelecek.
Ama bence hepimizin içinde bir karşılığı var.
Şundan bahsediyorum.
Bazen insanı ayakta tutan şey böyle kocaman bir plan değil de sadece elindeki sıcak bir bardaktır.
Ben böyle düşünüyorum. Ne demek istediğimi hemen anlatayım.
Şöyle düşün. Çok kötü bir gün geçiriyorsun.
Tamam böyle her şey üst üste gelmiş, kafan almıyor, ne yapacağını bilmiyorsun ve o an oturup dünyayı kurtaracak bir çözüm bulmuyorsun aslında.
Bazen sadece kalkıp bir su koyuyorsun, böyle bir çayını demliyorsun.
Hep içtiğin o fincana koyuyorsun ve bir köşeye ilişip bir yudum alıyorsun.
Bu kadar. Ve tuhaf şekilde o bir yudum, o bir an seni birazcık toparlıyor.
Hiçbir şey çözülmüyor ama sen bir yere tutunmuş oluyorsun.
İşte ben bugün bunu konuşmak istiyorum.
O küçük, sıradan, kimsenin pek övmediği şeyleri.
Her gün tekrar ettiğimiz o minik alışkanlıkları.
Ve aslında onların göründükleri kadar küçük olmadıklarını konuşmak istiyorum.
Çünkü maalesef ki biz genelde hayatı böyle büyük şeylerin taşıdığını sanıyoruz.
Hani büyük kararlar, büyük değişiklikler, kocaman mutluluklar.
Hep de onları bekliyoruz.
İşte şu iş olsun, şu düzelsin, şu zamanda rahatlayacağım falan diyoruz.
Ama bir de dönüp bakıyorsun ki seni taşıyan onlar değilmiş.
Seni taşıyan şey sabah kalktığında yaptığın o ilk küçücük şeymiş yani.
Hep aynı saatte içtiğin çaymış.
Hep aynı pencereden baktığın o birkaç dakikaymış.
Akşam olunca sarıldığın o battaniyeymiş.
Yani o hiç konuşmadığımız, sıradan diye geçtiğimiz küçük tekrarlar.
Ben... Eskiden bunları biraz küçümserdim.
Dürüst olayım. Hatta sıkıcı da bulurdum yani.
Hep aynı şeyler ya.
Hayatım inanılmaz monotonlaşıyor derdim.
Rutin deyince benim aklıma renksizlik gelirdi bak.
Ama sonra öyle bir dönemden geçtim ki o küçük tekrarların ne işe yaradığını böyle bambaşka bir taraftan gördüm.
Zor bir dönemdi. Ayrılası çok da önemli değil.
Hepimizin başına gelen türden böyle bir şeyler.
Bir şeyler karışmıştı yani.
Kapamın içi sürekli gürültülü.
Böyle yarını ne getireceğini bilmiyorum.
Ve o günlerde fark ettim ki beni sabah yataktan kaldıran şey kurduğumu kocaman hedefler falan değil.
Çoğu zaman öyle bir hedefim de yoktu zaten.
Beni kaldıran o ilk çayın kokusu mesela.
O kısacık yürüyüş, sabah yürüyüşüm ya da akşam o köşeye oturmak.
Yani her şey belirsizken o küçük şeyler yerli yerinde duruyordu ve ben de onlara tutunuyordum.
Yaşadın mı hiç böyle bir şey bilmiyorum.
Yani her şey darmadağınıkken küçücük bir alışkanlığın seni bir yerden tuttuğunu hiç hissettin mi?
Bunu merak ediyorum.
Çünkü... Bak hayat çoğu zaman bizim kontrolümüzle değil.
Tamam yarının ne olacağını bilmiyoruz.
İnsanlar geliyor gidiyor, işler değişiyor, sağlık, para yani hiçbirinin garantisi yok.
Ve bu belirsizlik yoruyor insanı.
Böyle sürekli tetikte tutuyor.
İşte rutinler tam olarak orada devreye giriyor.
Onlar o kaosun ortasında kendi elinle kurduğun küçük bir düzen gibi.
Hani her şeyi kontrol edemem.
Ama şu sabah çayını kontrol edebilirim demek gibi.
Ve o minik alan, o bütün belirsizliğin içinde insana bence birazcık nefes aldırıyor.
Bir de şöyle bir tarafı var.
O küçük tekrarlar aslında yarına atılmış böyle minik bir köprü gibi.
Yarın yine bu çayı demleyeceğim, yine bu pencereden bakacağım diyebilmek.
Bir yanıyla işte yarın da burada olacağım.
Ben yarın da buradayım.
Belirsizliğin içinde olan böyle birkaç küçük şey ve bu sandığından çok daha fazla iyi geliyor insana.
Ben mesela işte geçtiğimiz sene böyle klinik sürecinde bunu çok yaşadım.
Hani böyle kafam karmakarışık, bir ton iş var, aksilikler var ve o günlerde böyle bazen beni ayakta tutan şey o büyük hayalin kendisi de değildi.
