
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
bu bölüm, bir zamanlar çok yakın olduğumuz ama artık hayatımızda olmayan insanları hatırlamak ve o eksiklikle ne öğrendiğimizi fark etmek için.
Zeynep’i Instagram’dan takip etmek için tıkla!
Zeynep’i Youtube’dan takip etmek için tıkla!
Podcast hesabını Instagram’dan takip etmek için tıkla!
Transkript
Bazı insanlar neden hayatımızda kalmaz?
Bu cümleyi ilk yazdığımda şöyle bir boğazım düğümlenmişti.
İçinde o kadar fazla şey vardı ki bu cümlenin.
Eksik kalan cümleler vardı, kırgınlıklar vardı, belki de artık atılamayan bir nasılsın mesajı vardı.
Ama yıllar geçtikçe aynı cümleyi böyle biraz daha başka bir yerden okudum.
Kızmadan, kırılmadan, biraz daha anlayarak.
Ben Zeynep ve bu bunları sadece günlüğüm biliyordu podcastinin 3.
bölümü. Hoş geldin.
Ben... Küçükken insan ilişkilerini böyle biraz Lego gibi zannederdim.
Yani birini hayatıma koyduğumda oraya yerleşecek, böyle cık bir şekilde yerleşecek ve sabit kalacak sanırdım.
Tıpkı çocukluğumuzdaki o arkadaşlıklar gibi.
Hani okuldan geliriz, üstümüzü bile çıkartmadan sokağa fırlarız ya, kapı önünde hep aynı çocuklar olurdu.
Ne zaman oynayacağım, ne zaman güleceğim, ne zaman küsüp barışacağım bile belli gibi gelirdi.
Ve her şey çok gerçek.
Çok kalıcı gibi hissederdim.
Ama büyüyünce anladım ki insanlar kalmıyor.
Bazıları geliyor, hayatına dokunuyor ve gidiyor.
Sessizce, hiçbir açıklama yapmadan ama kesinlikle iz bırakarak.
Başta bu çok zor geldi bana.
Yani neden sorusunu çok defa sordum.
Neden bir insan hayatına girip seni etkileyip sonra hiçbir şey olmamış gibi çekip gider?
Bu soruyu çok sordum.
Ama yıllar geçtikçe bu neden yerini başka bir soruya bıraktı.
Acaba o insan hayatıma neden girdi?
İşte her şey bu soruyla değişti.
Bunu ilk defa sesi söyleyeceğim herhalde.
Ne YouTube'da ne bir yerde böyle bu konu hakkında pek konuşmamıştım.
Ben bazı dostlukları kaybettiğimde gerçekten çok üzüldüm.
Böyle hadi hayat devam ediyor olur öyle şeklinde geçiştiremedim.
İçime oturdu çünkü bazı uzaklaşmalar.
Hatta bazı insanlarla aram açıldığında hep kendime kızdım.
Acaba daha da fazla mı çabalamalıydım?
Çok mu üstüne düştüm?
Ya da çok mu geri çekildim?
Belki de en acı veren şey ise bunların hiçbirini karşılıklı konuşamamak.
O dönemlerde, kalbimin kırgın olduğu dönemlerde günlüğümün kenarına şöyle yazmışım.
Ben yazıyorum, o geç cevap veriyor.
Cevap verse de yüzeysel cevap veriyor.
Oysa ben anlatacağım şeyleri içimde sıkıştıramıyorum.
Ama ısrarcı da olmak istemiyorum.
Sanırım artık yakın arkadaş değiliz.
Bunu yazarken içimden geçen tam olarak şuydu.
Ben hala o bağı korumaya çalışıyorum.
Ama karşımdaki belki başka bir yerde artık.
Ve belki de bu uzaklık sadece fiziksel değil artık, duygusal olarak da böyle.
Ve zamanla anladım ki bu dostluğun sadece sürekli üzerinden tanımlanması çok yanıltıcı.
Bazen biriyle çok uzun yıllar görüşürsün ama bir noktadan sonra o kişiyle hiçbir bağın kalmaz.
Bazen biriyle birkaç ay konuşursun ama ömrün boyunca sende bir yer edinir.
Yani demek istediğim şu, uzaklaşmak düşmanlık değildir.
Sadece aynı yerde duramamaktır.
Ama tabii ki bu fark ediş pek de kolay olmuyor.
Bir arkadaşım bir gün bana demişti ki insanlar hayatımızdan giderken yanlarında valizi değil iz taşırlar.
Bu cümleyi ilk duyduğumda gözümün önüne hep böyle bir eksilme gelmişti.
