
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
çocukken saatlerce sıkılmanın içinden oyunlar, hayaller ve küçük keşifler çıkaran ama bugün en boş saniyesine bile telefonun sızdığını fark eden herkes için.
Transkript
O sayfalardan birini daha açıyorum.
Sen de buradasın.
Nasılsın bu akşam? Ya da...
Sabah mı, öğle arası mı bilmiyorum.
Tabii ki belki yürüyorsundur, belki bulaşıkları yıkıyorsundur.
Belki de yatağa uzanmış böyle bir tavana bakıyorsundur.
Nerede olursan ol, birkaç dakikalığına buradayız sen ve ben.
Ben bunu akşam kaydettiğim için böyle bir nasılsın bu akşam diye girdim ama bugün sana birazcık tuhaf bir şeyden bahsetmek istiyorum.
Tuhaf çünkü aslında hepimizin başına geliyor ama kimse pek konuşmuyor da bunu.
Hani bir şey kaybolur da...
Ne zaman kaybolduğunu fark etmezsin ya.
İşte öyle bir şey. Sıkılmaktan bahsedeceğim.
Daha doğrusu sıkılmayı unutmuş olmamızdan bahsedeceğim.
Diyeceksin ki ya bu kadar kötü bir şey özleyecek değiliz Zeynep.
Ama şöyle anlatayım.
Şunu düşünmeni istiyorum.
Çocukken nasıldı? Hani o yazları hatırlıyor musun?
O upuzun, böyle hiçbir yere yetişmeyen yaz günlerini.
Okul yok, ödev yok, program yok ve bir an gelirdi öğleden sonranın böyle bazı saatlerinde artık yapacak hiçbir şey kalmazdı.
Hani annene gidersen anne ben çok sıkıldım dersin.
O da çoğu zaman... Gid hadi kendine bir şeyler bul der.
Hatırlıyor musun bu anı?
İşte o kendine bir şey bulma anı aslında sihrin tam başladığı yerdi bence.
Çünkü o sıkıntıdan ne çıkardı?
Battaniyadan çadırlar çıkardı.
Tahtadan kılıçlar.
Halının üstündeki desenler bir anda böyle nehir olurdu.
Kanepe ada olurdu.
Yere basarsan boğulurdun.
Bir karton kutu bir şatoya dönüşürdü.
Mesela kimse sana...
Hayal kur demezdi.
Sıkıldığın için, mecbur kaldığın için beynin kendi kendine bir dünya kurardı.
Yani sıkılmak dediğim şey aslında boşluk değildi.
Sıkılmak bir şeyin başlamadan önceki sessizliğiydi.
Tohumun toprağın altında beklediği o an gibi düşün.
Dışarıdan bakında bir şey olmuyor gibi görünür ama altta bir şeyler kıpırdar.
Şu zoruyu sormak istiyorum sana tam burada.
En son ne zaman gerçekten sıkıldın?
Yani bak gerçekten hiçbir şey yapmadan, böyle eline telefon almadan, bir ekrana bakmadan sadece boşlukta hatırlamıyorsan eğer...
Yalnız değilsin. Çünkü artık o boşluğa asla fırsat vermiyoruz.
Ben şunu fark ettim geçtiğimiz yıllarda kendimde.
Ben böyle asansörü bekliyorum tamam mı?
10 saniye hani. Belki 15 saniye.
Telefon çıkıyor cebimden.
Su ısınsın diye bekliyorum.
Telefon çıkıyor işte. Birinin geç kaldığı bir buluşmada 2 dakika tek başıma kalıyorum.
Hemen telefon çıkıyor.
Yani... Artık bir saniyelik boşluğum bile yok.
Her boşluğu hemen bir şeyle dolduruyordum.
Ve mesele şu ki o boşlukları doldurduğum şey beni dinlendirmiyor aslında.
Daha çok yoruyor. Kafamı kaldırdığımda kendimi daha dolu değil daha dağınık hissediyorum aslında.
Çünkü o eskiden sıkıldığım anlar aslında beynimin nefes aldığı anlarmış bence.
Hiçbir şey yapmadığım o anlardan...
İçeride bir şeyler bağlanıyormuş birbirine.
Bir fikir oturuyormuş yerine yani.
Bir his, anlam kazanıyormuş sanki.
Ve sıkılmak içeriye dönmenin kapısıymış gibi aslında.
Ben o kopiyi hiç açmıyordum geçtiğimiz yıllara kadar.
Çünkü o kapının önünden geçer geçmez elime parlayan bir ekran alıyordum.
Bunu düşününce birazcık tuhaf hissetmiştim ne yalan söyleyeyim.
Çünkü kimse benden bunu almadığı hani...
Ben kendim verdim. Kimse gelip artık hayal kurma, artık sıkılma demedi.
Ben kendi rızamla her gün küçük küçük o boşlukları sattım.
Karşılığında ne aldım?
Birazcık haber, biraz başkasının hayatı, birazcık dopamin.
Ve burada seninle bir şey paylaşmak istiyorum.
