
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
bir sinema biletine, buruşmuş bir nota ya da küçücük bir kutunun içindeki anıya kocaman bir dünya sığdıranlar için.
Zeynep’i Instagram’dan takip etmek için tıkla!
Zeynep’i Youtube’dan takip etmek için tıkla!
Podcast hesabını Instagram’dan takip etmek için tıkla!
Transkript
Bugün yine o sayfalardan birini ötüyorum ama bu defa elimde koca bir çekmece varmış gibi hissediyorum.
Hani bazı insanlar vardır, evleri öt...
İnanılmaz düzenlidir.
Her şey minimaldir.
Bir tek fazlalık bile yoktur.
Ben öyle değilim. Ben biraz toplayıcıyım.
İleride lazım olur diye değil ama ileride hissettirir diye saklıyorum eşyaları.
Mesela o sinema bileti.
Sadece bir bilet değil benim için.
Bir akşamüstü, böyle hafif bir rüzgar, öncesinde yediğimiz bir hamburger menüsü ya da bir kahve bardağı, karton bardak.
Elimde taşırken yağmur yağmaya başladı ve saçlarımın aslan yelesine dönüştü ve inanılmaz güldüğümüz o an.
bunları sadece günlüğüm biliyordu ama artık sen de biliyorsun.
Ben Zeynep ve bu bunları sadece günlüğüm biliyordu podcastinin 13.
bölümü. Hoş geldin.
Bazen bu huyumu anlattığımda insanlar şey diyor hani neden saklıyorsun ki?
Çok gereksiz yer kaplamıyor mu diyorlar.
Bence asıl yer kaplayan saklamadıklarımız.
Çünkü yer kaplamıyor sanıyoruz ama hafızamızda yer tutuyor ve zamanla bulanıklaşıyor o şeyler.
Ve bir gün dönüp bakmak istediğimizde elimizde hiçbir şey kalmamış oluyor.
O yüzden ben saklıyorum.
Belki biraz da geçmişteki halimle aramda küçük bir bağ kalsın diye yapıyorum bunu.
Bilmiyorum. Geçen gün arkadaşım da anlattı.
O da ben gibi. Onun da bir kutusu var.
İçinde bir çocuğun ona verdiği bir sakız kağıdı bile var.
Dedim ki ama bu gerçekten çok değerli.
Çünkü o an senin için önemli olmuş demek ki.
Yani onu o kutuya attıysan bence bir kıymeti vardır.
O da gülümsedi. Dedi ki evet her baktığımda o günkü halimi hatırlıyorum dedi.
Bana iyi geliyor. dedi.
İşte bence mesele bu.
O anki bizi hatırlamak.
Belki şu an olduğumuz halimizden çok mutluyuz.
Bu da tabii ki olabilir.
Zaten bir önceki bölümlerde eski beni özlemek bölümünde bundan uzun uzun bahsettim ben.
Ama o zamanki biz de bizim bir parçamız.
Onu unutmamak için o sakız kağıdını saklıyoruz.
Bence anı biriktirmek biraz da kendimize karşı küçük bir nezaket gibi hissediyorum.
Çünkü hayat çok hızlı akıyor.
Bugün yaşadığın bir an 3 ay sonra aklında sadece %20'siyle kalıyor.
Ama elinde somut bir şey varsa o anı tekrar tam rengine, tam kokusuna, tam hissine geri getirebiliyorsun.
Benim için bu zamanı dördürmen en masum yollarından biri.
O yüzden çok seviyorum.
Gerçekten çok hem de.
Mesela yıllar önce bir tiyatroya gitmiştim.
Oyunun adını bile unuttum aslında ama biletini saklamışım.
sonuçta. Geçenlerde elime geçti.
Arkasında işte oturduğum sıranın numarası yazıyor vs.
Üstüne birkaç not almışız o gün arkadaşımla birlikte.
Baktım böyle yani bir anda o an gözümün önüne geldi.
Oturduğumuz yerdeyiz yanımda arkadaşım.
Ne yaptığımız, nelere güldüğümüz, sahneye ne kadar uzak olduğumuz.
Kısacası o küçücük bilet koca bir akşamı geri getirdi bana.
Bir nevi zaman makinesi gibi.
Sadece çalışmak için elektrikenin birazcık duyguya ihtiyacı oluyor.
