
Kırmızı saçlı bir rahip…
Astım krizleriyle geçen bir çocukluk…
Ve ölümünden sonra dünyayı fetheden bir müzik…
Bu bölümde, Antonio Vivaldi’nin sadece bestelerini değil; yalnızlığını, iç çatışmalarını ve üretkenliğinin ardındaki psikolojiyi konuşuyoruz.
🎻 “Dört Mevsim” gerçekten sadece bir müzik mi, yoksa bir ruhun hikâyesi mi?
Hazırsanız…
Bundan bahsedelim mi?
Transkript
Merhabalar, Bundan Bahsedelim mi?'ye?
Hoş geldiniz. Bugün size bir rahipten bahsedeceğim.
Ama bildiğiniz rahiplerden değil.
Kırmızı saçlı, astım hastası, hayatı boyunca maddi zorluklar yaşayan, öldüğünde neredeyse kimsenin umursamadığı bir cenazeyle gömülen, ama bugün dünyada en çok çalınan
klasik müzik eserlerinden bazılarının bestecisi olan bir adamdan.
Bugün kızı rahipi konuşacağız.
Antonio Vivaldi'yi konuşacağız ve sadece bestelerini değil, onun yalnızlığını, hırsını, üretkenliğini, kırılganlığını, psikolojisini de konuşacağız.
Hazırsanız Bundan Bahsedelim mi??
Önce biraz dönemin atmosferinden bahsedelim.
1678 yer Venedik.
Venedik o dönemde Avrupa'nın en büyüleyici şehirlerinden biri.
Kanallar, maskeler, operalar, ticaret ve entrikalar.
Ve bu şehirde bir çocuk doğuyor.
Antonio Lucio Vivaldi.
Babası Giovanni Battista Vivaldi bir berber ama aynı zamanda iyi bir kemancı ve küçük Antonio daha çocukken müzikle tanışıyor.
Fakat burada önemli bir detay var.
Vivaldi doğduğunda ciddi bir sağlık problemi yaşıyor.
Büyük ihtimalle astım.
O dönem göğüs darlığı diye tarif ediliyor.
Bu hastalık onun tüm hayatını etkileyecek.
Şimdi burada küçük bir psikolojik pencere açalım.
Çocuklukta kronik hastalık, bedensel kırılganlık hissi, nefes alamama korkusu.
Tüm bu yaşadıkları bu deneyim bir insanın dünyayla ilişkisini nasıl etkiler diye sorduğumuzda kontrol ihtiyacını arttırır, hayata karşı hassasiyet geliştirir ve çoğu zaman iç
dünyayı zenginleştirir.
Vivaldi'nin müziğindeki ani patlamalar, fırtınalar, dramatik geçişler biraz da o göğüs sıkışmasının müziğe dönüşmüş hali olabilir mi şeklinde soruyla bu bölümü sorgulayabiliriz
aslında. Ve peki Vivaldi için rahip olmak inanç mı, mecburiyet mi diye sorduğumuzda ardından Vivaldi genç yaşta rahip oluyor.
Bu yüzden ona kızır rahip deniyor.
Ama buradaki kritik bir soru var.
Gerçekten rahip olmak istedi mi?
Yoksa ailesi için güvenli bir meslek miydi rahip olmak?
O dönemde İtalya'da rahiplik ekonomik olarak güvenlik bir statü sağlıyor.
Ama Vivaldi rahipliğe başladıktan kısa süre sonra ayin yönetmeyi bırakıyor.
Sebep nedir dediğimizde?
Astım krizleri. Ama bazı tarihçiler diyor ki o aslında müziği kiliseden daha çok seviyordu.
Ve burada bir çatışma görüyoruz.
Görev mi, tutku mu?
Bu iç çatışma onun karakterinin önemli bir parçası gibi duruyor ve bir deha doğmaya başlıyor.
Vivaldi'nin hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri.
Ospedale della Piatta.
Yani burası bir yetimhane ama sıradan bir yetimhane değil.
Burada terk edilmiş kız çocukları yetiştiriliyor ve müzik eğitimi alıyorlar.
O kadar iyi yetiştiriliyorlar ki Avrupa'nın dört bir yanından insanlar onları dinlemeye geliyor.
Vivaldi burada kemana öğretmeni olarak çalmaya başlıyor ve yıllarca burada kalıyor.
Şimdi düşünün toplum tarafından terk edilmiş kız çocukları ve onlara müzikle kimlik kazandıran bir adam.
Vivaldi yüzlerce konçerto yazıyor.
Özellikle keman konçertoları.
Müzik burada sadece sanat değil.
Bir rehabilitasyon aracı adeta.
Bir psikolog olarak burada şunu görüyorum.
Sanat travmanın panzehri olabilir.
Ve belki de Vivaldi'nin üretkenliği sadece sanatsal değil onarıcı bir işlev taşıyor onun hayatında.
Ve şimdi gelelim Engel'in eserine.
The Four Seasons, Dört Mevsim.
Aslında bu eser, Cimento dell'Armonia e dell'Inventegna adlı eserin bir parçası.
Ama Dört Mevsim başlı başına bir devrim.
