
Evlilikte Kayın Aile İlişkileri ve Sağlıklı Sınırlar
18 Mart 2026 · 29 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde sevgili meslektaşım Psikolog Tuğba KAPLAN ile birlikte evliliklerde sıkça yaşanan kayın aile ilişkileri ve sağlıklı sınırlar konusunu konuşuyoruz.
Evlilikte aileler nerede durmalı, eşler nasıl “biz” olabilir ve saygıyı koruyarak sınır koymak mümkün mü?
Gerçek hayattan sık karşılaşılan sorular üzerinden bu konuyu birlikte ele alıyoruz.
Transkript
Merhabalar ben uzman klinik psikolog Fatma Kurtgenç.
Bundan Bahsedelim mi? podcastine hoş geldiniz.
Bugün çoğu kişinin yaşadığı ama çoğu zaman yüksek sesle söylemeye çekindiği bir konudan bahsedeceğiz.
Evlilikte kayın aile ilişkileri.
Kayınvalide, kayınpeder, görümce, elti ama aslında mesele kişiler asla değil.
Mesele sınırlar ve çoğu çiftin ilişkisini zorlayan şey de tam olarak bu.
Bugün şu soruların cevaplarını birlikte düşünmeye çalışacağız.
Kayın aile sorunları neden bu kadar sık yaşanıyor?
Bir eş neden ailesiyle partneri arasında sıkışıp kalıyor?
Sağlıklı sınır nedir?
Saygı ile mesafe arasındaki denge nasıl kurulur?
Ve en önemlisi bir evlilik dış müdahalelerden nasıl korunur?
Bugün burada kimseyi suçlamayacağız.
Ne kayınvalideleri, ne gelinleri, ne damatları.
Bunlar kişilerden değil, sistemlerden doğar.
Ve bugün biraz o sistemi konuşacağız.
Ama çok güzel bir ayrıntıyla birlikte podcast'imizin ilk konuğu sevgili meslektaşım Tuğba Kaplan ile.
Ve hazırsanız Bundan Bahsedelim mi??
Öncelikle Tuğba, sevgili meslektaşım uzun zamandan sonra hoş geldin.
Nasılsın? Görüşmeyeli.
Hoş bulduk Fatmacığım.
Nazik davet için öncelikle çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim. Nasıl geçiyor zamanın?
Biraz podcast dinleyenlerimize kendinden bahseder misin?
Tuğba Kaplan kimdir?
Neler yapar? Nerede yaşar?
Hangi alanlarda çalışır?
Biraz seni dinleyelim ardından sorularımıza geçelim.
Tamam. Ben psikolog Tuğba.
Edremit'te çalışıyorum uzun zamandır.
Şu an 7 yıldan sonra Edremit Devlet Hastanesi'nden Sağlıklı Hayat Merkezi'nde çalışmaya başladım.
Yaklaşık 2 aydır. Bolu Abantizlet Baysal Üniversitesi mezunuyum.
Yüksek lisansımı da aile danışmanlığı üzerine Ege Üniversitesi'nde tamamladım.
Daha önceki yıllarda mesleğe ilk başladığım zamanlarda bir rehabilitasyon geçmişim var.
Ve Arda'da daha önce Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi Müdürlüğü'nde aslında Aile Bakanlığı'na bağlı olarak...
çalıştım ve her çalıştığım alanda da aslında Ailelere temas etme fırsatım olduğu için de aile benim için çok önemli de bir alan.
Bugün güzel bir şekilde aslında senin de temas ettiğin, her alanda farklı deneyimler kazandığın, farklı öykülerin içinden geldiğin bir yere dokunacağız aslında.
En güzel konulardan biri bence çoğu kişinin gün zaman içerisinde konuşmaya çekindiği ya da ertelediği konular ya da yastık altına, halı altına atılan konulardan biri.
Altyazı M.K.
Ben biraz daha danışan tarafından sesleneceğim Tuğba'ya.
Tuğba'nın da güzel bilgi ve deneyimleriyle beraber bu konuyu konuşacağız.
Şimdi ilk sorumuzla başlayalım izninle.
Tabii ki de. İlk sorumuz diyor ki ben eşimle çok iyi anlaşıyorum ama ailesi sürekli hayatımıza karışıyor gibi hissediyorum.
Böyle bir durumda eşimle nasıl konuşmalıyım?
Aslında Fatmacığım bu çok sık duyduğumuz bir söylem.
Burada sorun çoğu zaman eşimiz değil, eşimizin ailesiyle olan sınırlarının net olmaması oluyor.
Bu tür durumlarda en kritik nokta aslında eşimizi...
Suçlamadan konuşabilmeyi öğrenmek.