Yani bir... Parçam gitmiş gibi.
Ama şimdi düşünüyorum da belki de iyiyiz her zaman kötü bir şey değil.
Bazı insanlar gerçekten içimize güzel bir şey bırakarak gidiyorlar.
Ama biz onların gitmesine değil de o güzelliği artık birlikte yaşamamaya üzülüyoruz.
Yakın bir dostum vardı.
Yani kardeşim gibi hissettiğim biriydi.
Hayatımızın çok uzun bir döneminde birlikteydik.
Yani o kadar iç içe geçmişti ki hayatlarımız, ailelerimiz vs.
hep tanışıyor. Birlikte aynı kahve fincanlarını kullanırdık, aynı dizilerde, aynı sahnelerde ağlardık.
Ve sonra hayatımızda bazı şeyler değişti.
Ben başka bir şehre taşındım, o yeni bir işe girdi.
İlk zamanlar mesajlaştık, görüntülü konuştuk.
Ama sonra aralar uzamaya başladı.
Ben yazınca cevaplar geç gelmeye başladı.
O geç yazınca belki ben biraz küskün cevapladım.
Ve o bağ yavaş yavaş gevşedi.
Ama kimse gitmedi.
Kimse ben artık yokum demedi.
O yüzden bittiğini de anlamadım.
Bunu anlatıyorum çünkü şunu fark ettim.
Bazen bir dostluk biterken fark etmiyorsun.
Çünkü bitiş çok sessiz.
İçini böyle delen bir sessizlik.
Ben günlüğüme şöyle bir şey yazmışım.
Ben bazen çok çabaladım.
Mesaj attım, dert anlattım, onunla konuşmak istedim.
Ama karşımda her zaman meşgul biri vardı.
Hep başka bir şeyle meşguldü.
Ve bugün şunu anladım.
Bu sadece zamanla ilgili değil.
Öncelikle ilgili. Bu satır benim hala içimde yankılanıyor.
Çünkü öncelik meselesi çok dokunur bence insana.
Biri hayatının merkezindeyken bir anda senin yerin kenara atılmış gibi hissetmek.
Yani kırgınlık buradan doğuyor.
Ama yine de kızamıyorsun. Çünkü biliyorsun ki o da bir şeylerle savaşıyor.
Ve belki de bu yüzden kızgın değilim.
Çünkü herkesin hikayesinde farklı savaşlar var.
Ben onun hayatında kırılmayan bir parça olmak istemiştim.
Ama o kendi parçalarını toparlamaya çalışıyordu belki.
Ve ben bunu çok zorla anladım.
Bazen sadece şunu düşünmek bile rahatlatıyor.
Ben elimden geleni yaptım.
Kıymet verdiğim insanlar için, kıymet verdiğim dostluklar için, kıymet verdiğim ilişkiler için.
Onların ihtiyaçları olduğunda orada oldum.
Onlara ihtiyacım olduğunda hep yazdım.
Benim ihtiyacım olduğunda sessiz kaldılar.
Ama ben yine de onu, onları kötü anılarla hatırlamak istemiyorum.
Çünkü güzel şeyler de vardı.
Birlikte gülünen, sarılıp susulan, aynı anda ağlayıp rahatlananlar.
Ve bu duygular bence kayıptan daha değerli.
Çünkü gitmesine rağmen içimde kalabilmesi bu hala sevgiyle ilgili bir şey.
Büyümekle dostluk kayıplarının ilişkisi var gibi hissediyorum.
Yani bunu gerçekten çok çok zorla anladım ama biz büyürken sadece yaş almıyoruz.
Hayatlarımızın ritmi değişiyor.
Kimimiz bir şehirden bir şehre taşınıyor, kimimiz iş yoğunluğuna gömülüyor, kimimiz bir ilişkiye, bir evliliğe, bir çocuğa odaklanıyor ve o ritimler artık aynı olmamaya başlıyor.
Sen bir konuda heyecanla yazarken o kişi o gün başka bir dertle boğuşuyor olabilir ve cevap vermeye mecali yoktur.
Sen yazmazsın çünkü aynı enerjiyi hissedememişsindir.
O da yazmaz. Ve bir bakmışsın, görüşmemek, konuşmamak kadar doğal hale gelmiş.
Bu üzücü mü? Evet.
Ama insanca mı?
O da evet. Ama şunu bir belirtme ihtiyacı duyuyorum.
Bu öncelik meselesi, zaman ayırma meselesinde.
Ben hep şunu sanırım. Sen ne düşünüyorsun bilmiyorum ama bir insan bir sürü işle uğraşıyor olabilir.
