
Bu bölümde içimizden geçen ama söyleyemediğimiz güzel sözleri konuşuyoruz. Neden birini beğensek de ifade edemiyoruz? Neden sevgimizi göstermekte ve kabul etmekte zorlanıyoruz?
“İltifat cimriliği” üzerinden; çocukluk deneyimlerinden ilişkilerdeki sessizliğe, görülme ihtiyacından duygusal ifade zorluklarına uzanan bir yolculuk…
Bazen mesele sevgiyi hissetmek değil, onu söyleyebilmektir.
Transkript
Merhaba, Bundan Bahsedelim mi??
podcastinin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Ben uzman klinik psikolog Fatma Kurtgenç.
Bugün biraz tuhaf ama çok tanıdık bir şeyden konuşacağız.
Birine içimizden güzel bir şey geçiyor ama söyleyemiyoruz.
Örneğin, bugün çok güzel görünüyorsun demiyoruz.
Seninle konuşmak bana iyi geliyor demiyoruz.
Seninle gurur duyuyorum diyemiyoruz.
İyi ki varsın demiyoruz.
Düşünüyoruz belki, hatta hissediyoruz da ama çoğu zaman içimizde kalıyor.
Ve ilginç olan şu, insan sevgisizlikten değil, bazen söylenmemiş sevgiden yorulur hale geliyor.
Bugün iltifat cimriliğinden konuşacağız.
Neden güzel şeyleri söylemekte zorlanıyoruz?
Neden birine sevgimizi göstermeye utanıyoruz?
Neden bazen en çok sevdiğimiz insanlara bile sıcak davranamıyoruz?
Ve daha da önemlisi bir insan neden iltifat aldığında bile huzursuz hisseder?
Hazırsanız Bundan Bahsedelim mi??
Şimdi ilk sorumuz bir cümle neden bu kadar zor olur?
Bence önce şunu kabul etmek gerekiyor.
İltifat etmek çok küçük bir şey gibi görünüyor.
Ama aslında insanın duygusal kapasitesiyle ilgili çok şey anlatıyor.
Çünkü bazı insanlar için birine sen değerlisin demek kolay değildir.
Hatta bazen seni özledim demek bile zordur.
Dışarıdan bakınca soğuk görünürler, mesafeli, hissiz gibi algılanabilirler.
Ama çoğu zaman mesele hissizlik değildir.
Mesele duygunun dışarı çıkarken yaşadığı korkudur.
Çünkü bazı insanlar sevgiyi hisseder ama ifade edemez.
Ve yıllar içinde bu durum karakter gibi görünmeye başlar.
Örneğin ben böyleyim, ben duygumu zaten gösteremem, ben öyle şeyleri söyleyemem gibi kalıpların arkasına saklanabilirler.
Ama insan doğası aslında sıcaklığa ihtiyaç duyar.
Hiç kimse tamamen ilgisiz yaşamaya göre yaratılmamıştır.
Peki bir diğer sorumuz yine neden güzel şeyleri saklıyoruz?
Yani düşünsenize bir arkadaşınızı beğeniyorsunuz, birinin emeğini takdir ediyorsunuz, birinin sesini, gülüşünü, varlığını seviyorsunuz.
Ama bunu söylemek yerine susuyoruz.
Peki neden? Çünkü birçok insan için iltifat etmek savunmasız hissettiriyor.
Birine güzel bir şey söylediğinde biraz kendini açmış oluyorsun.
Ve açılmak herkes için güvenli hissettirmiyor.
Özellikle çocukluğunda duyguların küçümsendiği ise abartma, bu kadar duygusal olma, şımartma, yüz verme gibi cümlelerle büyüdüysek bir süre sonra sevgi göstermek
bile riski gelmeye başlıyor.
Ve bir süre sonra insan sıcaklığını saklamayı öğreniyor.
Ve sonra yetişkin oluyor ama hala sevgisini kontrollü vermeye çalışıyor.
Çünkü içten içe şuna inanıyor.
Kendimi açarsam, gösterirsem değersizleşirim ya da değersizleştiririm gibi.
Bir de bunun bir başka boyutu daha var.
İltifat alan insan neden rahatsız olur?
