
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
hayatını büyük başarılarla mı yoksa unutulmaz hikayelerle mi doldurmak istediğini sorgulayanlar için.
Transkript
Altyazı M.K.
O sayfalardan bir yüz daha açıyoruz.
Yine yalnız değilim, sen de buradasın.
Ve bu defa konuşacağımız şey, belki de en çok aradığımız ama en az sorguladığımız şeylerden biri.
Başarı mı yoksa iyi bir hikaye mi?
Hangisi hayatımıza daha çok anlam katıyor?
Bugün biraz bunları konuşacağım.
bunları sadece günlüğüm biliyordu ama artık sen de biliyorsun.
Ben Zeynep ve bu bunları sadece günlüğüm biliyordu podcastinin 12.
bölümü. Hoş geldin.
Bazen düşünüyorum da hani hayatımız boyunca peşinden koşturduğumuz şey gerçekten başarı mı?
Yoksa sadece başarılı görünmek mi?
Ya da şöyle sorayım. Başarı dediğimiz şey neye göre şekilleniyor?
Çok para kazanmak mı?
Bir kariyer merdivenini tırmanmak mı?
Övgü toplamak mı?
Yoksa bir hayali gerçekleştirmiş olmak mı?
Kimine göre üniversite sınavını kazanmak, kimine göre bir...
Kitap yazmak, bir film çekmek, kimine göre bir şirket kurmak.
Ama sonra bir gün durup düşünüyoruz.
Bu başarılar bize gerçekten iyi geliyor mu?
Yoksa sadece bir dosya gibi cebimize koyup başkalarına göstermek için mi saklıyoruz?
Ve sonra bir başka bakış açısı geliyor aklıma.
Belki de mesele sadece başarı değil.
Belki de mesele anlatacak bir hikayen olup olmadığı.
Çünkü bazen o kadar başarıya odaklanıyoruz ki yaşadığımız şeylerin kendisi arka planda kalıyor.
Sırf bir şey başarı hikayesi gibi görünmediği için o deneyimi küçümsüyoruz.
Oysa bazen tam da başarısızlıklarımızda, çökezlediğimiz anlarda ya da hiçbir şeyin planladığımız gibi gitmediği günlerde en gerçek hikayelerimizi yazıyoruz gerçekten.
Ve belki de bir gün...
Bir kafede oturup başkasına anlatacağımız, gözlerimizi parlatacak o hayat hikayesi aslında o başarısız sandığımız yerlerde başlıyor.
Bir gün bir arkadaşım şöyle demişti bana.
Bazen hayatımda hiçbir şey yolunda gitmiyor gibi hissediyorum.
Ama sonra bakıyorum ki en çok bu dönemler hakkında konuşacak şeyim oluyor.
Çok hoşuma gitmişti bu.
Çünkü bence de evet. Bazen insan sadece olayların iyi gitmesini istiyor.
Hızlıca sonuç almak istiyor.
Mutlu sona ulaştırmak başarısını kutlamak istiyor.
Ama o hikayeye dönüp baktığında en çok içine sinen satırlar hep en zor günlerden çıkıyor.
Ve başarı mıydı gerçekten hedefimiz?
Yoksa bir gün anlatmaya değer bir şeyim olsun hissi miydi?
Beşinden koştuğumuz şey.
Bugün... Bu konuyu konuşacağım seninle.
Hayatta başarıya ulaşmakla güzel bir hikaye yazmak arasında nasıl bir denge kurabiliriz?
Ve daha da önemlisi her ikisi aynı anda mümkün mü?
Belki bazı cevapları günlüğümüz satırlarında bulabiliriz bugün.
Şöyle yazmışım bir gün.
Bugün kendimi çok başarısız hissettim.
Ama sonra düşündüm.
Gerçekten başarısız mıyım?
Yoksa sadece başkalarının gözünde başarılı tanımına mı uymuyorum?
Bunu yazdığım gün, lisedeyim, böyle bir projede işler ters gitmiş, çok emek vermişim bir şeye, bir grup çalışması, bir tek ben emek vermişim gibi hissediyorum ve o istediğim övgüyü
ya da takdiri alamamışım belli ki.
Hatta kendi iş sesim bile beni yargılıyordu o dönem, çok iyi hatırlıyorum.
Hani bu kadar uğraştın ama sonra ne oldu?
Yani niye bu kadar sorumlu kalıyorsun, bu kadar üstleniyorsun gibi.
Ama sonra akşam üzeri oturup günlüğümü açtım ve işte bunları yazdım.
Çünkü bir şeyi başaramamış olmanın getirdiği hayal kırıklığıyla gerçekten başarısız olmak aynı şey değil.
O gün şunu fark ettim.
Aslında elimde hala çok şey var.
Yeni bir şey öğrenmişim.
