
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
kafasında kurduğu senaryoların hiçbirinin gerçekleşmediğini fark edip, yine de her gece yenisini kuranlar için.
Transkript
Altyazı M.K.
Bugün yine o sayfalardan birini daha açıyorum ve bu defa konuşacağımız şey hepimizin en çok kaçtığı ama en çok içinde yaşadığı şey belirsizlik.
Yani bilmemek, ne olacağını bilmemek, şu işin nasıl sonuçlanacağını, o insanın kalıp kalmayacağını, bu kararın doğru olup olmadığını, yarının ne getireceğini, hiçbirini
bilmemek ve bununla birlikte yaşamak zorunda olmak.
Çünkü bak ben fark ettim ki hayatta en çok yorulduğum anlar kötü şeylerin olduğu anlar değil aslında.
En çok yorulduğum anlar bir şeyin ne olacağını bekleyip durduğum anlar.
Kötü bir haber gelse hani üzülürüm tabii ki de.
Çok ağlarım muhtemelen.
Sonra toparlanırım.
Ama o haberin gelmesini beklediğim o üç gün var ya.
O üç gün bitiriyor beni.
Sen de böyle biri misin bilmiyorum.
En çok tükettiğin şey olan biten mi?
Yoksa acaba hani ne olacak ya?
Bunun sonucunda ne yapacağız mı?
Şöyle düşünmek lazım.
Hepimizin başına gelmiştir.
İşte bir sınav sonucu bekliyorsun.
Bir tahlil sonucu bekliyorsun.
Bir işten dönüş, bir mesaj cevabı bekliyorsun.
Ve o bekleme süresinde kafanın içinde sanki böyle birkaç tane insan bir masanın etrafına oturuyor.
Bir senaryo yazıyorsun. Sonra onu yıkıp bir başkasını yazıyorsun.
Bir dakika en kötüsünü düşünüyorsun.
Bir dakika sonra diyorsun ki yok canım hani.
Olmaz öyle bir şey diyorsun.
Ve o gidip gelmelerde aslında hiçbir şey olmuyor.
İşte belirsizlik tam olarak bu ve ben bugün onu konuşmak istiyorum.
Çünkü galiba hayatta öğrenmemiz gereken en zor beceri bu.
Bilmediğimiz halde yaşayabilmek.
Belirsizlikten neden bu kadar kaçıyoruz peki biz diye düşündüm ben çok defa.
Bence şundan zihnimiz bir cevap makinesi.
Yani bir boşluk gördüğünde orayı doldurmak istiyor.
Bilinmezliğe asla tahammülü yok.
O yüzden ne yapıyor? Elinde bilgi yoksa uyduruyor.
Ve genelde de en kötüsünü uyduruyor.
Çünkü zihin bizi korumaya çalışıyor aslında.
Yani hani en kötüsünü hazırlıklı ol diyor.
Ama bunu yaparken de henüz olmamış bir şeyin acısını böyle bize peşin peşin yaşatıyor.
Şu an dönüp bir bak geçmişe.
Ne kadar çok şeyin acısını yaşadık aslında hiç başımıza gelmeden.
Ne kadar çok gece olmayacak bir şeyin provasını yaptık kafamızda.
Ve sonra o şey hiç olmadı ama biz onu yaşadık bile yani.
Kaç kere böyle oldu gerçekten.
Ben klinik sürecinde de bunu çok yaşadım.
Daha işte hiçbir şey belli değil.
Ya şu şöyle olmazsa, ya bunu böyle yapamazsam, ya şurada şu emeğimiz boşa giderse diyet ya böyle kafamda bir sürü ses.
O kadar kağıdın, planın bin bir belirsizliğin ortasında hiçbir garantim yok tabii ki de.
Ve o an birileri sana hani merak etme yani olacak dese de geçmiyor o insana.
Ve o bilinmezlik işin kendisinden çok daha yorucuydu bence.