Çünkü çoğu zaman eşler kendilerini iki taraf arasına sıkışmış hissedebilirler.
Suçlandıklarını hissettiklerinde de savunma pozisyonu alabilirler.
Bu nedenle duygularımızı anlatmak çok daha etkili olacaktır.
Yani senin ailen sürekli karışıyor demek yerine belki daha sağlıklı ifade etmenin yolunu da bulabiliriz.
Mesela... Bazen bazı konularda kendimi biraz baskı altında hissediyorum.
Bu durumlarda seninle birlikte nasıl bir sınır koyabileceğimizi konuşmak isterim gibi.
Buradaki amaç da zaten eşimizi karşı tarafa itmek değil onunla aynı takımda olduğumuzu hissettirmek.
Ve evlilikte en güçlü koruma mekanizması da biz duygusu.
Ve biz yan yana olduğumuzda problemi karşımıza alırız.
Biz karşı karşıya olursak da problem aramıza girer.
Aslında bu soruyu dinlerken bir kadın gözüyle dinlemeye çalıştım.
Ve nasıl sakin kalıp konuşacağız ama hani olmuyor bazen anlamıyorlar beni anlaşılamıyoruz dedikleri de oluyor.
Belki bugün soruları...
Karımızı dinlerken bazı verdiğimiz cevaplarda bu kadar sakin kalamayan ya da öfkesini, duygu durumunu kontrol edemeyenler de olabilir.
Ama bu noktalarda verdiğimiz cevaplarda unutmayalım ki her evlilik, her öykü biricik ve kendine özel, kendine ait öyküleri var.
Buralardan alabildikleri geri bildirimleri kendi öykülerine uyarlayarak yanıtları aramaları da belki kıymetli olur.
Ne dersin? Çünkü dinlerken ister istemez ama ben bu kadar sakin cevap vereyim.
Yaramam diyenler de olabilir değil mi?
Tabii ki de. Yani bu aslında bazen bu sükuneti korumak biraz trafik ışıklarına da benziyor.
Yeşilden bir anda kırmızıya geçmiyoruz aslında.
Ortada bir sarı ışık da var.
Ve arada o sarı ışığı hatırlayabilmek için de kendimize böyle içimizin gerildiğini, sıkıştığımızı hissettiğimiz zamanlarda dur.
Bak bunun sonu iyiye gitmeyecek deyip bazen şöyle bir ortamı değiştirmekte de fayda var.
Kesinlikle. O zaman diğer sorumuzla devam ediyorum.
Bir diğer sorumuz şu.
Evlendikten sonra eşimin ailesinin bizim hayatımızda bu kadar etkili olacağını hiç düşünmemiştim.
Bu gerçekten normal mi?
Bunun o kadar arafında kalmış ki soran kişi.
Bu durum normal mi değil mi?
Acaba benim yaşadığım duygu ya da duygu durumunda bir anormallik varmış gibi kendimde bir sorgulama arıyor aslında.
Ben böyle hissettim okuduğumda.
Evet aslında normallik dediğimiz kavramda.
Yani bazen normları uygunluk olarak da geçebiliyor ama öte yandan da eşimizin ailesinin bizim hayatımızda bu kadar etkili olmasıyla ilgili kısım bize de tanıdık olmayan bir şey.
Çünkü biz evlenmeden önce sadece eş ilişkisini düşünüyoruz ama aslında iki kişinin yanı sıra iki aile sistemi de karşılaşmaya başlıyor ve her ailede ilişkiler biraz daha farklı.
Bazı aileler daha iç içeler, bazıları biraz daha mesafeli.
Eğer eşimizin ailesi daha iç içe bir yapıya sahipse bizim için eğer biz de mesafeli bir aile yapısından geliyorsak...
İlk başta bu durum biraz şaşırtıcı olabiliyor, zorlayıcı olabiliyor ama burada önemli olan şey şu.
Ailelerin varlığı normal ama evliliğin merkezinde çift olduğu müddetçe bir problem yok aslında.
Yani zaman ve dengeye biraz ihtiyacımız var.
Karşılıklı o ailelerin birbirinin tanıma, o tanışma süreçlerinin evrilmesi gerekiyor diyebilir miyiz?
Kesinlikle öyle. Diğer sorumuzda da eğer geçecek olursak bazı insanlar evlenince sadece eşinde değil ailesiyle de evlenirsin diyor.
Sizce bu gerçekten doğru mu?
Bu bana direkt şu sözü hatırlatıyor.
Avrupa'da evlilik tango gibidir, iki kişi arasında yapılır.
Türklerde evlilik halay gibidir, aileler arasında yapılır, sülaleler karışır diye.