Kendimi yalıkından tanımışım.
Bazı insanlarla yolum kesişmiş.
Kalbim kırılmış ama belki sonra biraz daha büyümüştüm.
Ve tüm bunlar o günün içinden bir hikaye çıkardı bana.
O yüzden bu alıntıyı okurken kendime de sana da şunu hatırlatmak istiyorum.
Başarı her zaman dışarıdan görülen bir etiket değil.
Bazen sadece kendine dürüst olabilmektir başarı.
Bazen başarı dediğimiz şeyin aslında başkalarına anlatacak bir şeyimiz olsun diye kurguladığımız bir şey olduğunu düşünüyorum.
Böyle düşününce garip geliyor belki evet ama hepimiz bir şekilde sahneye çıkıyoruz sanki.
Kimimiz iş yerinde, kimimiz okulda, kimimiz sosyal medyada.
Herkesin elinde bir senaryo var ve o senaryoda hep başarılı karakterler yazılmış.
Başarısız olan kimse yok.
Kimse ortalarda kaybolmuyor.
Herkes bir şeyleri halletmiş gibi görünüyor.
Ama hayat öyle değil ya.
Herkesin elinde senaryo varmış gibi durabilir.
Evet ama çoğumuz yazarken karalıyoruz, siliyoruz, baştan yazıyoruz.
Yani iyi bir hikaye başarıdan çok daha fazlasını istiyor bence.
İçtenlik istiyor, düşüş istiyor, tekrar ayağa kalkmak istiyor.
Çünkü şöyle hatırla, en sevdiğimiz filmler ya da romanlar da öyle değil mi?
Hep kusursuz giden bir hayatı anlatan bir hikaye seni ne kadar içine çekebilir ki?
Oysa biz en çok o karakterin böyle bir çok ezlediği, düştüğü, bir daha kalkamayacak sandığımız yerlerde kendimizi buluyoruz.
Ve sonra o karakterle birlikte biz de ayağa kalkıyoruz.
Ben bazen şöyle düşünüyorum.
Hayatımın ileride anlatacağım bölümlerini hangi kelimelerle kurmak isterdim?
Yani çok çalıştı ve başardı mı?
Yoksa işte bir gün her şey dağıldı ama sonra o topladı, bu süreçten çok keyif almaya çalıştı, bir şeyler öğrenmeye çalıştı.
Ne bileyim yani hani şöyle bir enerjisi vardı, şöyleydi, böyleydi, kendine yepyeni bir yol çizdi gibi mi?
İşte tam da bu düşünceler içindeyken şöyle yazmışım günlüğüme.
Hayatımı iyi bir hikaye gibi kurmak istiyorum.
Başarılarım olsun, evet.
Ama başarısızlıklarımı da...
Korkularımı da pes etmelerimi de yazmak istiyorum.
Çünkü onlar da varlar.
Bunları yazdığım gece o kafamda işte bir sürü plan var.
Bir şeyler için deli gibi çabalıyorum ama hiçbiri tam istediğim gibi de gitmiyor.
Ve o sırada şunu fark ediyorum ki başarılı bir sonuç değil ya.
Bunu fark etmem belki son birkaç yıl.
Yani çok uzak bir geçmiş değil.
Başarı sürecin içindeki o dürüstlük, o gerçeklik.
Ve o sırada içimde tuhaf bir huzur doğdu.
Çünkü işler rayına gitmiyor olsa da ben hala gerçek bir hikayenin içindeyim.
Belki de en iyi hikayeler böyle yazılıyordur.
Bilemem ki. Yavaş yavaş düşe kalka, bazen yarım bırakılarak, bazen en baştan tekrar başlatılarak.
Ama hep yürekten. Ama belki de o yüzden bu hikayenin adı başarı değil.
Bu hikayenin adı benim hikayem olmalı.
Birinin hayatı dışarıdan bakında düz bir çizgi gibi görülebilir.
Ama o çizginin içinde minik virajlar...
İçsel çatışmalar, beklenmeyen kararlar vardır.
Yani sadece devrilen taşlarla kurulmuyor hikayeleriniz.
Bazen sabretmekle, bazen aynı yolda kalmakla, bazen bu da yeter demekle de yazılıyor.
Ve zaten önemli olan tek bir şey var gibi geliyor bana.
Kendini bu hikayenin içinde hissediyor musun?
Anlattığında içine siniyor mu?
Ve bu sinme başkaları için değil, sadece senin için.
Kimi insan için bu hikaye çok sessiz olabilir.
Draması, inişi çıkışı az olabilir.
Ama bir o kadar da huzurludur.
Kimi insan içinse sürekli değişen bir şehir haritası gibidir.
Hiç durmadan yeni bir yön, yeni bir dönüş vardır.
Ama ikisi de...