Bazen. Çünkü o hayal bazen böyle çok uzak, çok korkutucu da geliyordu.
Ve beni asıl taşıyan şey her sabah içtiğim o çay oldu.
Yani ne yalan söyleyeyim.
O kadar küçük bir şeydi ki ama en kaotik günlerde bile o vardı.
Hani şey gibi bu. Her şey karışsa da şu an bu bardak elimde ve ben buradayım diyordu.
Çok saçma geldiğinin farkındayım kulağa ama böyleydi yani.
Ben bunları düşünürken o dönem bir sabah günlüğüme söylenmiş.
Muhtemelen sabah günlüğü tutuyordum bu sıra.
Çünkü baya böyle beyin çakışı gibi bu sayfalar.
Bu sabah yine erken uyandım.
Kalktım su koydum.
Çayımı o mavi fincanıma doldurdum.
Pencerenin önüne geçtim.
5 dakika. Sadece 5 dakika elimde fincanım.
Dışarıda yeni yeni uyanan bir sokak.
Hiçbir şey çözülmedi. Sorunlar olduğu yerde kaldı.
Ama o 5 dakika içinde bir an kendimi bir yere ait hissettim.
Bu satırları yazarken ama çok yorgun olduğumu hatırlıyorum sadece.
Hani böyle her şeyin dün akşeriklerinin üst üste geldiği bir dönem.
Ama o sabah şunu fark etmiştim.
O 5 dakika hiçbir şey çözmüyordu.
Bu çok doğru. Hiçbir yanlış yok yani.
Ama bir aralık açıyordu.
Ve bazen insanın ihtiyacı olan şey her şeyin çözülmesi değil de sadece nefes alabileceği o küçük aralık zaten.
O aralığı da bana o sıralarda çay veriyordu.
Hani böyle koca bir plandansa bir kupa çay veriyordu.
Bir de şunu düşünüyorum o günlere bakınca.
En zor günlerinde bile dişini fırçalarsın yani.
Ve mesleki örnekler.
Hani başka hiçbir şeye gücün yokken bile onu yaparsın ya.
O bile aslında bir tutunma bence.
Hani ben hala buradayım.
Kendime hala bakıyorum demenin.
Bir yolu. Sessiz bir yolu.
Yani biz o küçük şeyleri önemsiz sanıyoruz ama bazen insanı tutan şeyler tam da onlar oluyor.
Sen ne düşünüyorsun bu konuda bilmiyorum.
Senin de bu zor günlerinde farkında olmadan tutunduğun, kimseye pek anlatmadığın küçük bir alışkanlığın var mı bilmiyorum.
Varsa yaz bana. Çok merak ediyorum başkalarının rutinlerini.
Bir de işin şöyle güzel daha gündelik bir tarafı da var bu arada.
O küçük tekrarlar sadece kötü günlerde işe yaramıyor.
Aynı zamanda hayatı böyle bir ritim veriyor.
Hani bir doku veriyorlar.
Şöyle düşün. Hani hiç rutin olmayan bir hayat aslında çok yorucu olurdu bence.
Yani her sabah her şeye sıfırdan karar vermek zorunda kalsan.
Böyle ne zaman kalkacaksın, ne zaman yiyeceksin, güne nasıl başlayacaksın, ne zaman başlayacaksın.
Bir süre sonra bence insanı bitiriyor bu.
O yüzden o küçük alışkanlıklar, o bilinerce ufak kararı bizim yerimizi alıyor.
Böylece kafamıza daha önemli şeyler için yer açılıyor gibi hissediyorum ben.
O yüzden rutin kelimesine baktığımda artık sıkıcılık, monotonluktansa...
Özgürlük görüyorum birazcık.
Kulağa ters geliyor farkındayım.
Ama öyle. Yani bir de o küçük şeylerin anıları taşıdığı tarafı var.
Belki çayı hep aynı fincandan içiyorsundur.
Belki hediyedir o. Hep ondan içiyorsundur.
Belki bir yolu yürürken hep aynı şeyi düşünüyorsundur.
O tekrarlar bize iyi gelen şeyleri gündelik hayatın içine usulca sızdırmanın bir yolu gibi geliyor bana.
Her tekrardan da o duygu birazcık daha yerleşiyor.
Tabii hep güzel bir şey mi bu?
Hayır işin bir de gölgeli bir tarafı var.
Onu atlamak asla istemiyorum.
Böyle not almışım. Burayı asla atlama diye önüme not almışım.
Bazen o küçük düzenlere o kadar sıkı sarılıyoruz ki bir noktadan sonra bizi korumak yerine daraltmaya başlıyorlar.
Hani sığınak dediğimiz şey bir bakmışsın böyle dört duvara dönüşmüş.
Konfor alanı... Adı üstünde konforlu ama bazen insan olduğu yere de çiviliyor.
O yüzden mesele her rutini göklere çıkarmak değil.