Şimdi bu cümle biraz abartılı olsa da içinde aslında bir gerçeklik payı taşıyor.
Çünkü evlilikte sadece eşimizi değil, onun alışkanlıklarını, değerlerini, aile kültürünü de hayatımıza almış oluyoruz.
Ama şu çok önemli bir nokta, evlilikte aslında yeni bir aile sistemi kurulur.
Ve o sistemin kurallarını çift birlikte...
belirler. Yani eşimizin ailesi hayatlarımızın bir parçası olabilir ama ilişkimizin merkezinde onlar değil biz ve eşimiz olduğu müddetçe bunun da üstesinden gelebiliyoruz.
Yani aslında aynı takımda olmak ve merkeze kendimizi almaya ihtiyaç var.
Fizikte de vardır ya merkez kaç kuvveti gibi.
Merkeze çifte almadığımız müddetçe aslında bu sefer kaçmaya başladığımız bir süreçte olabiliyor ilişkide.
Karşılıklı olarak bir sirkülasyona dönüşüyor.
Ama ben ilk cümleyi sen söylediğinde hani Avrupa'da tango gibidir.
dediğinde Cem Hoca'nın sözü geldi aklıma.
O bize Türkiye versiyonuyla uyarlamıştı.
Halayın başında kim varsa, alayı kim çekiyorsa biraz o götürür der gibi anlatmıştı evlilik terapisi eğitimlerinde.
Ne dersin bu konuda? Halayın başında kim duruyorsa da diyebilir miyiz?
Yine kontrol edilemediği zamanlarda.
Evet yani bazen de böyle mendili almak için sıraya girenler de olabiliyor.
Mendili veriyor muyuz, vermiyor muyuz aslında?
Belki de önemli olan nokta bu.
O mendile hep birlikte sahip çıkıp saygı duymak gerekiyor belki de.
Evet ve halayı çektiğimiz esnada da kimin düğünü için orada bulunduğumuz gerçeğini de unutmamak da gerekiyor.
Kesinlikle, evet. Kimin düğünü olduğunu da unutmamak lazım.
Ve diğer soru kayınvalideyle ilgili.
Kayınvaliden sürekli iyi niyetle öneriler veriyor ama bazen kendimi çok baskı altında hissediyorum.
Böyle durumlarda kırmadan nasıl sınır koyabiliriz?
Yine ben bu soruyu okuduğumda şey hissettim.
Sanki hani ya yakın çevrede oturuyor kayınvalidesiyle ya da apartman ilişkilerinde de aile apartmanlarında oturan biri gibi belki düşündürüyor.
Bu yakınlıkla beraber aslında tekrar sınıra geliyor konu ve nasıl sınır koyabilirim kırmadan, incitmeden diyor.
Aslında burada sorunun içinde bile sanki...
Kırmadan sınır koymak zormuş gibi düşünülen bir durum var.
Çünkü çoğu insan büyüklere karşı sınır koymayı sanki böyle onları kıracakları korkusuyla değerlendirebiliyorlar ve kendilerini suçlu hissediyorlar bu nedenle.
Ama şunu bilmek önemli ki sınır koymak saygısızlık anlamına gelmiyor.
Yani burada yapılabilecek en sağlıklı şey teşekkür ederek sınır koymak.
Çünkü fikrin benim için çok değerli.
Gerçekten bu fikriniz için teşekkür ederim.
Biz bu konuyu kendi aramızda değerlendirip ona göre karar vermek istiyoruz diyebilmek.
Dediğim gibi bazen aile...
Apartmanlarında... Apartmanların kapılarının üstünde bile anahtarların olduğu ve evlere istenilen zamanlarda girilip çıkılan durumlarda mahremiyetin de ihlal olabildiği bir süreç oluyor.
Ama biz bu şekilde tercih etmiyoruz dediğimiz zaman da aslında saygısızlık etmek değil kararı veren biziz.
Burası bizim alanımız ve bu alanda da kararların verildiği merceği sadece biz olabiliriz anlamına geliyor.
Bu da aslında ilişkilerin sağlıklı kalmasını sağlayan da bir nokta.
Ve yine soruyu soran kişi aslında sorarken bile tedirgin.
Hassas düşünerek soruyor ki yani hem kendi alanıma, sınırıma ihtiyacım var hem de karşı tarafı kırmaktan ve yanlış anlaşılmaktan çekiniyorum der gibi bir geri bildirim var.
Burada da aslında dediğine geliyor.
Sınırlarımı korurken aslında kendime evetlerime ve hayırlarıma cevap veriyorum ben.
Kesinlikle böyle. Ve bu hassasiyetle de aynı şekilde kayınvalidesine karşı da yeni bir ilişki kurmaya, güncellik getirmeye çalışıyor.