Bu konu çok ilginç çünkü bazı insanlar iltifat etmeyi değil, iltifat almayı da taşıyamıyor.
Biri ona çok güzelsin diyor, hemen reddediyor.
Yani örnek olarak abartma ya, yok artık, benimle dalga geçme tarzında cevaplar vermeyi tercih ediyor.
Biri onun başarısını övüyor, konuyu değiştiriyor.
Peki yine neden?
Çünkü insan kendisiyle ilgili olumlu bir şeye inanmıyorsa iltifat tehdit gibi gelebiliyor kulağa.
Şöyle düşünelim, hayatı boyunca eleştirilmiş birine gelip sen değerlisin dediğimizde o cümle bazen sıcaklık değil, Yabancılık yaratıyor kişide.
Çünkü insan alışık olmadığı sevgiyi önce sorguluyor.
Ve bazen iltifat almak eksikliğini fark ettiriyor bireye.
Özellikle çocukluğunda onay görmediyse yetişkinlikte güzel sözler bile boğazına düğümlenebiliyor.
Bir de bunun farklı bir versiyonu daha var.
Şımarır korkusu.
Bazı ailelerde sevgi kontrollü verilir.
Çünkü fazla ilgi gösterilirse çocuğun Şımaracağına inanılır.
O yüzden takdir eksik olur, sarılmak az olur, gurur cümleleri olabildiğince az olur ve çocuk şunu öğrenir.
Sevgi bolca gösterilen bir şey değildir.
Bu yüzden büyüdüğünde biri başarılı olduğunda bile içinden gelen şeyi tutar.
Çünkü bilinç dışında da şöyle bir korku gelişebilir.
Fazla översem değişir, beni küçümser, kendini fazla beğenir tarzında.
Ama ilginç olan şey şu, insanlar genelde iltifattan değil, yoksunluktan zarar görüyor.
Birçok insan yıllardır tek bir cümle duymadığı için kendinden şüphe eder hale geliyor.
Sana güveniyorum, seninle gurur duyuyorum, iyi iş çıkardın gibi.
Bu cümleler küçümsenecek şeyler değil aslında.
Bazen bir insanın hayatında yıllarca yankılanabilecek, motivasyon sağlayabilecek şeyler.
Bir de romantik ilişkilerdeki iltifat cimriliği var.
Bence en kırıcı olduğu yerlerden biri ilişkiler.
Çünkü bazı insanlar partnerini seviyor ama bunu hissettirmiyor.
Mesela bir kadın saatlerce hazırlanıyor, partneri hiçbir şey söylemiyor.
Bir adam emek veriyor, kimse takdir etmiyor.
Sonra ilişkide görünmez bir yalnızlık oluşmaya başlıyor.
Çünkü sevgi sadece hissetmek demek değildir.
Gösterilmesi de gerekiyor davranış yoluyla.
İnsan bazen şunu istiyor.
Beni fark et. Çok büyük şeyler değil sadece görülmek ama bazı ilişkilerde insanlar sevgiyi varsayıyor.
Seni sevmesem yanında olur muyum zaten gibi.
Ama insan zihni böyle çalışmıyor.
Sevildiğini duymaya ihtiyaç duyuyor çoğunlukla.
Çünkü sessiz sevgi bir süre sonra belirsizliğe dönüşebiliyor.
İltifat cimriliğinin bir alt başlığı da güçlü görünmeye çalışan bireyler diyebiliriz.
Bazı insanlar iltifat etmeyi zayıflık gibi görüyor.
Özellikle duygularını bastırarak büyüyen insanlar sert görünmeye alışıyor.
Mesafeli olmak güvenli geliyor onlara.
Çünkü sıcak davranırlarsa kontrolü kaybedecekmiş gibi hissediyorlar.
Ama burada trajik bir şey var.
İnsan duygusunu göstermedikçe daha güçlü olmuyor.
Sadece daha yalnız oluyor.
Ve çoğu zaman en sevgi dolu insanlar bile bunu göstermeyi bilmediği için ilişkilerinde yanlış anlaşılabiliyor.
Tüm bunları anlatırken sosyal medya ayağını da unutmamak gerekiyor.
