
İnsan Sevildiğinden Emin Olunca Ne Kadar da Cesur Oluyor
4 Mart 2026 · 7 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Sigmund Freud’a atfedilen bu cümleden yola çıkarak şu soruyu soruyoruz:
Cesaret gerçekten içimizden mi gelir, yoksa sevildiğimizi hissettiğimizde mi ortaya çıkar?
Bu bölümde; çocuklukta öğrenilen sevgi dili, romantik ilişkilerde duygusal güven ve terapide cesaretin nasıl doğduğu üzerine konuşuyoruz.
Belki de büyüdüğümüz yer, sevildiğimiz yerdir.
Hazırsan… Bundan bahsedelim mi? 🌿
Transkript
Merhabalar ben uzman klinik psikolog Fatma Kurtgenç ve burası Bundan Bahsedelim mi? mikrofonu.
Bugün belki de insan ruhunun en kırılgan ama en güçlü tarafına dokunan bir cümleyle başlamak istiyorum.
İnsan sevildiğinden emin olunca ne kadar da cesur oluyor.
Sigmund Freud'a atfedilen bir cümle ile bu cümleyi ilk duyduğumda içimde bir şeyin hafifçe titrediğini hatırlıyorum.
Çünkü hepimiz biliyoruz cesaret sandığımız şey çoğu zaman içimizden çıkan bir güç değil.
Çoğu zaman birinin gözünde değerli olduğumuzu hissettiğimizde filizlenen bir şey.
Bugün sevgiden, güven duygusundan, onaylanmaktan, görülmekten ve bütün bunların bizi nasıl cesur kıldığından bahsedeceğiz.
Hazırsanız Bundan Bahsedelim mi??
Sevildiğini bilmek neden bu kadar temel bir ihtiyaç?
İnsan yavrusu dünyaya geldiğinde yürüyemiyor, konuşamıyor, kendini koruyamıyor.
Ama bir şeye tamamen bağımlı doğuyor.
Bakışa, temasa, sese.
Yani sevildiğini hissetmeye.
Bebek için hayatta kalmak yalnızca beslenmek değil.
Aynı zamanda görülmek, duyulmak.
Ben buradayım. dediğinde birinin seni görüyorum demesi.
İşte bu yüzden sevgi sadece romantik bir kavram değil.
Sevgi sinir sistemimizi düzenleyen, benlik algımızı inşa eden, dünyaya güvenle bakmamızı sağlayan bir temel.
Ve Freud'un sözü tam da buraya dokunuyor.
İnsan sevildiğinden emin olduğunda dünya artık düşman bir yer olmaktan çıkıyor.
Risk almak mümkün hale geliyor.
Hata yapmak tolere edilebilir oluyor.
Kendin olmak tehlikeli görünmüyor.
Cesaret bazen bağırarak değil, yaslanabileceğin bir yer olduğunu bilerek ortaya çıkıyor.
Peki ya sevildiğinden emin olmayan insan içinse?
Şimdi biraz daha derine inelim.
Sevildiğinden emin olmayan bir insan nasıl yaşar?
Sürekli tetikte, sürekli yeterli olmaya çalışarak, Sürekli terk edilme ihtimalini hesaplayarak, sürekli beni gerçekten istiyor mu sorusunun zihninde döndürerek, bu kişi için cesaret
çoğu zaman lüks bir kavramdır.
Çünkü risk almak zaten kırılgan olan bağları kaybetme ihtimali demektir.
Bu yüzden bazı insanlar kendilerini göstermemeyi seçer.
Sessiz kalır, ihtiyaçlarını bastırır, tepki vermez çünkü bilinç dışında bir yerde şu vardır.
Eğer gerçekten beni görürlerse sevilmeyebilirim.
Ve işte tam burada psikolojinin kalbine geliyoruz.
Cesaret. Çoğu zaman kendini gösterebilme kapasitesidir.
Ve kendini gösterebilmek için önce sevilmeye değerim hissi gerekir.
Tam da burada çocuklukta öğrenilen sevgi dilinden bahsetmek istiyorum.
Hiç düşündün mü? Sen sevildiğini nasıl öğrendin?
Sarılarak mı? Takdir edilerek mi?
Sadece başarılı olduğunda mı?
Yoksa sessizce koşulsuz bir varlıkla mı?
