
İnsanlığın Sessiz Anlatıcısı: Abbas Kiarostami
31 Aralık 2025 · 13 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde İran sinemasının sessiz ustası Abbas Kiarostami’nin dünyasına giriyoruz.
Onun filmlerinde neden olaylardan çok duyguların kaldığını, sessizliğin nasıl bir anlatı dili hâline geldiğini ve insan ruhuna neden bu kadar derinden dokunduğunu konuşuyoruz.
Kiarostami’nin hayatı, filmleri, İran’ın kültürel iklimi, şiirle kurduğu bağ ve sinemasının psikolojik katmanları…
Bu bölüm bir film analizi değil; yavaşlamak, bakmak ve hissetmek üzerine bir davet.
🎬 Kirazın Tadı, Close-Up, Arkadaşımın Evi Nerede? ve daha fazlası üzerinden insan olmanın en sade hâline doğru bir yolculuk.
Transkript
Merhabalar, Bundan Bahsedelim mi? podcastinin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Ben uzman klinik psikolog Fatma Kurtgenç.
Bugün sinema tarihinin en büyük ustalarından birinin dünyasına doğru uzun bir yolculuğa çıkıyoruz.
İran sinemasının kalbinde sessizliğin, doğallığın ve insanın en çıplak halinin yönetmeni Abbas Kiyorostami.
Onun filmleri sadece izlenmez, yaşanır.
Sizi bir koltuğun içinde otururken İran'ın tozlu yollarında yürüyen bir çocukla, hayatla boğuşan bir baba ile bir taksinin camından şehre bakan yabancı bir kadınla aynı duyguda
birleşmeye davet eder.
Bugün bu bölümde hem bir biyografi hem bir sinema okuması hem de psikolojik bir çözümleme dinleyeceksiniz.
Onun sinemasındaki izleri ve belki de en önemlisi Kyorostami'nin neden insan ruhuna bu kadar derinden dokunduğunu bahsedeceğiz.
Hazırsanız Bundan Bahsedelim mi??
Abbas Kyorostami 22 Haziran 1940'da Tahran'da dünyaya geldi.
Sanata ilgisi küçük yaşlarda başladı.
Resim yapmayı, fotoğraf çekmeyi sevdi.
Üniversitede güzel sanatlarda okudu.
Ve çok önemlidir çünkü Kiarostami sinemayı önce bir görsel algı biçimi olarak kavrar, o sinemayı hareket eden bir fotoğraf gibi görür adeta.
Gençliğinde reklam ajanslarında çalıştığı, afiş tasarladığı, logolar yarattığı bu deneyin ona minimalizm duygusunu verdi.
Çünkü reklamda bir saniyede etki yaratmanız gerekir.
Kiarostami de sinemasında bu etkiyi diyaloğa değil, imgeye yükledi.
1970'lerde İran'da henüz devrim olmadan önce çocuk filmleri üzerine çalışan Kanuni Eğitim Enstitüsü'nde yönetmenliğe başladı.
Bu kurum Kiarostami'nin ruhunu şekillendirdi.
Çocukların dünyasını ciddiye alan, yetişkinlerin unuttuğu soruları sinema tarihine taşımaya yaklaşan bir adımı geliştirdi bu aşamada.
Kiarostami'nin filmlerini anlamak için İran'ın tarihsel koşullarını da bilmek gerekir.
1979 İran devrimi ülkenin kültürel yaşamını tamamen değiştirdi.
Sansür sıkılaştı, batı kültürüne erişim sınırlıydı.
Sanatçıların büyük bölümü ülkeyi terk etti ama Abbas Kiyarostami kaldı.
Bu tercih hem politik hem sanatsal bir tavırdı.
O İran halkının günlük yaşamını anlatmayı seçti ve büyük politikayı değil politikanın sıradan insanların hayatını nasıl şekillendirdiğini göstermeyi tercih etti.
Sineması bu yüzden yalın, sessiz, bekleyen, gösteren bir dildir.
Çünkü baskı dönemlerinin sanatı da çoğu zaman üstü kapalı söylemeyi, simgelemeyi tercih eder.
Sansür Kiarostami'yi sınırlamadı.
Aksine... Onu stili olarak tanımlamaya devam etti o dönemde.
Sanatına devam ederken filmlerine girişi anlatmak istiyorum ve bir üçlemeyle örnek vereceğim bu bölümde.
İlk örneğimiz Arkadaşımın Evi Nerede 1987 yapımı.
En sevdiğim filmlerden biri olabilir.
Bu filmi izlerken hissettiğim duygu sadece yoğun olarak yaşadığım ve bütün filmin sahnesi boyunca söylediğim şey şu.
Şu çocuğa bir kere bakın, dinleyin.
Görün. Bu çocuk bir şey soruyor.
Onun farkına varın.
