
Güven bir özellik değil, bir karşılaşmadır.
Bu bölümde, Ioanna Kuçuradi’nin çarpıcı cümlesinden yola çıkarak güvenin nasıl doğduğunu konuşuyoruz.
Neden bazıları kolay güvenirken bazıları için güvenmek risk gibidir?
Çocukluk deneyimlerimiz ve ilişkilerimiz bu süreci nasıl şekillendirir?
Karşılaşma → Güven → Sevgi → Cesaret
Belki de asıl mesele, hayatın getirdiği o doğru karşılaşmayı kaçırmamaktır.
Hazırsan… Bundan bahsedelim mi? 🌿
Transkript
Merhabalar, ben uzman klinik psikolog Fatma Kurtgenç ve burası Bundan Bahsedelim mi? mikrofonu.
Bugün bir cümleyle başlamak istiyorum ama sıradan bir cümle değil.
Belki de insanın hayatına yön verebilecek bir cümle.
Ionla Kuturadi'nin ifadesiyle, güven duymak için güvenilir bir insanla güven duyabilir bir insanın karşılaşması gerekiyor.
Güven duyan bir insanın olması da yetmiyor.
Böyle bir karşılaşmanın olması gerekiyor.
Ve böyle bir karşılaşmayı kaçırmamak gerekiyor.
Bu cümleyi ilk duyduğumda şunu düşündüm.
Güven tek başına bir özellik değil.
Bir kişilik triyeti hiç değil.
Bir niyet meselesi hiç değil.
Güven iki insan arasında doğan bir olay, bir karşılaşma.
Ve bugün tam da bunu konuşacağız.
Güven nasıl doğar?
Neden bazı insanlar kolay güvenebilirken bazıları için güvenmek bir risk gibidir?
Ve neden bazı karşılaşmalar insanın bütün hayatını değiştirir?
Hazırsanız Bundan Bahsedelim mi??
Ionla Kuturedi kimdir ve neden onu dinlemeliyiz diye ilk bir soruyla giriş yaptığımızda Önce bu cümleyi söyleyen kişiye hayatına tanıklık etmemiz gerekiyor, uğramamız gerekiyor.
Ionla Couture de Türkiye'de felsefeyi kulede yapılan soyut bir düşünme biçimi olmaktan çıkarıp insan hayatının tam ortasına yerleştiren isimlerden biridir.
Etik, insan hakları, insan değeri ve ilişki üzerine çalışan bir filozoftur.
Ama onu önemli yapan şey sadece akademik değil, onu önemli yapan şey şu.
insanı nesne olarak değil, değer taşıyan bir varlık olarak ele almasıdır.
Kucuredi için insan ilişkilerinde asıl mesele şudur.
Karşımızdaki insanı gerçekten insan olarak görebiliyor muyuz?
İşte güven de tam burada doğuyor.
Çünkü bir insanı gerçekten insan olarak gördüğümüzde, onu araç olarak kullanmadığımızda, onu kendi ihtiyaçlarımızın nesnesi haline getirmediğimizde o zaman güvenebilir
bir alan oluşuyor. Ve Kucureddin'in bu cümlesi tam olarak bunu söylüyor.
Güven bir erdem değil, bir karşılaşma.
Peki karşılaşma ne demektir?
Gün içinde onlarca insanla karşılaşıyoruz ama Kucureddin'in bahsettiği karşılaşma asansörde göz göze gelmek değil.
Bu karşılaşma ben buradayım, ben de buradayım.
Ve birbirimizi gerçekten görüyoruz anlamında, karşılaşma maskesiz an demek, rol yapmadığın, performans sergilemediğin, olduğun gibi var olabildiğin bir an aslında
ve işte güven o anda doğabiliyor.
Ama bunun için iki taraf da hazır olmalı.
Güvenilir biri ve güven duyabilir biri şeklinde.
İkisi bir araya gelmezse güven ortaya maalesef çıkmıyor.
Psikolojide güven konusunu ele aldığımızda neden bazı insanlar güvenemez diye bir soru sorduğumuzda aslında bir psikolojik bağlamda yanıtlamak istiyorum bu sorunun cevabını.
Bazı insanlar için güvenmek doğal, bazıları içinse neredeyse tehlikeli.