Çocuklukta öğrendiğimiz sevgi dili yetişkinlikteki cesaretimizin bir haritasıdır.
Eğer çocukken hata yaptığında hala seviliyorsan, yetişkin olduğunda hata yapmaktan korkmazsın.
Eğer ağladığında biri seni yatıştırdıysa, yetişkin olduğunda duygularından utanmazsın.
Eğer ihtiyaçların karşılandıysa yetişkin olduğunda ihtiyaçlarını dile getirebilirsin.
Ama eğer sevgi hep koşullu geldiyse böyle olursan severim, böyle davranırsan kabul ederim gibi o zaman cesaret değil performans gelişir.
Ve insan bir gün artık yorulmaya başlar tüm bu duyguların altında.
Ve sonrasında romantik ilişkilerde sevildiğinden emin olmak konusuna gelecek olursak yani gelelim yetişkin ilişkilerine.
Çoğumuz aşkı konuşurken tutkuya, heyecana, özleme odaklanırız ama uzun süreli bağların temelinde başka bir şey vardır.
Duygusal güven. Benimle kalır, beni olduğum gibi görür, zor zamanımda gider mi?
İşte bu soruların cevabı net olduğunda insan ilişkide kendisini cesur hisseder.
Duygularını ifade eder, sınır koyar, kırıldığını söyleyebilir, kendi hayatına sahip çıkabilir.
Ama sevginin pamuk ipliğine bağlı olduğunu hisseden birinde ise her cümleyi tartarak konuşur.
Her davranışın sonucunu önceden hesaplar.
Kendi benliğinden ödün verir.
Freud'un sözü burada tekrar yankılanır.
Sevildiğinden emin olunca insan ne kadar da cesur oluyor.
Ve... Terapide cesaret nereden geliyor dediğimizde ise bir psikolog olarak bireysel gözlemi paylaşacak olursam eğer danışan terapiye geldiğinde en zor şey konuşmak değil.
En zor şey güvende hissetmek.
Kendini açmak cesaret ister ama o cesaret terapitik ilişkinin içinde yavaş yavaş doğar, gelişir ve büyür.
Burada yargılanmıyorum.
Anlatırsam terk edilmiyorum.
Zayıf görünsem de değerim düşmüyor.
İşte bu deneyim yaşandığında terapi odasında insan geçmişine bakabilecek cesareti bulmaya başlar.
Tramvalarına dokunabilir, kırılganlığına sahip çıkabilir.
Terapide iyileştiren şey çoğu zaman teknik değil diyecek olursak ilişkinin ta kendisidir.
Sevgi değil belki ama o sevgiye benzeyen bir kabul aşamasıdır.
Ve en önemlisi de kendini sevme meselesi.
Burada bir soru doğuyor aslında.
Peki ya kimse beni sevmezse sorusu?
Cesaretim tamamen dışarıya bağlı mı sorusu?
Aslında sağlıklı gelişimde dışarıdan gelen sevgi zamanla içe alınır.
Bir gün artık yanında olmasam bile içinden bir ses şöyle der.
Ben değerliyim. Ben hata yapabilirim.
Ben var olmayı hak ediyorum.
İşte bu iç ses oluştuğunda Cesaret bağımsız hale gelir.
Ama o iç ses yine bir zamanlar bir dış sesten öğrenilmiştir.
Hiç kimse kendini boşlukta sevmez.
Önce biri sever, sonra biz içselleştiririz o sevgiyi, duyguyu.
Bu yüzden sevgi zayıflık değildir.
İnsanı ayakta tutan temel bir güçtür.
Bugün Freud'un tek bir cümlesinden yola çıktık.
İnsan sevildiğinden emin olunca ne kadar da cesur oluyor.
Belki şimdi kendine şu soruyu sorabilirsin.
Ben hayatımda nerede cesurum?
Kimin yanında daha özgürüm?
Kimin yanında daha güçlü hissediyorum?
Ve belki cevap şudur.
Sevildiğini hissettiğin yerde büyürsün.
Hissetmediğin yerde ise küçülürsün.
Cesaret bazen yüksek sesle konuşmak değil, kendin olabileceğin bir yerde nefes alabilmektir.
Bugün burada olduğun için teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde yine insan ruhuna dokunan bir yerde buluşmak, konuşmak dileğiyle.
Sevgilerle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