Mesele hangisinin bizi gerçekten taşıdığını, hangisinin artık sadece alışkanlıktan sürüklediğimiz ölü bir tekrar olduğunu ayırt edebilmek.
Bazı küçük şeyler hayat veriyor bize.
Buna katılıyorum. Ama bazıları ise sadece oyalıyor.
Bu ikisini karıştırmamak lazım.
Ben bir gün, bir gece, şöyle yazmışım günlüğüme.
Bugün fark ettim ki en huzurlu anım o akşam çayı.
Aynı fincan, aynı köşe, aynı saat.
Dışarıdan bakan biri için çok sıradan, belki sıkıcı bile.
Ama benim için küçük bir çören gibi.
Ben günü burada bırakıyorum.
Uzun süredir aynı şeyi yapıyorum.
Ama her seferinde biraz başka biri olarak oturuyorum o köşeye.
Böyle yazmışım. Ay duygulandım ya bugün hatırlayınca.
Bu satırlara...
Bakmak bana şunu düşündürtüyor.
Aynı şeyi her gün tekrarlamak dışarıdan bakınca gerçekten hiçbir şey.
Ama içeriden bir törene dönüşebiliyor yani.
Çerçeve hep aynı kalıyor ama içindeki resim her gün biraz değişiyor.
Çünkü o çayı içen kişi yani ben her gün biraz farklıyım.
Aynı fincan ama farklı bir gün, farklı bir kafa, farklı bir yorgunluk.
Ve şunu da fark ettim.
Uzun süre sandım ki böyle küçük şeylerle yetinmek, bir çeşit böyle geri çekilmek, hayattan biraz taviz vermek.
Sanki büyük şeyleri isteyemediğim için küçüklere razı oluyormuşum gibi.
Ama artık böyle düşünmüyorum biliyor musun?
Bazen asıl derinlik o sıradan görünen anların içinde saklı zaten.
Sadece durup bakmayı, orada olmayı biliyor musun?
Mesele o. Çünkü çoğu zaman biz bu küçük anları yaşıyoruz ama orada değiliz.
Beden çayı içiyor evet ama kafa çoktan işe gitmiş bile.
Ya da yarının derdine dalmış.
O anı kaçırıyoruz.
Halbuki böyle bir düşün yani en iyi hatırladığın anlar hep büyük gösterişli anlar mı?
Yoksa çoğu böyle çok sıradan küçücük sıcacık anlar mı?
Bir kokusu, bir sesi, bir ışığı olan gündelik anlar.
Ben de öyle en azından. Aklımda kalanlar benim hep o küçük detaylar.
Peki bütün bunlarla ne yapacağız?
Ben bu bölümde de yine böyle çok büyük kurallar, upuzun listeler vermeyeceğim.
Ben öyle şeyleri sevmiyorum.
Sadece küçük bir şey önereceğim.
Bu hafta kendi hayatındaki o küçük alışkanlıklardan birini seç.
Zaten yaptığın ama çoktan otomatiğe bağladığın bir şey.
O ilk çay, belki o akşam yürüyüşü, o pencere önü, her neyse.
Ve bir sefer, sadece bir sefer bak.
Onu tam olarak orada olarak yap.
Biraz yavaşla yani.
Belki fincanın sıcaklığını hisset.
Mesela avcunda ya da dışarıdaki sesleri duy.
Sadece o bir anda gerçekten bulun.
Anladın mı? Belki hiçbir şey değişmez.
Olabilir. Ama belki de tutunacak dallarının senden daha çok fazla olduğunu görürsün.
Her gün farkında bile olmadan kendine küçük küçük sığınaklar kuruyormuşsun aslında.
Sadece onları görmüyormuşsun.
Şimdi ben böyle bölümün sonuna geliyorum artık.
Bugün neden size bilmiyorum.
Ve çok duygulandıran bir bölüm bu.
Hiç anlam veremediğim şekilde.
Büyük mutlulukları beklerken es geçtiğimiz o küçük anları konuştuk ya bu duygulandırıyor galiba.
Çünkü hayat çoğu zaman büyük anlarda değil o iki büyük an arasındaki o sıradan sıkıcı tekrar eden anlarda geçiyor.
Ve onlara tutunmayı bilmek aslında biraz da hayatın...
Kendisine tutunmayı bilmek demek gibi.
Eğer şu an hayat sana böyle birazcık ağır, biraz belirsiz geliyorsa belki de bugün senin de tutunacağın küçük bir şeye ihtiyacın vardır.
Kocaman bir çözüm değil.
Sadece böyle küçücük bir şey.
Bir bardak çay, bir pencere, bir kaç dakikalık sessizlik bazen o kadarı yetiyor.
Beni dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Umarım ki çok keyif almışsındır.
Ben de buradaydım. Dinledim.
Zeynep demek istersen bana ulaşabileceğin sosyal medya hesaplarını açıklamalar kısmına bırakıyor olacağım.
Kendine çok iyi bak.
Haftaya sağlık. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
