
Yeni bir şey alıp ardından “Bu artık buna uymuyor…” dediğin oldu mu?
İşte o zincirin adı: Diderot Etkisi.
Bu bölümde bir sabahlıktan başlayan değişim hikâyesinden, alışveriş dürtülerimize, ilişkilerdeki yenilenme döngülerine ve içimizdeki “bir şey eksik” hissine uzanıyoruz.
Eşyaların değil, aslında hangi duyguların bizi değiştirmek istediğini konuşuyoruz.
Bir kahve al, rahat bir yere yerleş.
Bugün kendimize şefkatle bakıyoruz. 🎙️✨
Transkript
Merhabalar, Bundan Bahsedelim'i podcastinin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Ben uzman klinik psikolog Fatma Kurtgenç.
Bugün sizinle hayatımıza sessizce sızan, fark etmeden bizi hem güldüren hem yorabilen bir şeyden bahsedeceğim.
Didero etkisi. Belki adını ilk kez duyacaksınız, belki de ''Aa ben buymuşum'' diyeceksiniz.
Çünkü hepimiz yaşadık, yeni bir şey alıp ''Bu buna uymuyor ki'' diye başlayan o zincir var ya, işte...
Tam olarak o. Ama bugün bunu sadece tüketim üzerinden konuşmayacağız.
Psikolojimize, ilişkilerimize, kendimizle kurduğumuz bağa da bakacağız.
Kırmızı bir sabahlığın hayatı nasıl değiştirebildiğini, bizim hayatımızdaki kırmızı sabahlıkların neler olabileceğini konuşacağız.
Bir kahve alın, ışıkları biraz kısın, kendinize bir alan açın.
Bugün biraz yumuşayacağız, biraz gülümseyeceğiz, biraz da ben neden böyleyim sorusuna şefkatle yaklaşacağız.
Hazırsan Bundan Bahsedelim mi??
Didero etkisi nedir dediğimizde kısaca şöyle hayatımıza giren yeni bir şey onu uyum sağlasın diye başka yeni şeyleri de çağırır anlamında.
Bu kavramın hikayesi Deniz Didora'ya dayanıyor.
Kendisine çok güzel kırmızı bir sabahlık hediye ediliyor.
Sabahlık o kadar güzel ki evdeki her şey bir anda gözüne batmaya başlıyor.
Sandalyeler eski, masa uyumsuz, halı soluk ve evin tamamı değiştirmeye başlıyor.
Yani tek bir sabahlık koca bir yenilenmeye sebep oluyor.
Bugün aynı şey bizde yeni bir telefon, yeni bir kılıf, yeni kulaklık, yeni masa düzeni, yeni bir koltuk, yeni bir perde, halı, tablo değişimine sebep olabiliyor.
Yeni bir ilişki giyim tarzını değiştirebiliyor, sosyal çevre değiştiğinde ritim değişebiliyor.
Bir şey diğerini çağırmaya başlıyor.
Şimdi günlük hayattan örnek verecek olursak yeni bir bardak alırsın, mutfağa götürürsün.
Bu bardak bu tabaklarla hiç iyi durmuyor.
Derken bütün seti değiştirirsin.
Bir diğeri yeni bir şarkı keşfedersin.
Buna uygun bir playlist lazım.
Hemen kullandığın uygulama sayfasına girersin.
Yeni bir klasörler, yeni bir eşleşmeler.
Sonra o şarkıyı bile dinlemezsin.
İlk seçtiğin parçadan uzaklaşmış, kopmuş olursun.
Ve bir diğeri yeni bir defter alırsın.
İyi bir kalem lazım ama dersin.
O kalem olmaz, diğeri olur.
Bir hani anı defteri, gezi defteri oluşturmaya başlarsın.
Videoları izlerken bulursun kendini ve bir süre sonra gerçekten asıl başlayacağın şeyden kopmuş bir vaziyette dağılmış halde kendini bulursun.
Hepimiz aynıyız.
Bu küçük zincirlerde hem çok komik bir yan var hem de çok insanca bir taraf var aslında.
Bunun psikolojik temeline baktığımızdaysa Didora etkisi aslında zihnin çok tanıdık bir dinamiği.
Kimlik bütünlüğünü yansıtıyor aynı zamanda.
Yeni bir şey kimlik resmimizi değiştirmemize sebebiyet veriyor.
Zihin bu yeniliğe uygun bir çerçeve aramaya, istemeye başlıyor.
Ve bir diğeri benlik değerini düzenleme.
Bazı eşyalar bizde kendime iyi bakıyorum hissi uyandırır.
Beyin bunu sürdürmek ister, devamının olmasını bekler.
Ve sonrasında da dopamin döngüsüne devam eder.
Yeni bir şey dopaminin artışı demek.
Tekrar tekrar dopaminin isteğini geri kazanma arzusuna döner ve tekrar etme isteğine dönüşür.
Ve bir diğeri de çocuklukta eksik kalan ihtiyaç yanlarımız burada devreye girer.
Bazen yeni şeyler alıyoruz.
Çünkü içinde bir yerlerde bir şeyleri iyileştirmek istediğin tarafların da var.
Eşya değil bir ihtiyaç duygusu konuşmaya başlıyor tam da bu noktada.
Yani o çocukluktaki eksik kalan duygu, ihtiyacın tamamlanmamış şey yetişkinlik dönemimizde tamamlanmaya çalışıyor.
Bir şekilde birbirini takip ediyor bu süreç.
Ve ilişkilerde baktığımızdaysa Didero etkisi bu bölüm çok seviliyor.