Yani filmi izleyenler bilir.
O çocukla beraber o anda çocuk oluyorsunuz.
O tozlu topraklarda koşuyorsunuz.
Arkadaşınızı arıyorsunuz.
Ve görülmek istiyorsunuz.
Çocuğun yaşadığı o duyguya birebir insan içine giriyor.
Ve ki Ölöstemi'nin en sevdiğim filmlerinden biridir bu da.
Bu film yalnızca bir çocuk hikayesi değildir.
Aynı zamanda vicdanın, sadakatin ve sorumluluğun şiirsel bir anlatımıdır.
Psikolojik açıdan film çocuğun ahlaki gelişim evrelerinin işsel bir yolculuğu gibi.
Keorostemi çocuğu masum ya da bilinçsiz olarak değil, ahlaki sezgisi güçlü bir birey olarak gösterir filmde.
Bu filmin en dokunaklı yanı kameranın çocuğu takip ederken az önce dediğim gibi seyircide bir bedensel empati yaratmasıdır.
Çocuğun nefes alışını, telaşını, yürüyüşünü adeta hissedersiniz.
Kendinizi o çocuğun yerine çok sağlam bir şekilde koyarsınız izlerken.
İran Edebiyatı'nda Sadık Hidayet ve Simin Bahani'nin hikayelerinde gördüğümüz günlük hayatın ağırlığı içinde varoluşsal bir yalnızlık teması burada çocuğun omuzlarına
yüklenmiştir. Çok kıymetli buluyorum ben bu filmini.
İzlemeyenler varsa da öneririm.
Ve bir diğeri... Ve Yaşam Sürüyor filmi 1992 yapımı.
1990'daki depremden sonra çekilen bu film aslında bir yeniden keşif filmidir.
Kiyorostemi deprem bölgesine gidip arkadaşım Nevi nerede filmindeki oyuncularını arar ve bu arayış sinemaya dönüşür.
Filmde gerçek ile kurmacı arasındaki sınır ortadan kalkar.
Psikolojik olarak bu travma sonrası yeniden yapılanma sürecinin bir metaforu gibidir adeta.
Deprem sonrası yıkıntılar arasında bile hayatın sürmesini gösterir bizlere.
Bir çocuğun topu, bir kadının çamaşırı asması, yolların yeniden açılması.
Bu film insan psikolojisinin dayanıklılığı üzerine sessiz ama güçlü bir meditasyon etkisi de yaratıyor.
Bunu da izlemediyseniz tavsiye ederim.
Ve diğer üçüncü filmimiz de Zeytin Ağaçlarının Altında 1994 yapımı.
Bu film üçleminin metasinematik zirvesi gibi bir şey benim için.
Bir film içinde film çekilir, oyuncu ile karakter arasındaki sınırlar karışır.
Kiarostemi burada gerçeklik nedir sorusunu sorar bizlere.
Psikolojik bağlamda film karşılıksız aşk, sosyal sınıf farklılıkları ve duygusal ısrar üzerinden incelenebilir.
Karakterin sürekli reddedilmesine rağmen devam eden umudu, İnsan ruhunun tekrar tekrar deneme gücüsünü yansıtır seyirciye.
Bu da çok kıymetli bir film.
Ve Keor Östemi'nin minimalist sinema dilini görüyoruz aslında yapımlarında.
Sineması neden bu kadar farklı dediğimizde ise çünkü o profesyonel oyuncular kullanmaz.
Doğal ışıkla çeker, diyaloğu minimumda tutar.
Seyirciyi boşlukla baş başa bırakır.
Yani bazı sahnelerde dalıp gidip düşünebileceğiniz o anda sizde çağrışım uyandırabilecek çok fazla sahne vardır.
Bu boşluk psikolojik olarak çok önemlidir.
Seyirci o boşluğu kendi hayatıyla doldurmaya çalışır.
Bu nedenle ki Eurostami filmleri kişiden kişiye farklı duygular yaratır.
Olaylar değil hisler aklınızda kalır.
Ve yine diğer iki güzel filminden bahsedecek olursak Kiraz'ın Tadı ve İntiharın Sessiz Psikolojisi diyebiliriz buna.
1997 Altın Palmiye ödüllü bu film.
Bir adamın intihar edecek yer araması üzerine kurulu.
Bu film psikolojik açıdan adeta bir vaka incelemesi gibi.
Kyorostami intihar temasını yargılamaz, dramatize etmez, romantize de etmez ama sadece gösterir.
Sadece dinler, sadece eşlik eder.
Karakterin arayışı büyük bir varoluşsal boşlukla ilgilidir.
Ölümü düşünmekle yaşamı yeniden keşfetmek arasındaki o ince çizgiyi görürsünüz izlerken.
Ve filmin finali birçok kişi için kafa karıştırıcı olabilir.