Bunun cevabı çok erken başlıyor.
Eğer çocukken ihtiyaçların tutarlı şekilde karşılandıysa, ağladığında biri geldiyse, Duyguların küçümsenmediyse dünya güvenilir bir yer olarak kodlanıyor ya da anlamlandırılıyor.
Ama eğer bakım veren kişi tutarsızsa bazen var bazen yoksa bazen şefkatli bazen ise cezalandırıcı bir yaklaşımla bize karşı yaklaştıysa o zaman
çocuk şu sonucu çıkarıyor.
Yakınlık risklidir ve yetişkinlikte güvenmek eski bir yaraya dokunmak gibi hissettiriyor insana.
İşte burada Kucureddin'in dediği şey çok anlamlı.
Sadece güvenilir birinin olması yetmez.
Karşı tarafın güven duyabilir olması gerekir.
Bazen karşımızdaki insan gerçekten güvenilir olabilir ama bizim sinir sistemimiz buna hazır değildir.
Ve o karşılaşma kaçırılabilir belki de.
Ve konunun tam da bu noktasında Freud'un cümlesiyle daha doğrusu ona atfedilen cümleyle birleştirmek gerekirse Hatırlarsak Freud şöyle diyordu o cümlesinde.
İnsan sevildiğinden emin olunca ne kadar da cesur oluyor.
Şimdi bu iki cümleyi yan yana koyalım.
Sevildiğini bilmek cesaret getirir.
Ama sevildiğini bilmek için önce güvenmek gerekir.
Ve güven için de doğru karşılaşma gerekir.
Yani karşılaşma, güven.
Ve sevgi ve cesaret bu bir zincirdir aslında.
Ve zincirin ilk halkası çoğu zaman hayatımıza giren bir insanla başlar.
Bir öğretmen, bir dost, bir sevgili, bir terapist, bazen bir cümle, bazen bir bakış.
Şimdi ilişkilerde güven konusundan sonra terapide güven konusunu ele alacak olursak planlanmış bir karşılaşma diyebiliriz bu noktaya.
Terapide aslında özel bir şey olur.
İki insan bilinçli bir şekilde karşılaşma yaratır.
Bir taraf anlatmaya hazırdır, diğeri duymaya.
Yargısızlık, kabul, gizlilik ve süreklilik.
Bunların hepsi güvenin doğabilmesi için en zemin parçalardan biridir.
Ve danışan ilk defa şunu deneyimler terapide.
Ben böyleyken de kabul edilebiliyorum algısını, düşüncesini.
Ve bu deneyim sadece konuşulan konularla değil, karşılaşmanın kendisiyle iyileştirir.
Bu noktada terapi sürecinde de güven çok kıymetli bir noktadadır.
Peki hayatta kaçırılan karşılaşmalar dediğimizde ise Kucureddin'in cümlesinin en çarpıcı kısmı bence burası.
Ve böyle bir karşılaşmayı kaçırmamak gerekiyor diyor bu cümlesinde.
Çünkü hayat bazen bize bir insan getirir.
Tam da ihtiyacımız olan o anda.
Ama korkularımız, savunmalarımız nasıl olsa yine incirinirim inancı bizi o karşılaşmadan geri çeker.
Ve sonra yıllar sonra dönüp deriz ki Keşke o zaman izin verseydim.
Yine burada gözden kaçırmamamız gereken şey ise güven biraz da cesaret ister.
İlk adımı atma cesareti.
Bugün Kuturedi'nin bir cümlesinden yola çıktık ve gördük ki güven tek taraflı değil.
Sevgi tek taraflı değil.
Cesaret bile bazen tek taraflı değil.
İnsan insanla iyileşiyor.
İnsan insanla büyüyor.
İnsan insanla cesur oluyor.
Ama bunun için karşılaşmaları kaçırmamak gerekiyor.
Belki bugün şu soruyla bitirebiliriz podcastimizi.
Hayatında güvenilir biri var mı?
Ve sen güven duyabiliyor musun?
Çünkü güvenilir biriyle güven duyabilir biri karşılaştığında işte orada bir şeyler filizleniyor, bir şeyler başlıyor.
Bugün beni dinlediğin için teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde...
Yine insanın kalbine dokunan bir yerden buluşmak dileğiyle.
Sevgilerle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