Ben çok uzun zamandır günlük tutuyorum biliyorsun.
Geçtiğimiz yıllarda, bir üç sene önce falan, günlüğüme şöyle bir şey yazmışım, onu okumak istiyorum.
Birazcık dağınık. Kısa rakam günlük işte.
Kimseye göstermek için yazılmıyor neticede.
Şöyle yazmışım. Bugün otobüs beklerken 15 dakika bekledim.
Telefonumun şarjı bitmiş.
İlk başta çok sinir oldum.
Ne yapacağımı bilemedim. Sonra karşıdaki evin bahçesindeki yaşlı adamın bahçesiyle ilgilenmesini izledim.
Çiçekleri suluyordu. Ne düşündüğünü merak ettim.
Ve yıllardır ilk kez birini öylece sebepsizce birazcık izlediğimi fark ettim.
Eve geldiğimde tuhaf bir şekilde dinlenmiş gibiydim.
Oysa ki hiçbir şey yapmadım.
Böyle yazmışım. Buna bakınca ne fark ettim biliyor musun?
O 15 dakika bana zorla verilmiş bir hediyeymiş.
İlk 5 dakika falan çok rahatsız oldum tabii ki.
Çünkü o boşluğa alışkın değildim artık.
Ama o rahatsızlığın ötesine geçince böyle bir kilit açıldı bende.
Oradaki beyefendiyi izledim.
Oradaki amcayı yani. Bir hikaye kurdum kafamda.
Merak ettim. Çocukken yaptığım şeyin tam da aynısını yaptım.
Sıkıntı beni hayal kurmaya itti gibi hissettim.
Ve dinlenmiş hissettim yazmışım.
Bu çok iyi gelir çünkü hiçbir şey de yapmamışım gerçekten.
Demek ki dinlenmek bir şey yapmamak değil.
Dinlenmek doğru türden bir hiçbir şey yapmamak.
Ekrana bakmak da bir şey yapmamak gibi görünüyor ama dinlendirmiyor.
Boşlukta durmak dinlendiriyor.
Sen de fark ettin mi bunu hiç?
O hani nadir hiçbir şey yapmadığın anlardan sonra garip bir tazelik hissi.
Şöyle devam edeceğim buradan.
Bu boşluk meselesinin bir de böyle bir tarafı var.
Hayal kurmak sadece çocuk işi değil.
Yetişkin kendi hayal kurarız biz ama farkında olmadan.
Mesela duşta. Neden bu kadar çok insan en iyi fikirlerini duşta bulur?
Çünkü duş hayatımızda kalan son birkaç yerden biri telefonun giremediği.
Orada böyle gözün bir yere takıl değil, beynin serbest dolaşıyor ve birden haftalardır...
Dur çözemediğim bir şeyin cevabı geliveriyor aklıma.
Ya da yürürken. Uzun bir yürüyüş de böyle müziksiz, podcastsiz.
Şimdi benimle olsun belki ama bazen sessiz yürü de derim sana.
Kavan böyle kendiliğinin açılır.
Böyle düşüncelerin bağlanır birbirine.
Bir karar netleşir.
Bunların hepsinin ortak noktası ne biliyor musun?
Boşluk. Doldurmadığın bir boşluk.
Ama biz o boşlukları öyle bir kapattık ki...
Ki artık fikirlerin bize geleceği bir aralık bırakmıyoruz.
Sürekli giriş var ama hiç çıkış yok.
Sürekli başkasının sesi, başkasının düşüncesi, başkasının hayatı içeri akıyor.
Peki benim sesim ne zaman konuşacak?
Ona neden sıra gelmiyor?
Ben bazen düşünüyordum hani o dönemde.
Bu yüzden acaba hani ne istediğimi bilmekte zorlanıyordum.
Çünkü kendimle baş başa kaldığım, kendi sesimi duyduğum anlar...
Hiç kalmamıştı neredeyse.
Bunu düşünmeni istiyorum bu bölümden sonra.
Kendinle baş başa gerçekten sessizce kaldığın en son gece ne zamandı?
Ama şöyle bir dipnot da düşmek istiyorum.
Telefon çok kötü, teknoloji çok kötü demek değil.
Öyle bir vaaz vermeyeceğim sana.
Merak etme. Ben de tam göbeğindeydim bu dünyaya.
Sana hiçbir farkım yoktu.
Mesele suçluluk değil.
Mesele fark etmek. Çünkü fark etmeden değiştiremezsin.
Ben aylarca o asansör önündeki telefon hareketini fark etmedim.
Elim otomatik gidiyordu cebime yani.
Ne zaman bir kere böyle otur ne yapıyorum ben ya dedim.
İşte o zaman değişti.
Hareketi hemen durdurmadım ama gördüm ve görmek de bir başlangıçtı bence.
Belki senin için de öyle olur.
Belki bu bölümden sonra bir asansör beklerken elin cebine gider ve ya işte şimdi dersin.
Durdurman gerekmiyor.