Bu yüzden bazen sakladığımız şeyin maddi değeriyle hiçbir ilgisi yok.
Asıl değer onun bizde bıraktığı izde.
Belki de bu yüzden anı biriktirmek lafı bana hep çok şiirsel geliyor.
Ama işin aslı bence o kadar da romantik değil.
Daha çok insanın kendi hayatının izini sürme çabası gibi.
Çünkü hafıza bazen bizi yarı yolda bırakıyor ama elimizde tuttuğumuz o küçük şeyler bırakmıyor.
Ben geçenlerde böyle bir odamı düzenlerken yıllardır pek de açmadığım bir kutuya rastladım.
Kapağını açtım ve içi gerçekten sanki bambaşka bir zamana ait.
Üniversiteye geçiş dönemimde o zamana ait böyle birkaç sinema bileti, bir arkadaşımın bana şaka yolu verdiği bir kart vizit.
Bir kafeden alınmış birkaç peçete vs.
Her birinin arkasında bambaşka hikayeler var.
Ve ben fark ettim ki aslında bu hikayelerin hepsi hala benimle.
Günlüğümde o dönemlerle alakalı şöyle bir şey yazmışım.
Bu anı kutusu fikrini çok sevdim.
Anılarım sanki içinde uyuyor gibi hissediyorum.
Her açtığımda onları uyandıracağım.
demişim. Bu bölümün adı da zaten bu alıntıdan geliyor.
Bunu yazarken o kutudan çıkan her şey bana bir arkadaş gibi bakıyordu.
Sanki o anı yeniden yaşamak.
Sanki yıllardır görmediğim biriyle yeniden karşılaşmak gibi bir şey.
Hem birazcık hüzünlü hem de çok sıcak bir an.
Evet bazen düşünüyorum yani biz bu küçük şeyleri neden saklıyoruz?
Aslında Koca bir dolapta yer kaplıyorlar.
Ev taşırken inanılmaz dert açıyorlar insanın başına.
Çoğu zaman da hayatın günlük telaşına unutulup gidiyorlar.
Ama yine de kıyamıyoruz.
Çünkü diyorum ya o sinema bileti sadece bir kağıt parçası değil.
O bilet filmin ortasında fısıldadığın küçücük bir yorumu da getiriyor aklına.
Ya da film bitince yürüdüğün o yolun soğukluğunu da hissettiriyor.
O bilet ananın...
fiziksel bir kanıtı gibi.
Elinde tutunca diyorsun ki evet bu yaşandı.
Ben bu kutulardan bir kez bir story atmıştım.
Böyle ufak bir köşesi gözüküyordu ve bana şöyle bir yorum gelmişti.
Zeynep sen bunları saklayarak aslında kendine zaman kapsülleri yapıyorsun yazmıştı biri.
İnanılmaz hoşuma gitmişti bu benzetme.
Çünkü gerçekten de öyle.
O anı saklıyorsun ama aslında sakladığın şey sadece Geçmiş de değil, kendine bir gün belki mutsuz olduğunda ya da yalnız hissettiğinde dönüp açacağın küçük bir kapı bırakıyorsun.
Ve o kapının ardında seni bekleyen insanlar oluyor, mekanlar oluyor, gülüşler oluyor.
Mesela benim çekmecemde yıllardır duran minicik bir hediye var.
Aslında maddi değeri hiç yok.
Yani belki benden başkası anlam bile veremez bu hediyeye.
Ama bana verildiği günü düşündüğümde, o günün...
Rengi, kokusu, o anın içimde bıraktığı his hala çok net.
O yüzden asla kıyamıyorum onu atmaya.
Çünkü biliyorum ki atarsam o anın bana hissettiği de o sıcaklık da biraz eksilecek.
Ve belki de saklamak o sıcaklığı hep yanında tutmanın bir yolu gibi hissediyorum.
Bir de fark ettim ki sakladığımız şeyler sadece güzel anılardan ibaret olmuyor.
Bazen yarım kalmış hikayelerin belki...
birazcık buruk anların da bir köşede durmasına izin veriyoruz.
Çünkü hayat sadece mutlu anlardan oluşmuyor.
Bir resmi elime aldığımda o resmin arkasına not yazan kişinin artık hayatımda olmaması içimi acıtsa da o anın yaşanmış olduğunu bilmek bana garip bir huzur veriyor galiba.