Ama bazen bu kadar sınırları direkt anlamayanlar, iletişim yoluyla da anlamayanlar olabiliyor, davranış yoluyla pekiştirmeye çalışsak da çok ısrarla gelen bir geri
bildirime nasıl yanıt versin peki?
Devamında dedi ki diyelim, aynı soruyu soran kişi, ısrarla ben...
Tüm dediklerinizi yaptım, denedim ama yine sonuç aynı.
Yani bunu denediğimiz zaman yine olmayan bir durum varsa evet bundan memnun olmayabilirsiniz.
Çocuklarımızla sınır oluşturmaya çalışırken de aynı şeyi yapıyoruz.
Çocuk bazen ders çalışmak istemiyor, okula gitmiyor.
Evet şu an gitmeme isteğini anlıyorum.
Yani buna saygı duyuyorum. Bazen gerçekten insan çok zorlanabilir ama ben böyle istiyorum ya da biz böyle istiyoruz.
Yani bu noktada da karşı tarafın bunu kabul etmediği noktada da aslında bizim de belki gardımızı düşürmememiz.
Ve bunun altında belki gerçekten o birlikte güç almaktan kastedilen nokta da eşimizle birlikte yol kat edebilmek.
Yani burada biz tek başımıza da değiliz.
Bir evlilik sisteminin içine dahil olduk ve eşimiz de bizim yanımızda.
Bu noktada da eşin de bazen biz böyle karar verdik deyip yani kadının kendi ailesiyle erkeğin de kendi ailesiyle bazen bu sınırlara konuşabilmek için biraz daha güçlü durabilmesine ihtiyaç var.
Arada çünkü gelin ve damat da kalabiliyor bazen.
Kesinlikle ve süreklilik ve tutarlılık aynı zamanda dediğin gibi.
Eş kendi ailesiyle konuşurken aynı tutarlı cümlelerle kadın da aynı şekilde ailesiyle konuşurken tutarlı ve net olmasında fayda var.
Ve yeri geldiğinde bazen...
Konur koymaya çalışırken kişilerin en büyük yaptığı hatalardan biri de çok fazla açıklamaya çalışmaları kendilerini, ailelerini.
Ya da dediğin gibi eşlerden birinin sessiz ve pasif kalışı diğerinin daha çok sorumluluk almasına sebep olup kendisini yalnız bırakmaya da sebep veriyor.
Hem yalnız kalabiliyor hem şöyle bir sıkıntı daha çıkıyor.
Mesela özellikle aile apartmanında erkek hayatında çok bir şey değiştirmiş olmuyor genellikle.
Eğer erkeğin ailesiyle aynı apartmanda yaşanıyorsa.
Ailenin bir uzantısı olarak da aile sistemine eşi dahil etmeye çalışıyor.
Ama eş bu aile sisteminin ne kadarına dahil olmak istiyor ile ilgili onun fikri ne kadar alınıyor bu kısımda önemli.
Ve eşin de bu konularda güçlü duramadığı zamanlarda da kadın yalnız kalmış, eşi tarafından da anlaşılmamış hissedebiliyor ve hatta cinsel işlevi bozukluklarına kadar gidebiliyor bu durumlar.
Çünkü bir şekilde normal hayattaki iletişim aile içerisine yansıyor, aile içerisi yatak odasına bir şekilde dalgalanmalar devam ediyor.
Dediğimiz gibi yine net ve tutarlı olmakta fayda var ve karı kocanın yan yana.
Aynı dili konuşması çok kıymetli bu noktada.
Onun için de aslında istikrarlı hayat hakikatleri denilen kavrama katılıyorum.
Süreklilik göstereceğiz. Sürekliliğin en güzel yanıtı.
Bir diğer sorumuza geçtiğimizde ise eşim ailesine hayır diyemiyor gibi hissediyorum.
Bu durumda eşime kızmak mı gerekir yoksa başka bir yol mu var?
Aslında az önceki sorunun bir devamı niteliğinde çoğu insan için aileye hayır demek.
Çok zor bir beceri. Çünkü bu sadece bir davranış değil.
Bazen yıllardır öğrenmiş olduğumuz bir ilişki dinamiği olabiliyor.
Bu yüzden eşimize kızmak genellikle çözümü zorlaştırır.
Çünkü eşimiz o zaman kendini iki taraf arasında daha da sıkışmış hissedebiliyor.
Arada kalmış oluyor. Bunun yerine belki de duygumuzu paylaşmak daha etkili oluyor.
Yani örneğin bu durumlarda ben kendimi yalnız hissediyorum.
Senin desteğini hissetmek benim için çok önemli diyebilmek.