Sadece görmen yeterli başlangıç için.
Bir şey daha var. Sıkılmaktan kaçmamızın altında bence küçük bir korku yatıyor.
Boşlukta kalınca kafamızın içindeki seslerle de baş başa kalıyoruz gibi yani.
Ve o sesler her zaman hoş şeyler söylemiyor.
Bazen çözülmemiş bir şey çıkarıyor karşımıza.
Bazen ertelediğimiz bir duygu.
Telefon aslında o seslerden kaçmanın da bir yolu.
Hani boşluğu doldurmuyoruz sadece kendimizden de birazcık kaçıyoruz.
Ben bunu kendimde gördüğümde birazcık sarsılmıştım.
Çünkü vakit geçiriyorum sandığım şey aslında bazen kendimden kaçıyorummuş.
Ve buradan ikinci bir alıntı okumak istiyorum günlüğümden.
Bu... Bir önceki anıtdan birazcık daha sonra yazılmış.
Bu biraz daha açık.
Şöyle yazmışım. Bu akşam telefonu başka bir odada bıraktım bilerek.
10 dakika sonra elim böyle bir boşa gitti.
Sanki bir şeyler eksik gibiydi.
Sonra oturdum hiçbir şey yapmadan.
Önce sıkıntı geldi.
Sonra huzursuzluk.
Sonra aklıma yıllardır düşünmediğim bir arkadaşım geldi.
Neden onu çok özlediğimi fark ettim.
Tek başıma, sessizce.
Telefonun yanında olsaydı bu hiç olmayacaktı.
Anladım ki bazen kaçtığım şey can sıkıntısı değil.
Kendim. Küçük Zeynep.
Üzülüyorum bu alıntıları okuduğumda.
İçimde böyle bir cüz ediyor.
Çünkü çok doğru. O boşluğu doldurduğumuzda sadece zamanı öldürmüyoruz.
Kendimize tanışma fırsatını da öldürüyoruz.
O gece sadece 10 dakika boşlukta kaldığım için yıllardır aklıma gelmeyen bir dostum.
Geldi aklıma ve bana bir şey öğretti.
Eğer telefon elimde olsaydı o düşünce hiç dolmayacaktı.
Böyle cebimde kaybolup gidecekti.
Yani bir düşün. Kim bilir kaç tane böyle düşünce, böyle anı, öyle bir fark ediş.
Biz bu boşluğu doldurduğumuz için dolmadan kayboldu.
Bu beni birazcık hüzünlendiriyor ama aynı zamanda umutlandırıyor da.
Çünkü demek ki o kapı hala orada.
Kapanmadı yani sadece önünden geçmiyoruz biz.
Açmak için tek yapmamız gereken böyle ara sıra biraz boşlukta kalmaya razı olmak.
Peki ne yapabiliriz Zeynep diyeceksin bana.
Ben sana öyle çok büyük kurallar işte 10 maddelik listeler falan vermeyeceğim.
Onlar zaten işe yaramıyor da bence.
Bunu ikimiz de biliyoruz.
Sadece küçük bir şey önereceğim burada.
Yarın... Bir an böyle boşlukta kaldığında asansörde bir kuyruktan, kırmızı ışıktan ne olursa elin cebine gitmeden önce böyle birazcık dur.
Sadece bir saniye ve o boşlukta kal.
Hani camdan dışarı bak, tavana bak, yanındaki insanın ayakkabısına bak ya ne olursa.
Sadece o boşluğu o bir kerelik doldurmadan bırak.
Sıkılacaksın belki bu arada hatta rahatsız olacaksın çok normal.
Ama ben sana söz veriyorum.
O rahatsızlığın hemen ötesinde bir şey var.
Çocukluğundan kalma bir şey var.
Hayal kuran, merak eden, kendi kendine dünyalar kuran o çocuk var orada hala.
Sadece birazcık sessizlik bekliyor.
Belki birkaç günde bir şey değişmez ama belki bir gün hiç beklemediğin bir anda, duşta ya da yürürken ya da bir durakta içinden bir fikir, bir his, bir anı
kıpırdayıverir ve ağlıyor.
Demek ki hala buradaymış dersin.
İşte bugünlük benden bu kadar.
Bu konuyu böyle bir konuşmak istedim.
Çünkü ben bunu fark edince kendi hayatımda küçük de olsa bir şeyler değişti.
Belki sende de... bir yerlere dokunur.
İstersen şimdi bu bölümü bitirdikten sonra telefonu hemen başka bir şeye kaydırma.
Bir dakika böyle birazcık dur sıkıl biraz.
Bak bakalım o boşluktan neler çıkacak.
Beni dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Birazcık ara vermiştim yaklaşık bir ay kadarcık ama tekrardan buradayım.
Ben de buradaydım.
Dinledim. Zeynep demek istersen bana ulaşabileceğin sosyal medya hesaplarını açıklamalar kısmına bırakıyor olacağım.
Kendine çok iyi bak.
Bay bay. En
uygun paketi hemen keşfedin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