Aynı derecede değerlidir.
Çünkü ikisi de o insanın kendi sesinden yazılmıştır.
O yüzden bu bölümü dinleyen herkes şunu bilsin istiyorum.
Hayatının çok kaotik olması seni daha özel biri yapmıyor.
Hayatının çok yolunda gitmesi de seni daha az ilginç biri yapmıyor.
Önemli olan sahiden senin mi o hayat?
İşte bu fikre sıkıcı sarıldığım bir dönemde şunları yazmışım günlüğüme.
Evet, bu benim hayatım.
diyebileceğim bir şey olsun istiyorum.
Bu kadar. Yani çok sakin bir gündü bu günü yazdığımda.
Her şey olması gerektiği gibi değildi belki ama kendi halindeydi ve o hal bana yetmişti.
Belki de başarı kendi hikayenin içinde huzurla ve susabildiğin anlarda da var.
Belki başarı kimsenin alkışlamadığı ama senin kalbine hafifleten o küçük kararlarda da var.
Bu yüzden Bu bölümü kapatmadan önce biraz daha şunu düşünelim istiyorum.
Bir arkadaşımla yine böyle bir başarı üzerine konuştuğumuz bir gün şöyle demişti.
Hayatımda büyük bir dönüm noktası olmadı ama bu da benim hikayem.
Annem bana hep derdi ki su akar yatağını bulur.
Benimki sessiz bir nehir gibi akıyor ama en azından...
Kendi yatağında. Çok etkilenmiştim ben bu cümleden.
Çünkü biz hep böyle büyük dönüşümler arıyoruz ya.
Kırılmalar, mucizeler ya da çok destansı mücadeleler.
Oysa herkesin hayatı bir roman olacak gibi bir şey de yok yani.
Bazısı bir şiirdir, bazısı bir kartpostaldır belki.
Bazen sadece sevdiğin bir sabahın içinde sessizliktir o hikayeni oluşturan şey.
Ve bu çok güzel bir şey.
Her hikaye anlatılmayı bekleyen büyük bir serüven olmak zorunda değil.
Bazen sabah aynı saatte kalkmak, her gün aynı yoldan yürümek, aynı işte devam etmek de bir karardır ve her karar bir cümledir o hikayede.
O yüzden bu bölüm ne yaşadığını sorgulatan değil, yaşadıklarına yeniden sevgiyle bakmanı isteyen bir bölüm.
Çünkü hepimiz... O kalemle doğmadık belki evet ama o kalemi bir yerlerde elimize aldık ve yazmaya başladık.
Kimimiz çok düşünmeden içinden geldiği gibi yaptı bunu.
Kimimiz birilerine benzemek için, kimimiz tam tersi onlara benzememek için yazdı.
Ama günün sonunda fark ettik ki hiçbir kelime bizim içimizden geçmeden bu hikaye tamamlanmıyor.
İşte o yüzden şimdi bölümü kapatmadan önce söylemek istediğim son bir şey var.
Hikayeni kıyaslama.
Başkasınınkine özenme.
Seninki en az onlar kadar değerli.
Çünkü içinde sen varsın.
Senin kalbin var.
Senin seçimlerin, senin yolların var.
Ve bazen sırf orada olduğun için bile anlatılmaya değer o hikayeler.
Şimdi bence o hikayeye teşekkür etme zamanı.
Ben de bu bölümü kaydederken kendime de hatırlatmak istiyorum.
Başarı bazen mezuniyet kürsüsünde alınan bir plaket değil.
Bazen bir sabah yatığından kalkmak bir başarı.
Bazen ağlamadan geçirdiğin bir akşam başarı.
Bazen sırf pes etmediğin için kendine sarılmak da başarı.
Hikayemizi sadece büyük başarılarla değil küçük direnişlerle de yazıyoruz.
Ve bazen en sessiz geçen günlerimiz gelecekte en çok gurur duyduğumuz sayfalara dönüşüyor.
O yüzden... Kendine karşı nazik ol.
Hayatının ritmi başkasının temposuna uymuyor diye eksik hissetme sakın.
Senin yürüyüşün, senin yönün, senin hikayen.
İzin ver kendi sesinle şekillensin.
Yani bazen bir sayfa çevirmenin bile bir devrim olduğunu hatırla.
Unutma. Gerçekten unutma.
Bu hikayenin kahramanı da yazarı da sensin.
Ve sen ne zaman istersen...
O hikaye başka bir yöne evrilebilir.
Hiçbir şey için geç değil.
Hiçbir satır sabit değil.
bunları sadece günlüğüm biliyordu.
Ama artık sen de biliyorsun ve bu bana çok iyi geliyor.
Beni dinlediğin için teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendine çok çok çok iyi bak.
Bay bay. Fikrinizden yayına, format, kayıt,
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