Hatta biz hep danışanlarımıza sen diliyle değil.
Sen deyle çünkü suçlayacak. Yanımda olmuyorsun, beni savunmuyorsun şeklinde değil.
Ben yanımda olduğunu hissetmediğim zamanlarda kendimi değersiz, eksik kalmış hissedebiliyorum şeklinde konuştuğumuzda eşimiz de bu sefer savunmaya geçmek zorunda kalmıyor.
Bizimle iş birliği yapmaya ve problemi çözebilmek için onun da elinden ne geliyor?
Masaya yatırmak için o da harekete geçmiş oluyor.
Kesinlikle. Ve diğer soruya geçelim mi hemen ardından?
Çünkü bu diğeriyle bağlantılıydı.
Ben eşimle bir karar alıyorum ama sonra aileler devreye girince her şey değişiyor.
Böyle durumlarda çiftler ne yapmalı?
Yani sağlıklı bir evlilikte en önemli şey çiftin kendi karar mekanizmasını koruması.
Aileler fikir verebilir ama karar çifte ait olmalı.
O yüzden çiftlerin kendi aralarında öncelikle şu prensibi oluşturması önemli.
Önce biz karar vereceğiz, sonra kararımızı ailelerle paylaşacağız.
Kararımıza müdahale edilmeye çalışıldığında da yine az önceki gibi fikrinize saygı duyuyoruz, bizi düşündüğünüzü de biliyoruz.
Ancak biz böyle uygun gördük.
Mesela bayramda çok ısrar ediliyor.
Diyelim ki işte bizim yanımıza gel, sizleri çok...
özledik şeklinde ama çok yorulmuşlar.
Karı koca gerçekten üstlerinden çok böyle büyük bir emeğin geçtiği hele ki Ramazan dönemi insanların yorgun hissettikleri de bir dönem.
Belki bir tatile ihtiyaç duymuşlar.
Ve bayram ziyaretleri, o ziyaretler esnasında gerçekten de evet bir yandan bağlayıcı unsurları var akrabalık ilişkilerinde ama öte yandan da insanların dinlenme ihtiyacı olan da yegane zamanlarda olabiliyor.
Onun için bizim burada yapabileceğimiz şey ailelerin fikir merci olması ama kararın bizde olması noktasında da fikirlerimizin etkilenmemesi için biz kararlarımızdan etmeyiz.
Kesinlikle ve şey özellikle yetişkinlerin de yani anne babalarımızın da evli çiftlere karşı vicdani bir yük bir geri bildirimde bulunmaması lazım bu noktada da.
Yani hani bayramdan konu açıldığı için aklıma geldi.
Hani dediğin gibi biz çok yorgunuz belki gelemeyeceğiz başka bir planımız var ama bu değil ki seni ve bayramı önemsemiyorum ya da akraba ilişkilerine değer vermiyorum.
Bu iki ayrımı varabilmek çok kıymetli ve ardından o yetişkinlerin...
anne babaların, büyüklerin o vicdani yükle geri bildirimde bulunmadan verilen karara bir saygı duymaları lazım.
İdeal dünyada evet. İdeal dünyada.
Denenebilir. Çiftler bir arada olur ve yan yana olursa dediğin gibi birçok şey üstesinden gelinebilir.
İşte bu noktada çiftler ne kadar yan yana olabiliyor?
Ne kadar ailelerle ilgili dış müdahaleleri konuşuyor olsak da aslında çiftlerin de bazen iki tarafında ortak bir noktada buluşamamaları da bu süreci pekiştiriyor.
Kadının belki çok aileyle vakit geçirmesi ya da belki erkeğin biraz daha az zaman geçirmesine ihtiyaç olabiliyor ama sonrasında birlikte konuşurlarken aileler böyle bir konuya bir laf ortaya attıkları zaman ikisi de zaten.
birbirleriyle hemfikir olamadıkları için bu sefer dışarıdan gelen saldırılara karşı çok daha açık olabiliyorlar.
Ya da dışarısı o anda bir karar alabiliyor onların adına.
Karar alınmadığı için. Yani en kötü karar bile kararsızlıktan iyidir.
Sonucu ne olursa olsun kararı kendimizin verebilmesinin de önemli olduğu bir kere daha devreye giriyor.
Deneyimleyerek öğreniyoruz böyle böyle.
Bir diğer sorumuz da demiş ki eşim bazen ben arada kalıyorum diyor.
Bir insan gerçekten hem eşini hem ailesini sizi memnun edebilir mi?
Bayram örneğindeki gibi devam edecek olursak.
Evet yani gerçekçi olmak gerekirse çoğu zaman herkese aynı anda memnun etmek diye bir şey yok aslında.
