
Modern dünya hızla değişiyor ama bazı sorular hâlâ peşimizi bırakmıyor:
“Evlilik ne zaman?”, “Çocuk düşünmüyor musun?”, “Terfi aldın mı?”
Bu bölümde, bu soruların nereden geldiğini, psikolojik etkilerini, neden hâlâ değişmediğini ve onlarla nasıl baş edebileceğimizi konuşuyoruz.
Sınır koyma yöntemlerinden mizahi cevaplara, günlük hayatta kullanabileceğin pratik stratejiler seni bekliyor.
Kısacası bugün, değişen dünyada değişmeyen beklentileri masaya yatırıyoruz.
Hazırsan… bundan bahsedelim mi?
Transkript
Merhabalar, Bundan Bahsedelim mi? podcastına hoş geldiniz.
Ben uzman klinik psikolog Fatma Kurtgenç.
Bugün hepimizin hayatına istemeden davetsiz misafir gibi giren o sorulardan bahsedeceğiz.
Çocuk ne zaman? Evlilik ne zaman?
Terfi aldın mı? E sen daha hala orada mı çalışıyorsun?
Mezuniyete çok mu daha?
Öyle sorular ki bazen gerçekten masum, bazen fark etmeden canımızı sıkıyor.
Bazen de yıllardır içimizde taşıdığımız bir yaraya dokunuyor.
Bu bölümde sadece soruları konuşmayacağız.
Bu soruların kökenini, psikolojik etkilerini, toplumsal tarihini, neden değişmediğini, nasıl sınır koyacağımızı ve en sonunda bu sorularla baş etmek için pratik egzersizler ya da cevaplar
üzerinde neler yapabiliriz bunları konuşacağız.
Kısacası bugün modern dünyanın değişen ritmine rağmen bir türlü değişmeyen beklentileri masaya yatırıyoruz.
Hazırsanız Bundan Bahsedelim mi??
Sorular neden değişmiyor?
Bir sorunun neden bu kadar uzun yıllardır sorulduğunu çözmek aslında onun bize söylediği şeyleri anlamamızı kolaylaştırır.
Tarihsel bir kalıntı diyelim istersek, istersek de geleneksel toplumsal roller üzerinden konuşalım.
Toplumsal yapılar yüzyıllar boyunca insanların seçimlerini şekillendirmiş.
Eskiden bir insanın yaşamının başarılı kabul edilebilmesi için belirli adımları takip etmesi beklenirdi.
Bunlar neydi? Önce okul, iş, ardından evlilik, çocuk, ev alma, arabaya geçme, emeklilik.
Bu bir şablondu. Ve bu şablon o kadar uzun süre hayatın merkezinde kaldı ki modern dünya değişse bile soruların değişmesi gecikti.
Tabii toplumsal rollerden, beklentilerden bahsediyoruz ama bir de bunun insanoğlunun, insan beyninin belirsizliği sevmemesiyle de ilgili bir yanı var.
Merak. İnsan beyninin hayatta kalma mekanizmasıdır aslında merak.
İnsanlar başkalarının hayatını sorarak kontrol hissi yaratır.
Bir nevi dünya olması gerektiği gibi gidiyor mu?
sorusunu sormaya çalışırlar.
Bu sorular bir bakıma kültürümüzde sohbet etme ya da sohbeti başlatma yöntemidir de aslında.
İnanılmaz ama gerçek, Türkiye'de sohbet başlatma şekillerimiz çoğu zaman kişisel hayat üzerinden oluyor.
Ev aldın mı? İlk soru.
Nişan ne zaman? Çocuk ne zaman düşünüyorsun?
Çünkü kültürümüzde nasılsın bile çoğu zaman gerçek anlamda sorulmaz.
Bir nezaket cümlesinin ötesine geçer, devam eden cümlelerle sorular soruları doğurur.
Bu yüzden insanlar farkında olmadan sohbeti kişisel sorularla açmaya başlar.