Çünkü hepimizin ilişkilerinde yaşadığı bir şey var.
Yeni ilişki, yeni düzen demek birçoğumuz için.
Yeni bir hayatımıza girince giyim değişir, müzik değişir, rutin değişir.
Sanki tek bir insan bütün sistemi yeniliyor gibi.
Ayrılık sonrası yenilenme çılgınlığına da dönüşebiliyor bu daha sonrasında.
İşte önce saçlar kesilir, oda değiştirilir, spora yazılılır, bazıları şehir bile değiştirebilir.
Hepsi bir zincirin halkasıdır.
Kaygı artınca tüketim artmaya başlar.
İlişkide belirsizlik artınca kontrol edebildiğimiz şeylere yöneliriz.
Örneğin alışveriş, düzen kurma, değişiklik yapma isteği gibi.
Asıl bu noktalarda kişinin kendiyle ilişkisine bakması çok kıymetli.
Didero etkisi bazen bizim yaralı parçalarımızın bir sesi.
Kendimize yetersizim, daha iyi olmalıyım, bir şey eksik dediğimizde tetiklenir.
O yüzden değişime bakarken şunu sormak çok önemli.
Ben gerçekten bunu istiyor muyum?
Yoksa bir duygudan kaçmak için mi istiyorum?
Bunu nasıl yönetebilirize geldiğimizde ise ilk olarak tetikleyiciyi bulmamız lazım.
Benim kırmızı sabahlığım var.
Evde bir sürü var belki de.
Tekrar almak istiyorum. Buna gerçekten ihtiyacım var mı?
Bunu neden istiyorum?
Ve sonrasında 24 saat kuralı koymamız lazım.
Çünkü 24 saat dolduktan sonra tekrar aynı istek, arzu, talep devam ediyor mu?
Örneğin alışveriş bağımlılığında o sepeti atıp biriktirip hemen almak yerine biraz daha düşündükten, zamana yaydıktan sonra ihtiyacım mı, gerçekten almam gerekiyor mu sorusu burada 24 saat
kuralında geçerli olabilir.
Ve duyguyu düzenleme, davranış değil duyguyu yani davranışa kalırsa o an hemen harekete geçmek istiyorum çünkü.
Ve kendimize minik sınırlar koymayı deneyerek belki bu noktada yönetmeye çalışabiliriz.
Günlük hayattan bir hikayeyle devam edecek olursak bir gün sıradan bir kadın uzun zamandır aklının bir köşesinde olan o güzel çantayı alıyor.
Hani mağazada her gördüğünde içinin gittiği, bir gün kendime hediye edeceğim dediği türden bir çanta diye düşünelim biz bunu.
Eve geldiğinde çantayı eline alıp aynada bakıyor ve o an garip bir şey fark ediyor.
Dolabındaki hiçbir şey o çantanın havasına uymuyor.
Pantolonlar bir anda eski geliyor.
Bluzların rengi soluk duruyor.
Ayakkabılar işte kategorisine dönüşmeye başlıyor.
Saçına bakıyor. Bu saç modeli bu çantanın havasını hiç taşımıyor ki.
Derken içinden bir ses.
Biraz yenilik falan olmaz aslında.
Ve bakıyor ki. Tek bir çantayla başlayan şey yeni kıyafetlere, yeni ayakkabılara hatta yeni bir kendini yaratma isteğine dönüşmüş vaziyette.
Sanki çanta uzun süredir içten içe bekleyen bir değişimin arzusunu çağırmış gibi, onun hayatına sirayet etmiş gibi.
Ama aslında mesele çantada değil.
O çanta sadece bir tetik.
Derindeki o duyguya yönelik bir tetik.
Hayatımda biraz tazelik istiyorum.
Bir şeyler yenilensin istiyorum.
Biraz iyi hissetmek istiyorumun bir davranış hali.
Bunu fark ettiği anda zincir kırılmaya başlıyor.
Çünkü mesele eşyalardan çok.
Eşyanın uyandırdığı his.
Çoğumuzun hayatında böyle bir an vardır.
Tek bir şey, tek bir çanta, bir defter, bir kolye, bir kitap.
İçimizdeki değişimi ihtiyacını uyandırıyor.
Ve çoğu zaman eşyayı değil duyguyu yenilemek istiyoruz.
Ve bugün aslında sabahlıktan yola çıktık.
Kırmızı sabahlıktan.
Günlük hayatımıza, psikolojimize, ilişkilerimize yönelik anlatmaya çalıştım.
Belki kendinizden bir şey buldunuz.
Belki evet ya ben de böyle yapıyorum, benim de böyle zamanlarım oldu dediniz.
Ama unutmayın yeni bir şey almak, değişmek, dönüşmek bir suç değil.
Ama şu soru çok kıymetli.
Bu değişimi ben mi istiyorum yoksa bir duygunun baskısıyla mı istiyorum?
Bu soruyu kendine sorduğunda zaten dönüşüm daha sağlıklı olmaya başlıyor.
Farkındalıkla beraber davranış sistemim, istek ve arzularıma yönelik gelişimler de birbirinin devamı halinde değişkenlikler gösterebiliyor.
Bugün bu bölümü dinlediğin için teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde yine bir başka konuda buluşmak dileğiyle.
Didero etkisi hayatımızın her alanında var.
Ama sadece bunun farkına varıp kendi kişisel dokunuşlarımıza odaklanmakta fayda var.
Bir sonraki bölümde görüşmek dileğiyle.
Kendine iyi bak. Sevgilerle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