Çok fazla işte çalışıyor olabilir.
İş yükü ağır olabilir. Ama bence insan sevdiğine vakit ayırır.
Yani hepimiz bir şeylerle mücadele ediyoruz.
Hepimiz hayatımızda bir şeyleri...
Başarmaya çalışıyoruz, bambaşka dertlerle baş ediyoruz ama her ne olursa olsun, kıymet veriyorsan, değer veriyorsan, bence...
Vakit ayırabilesin.
Vakit yaratabilirsin.
Ben bunu bir bahane olarak görmüyorum.
Sen bu konuda ne düşünüyorsun bilmiyorum ama benim en azından fikrim böyle.
Bir de şunu fark ettim ki bazen o insanlar da seni unutmuyorlar.
Bazen onlar da düşünürler, onlar da özlerler, onlar da seninle ilgili anılara takılırlar.
Ama kimse ilk adımı dağıtmaz.
Çünkü araya geçen zaman...
Ve büyüyen zamanın arkasından yürümek gerçekten çok zordur.
Büyümek demişken de aslında tüm bu gitmelerin temelinde bir gerçek var ki o da büyümek.
Ve büyümek bazen yalnız kalmak, vazgeçmek, alışmak, değiştirmek ve değiştirilmek demek belki de bilmiyorum.
Yani büyümek bazen birlikte yürüdüğün yolların sonuna geldiğini fark etmek demek belki de.
Geçtiğimiz ay bir gün hiç beklemediğim biri bana bir mesaj attı.
Çok şaşırdım. Çünkü yıllardır konuşmadığımız biriydi.
Uzun uzun yazmış.
Bana o dönem için teşekkür etmiş.
Belli ki şu an belki de bir şeyleri anladığı, bir şeylerin üstesinden geldiğini fark ettiği bir anda o mesajı yazarken.
İşte ben o günlerde çok zor bir dönemden geçiyordum.
Senin farkında bile olmadan söylediğin şeyler bana çok iyi gelmişti diye yazmış.
Fark ettim ki ben onun hayatından çıkmıştım ama tamamen silinmemiştim.
Belki bazen biz de fark etmeden birilerine iyi geliyoruz.
Birinin hayatında kısa bir süre kalıyoruz ama o kısa süre içinde çok şey bırakıyoruz.
Ve bu da yeterli. O yüzden belki de mesele neden kalmadılar sorusunu sormak değil de benim hayatımda neyi değiştirdiler sorusunu sormak.
Bazen biri hayatından çıkar ama sen onunla kurduğun dostluk sayesinde başka birine daha anlayışlı yaklaşırsın.
Bazen biri seni yarı yolda bırakır ama sen onun sayesinde kendini tanırsın.
Bazen biri seni hiçbir açıklama yapmadan terk eder ama sen onun gidişiyle kendi değerini sorgulamaya bırakırsın.
İşte bu yüzden herkesin bir rolü var.
Kalanın da gideni unutmayanın da.
Büyüdükçe şunu da öğreniyorsun bence.
Gitmesine izin vermek unutmak anlamına gelmiyor.
Aksine sevdiğini kabul edip ona özgürlük tanımak anlamına da gelebiliyor.
Kendine de aynı şekilde.
Before Sunrise'ı izledin mi bilmiyorum.
Orada hani tren istasyonundaki o veda sahnesi var ya.
Bana hep bunu hatırlatıyor.
Bir şey daha sürebilir ama sürmemeli.
Çünkü bazı şeyler sadece bir dönem için anlamlı.
O an yaşanır, o haliyle kalır ve sen o anın içinden geçip yürüsün.
Bazı dostluklar, bazı ilişkiler de böyle belki de.
Yani belki de sadece o şehirde, o yaşta, o ruhtayken sana iyi gelmiştir.
Ve gitmiş olsana bıraktığı şey kalır ve belki de yeterli olan budur.
Ben günlüğümden son bir alıntı daha okuyacağım.
Kendi günlüğümden alıntı yapıyorum şaka gibi.
Şöyle yazmışım. Yaşadığım şeyleri düşündüğümde iyi hissediyorum.
Kırgın değilim ama bir daha aynı olmayacağını da biliyorum.
Bu çok insani bir duygu gibi geliyor bana tekrar okuyunca.
Çünkü kimseyi böyle silip atamıyoruz gibi.
Ama herkeste de kaldığımız yerden devam da edemiyoruz.
Ve bazen devam etmemek büyümek oluyor.
Ben bu satırları okuduğumda ve içim biraz burkuldu aslında.