Burada önemli olan şey şu bizim öncelik sıramız ne?
Aslında duygusal önceliklerimiz giriyor devreye.
Evlendikten sonra evet tabii ki ailelerimiz çok kıymetli ama birinciyle ilişkimiz artık eşimiz.
Bu ailemizi değersiz yapmak anlamına da gelmiyor ama hayatımızın merkezinin değiştiğini kabul etmek gerekiyor.
Veya bazen yeni doğmuş bir çocuğumuz olduğunda da eşimiz ilk öncelikle...
Çünkü bakmakla yükümlü olduğumuz bir çocuğumuzun olduğu süreç oluyor.
Önceliklerin zaman zaman değişebildiği durumlar olabiliyor.
Ailede böyle bir kayıp olduğunda, hastalıkla uğraşmamız gereken durumlarda ama öte yandan bilincil ilişkimiz bizim eşimiz.
Yani onun için sağlıklı evliliklerde de kişi ailesini sever, onlarla bağını korur ama eşini yalnız bırakmaz.
Çekirdek aile öncelikle aslında.
Ve diğer sorumuz sınır koymak bazen bana saygısızlık yapıyormuşum gibi hissettiriyor.
Özellikle büyüklere karşı bu duyguyla nasıl başa çıkabiliriz?
Yani birçok kültürde büyüklere karşı sınır koymak zor bir konu.
Hatta büyüklere geçiyorum iş yerlerinde bazen...
Birlikte çalıştığımız çalışma arkadaşlarımıza sınır koyabilmek bile zor.
Ama şu ayrımı yapmak gerekiyor.
Sınır koymak bir saygısızlık değil, ilişkiyi düzenlemektir.
Sağlıklı ilişkilerde hem saygı vardır hem de sınırlar vardır aslında.
Çünkü sınırlar olmadığı zaman ilişkilerde zamanla gizli kırgınlıklar olabiliyor, gerilimler ortaya çıkabiliyor.
Ve bazen insanlar gerçekten bu anlamda kendilerini çok zorlanmış da hissedebiliyorlar.
Ve sınırlarla ilgili hep konuşurken şey deriz ya, ben kimim, sen kimsin, aramızdaki çizgi nerede?
Kesinlikle. Ve o çizgiyi hala nerede korumaya devam ettireceğiz?
Yine en önemli konulardan biri.
Ve eşimin ailesiyle mesafeli olmak istemiyorum.
Yine sınırların ardından gelen bir soru.
Ama bu ilişkileri bozacak gibi geliyor.
Mesafe ile saygı arasında denge nasıl kurulur demiş bir başka soru soran kişi.
Mesafe ve saygıyı bağlantılı kılmış burada da.
Trafikte de aslında bir takip mesafesini kurduğumuz bir süreç oluyor.
Ve bu takip mesafesi hem kendimize hem de diğer araçların güvenliğini sağlıyor.
Yani mesafe ne bir saygısızlık, ne soğukluk, ne ilişkiyi kesmek anlamına gelmiyor.
Her ilişkinin kendi sınırlarının olduğunu aslında belirten bir nokta.
Onun için çiftlerin de kendi özel alanlarını koruyabildikleri, kendi sınırlarını oluşturabildikleri süreçlerde aslında bu sağlıklı mesafeyi oluşturan da bir nokta.
Takip mesafesi aslında.
Ne çok yakın ne çok uzak.
Ve yine aslında konu dönüp dolaşıyor.
Sınırlar, aile, akraba ilişkileri derken iletişime yani her konunun, her sorunun özünde çiftlerin ne kadar birbirleriyle iletişim halinde olup olmadığına geliyor.
Ya da birbiriyle ne kadar o aynı dili konuşup, aynı karar değil de ortak bir fikrin hemhal oluşu diyebilir miyiz buna?
Öyle yani genellikle problemler de iletişememekte kaynaklanıyor aslında.
Yani onun için iletişim...
En temel böyle oturtmamız gereken noktalardan biri sözel olduğu kadar da sözel olmayan iletişimler de giriyor devreye.
Bakışlar, göz devirmeler, böyle alttan masanın altından dürtmeler derken aslında pek çok ipucu verenden sözel olmayan ipuçlarımız da var.
Bunları iyi okuyabilmek, anlamlandırmak ve çözüme kavuşturmamız lazım aslında.
Ve biz az önce aslında bayramla ilgili bir giriş yapmışken yine sorulardan biri de şu.
Mesela bayramlar, tatiller veya çocuk yetiştirme konusunda Ailelerin çok karıştığı konular oluyor.
Böyle durumlarda çiftler nasıl ortak bir tavır geliştirebilir?