Yani orada beni asıl zorlayan şey iş yükü değil.
Sonucu bilmemek gibi bir şeydi.
Ve o dönem şunu çok daha net anladım.
Sen ne kadar kafanda senaryo kurarsan kur, olacak olan olacak.
Yani o senin o üç gece boyunca kurduğun bütün planlar, bütün kötü ihtimaller hiçbir şey değiştirmiyor.
Sadece o üç geceyi senden çalmıştır.
O kalıyor yanında.
Ben bunları düşünüyorken, bu tarz şeyler üzerine kafa yürüyorken...
Bir defasında günlüğüme bir öykü yazmıştım.
Belirsizlik konusu etrafında dönen bir şey.
Ve oradaki karakter öykün ilk başlarında şöyle bir şey diyor.
Yine bir gece daha geçirdim.
Hiçbir şey bilmeden. Ne olacağını bilmiyorum ve bu bilmemek kötü bir haber almaktan daha ağır geliyor bana.
En azından kötü haberin bir sonu var.
Üzülürsün ve yeter. Ama bu bekleyişin sonu yok.
Her sabah aynı sorularla uyanıyorum.
Belki de asıl öğrenmem gereken şey...
Cevabı beklemek değil, cevapsız da yaşayabilmek.
Bu öyküyü okumak nedense iyi geliyor bana.
Bölümün ilerleyen kısımlarında, son kısımlarında söylenenleri de yazacağım.
Karakterin söylediklerini.
Ben bunu yazarken şunu çok net fark etmiştim.
Ben bir şeylerde bir cevap bekliyordum.
Hani sanki cevap gelene rahatlayacaktım.
Ama hayat da öyle işlemiyor ya hani.
Bir cevap geliyor, hemen arkasından yeni bir belirsizlik geliyor.
Bir bilinmezliği çözüyorsun, karşına yeni bir tanesi çıkıyor ve eğer ki belirsizlik bitince ben rahatlarım, şöyle olurum diye bekliyorsan ömrün boyunca bekleyeceksin demektir
zaten. Çünkü belirsizlik bitmiyor.
Hayatın kendisi o zaten.
O yüzden asıl soru şu değil bence.
Bu belirsizlik ne zaman bitecek gibi bir soru değil.
Asıl soru şu olmalı.
Ben bu belirsizliğin içinde nasıl yaşayabilirim?
Tam burada bir şeyden bahsedeceğim.
Geçenlerde bir şey okudum ve bu konuda kafamda şöyle bir yere oturdu.
Hatta bu alıntıdan sonra aslında bu bölümü de yapmaya karar verdim.
Rilke'nin Genç Bir Şaire yazdığı mektuplar var.
Genç Bir Şaire mektuplar diye.
Orada genç adam sürekli soru soruyor Rilke'ye.
Hayatımı nasıl yaşamalıyım?
Doğru yolda mıyım? Şair olabilecek miyim?
Ve Rilke ona şöyle bir şey söylüyor.
Sorularının cevabını arama.
Soruların kendisini sevmeye çalış.
Onları kilitli odalar, yabancı bir dilde yazılmış kitaplar gibi gör.
Cevapları şimdi verilemez sana.
Çünkü onları yaşayamazsın henüz.
Sen soruları yaşa.
Belki bir gün hiç fark etmeden o cevabın içine yavaş yavaş yaşarsın.
İnanılmaz dokunmuştu bana bu kısım.
Çünkü hepimiz cevabı istiyoruz ya bir noktada.
Hani hemen şimdi istiyoruz.
Bana bir söyle ya hani ne olacak şurada diyoruz.
Ama Rilke diyor ki cevabı alsan da anlayamazsın.
Çünkü sen henüz o cevabı yaşayacak kişi değilsin.
Cevap ancak sen yaşadıkça oluşuyor.
Yani belirsizlik bir engel değil.