Bu ne şimdi dedirten bir yabancılaşma hissi yaratır.
Çünkü Kiarostami seyirciyi düşünmeye zorlar.
Final sahnesindeki belgesel dokunuş aslında yaşamın kendisini işaret eder.
Ölüm bile bir filmin finali kadar keskin değildir çünkü.
Bize bunu yansıtır çoğu filmin sonunda.
Ve bir diğer filmi de Close Up ve Kimlik Sahicilik ismiyle Yalan.
Bu film sinema tarihinin en radikal yapıtlarındandır yine.
Çünkü bir adamın ünlü bir yönetmen kılığına girip bir aileyi kandırmasını anlatır.
Ve Kiarostemi gerçek kişileri bulup olayı yeniden canlandırır.
Bu film psikolojik olarak kimliğin kırılganlığını, görünme arzusunun, insan ruhundaki yerini, yalanın bir başka olma çabası olarak okunmasını, temalarını işler,
bizlere yansıtır. Kiarostami bu filmde seyirciye şunu söyler.
İnsan sadece olmak istediği kişiye doğru bir adım atıyor olabilir mi?
Çok güzel, çok kıymetli bir cümle aslında.
Ve diğer filmlerinden biri de Doğaya Açılan Pencere.
Film adını İranlı şair Firouz Feruzat'ın ünlü şiirlerinden alır.
Bu bile Kiyar Özdemir'in İran edebiyatıyla bağını göstermeyi yer eder.
Bu filmde ölüm, yaşam, bekleyiş, köy, yaşamı ve yabancılaşma temaları iç içe geçer.
Film psikolojik olarak yavaşlamanın terapotik etkisi üzerine bir deneyim gibidir.
Karakterin sürekli telefon çekmeye çalışması dış dünyanın taleplerine karşı köyün ağır ritmini yansıtır.
Hayatla olan bağlantımızın bazen kesilmesi, bazen de tam da orada yeniden kurulması gibi doğanın sesleri, rüzgar, toprak, adımlar Kiyar Öztemi sinemayı bir
nevi şimdiki ana dönüş haline getirir.
Bu filmde de bunu yansıtmaya çalışmıştır.
Ve dediğimiz gibi Kiyar Öztemi ve İran Edebiyatı'nın bağına baktığımızda Şiir kitapları da vardır aynı zamanda.
Ayrıca ömrü boyunca Hayku tarzı kısa şiirler yazmıştır.
Bu şiirsel duyarlılık filmlerinin dokusunda da hissedilir.
İran Edebiyatı'ndan etkilendiği isimler arasında Ömer Ayyam, Hafez, Sadi, Hürüfer Ruzdat, Simin Behbahani isimleri yer alır.
Bu isimlerin ortak noktası ise insan ruhunun gündelik hayattaki kırılganlığını anlatmasıdır.
Kiarostami'nin sinemadaki şiirsel gerçeklilik imgesi de tam olarak buradan gelir.
Etkilendiği edebiyattan, yaşantıdan, deneyimlerinden, okuduklarından, kendisinden ve sanat felsefesiyle ilgili bağına baktığımızdaysa Kiarostami der ki ben kapıyı
aralarım, içeri girmek seyircinin işidir.
Bu psikolojik açıdan çok önemli bir tavırdır.
Seyirciyi pasifleştirmez, onu esere ortak eder adeta.
Sanat Kiyarostami için teröpatik bir süreçtir.
Anlam yaratma değil anlamla birlikte var olma sürecidir.
O yüzden bütün eserleri okundukça, izlendikçe her yaşta farklı anlamlar yaratabilir hayatımızda.
O dönemki İran'ın yaşantısını, insanları, halkı, psikolojisini anlayabilmek adına çok kıymetli eserler.
Bugün dünya sinemasında Kiyarostami'nin etkilerini görebileceğimiz birçok yönetmen var benzer şekilde.
Nuri Bilge Ceylan, Jafar Panahi, Hirokazu Kore'ye de Eda telaffuzunda yanlışlık yapmış olabilirim gibi isimler geliyor ilk olarak aklıma.
O sinemayı hikaye anlatmaktan çıkarıp varoluşu izleme pratiğine dönüştürdü.
Kiyorostami bize şunu öğretti.
Hayat büyük olaylarda değil küçük anlarda saklıdır.
Bir ağaç gölgesinde, bir çocuğun nefesinde.
Bir yolun kıvrımında.
Onun sineması bize yaşamı yeniden hatırlatır.
Sakinleşmeyi, görmeyi, dinlemeyi ve en önemlisi insan olmayı hatırlatır.
Bugün Abbas Kiyar Özdemir'in dünyasında bir yolculuk yaptık.
Umuyorum ki bu podcast onun filmlerine yeniden bakmanız için ilham olur.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Sevgilerle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