Sosyal medyada her şey var, gerçek hayatta yok tablosu.
Şunu fark ettiniz mi?
Yani insanlar sosyal medyada yabancılara çok rahat iltifat ediyor.
Örneğin krediçe muhteşemsin yıkılıyor tarzında.
Ama aynı insanlar annesine örneğin seni seviyorum diyemiyor.
Partnerine seninle gurur duyuyorum diyemiyor.
Çünkü gerçek yakınlık daha zor.
Yakınlık savunmasızlık gerektiriyor ve birçok insan görünür olmaktan korkuyor.
Birine sevgisini açıkça gösterdiğinde reddedilme ihtimali de doğuyor.
O yüzden insanlar bazen yüzeyde çok sıcak, derinde çok mesafeli kalabiliyorlar.
Peki iltifat neden bu kadar iyileştirici diye soracak olursak.
Çünkü insan görülmek ister.
Gerçekten görülmek.
Sadece yaptığı işle değil varlığıyla.
Mesela bazen biri sana şöyle diyebilir.
Sen konuşunca sakinleşiyorum.
Ve o cümle yıllarca aklında kalabilir.
Çünkü bazı cümleler insanın içindeki yalnız yere dokunur.
Biz bazen iltifatın sadece nezaket olduğunu düşünüyoruz ama doğru zamanda söylenmiş samimi bir cümle bir insanın kendine bakışını değiştirebilir.
Peki neden en çok sevdiklerimize söyleyemiyoruz diye soracak olursak bu da çok çarpıcı.
İnsan bazen sevgisini en çok yakınlarına gösteremiyor çünkü nasıl olsa biliyor sanıyor.
Anneye söyleyemiyor, babaya söylemiyor, dosta söyleyemiyor.
Sonra bir gün biri gidiyor ve insanın içinde aynı cümle dönmeye başlıyor.
Keşke söyleseydim.
O yüzden bazı duygular ertelenmemeli.
Çünkü sevgi hissedilse bile ifade edilmediğinde eksik kalabiliyor.
Peki bunların hepsini konuştuk, dinledik.
Tekrar sorumuza gelecek olursak peki şu an ne yapabiliriz?
Ne yapacağız? Belki bugün dünyayı değiştiremeyeceğiz ama şunu deneyebiliriz.
İçimizden geçen güzel bir şeyi biraz daha az tutmak.
Bir arkadaşına mesaj atmak, birine teşekkür etmek, birinin emeğini fark ettiğini söylemek.
Çünkü bazen insanlar hayatlarına devam ediyor gibi görünür ama aslında tek bir güzel cümleye Çok ihtiyaç duyuyordu olabilir.
Ve belki de senin normal gördüğün bir cümle birinin uzun zamandır duymayı beklediği bir şeydir.
Şu an bunu dinleyen ve sevgisini göstermekte zorlanan biri varsa belki sana duygular öğretilmedi, belki sıcaklık küçümsendi, belki güçlü olmak için mesafeli
olman gerekti. Ama şunu bilmemiz lazım.
Sevgiyi göstermek insanı küçültmez.
Tam tersine insan bazen en çok sıcak olabildiği kadar güçlüdür.
Ve şu an bunu dinleyen uzun zamandır güzel bir söz duymamış biri varsa şunu söylemek isterim sizlere.
Belki düşündüğünden daha da değerlisin.
Belki insanlar seni sandığından daha çok seviyor.
Belki sen sadece bunu duymaya çok alışık değilsin.
Ve bugün iltifat cimriliğini konuştuk.
Saklanan sevgilerden, söylenmeyen güzel cümlelerden ve insanın görülme ihtiyacından.
Belki bu bölümden sonra birine içinden geçen güzel bir şeyi söylersin.
Çünkü hayat bazen büyük değişimlerle değil, tam zamanında söylenmiş küçük cümlelerle yumuşuyor.
Buraya kadar benimle olduğun için teşekkür ederim.
Eğer bu bölüm sana iyi geldiyse podcastı takip edebilir, paylaşabilir ve düşüncelerini yorumlarda yazabilirsin.
Bir sonraki bölümde yeniden farklı bir konuyla görüşmek dileğiyle.
Sevgilerle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