Belirsizlik aslında henüz yaşanmamış olan şeyin ta kendisi.
Cevabı bilmemek de hayatın devam ettiğinin göstergesi aslında.
Bunu düşündükçe böyle o bekleyiş gecelerine bakışım da biraz değişti benim.
Çünkü o gecelerde ben aslında cevap da beklemiyorum.
Baktım hani bir hayatın içindeydim.
Sadece daha o hayat kendini göstermemişti gibi.
Düşündüm yani hani peki ne yapacağız?
Belirsizlik bitmiyorsa biz bununla nasıl yaşayacağız diye.
Şunu fark ettim.
Belirsizlikte baş etmenin yolu bence onu çözmekten geçmiyor.
Onunla arayı yumuşatmaktan geçiyor.
Şöyle açıklayacağım bu düşüncemi.
Ben eskiden belirsizliği bir düşman gibi görürdüm.
Bak o kadar yani. Onunla savaşıyorum sürekli.
Kafamda bütün ihtimalleri hesaplayarak, bütün senaryoları kurarak sanki onu yenebilirmişim gibi.
Ama yenemiyorsun. Yani imkanı yok.
O hep orada. Ve savaştıkça sen çok yoruluyorsun.
Hiçbir şey olmuyor. Hiçbir şey değişmiyor konuda.
Sonra şunu denedim.
Kabul etmeyi. Yani evet bilmiyorum.
Ne olacağını gerçekten bilmiyorum.
Ve bu benim elimde değil dedim.
Bunu söylemek çok zor bu arada bence ilk başta.
Çünkü kontrolü bırakmak gibi bir şey bu.
Ama tuhaf olan şu ki kontrolü bıraktığında aslında hiçbir şey kaybetmiyorsun.
Çünkü o kontrol zaten sende değildi.
Sadece sen sende olduğunu sanıyordun.
Yani bıraktığın şey hayali bir yük aslında.
Ve bunu böyle iyice değiştikçe belirsizin içinde bile yapabileceğin bir şeyler olduğunu fark ettim.
Sonucu bilemezsin ama bugün ne yapacağını bilebilirsin ya hani.
Biraz o taraftan baktım.
O dönemde kendime şöyle demeye başladım biraz.
Sonuç benim elimde değil.
Ama bugün atacağım adım benim elimde.
Sadece o günkü adıma odaklandım.
Ne olacağını düşünmeyi bıraktım böyle artık yani yapacak bir şey yok.
Ne yapabileceğime baktım.
Bu çok basit gözüküyor.
Bu arada bence hiç değil yani benim gibi birisi için hiç değildi.
Ama çok rahatlattı beni.
Çünkü o belirsizlik insanı felç ediyor yani hareketsiz bırakıyor.
O küçücük adımı atmak o hareketsizliği kırıyor biraz.
Bir de kafamın içinde benim kendi adıma konuşmam gerekirse belirsizlik sadece kötü şeylerin habercisi gibi bir taraftaydı.
Hep öyle sanıyoruz yani bilinmiyor deyince aklımıza hep kötü bir şey geliyor.
Halbuki belirsizlik demek iyi bir şeyin de olabileceği demek aslında bunu öğrendim.
O bilinmezliğin içinde hayal bile edemediğin güzellikler olabilir.
Yani belirsizlik hem korkunun hem de umudun kaynağı.
Sadece biz genelde korku tarafına odaklanıyoruz.
Şöyle bir baktım yani hayatımdaki en güzel şeyler nasıl geldi?
Çoğu sen planlamadığın halde geldi.
Değil mi mesela? Bir insan, bir fırsat, bir dostluk hiçbirin önceden bilmiyordum.
Yani o belirsizlik olmasaydı o güzellikler de olmayacaktı.
Her şeyi bilseydin hiçbir şey seni şaşırtmazdı.
Kafamda böyle bir şeyleri oturttuktan sonra O öyküdeki karakterin sonlara doğru dile getirdiği şeyi okuyacağım şimdi.