Ve diğer önemli unsurlardan biri de aslında insanların kendi seçimlerini doğrulama ihtiyacıdır.
Bazen soru aslında soru değildir, bir yansıtmadır.
Çocuk ne zaman? Ben çocuk yaptım, herkesin de yapması gerekir.
Terfi aldın mı?
Ben terfi için çok çalıştım, sen de öyle yapmalısın.
Aylık kazancın ne kadar?
Kendimi seninle karşılaştırmam lazım.
İşte tam da bunlar yansıtmaya birer örnektir.
İnsanlar çoğu zaman kendi yolculuklarını başkalarının yolculuğu üzerinden doğrular.
Peki bu soruların psikolojik etkileri nelerdir dediğimizde?
Aslında bir soruyu sorduğumuzda aynı soru herkeste aynı etkiyi yaratmaz.
Bu kişi hayat evresinde yaşadığı deneyimlere, beklentilere ve kırılgan noktalarına göre gerekli cevapları doğurur ya da bunlara bağlı olarak tepki vermesine sebep olur.
Şimdi bu soruların iç dünyamızda nasıl yankı bulduğunu detaylıca inceleyelim.
İlk olarak kaygı duygusu.
Çocuk ne zaman?
Kişi çocuk sahibi olamıyorsa, süreç zorsa veya hazır değilse ya da çocuk sahibi olmak istemiyorsa bu soru birkaç saniyelik değil saatler süren bir duygusal yük olarak
karşı tarafa aktarılabilir ve kişide kaygıya sebebiyet verebilir.
Bir diğeri de suçluluk duygusu.
Toplumsal beklentiler karşılanmadığında kişi kendini eksik hissedebilir.
Ben mi yavaşım? Acaba yanlış mı yapıyorum?
Ya herkes haklıysa?
Bu sorular kişinin kendi yaşam temposunu sorgulamasına sebep olabilir.
Ve bir diğeri de değersizlik duygusu.
Başkalarının çizdiği rotaya uymadığımızda bilinç dışı bir mesaj oluşur.
Sen yeterince ilerlemiyorsun.
Halbuki herkesin zamanı, yolu, önceliği farklıdır.
Bunu kabul etmemiz gerekiyor.
ve bir diğeri de en önemlilerinden sınır ihlali ve öfke hissi.
Kişisel alanımıza girildiğinde içimizden şu cümle yükselir.
Bu benim hayatım.
Bu seni ilgilendirmez.
Ama çoğu insan sınır koymakta zorlandığı için öfke içinde kalır, gerilime dönüşür.
Ve bunun ardından da travmatik tetiklenmeleri varsa geçmiş döneminde, örneğin eğer kişi düşük yaşadıysa, işten yeni çıkarıldıysa, ilişkisi daha yeni bittiyse sıradan bir soru bile derin
bir yarayı açabilir. Tüm bunları dinlerken şunları düşünenler de olabilir.
Dünya bu kadarcık basit sorularla hassas düşünenler arasında bu kadar masum değil.
Ya da ee etkilenmesin canım ne var bunda diyenler de olabilir.
Ama şunu da unutmamak gerek.
Herkesle her konu konuşulmaz.
Herkes de her soruya cevap vermek zorunda değildir ya da cevap vermek zorunda bırakılmamalıdır.
Peki ama bu sorularla nasıl baş edilir dediğimizde ilk olarak nazik ama net cevaplar vermeyi tercih edebiliriz.
Burada kişisel sınır, kararlı ama saygılı bir dille korunarak ifade edilmeli.
Örneğin ben bu konu hakkında şu an konuşmak istemiyorum ya da bu konu benim için özel gibi, hazır olduğumda paylaşırım, teşekkür ederim ama bununla ilgili konuşmayı tercih
etmiyorum gibi. Ve bir diğer yöntemden biri de soruyu geri yönlendirmek.