Ama fark ettim ki artık buna pek üzülmüyorum.
Çünkü yıllar içinde...
Şöyle bir şey öğrendim.
Bazı insanlar hayatımıza sadece bir dönem için geliyorlar.
Bize bir şey öğretmek için.
Bizi bir yere getirmek için.
Ve görevleri bittiğinde gidiyorlar.
Bu çok mistik ya da her şeyin bir nedeni var gibi bir söylem değil aslında.
Ama şöyle düşün. Bazen biri hayatına giriyor ve onun sayesinde bir karar alıyorsun.
Onunla konuşurken farkettiğin bir cümle seni bir yol ayrımına getiriyor.
O kişi olmadan belki cesaret edemeyecektin.
O kişi olmadan belki hiç görmeyecektin.
Ama daha sonrasında o kişi gidiyor.
Ama sen onunla tanışmadan önceki sen olmaktan çıkmış oluyorsun.
Ve bence bu çok değerli bir şey.
Burada bu arada ben böyle konuşuyorum ama bunu şey gibi düşünmeyin.
Hayatıma gelen insanları kullanıp atıyoruz ve gidiyorlar gibi bir yerden bakmıyorum olaya.
Sadece bazen böyle hiçbir olay olmadan.
Hiçbir küslük olmadan, bir tartışma olmadan gider ya insanlar.
Yani bunu sadece yaşayanlar anlayacak ne demek istediğimi.
Ama şöyle ki ben bu bölümde sana bir şey öğretmeye de çalışmadım.
Sadece kendi içimi rahatlattım biraz belki.
Çünkü biliyorum ki dostluk bitince çok farklı bir boşluk kalıyor.
Aşk gibi değil, kırgınlık da değil.
Koca bir ne oldu ya hissi.
Ama belki de olan şey çok basit.
Büyüdük ve yollar ayrıldı.
Ama yine de güzeldi ve hala güzel.
Eğer sen de bugünlerde birinin gidişiyle başa çıkmaya çalışıyorsan sana şunu söylemek istiyorum.
Sen yanlış bir şey yapmadın belki de.
Yani senin az sevilmenle ya da eksik olmanla ilgili değil bu.
Asla değil. Bazı insanlar sadece hikayenin o kısmında kalıyorlar.
Ama senin hikayenin devam ediyor.
Ve bence asıl mesele şu ki, gitmiş olabilirler ama senin içinde bir yerde hala yaşıyor da olabilirler.
Bir müzikte, bir sokakta, bir esintide, herhangi bir yerde.
Ama bu seni geriye çekmek zorunda değil.
Aksine bu seni hatırlatmalı.
Bir zamanlar çok güzel şeyler yaşadın ve o güzellikler sende hala varlar.
Burada tabii ki her zaman hayatımızdan çıkan insanlar çok tatlı yollarla, çiçekli bahçelerle mi çıkıyorlar?
Hayır. Bazen insanlarla berbat ilişkiler kuruyoruz.
Çok çirkin şekilde, çok kalp kırarak çıkıyorlar hayatımızdan.
Orada da öyle bir şey olduğunda da...
O insanlar hayatıma çıktığında ben yine bir şeylerin sebebi olduğunu hissediyorum.
Bu belki de polyanacılık mı bilmiyorum ama daha önce böyle berbat bir dönem yaşadığımda sadece bir şeylerden ders aldığımı hissettim.
En azından nasıl biri olmamam gerektiğine karar verdim.
İnsanlara nasıl davranmamam gerektiğine karar verdim.
Bir şeyleri bu kadar yakından görmek, kendine yapılması gerçekten kırıcı ve yıpratıcı ama...
Sen nasılsın bilmiyorum. Ben biraz hayatta her şeyin bir sebebi olduğuna inanan bir insanım sanırım.
Hayatımıza gelen insanların da aynı şekilde.
O yüzden bu bölümün mimarı benim günlüğümün bir köşesine yazdım.
Muhtemelen ağlayarak yazdım.
Bazı insanlar neden hayatımızda kalmaz sorusuydu.
Bu soruyu artık içim daha rahat soruyorum.
Çünkü galiba kendimce bazı cevaplar buldum buna.
Ama artık gitme vakti.
Ben günlüğümü yine karıştıracağım ve haftaya yine burada buluşacağız.
Eğer ki bu bölümü dinlerken birini hatırladıysan, içini biraz burkluysa ama sonra biraz da hafiflediysen bil ki bu bölüm tam da senin içindi ve benim içindi.
İyi ki buradasın. İyi ki hala buradayız.
Haftaya tekrardan burada görüşmek üzere.
Bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