Bir nevi benim de günlüğüm sayılır bu bence.
Ben yazdığım için. Bugün geriye dönüp o günlere baktım.
O kadar korkmuşum ki.
O kadar çok senaryo kurmuşum ki.
Hiçbiri olmadı. Olan şey hiç aklıma gelmeyen bir şeydi.
Ve iyi bir şeydi. Şunu düşünüyorum şimdi.
O gecelerde kafamda kurduğum hiçbir şey işe yaramadı.
Keşke o zaman kendimi bilmiyorsun.
Ve bu sorun değil diyebilseydim diyor.
Böyle bakınca gerçekten de en çok korktuğum şeyden hiçbiri olmadı benim de.
Ama olan şeyi de ben hiç tahmin etmemiştim.
Yani hem korkularım hem de umutlarım boşunaymış bu denklemde.
Çünkü hayat benim kafamdaki senaryolarını hiçbirine uygulamadı ya.
Hiçbirine oynamadı yani.
Hep kendi senaryosunu yazdı.
Ve burada en son diyorum yani.
Bilmiyorsun ve bu sorun değil diye.
Sanırım belirsizlik yaşamayı öğrenmek tam da bu cümleyi kendine söyleyebilmek.
Bilmemek bir eksiklik değil.
Bilmemek insanın en normal hali.
Hepimiz her gün bilmeden yaşıyoruz zaten ama fark etmiyoruz bunu.
Yarının ne olacağını bugün de bilmiyorsun ama yine de kalkıp gününü yaşıyorsun neticede.
Aslında bunu yapabiliyoruz yani.
Bunu fark ettim. Sadece bazen işler kritikleşince o beceriyi unutuyoruz.
Peki ben ne öneririm?
Yine böyle çok büyük listeler vermeyeceğim tabii ki.
Biliyorsun beni. Küçük bir şey söyleyeceğim yine.
Şu an aklına seni yoran bir belirsizlik varsa, bir sonuç olabilir, bir bekleyiş, bir bilinmezlik.
Bir an dur ve kendine şunu sor.
Kafamda kurduğum senaryolar bu sonucu değiştiriyor mu?
Cevap hayırsa o senaryoları biraz bırakabilirsin bence.
Bırakmak, umursamamak değil bu arada.
Sakın öyle düşünme. Sadece elinde olmayan bir şeyi taşımayı bırakmak.
Bir de şunu dene kesinlikle.
Bugün sadece bugün için yapabileceğin küçük bir şey bul.
Sonuçla ilgili değil de bugünle ilgili.
Ben artık belirsizliğin panzehrinin cevaptan değil de hareketten geçtiğine inanıyorum.
Cevabı bekleyemezsin ama bugünkü adımı atabilirsin sonuçta.
Bu bölüm kafandaki belirsizliklere birazcık biri iyi geldiyse ne mutlu bana.
Bu kadar konuştum konuştum.
Galiba işin özü şu.
Şöyle noktalayabilirim.
Belirsizlik bitmiyor ya.
Bir cevap geliyor. Arkasından yenisi geliyor.
O yüzden mesele belirsizliğin bitmesini beklemek değil artık.
Onunla birlikte yaşamayı öğrenmek.
Belirsizlik hayatın bir arızası değil çünkü.
Yani ta kendisi. Eğer sen de şu an bir bilinmezliğin ortasındaysan ve bu seni çok yoruyorsa birazcık şefkat göster kendine.
Bilmiyorsun. Ve bu sorun değil yani.
Bugün yaşa, bugünün adımını at.
Cevap zaten sen yaşadıkça gelecek.
Beni dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Buradaydım Zeynep, ben de dinledim demek istersen bana ulaşabileceğin sosyal medya hesaplarını açıklamalar kısmında bulabilirsin.
Haftaya salı, görüşmek üzere.
Kendine çok iyi bak.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