Yani ortak bir tavır için öncelikle bizim kendi aramızda biz bu konuda ne düşünüyoruz?
Bizim için en doğru karar ne?
Bu kararı ailelere nasıl anlatacağız?
Gibi sorulara aslında yanıt vermeleri gerekiyor.
Onun için aslında ikimizin de beklentileri birbirinden farklı olabilir.
Genelde çocuklara isim koyma konularıyla ilgili olabiliyor.
Yine bayramlarla ilgili, tatillerle ilgili konular olabiliyor.
Ama biz bu konularla ilgili kendi içimizde netleştikten sonra bir ötekine bunu anlatmak çok daha rahat oluyor.
Yine sınav kaygısından örnek vereceğim.
Öğrenciler üniversite seçimlerinde ailem çok müdahil oluyor dedikleri noktalarda da aynı şey söz konusu.
Sen kendi kararına oturttuktan sonra ailen senin kararına göre yönlendiriyor.
Ama sen belirsiz muallakta bırakınca da onlar da kendilerince aslında pek çok farklı çözüm yolu da sunmaya çalışıyorlar.
bizlere. Onun için biz net miyiz?
Biz ne kadar ne istiyoruz?
Nasıl yansıtıyoruz?
Aynı zamanda. Ve bir diğer soru da şu.
Bir aileyle çok iç içe olmak mı daha sağlıklı yoksa biraz mesafeli olmak mı?
Burada da aslında her ailenin dinamiklerinin birbirinden farklı olduğu gerçeği söz konusu.
Psikolojik olarak sağlıklı ilişkilerde genelde bağlı ama bağımlı olmayan Yani insanlar ailelerini sever, görüşür, gerektiğinde destek olurlar ama hayatlarının kontrolü yine kendilerindedir.
Hani az önce arabalarla ilgili takip mesafesini söylemiştik ya yine çok sevdiğim böyle bir metafor var aslında.
Soğuk bir kış gününde kirpiler üşümemek için birbirlerine yaklaşırlar ama birbirlerine çok yaklaştıklarında dikenleri birbirine batar ve acı verir.
Acıdan kaçınmak için uzaklaşırlar fakat bu sefer de soğuktan donarlar.
Sonunda kirpiler ne çok yakın ne de çok uzak olan ideal mesafeyi bulurlar.
Onun için ailelerimiz söz konusu olduğunda da bizim kirpiler gibi ideal mesafemiz ne ve takip mesafesini ne kadar koruyoruz buna dikkat edebilmemiz lazım.
Evet o okların çok birbirine batmadan, birbirimizi incitmeden ve ne uzaklığıyla ne de yakınlığıyla çok böyle insanı sarsacak dereceye gelmeden kirpi metaforu burada çok güzel bir örnek olmuş.
Ve bir diğer soru da şu bir insan evlendikten sonra ailesiyle olan ilişkisinde neleri değiştirmeli?
Belki yeni evlenecek biri olabilir bu.
Evlilik düşüncesiyle ilgili soruların kafasında döndüğü biri yazmış olabilir bunu.
Ama güzel bir soru. Evlendikten sonra aileyle ilişkisinde neleri değiştirmeli?
Ya da değiştirmeli mi?
Öncelikle... Aslında dünya dinamik.
Yani bizim sürekli değiştiğimiz, dönüştüğümüz bir dünyada yaşıyoruz ve evlendiğimiz sırada da aslında rollerimiz değişiyor.
Evlenmeden önce bir ailenin çocuğuyken evlendikten sonra kendi ailemizin yetişkin bireyi, eşi olduğumuz bir konuma geliyoruz.
Ve bu da kararları kendimizin aldığı, eşimizi önceliklendirdiğimiz, yani bu duygusal önceliklendirme.
Ve sınırları daha net koymaya başladığımız değişimleri de getiriyor beraberinde.
Bu değişimler her zaman kötü olmak zorunda değil.
Değişimlerle birlikte aslında hayatın içinde farklı rollerimizi görüyoruz.
Evleniyoruz, karı koca olmayı öğreniyoruz.
Belki çoluk çocuğa karışınca anne baba olmayı, torunlarımız olunca anneanne dede olmayı.
Yani insanın hayatında pek çok farklı rol var.
Ve bu rollerin de getirmiş olduğu sorumluluklar ve güzellikler de var bir yandan.
Aslında her bir rolde yeni bir Fatma'yı, yeni bir Tuğba'yı görüyoruz, deneyimliyoruz.
Bana hiç yakın olmayan bir şeyle yüzleşiyorum belki de.
O tarafımı ben de yeni tanıyacağım.