O anın değerini sadece varlığı değil Bitmiş olması da belirliyor sanki.
Bazı eşyaları elime alınca onları sakladığım dönemde kim olduğumu hatırlıyorum.
Bu beni bazen gülümsetiyor, bazen birazcık duygulandırıyor.
Mesela yıllar önce aldığım bir etkinliğin bir bileti var.
Etkinliği hatırlıyorum ama beni asıl etkileyen şey o etkinlikten önceki telaş, arkadaşlarımla buluşma anım, hatta sıra beklerken yaptığımız o sohbetler vs.
O güne açılan bir pencere gibi ve ne zaman ona baksam sanki o pencerenin perdesini aralayıp yeniden o günü görüyorum gibi hissediyorum.
Bir de sakladığın şeyler sana aslında kendini anlatıyor gibi.
geliyor bana. O biletler, küçük notlar, hediyeler.
Belki hepsi senin geçmiş versiyonlarının birer parçası.
Belki o dönem nasıl düşündüğünü, nelerden keyif aldığını, kimlerle zaman geçirdiğini hatırlatıyor.
Ve farkında olmadan bugünkü hale nasıl dönüştüğünü de gösteriyor.
O yüzden galiba bu çekmeceler, kutular sadece anılarla değil, kim olduğumuzun küçük parçalarıyla da dolu.
Bazen çekmeceyi karıştırırken hiç beklemediğim şeyler çıkıyor karşıma.
Geçenlerde eski bir defterin arasında bir post-it buldum.
Üstünde şey yazıyor. Ders çok sıkıcı, hava çok sıcak ama çok gülüyoruz yazmışız sadece.
Yani ders arasında saçma sapan bir not işte.
Altına mincek bir gülücük de çizmişiz.
Ne gülmüş, neden bu kadar gülmüşüz, ne eğlenmişiz hatırlamıyorum bile.
Ama onu yazan benim...
Gülümseyerek uyumuş olma ihtimali biliyorum.
O günlerde günlüğüme şöyle yazmışım.
Gülmek için neden gerekmiyor bazen?
Sadece birileriyle yan yana olmak da yetebiliyor.
Bence bu alıntıdaki his, anı biriktirmenin en saf sebebi.
O günü unutsam da hissettiğim mutluluk kağıtta duruyor.
Sanki o küçük not çekmecenin içinde yıllarca saklanarak zamanı yeniyor gibi hissediyorum.
Bir gün açıp baktığında seni hiç beklemediğin bir anda olduğun yerden alıp bambaşka bir zamana götürüyor.
Ve bence anı biriktirmenin en güzel tarafı da bu.
Bir de şunu fark ettim.
Sakladığım şeylerin çoğu aslında maddi hiçbir değeri olmayan, başkası görse gerçekten çöp diyeceği şeyler.
Mesela bir markette bir tadım standında bir şeyler yemişiz ve bir kürdana saplıymış.
O kürdana bir şeyler yapıştırmışlar ve onları bile saklamışım.
Çöp olabilir ama bana sorarsan onlar dünyanın en değerli şeyleri.
Onlar sadece bana ait.
O anı benim gördüğüm şekilde, benim hissettiğim şekilde saklıyorlar.
O yüzden bazen insanın hayatındaki en değerli çekmece kimsenin açmadığı o küçük dağınık çekmece oluyor.
Mesela bazen anı saklamak gelecekteki bana bir mektup gibi geliyor.
Şu an farkında olmadan ileride kendime göndereceğim küçük bir selam hazırlıyorum.
Bir gün... Bir kutunun içinde bulduğum o bilet belki de tam ihtiyacım olan bir günde açılacak.
Öyle karşıma çıkacak.
Ve o an geçmişteki halim bana diyecek ki bak o zaman da gülüyordun.
Şimdi de gül diyecek.
Bu insanın kendiyle kurduğu en tatlı bağlardan biri bence.
Bir de şu var.
Bazı anılar aslında hiç planlı bir şekilde saklanmıyor.
Elinde kalır bir peçete.
Üstüne bir şeyler karalamışsındır.
Sonra atmaya kıyamazsın mesela.
Çünkü o peçete sana birinin gülüşünü hatırlatabilir.