Bu yöntem çok etkilidir çünkü merakın niteliğini açığa çıkarır.
Bu konu seni neden meraklandırdı?
Bu soruyu sormandaki sebebi merak ettim.
Anlatır mısın? Senin bu konudaki deneyimin nasıldı?
Bana örnek vermek ister misin hayatında?
Kişi çoğu zaman sorusunu geri çeker veya kendi farkındalığı artar ve sessiz kalır.
Ve belki bazılarımız mizahla sınır koymayı da deneyebilir.
Gerginliğin düştüğü, iletişimin daha doğal ilerlediği bir yöntemdir bu da.
Örneğin çocuk ne zaman sorusuna karşılık olarak mizahla aranızdaki bağa göre karşılıklı bir cevap geliştirilebilir.
Ya da kainat plan yapıyor, biz de haber bekliyoruz gibi kısa, küçük, kırmadan, incitmeden geri bildirimlerde bulunabilir.
Bir diğer mikro sınır cümlelerden bahsetmek gerekirse de her zaman kısa, net ve saygılı olmakta fayda var.
Bu soruya girmek istemiyorum.
Bir cevap olabilir. Bu benim özel alanım.
Şu an konuşmak için uygun değil gibi.
Ya da bir diğeri rol canlandırma, kısa bir örnek üzerinden gidilebilir örneğin.
Durum olarak bir aile buluşması, klasik soru geliyor hemen ardından.
Ne zaman evleniyorsun?
Sizler de şunu söyleyebilirsiniz.
Şu an evlilik planım yok.
Hazır olduğumda zaten sizinle paylaşırım.
Karşı taraf tekrar ama yaş geçiyor.
Siz tekrar bunu anlıyorum ama zamanlama benim için doğru olduğunda karar veririm.
Net, saygılı ve kararlı olmakta fayda var her zaman.
Ve her şeyden öte soru soran tarafta olsak, soru sorulan tarafta olsak değişen dünyada yeni perspektifler var.
Bunları kabul etmemiz lazım.
Dünya artık farklı yani insanlar 30'larında kariyer değiştirebilir.
Bazıları çocuk sahibi olmak istemiyor olabilirler.
Bazıları evlenmeden birlikte yaşamayı tercih edebilir.
Bazıları dünyaya dolaşmayı, özgür bir hayatı seçiyor olabilir.
Bazıları tek başına mutlu olarak hayatlarına devam edebilir.
Kişiden kişiye, hayattan hayata yaşantılar değişebilir ama sorular hala eski dünyanın soruları olarak devam edebilir.
Bu yüzden bireysel sınırlar Artık her zamankinden daha önemli.
Aslında bu bölümde hem modern yaşam tarzlarının çeşitliliğini, nesiller arası farklıların hala devam ettiğini, kişisel özgürlük alanının ne kadar önemli, kıymetli olduğu ama
hem karşı tarafı da incitmeden, kırmadan bunu sürdürebilmenin önemini anlatmak istedim.
Kendi zaman çizelgesini oluşturuyor insanlar.
Yani her bir insan bir parmak izi gibi biricik ve tek ve herkesin yaşam döngüsü farklı.
O yüzden birbirimizi kıyaslayarak, sorularımızla inciterek ya da sınırlarımızı ihlal ederek değil de birbirimize daha faydalı, dokunaklı sohbetlerle, muhabbetlerle destekleyici
olmakta fayda var. Bugün değişen dünyada değişmeyen soruları konuştuk.
Bu sorular aslında bazen meraktan, bazen alışkanlıktan, bazen toplumsal baskıdan kaynaklanıyor.
Ama unutmayın, kendi sınırlarınızı korumak hem hakkınız hem de sorumluluğunuz.
Hayat sizin, zaman çizelgeniz sizin, kararlarınız sizin.
Bundan Bahsedelim mi?'yi takip etmeyi unutmayın.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Sevgilerle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