Ve ilk böyle duyduğumuzda değişim, sınırlar, mesafe dediğimiz kelimeler aslında başlangıçta çok ürkütücü gibi geliyor kulağa.
Halbuki hayır, insan ilişkilerini kolaylaştırılan en ana konulardan biri.
Yani bu kadar korkup ürkeceğimiz değil.
Birbirimizle daha iyi...
İlişik halde kalabileceğimiz o dengeyi kirpi mesafesine ayarlayacak bir konu aslında yine.
Evet yani gerçekten yeni rollerimizin olabilmesi çok güzel.
Bize de kendi içimizde farklı kimliklerimizi de tanıtan bir alan.
Ve bu kimliklerden evet her zaman güzel şeylerin de çıkabildiği yeni öğreti alanlarına açık olduğumuz bir süreçte başlıyor.
Ve diğer sorumuz, sağlıklı bir evlilikte ailelerin yeri sizce nerede başlar ve nerede biter?
Ne düşünüyorsun bu soruyu ilk duyduğunda?
Ne hissediyorsun? Yani bir aileye doğuyoruz aslında.
Ailede doğduğumuz bir halimiz var.
Evliliğe doğduğumuz bir halimiz var.
Yani bu noktada da aslında evet aileler çok kıymetli.
Destek oldukları yerde ailelerimizin yeri başlıyor.
Karar vermeye başladıkları yerde de bitiyor.
Çünkü evet biz ailelerimize doğduk ama ailelerimizin içinden bireyler olarak çıktığımız bir süreç var.
Bunun için de onların narsesistlik uzantıları gibi değil.
Kendimiz olabilmek için de kararları kendimiz almamız gerekiyor.
Ama evet anne baba rolü çok kıymetli ve onların desteğine istersek 50-60 yaşına gelelim hala ihtiyacımız var.
olacak. Ve kapanış sorusuna doğru geldiğimizde de şunu sormak istiyorum.
Şu anda bizi dinleyen ve ben tam olarak bu durumu yaşıyorum diyen birine tek bir cümle söyleme şansın olsaydı ne söylerdin Tuğba?
Ben Cem Keçe'nin sözüyle tamamlamak istiyorum.
Seninle tanıştığımız evlilikle ilgili eğitimden.
Cem Hoca şunu söylemişti.
Evlilikte beni koruyarak, sana saygı duyarak Biz oluruz dediği bir süreçten bahseder evliliği tanımlarken.
Aslında bizim de başından beri konuştuğumuz sınırlardan bahsettik.
Ben kimim, sen kimsin ve aramızdaki çizgi neredeyi bulmaya çalıştık.
Ve evlilikte beni koruyarak, seni saygı duyarak biz olma süreci.
Güzel. Sevgili Cem Keçe'ye de selamlar olsun.
Onu da andık bu podcastimizde.
Umarım dinleyenlere küçük de olsa bir yerlerden güzel dokunuşlar yapmıştır, değinmiştir cümlelerimiz, sözlerimiz.
Ya da soruyu soran kişilere kendi hayatlarında bir yere dokunmuştur diyelim.
Ama unutmayalım ki her zaman diliminde yaşanabilecek iniş çıkışlar var.
Hayatın bu noktalarında çift olarak ne kadar yan yanayız?
Yani tüm sorunları, hayatın karmaşasını, tüm aile, evlilik problemlerine rağmen.
Her şeye rağmen ne kadar yan yanayız ve bunu ne kadar sürdürmeye niyetliyiz.
Bu çok kıymetli bence.
Hani o iyi niyeti ve çözümü bir arada sunmaya çalıştıkça çiftler çünkü birbiriyle üstesinden gelemeyeceği şeyler yok ve başımıza gelebilecek her türlü olay, durum bizleri
büyütüp şekillendirecek şeyler.
O yüzden her birinde güzel geri dönüşler olur umarım.
Senin başka eklemek istediğin bir şey var mı?
Sen söylerken zihnimde geçinmeye gönlün var mı?
Geçinmeye gönlü olanın zaten önünde hiçbir şey daha olup engel olmaz diyelim o zaman.
Ağzına sağlık. Senin de ağzına sağlık, emeğine sağlık.
İlk podcast konuklu podcastimdi.
Bu benim için çok kıymetli.
Senin bilgi birikimine, emeğine çok saygı duyuyorum.
Yenilerini de çekeriz umarım.
Bambaşka konularda yine dinleyenlerle bir arada oluruz.
Bizi dinleyenlere ben kendi adıma teşekkür ederim.
Davetin için tekrar çok teşekkür ederim.
Benim için çok keyifli bir podcast oldu.
Teşekkür ederim. Tekrar teşekkürler.
Görüşmek dileğiyle. Herkese sevgilerle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