Bir sohbette geçen küçük bir cümleyi.
Belki de o günkü havayı hatırlatır.
Yani bazen anılar çekmecede değil.
Cüzdanın içinde, kitap ayracınızda ya da çantanızın dibinde bile uyur.
Ve bazen o anılara bakmak sadece mutlu etmekle kalmaz.
İnsanın yolculuğunu hatırlatır.
bence. Nereden nereye geldiğini, kimlerin yanında durduğunu, kimleri geride bıraktığını ve belki de en önemlisi bugünkü seni yaratan o küçük detayları hatırlatır.
Çünkü hayat sadece büyük olaylarla değil, çekmecedeki küçücük hatıralarla da şekillenir.
Bazen fark ediyorum ki bu anıları fazla saklama huyu.
Biraz da kendi kendime senin hikayen dolu dolu demenin bir yolu olabilir mi?
Acaba bunu mu kanıtlamaya çalışıyorum kendime.
Bilmiyorum. Çünkü her bilet, her not, her küçük obje aslında o gün oradaydın.
Bu duyguyu yaşadın diyor bana ve belki de hayatın hızlı akıp gittiği şu dönemde bize bunları hatırlatan küçük işaretlere daha çok ihtiyacımız var gibi hissediyorum.
Çünkü hafızamız ne kadar güçlü olursa olsun duyguların keskinliğini zamanla yumuşatıyor.
Ama elinde tuttuğun bir sinema bileti, bir etkinliğin, bir konserin bileti sana sadece o olayı değil, o gün yanındaki insanları da, dışarıdaki havayı da, eve dönerken dinlediğiniz
şarkıyı da getiriyor.
Bir de şu var, bazen bu anılar kutusunu ya da çekmecesini açmaya cesaret edemediğim zamanlar da oluyor.
Çünkü biliyorum ki bazı şeyler bana sadece gülümseme değil, birazcık Böyle hafif bir sızı da getirecek.
Ama bu da güzel bence.
Çünkü o sızı sevdiğimiz, değer verdiğimiz şeylerin bizde bıraktığı bir iz.
Yani bir nevi iyi ki yaşamışım demenin başka bir yolu.
Ve bunu hissetmek bazen tüm olumsuz hisleri bile tatlı bir nostaljiye çeviriyor.
O yüzden bence bu sakladığımız küçük şeyler sadece geçmişin hatırası değil.
Aynı zamanda geleceğe bırakılmış küçük pusulalar gibi.
Bir gün belki çok uzak bir zamanda çekmeceni açtığında sana sen böyle biriydin, bu senin hikayendi diyecekler.
Ve bence bundan daha değerli hiçbir şey yok.
Şimdi bu bölümün sonuna geliyoruz.
Bugün biraz kutulardan, çekmecelerden, biletlerden, küçücük notlardan bahsettim.
Belki birçoğumuzun hayatında hiç fark etmeden bir köşede duran ama aslında koskoca bir hikayeyi saklayan şeylerden.
Benim için bu küçük anılar sadece geçmişi hatırlamak değil, o anı yeniden yaşamak.
O günkü benle kısacık bir selamlaşmak gibi.
Bazen gülümsetiyor, bazen hüzünlendiriyor.
Ama her zaman içini ısıtıyor.
Senin de bir çekmecen, bir kutun, bir dosyan varsa belki bu hafta sonu onu açarsın.
Elinden bir sinema bileti düşer.
Belki köşesi kıvrılmış bir fotoğraf düşer.
Ve o an fark edersin ki...
Hayat dediğimiz şey aslında işte tam bu küçük anılarda saklı.
Koca koca planlarda, büyük dönüm noktalarında değil, bir akşamüstü alınmış kahve kupasında, defterin arasına sıkıştırılmış bir tren biletinde saklı.
Kendimize, hikayemizi hatırlatacak küçük işaretler bırakmayı bence unutmayalım.
Çünkü gün gelir, belki unuttuğumuzu sandığımız bir anı bize sen buradaydın, yaşadın, hissettin diye fısıldar.
Ve o an... Tüm yorgunluğu, tüm koşturmacıya değdiğini hissederiz.
bunları sadece günlüğüm biliyordu ama artık sen de biliyorsun.
Ve bu bana çok iyi geliyor.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendine çok iyi bak.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