Çünkü bu eser sadece müzik değil, program müziği.
Yani müzik bir hikaye anlatıyor.
İlkbaharda kuş sesleri, yazda fırtına, sonbaharda sarhoş köylüler, kışta diş gıcırtadan soğuk.
Şimdi burada... Bir şey fark ediyoruz, Vivaldi doğayı anlatmıyor sadece, duyguyu anlatıyor.
İlkbahar onun için umut demek, yaz taşkınlık, sonbahar haz ve kayıp, kış yalnızlık.
Bu eser insan ruhunun döngüsünü anlatıyor.
Biraz Jung tarafından psikolojik bir alanda bakacak olursak, bu mevsimler aslında insanın içsel arka tipleri gibi ve belki de Vivaldi kendi iç mevsimlerini beslemişti
bizlere. Ve gelelim aşk dedikodular ve Anna Griot.
Vivaldi'nin hayatında gizemli bir figür var Anna Griot.
Genç bir soprano kendisi.
Vivaldi ile uzun yıllar birlikte çalışıyorlar ama dedikodular başlıyor.
Bir rahip yanında genç bir kadın.
O dönemde bu bir skandal adeta.
Vivaldi onunla seyahat ediyor, operalar yazıyor ve bazı kiliseler onu bu yüzden dışlıyor.
Şimdi burada psikolojik bir boyut var.
Vivaldi yalnız bir adamdı, hiç evlenmedi ama bağ kurma ihtiyacı vardı.
Belki de Anna Griot onun için romantik bir figürden çok duygusal bir yoldaştı.
Toplumun ahlak baskısı, sanatçının özgürlüğüyle çatıştı.
Bu da onun kariyerine...
Ve hemen arkasından yükseliş ve düşüş dönemine bakacak olursak Vivaldi bir dönem Avrupa'nın en ünlü bestecilerinden biri.
Ama müzik modası değişiyor.
Barok dönem sona eriyor.
Klasik dönem başlıyor.
Yeni isimler yükseliyor.
Örneğin Joan Sebastian Bach.
İlginçtir ki Bach Vivaldi'nin eserlerini inceliyor.
Onun concerto formunu geliştiriyor.
Yani Vivaldi Bach'ı etkiliyor diyebiliriz.
Ama ironik olan şu.
Bach ölümsüzleşiyor.
Vivaldi unutuluyor.
Hayatının son döneminde Venedik'ten ayrılıyor Vivaldi ve Viyana'ya gidiyor.
Umutla ama işler yolunda gitmiyor.
Vivaldi 1741'de yoksulluk içinde ölüyor.
Toplu mezara gömülüyor.
Kimse büyük bir cenaze yapmıyor kendisi için.
Şimdi tam da bu noktada duralım.
Bu kadar üretken bir insan, 500'den fazla konçertosu var, onlarca opera ve ölümünde sessizlik.
Bu bize ne söylüyor?
Başarı kalıcı değil, şöhret geçici.
Ama üretim kalıcı.
Psikolojik bir potreden Vivaldi nasıl bir karakterdir dediğimizde ise toparlayacak olursak kronik hastalığa sahip, dini kimlik ile sanatçı kimliğinin çatışması arasında kalmış
yaşamı boyunca, aşırı üretken bir kimliği var, maddi bir güvensizlik yaşıyor dönemin getirdiği getirilerle birlikte ve yalnızlık ve dışlanma.
Bunlar bir araya geldiğinde nasıl bir profil çıkıyor dediğimizde yüksek yaratıcılık, yüksek hassasiyet, muhtemelen kaygıtıcıyı da yüksek yaşadıklarından dolayı kontrol ihtiyacı belirgin.
Aşırı üretkenlik bazen neyin göstergesidir diye sorduğumuzda boşlukla baş etme biçimi olabilir.
Ve belki de Vivaldi'nin müziği onun nefes alamadığı anlarda nefes alabilmesiydi.
Ölümünden sonra gelen iade-i itibara gelecek olursak, 20.
yüzyılda eserleri yeniden keşfediliyor ve bugün dünyanın en çok çalınan klasik eserlerinden biri 4M'si.
Konser salonlarında, filmlerde, reklamlarda Vivaldi geri dönüyor ama güçlü bir dönüşle.
Belki de Vivaldi'nin hikayesi bize şunu söylüyor, bazen hayat seni alkışlamaz.
Bazen dönem senin dönemin değildir.
Bazen yanlış çağda doğarsın ama üretmekten vazgeçmezsin.
Zaman seni bir gün bulur.
Bugün dinlediğiniz her ilkbahar melodisinde belki de bir çocuğun astım krizinden çıkan nefesi var.
Belki de bir rahibin bastırılmış tutkusu var.
Belki de terk edilmiş kız çocuklarının sesi var.
Ve belki de kendi iç mevsimleriniz var.
Ben uzman klinik psikolog Fatma Kurtgenç.
Bu bölümde Vivaldi'yi konuştuk.
Bir sonraki bölümde yeniden bir başka öykünün iç dünyasına yolculuk etmek dileğiyle.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Sevgilerle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
