
Birini çok sevmek…
onun sizi incitmesine katlanmak anlamına gelir mi?
Bu bölümde Robin Norwood’un ünlü kitabı Women Who Love Too Much üzerinden “aşırı sevmek” kavramını konuşuyoruz.
Kurtarıcı rolü, duygusal bağımlılık, çocukluk hikâyeleri ve ilişkilerde tekrar eden döngüler…
Sevgi mi?
Yoksa bağımlılık mı?
Transkript
Merhabalar, ben uzman klinik psikolog Fatma Kurtgenç ve burası Bundan Bahsedelim mi? mikrofonu.
Bugün biraz zor bir yerden konuşacağız.
Hepimizin bir şekilde temas ettiği ama çoğu zaman romantize edilen bir konudan, aşırı sevmekten.
Bugün konuşacağımız kitap pek çok kadının hayatında adeta bir aydınlatma etkisi yaratan bir kitap, Aşırı Seven Kadınlar kitabı.
Belki siz de şu cümleleri kurmuşsunuzdur hayatınızın bir evresinde.
Ben onu kurtarabilirim.
Ben yeterince seversem değişir.
Ben gidersem o mahvolur.
Ben onun iyi tarafını görüyorum gibi.
Ya da şöyle bir durum yaşamış olabilirsiniz.
Size iyi gelmeyen bir ilişkiden kopamamak.
Sürekli sizi inciten biri için savaşmak, sevilmediğinizi bildiğiniz halde ilişkiye tutunmak.
Bugün bu kitabı 3 farklı açıdan konuşacağız.
İlk olarak biblioterapi açısından bakacağız.
Bir kitap nasıl iyileştirici olabilir?
Sorusunun arkasına düşeceğiz.
Sonrasında psikolojik açıdan inceleyeceğiz.
Aşırı sevmek aslında neyin belirtisi sorusunu ele alacağız.
Ardından ilişkisel boyutta geçeceğiz.
Bu dinamik ilişkilerde nasıl ortaya çıkıyor bu sorunun cevaplarını konuşacağız.
Ve bölümün sonunda çok önemli bir soruya geleceğiz.
Peki ne yapmalıyız? Hazırsanız Bundan Bahsedelim mi??
Önce şu soruyla başlayalım.
Bir kitap gerçekten iyileştirebilir mi?
Psikolojide bunu biblioterapi diyoruz.
Yani kitaplar aracılığıyla farkındalık kazanma ve psikolojik iyileşme süreci.
Biblioterapinin 3 önemli aşaması vardır.
Birincisi kendini tanıma.
İkincisi duygusal başalım.
Üçüncüsü içgörü.
Aşırı sevenler kitabı tam olarak bu üç aşamayı da tetikleyen bir kitap.
Okurken çoğu kişi şu deneyimi yaşar.
Bu benim hikayem der her bir satırda.
Kitaptaki kadınların yaşadıkları o kadar tanıdık gelir ki insan sarsılır okurken.
Bir kadın alkolik bir partneri vardır.
Bir başka kadının duygusal olarak ulaşılamayan bir sevgilisi.
Bir başkasının sürekli aldatan bir eşi.
Ama hepsinin ortak bir özelliği vardır kitapta.
Gitmezler. Çünkü inanırlar ki sevgi her şeyi değiştirebilir.
Kitabın en çarpıcı yönlerinden biri şu.
Yazay bize romantik aşk hikayeleri anlatmıyor.
Bize bağımlılık hikayeleri anlatıyor.
Sevgi sandığımız şeyin bazen aslında bağımlılık olduğunu gösteriyor.
Ve bu noktada okur kendine şu soruyu sormaya başlıyor kitapta.
Ben gerçekten seviyor muyum?
Yoksa bağımlı mıyım? İşte biblioterapinin gücü tam da burada başlıyor.
Kitap size cevap vermez.
Size doğru sorular sorar ve bazen bir insanın iyileşmesi için ihtiyacı olan tek doğru sorudur.
Peki aşırı sevmek psikolojik olarak ne anlama gelir?
Şimdi biraz daha derine inelim.
Aşırı sevmek ne demektir?
İlk bakışta çok romantik bir ifade gibi durur ama psikolojik açıdan baktığımızda bu aslında şu anlama gelir.
Kendini ihmal edecek kadar başkasına odaklanmak.
Aşırı seven kadınların bazı ortak özellikleri vardır.
Partnerlerinin sorunlarını çözmeye çalışırlar.
Kendi ihtiyaçlarını geri plana atarlar.
Terk edilmekten yoğun korku duyarlar.
İlişkide sürekli mücadele ederler ve acıyı sevginin bir parçası sanırlar.
Bu noktada önemli bir şey var.
Bu kadınlar zayıf değildir.
Çoğu çok güçlü, dayanıklı ve fedakar insanlardır.
Ama sorun şu, güçlerini yanlış yerde kullanırlar.
Bir ilişkiyi kurtarmaya çalışırken kendilerini kaybederler.
Peki bu neden olur dediğimizde cevap çoğu zaman çocuklukta saklıdır.
Gelelim çocukluk hikayelerine.
Aşırı seven kadınların geçmişine baktığımızda sıkça şu tür aile hikayeleri görürüz.
Alkolik bir baba, duygusal olarak ulaşılmaz bir ebeveyn, çok eleştirel bir anne, sevgi için mücadele etmek zorunda kalınan bir çocukluk.
Böyle bir ortamda büyüyen çocuk şunu öğrenir.
Sevgi kolay bir şey değildir.
Sevgi için çalışmak gerekir.
Sevgi için mücadele etmek gerekir.
Sevgi için Sabretmek gerekir.
Ve yetişkin olduğunda bu öğrenme ilişkilerine taşınır.
Bilinç dışı bir şekilde şu tür insanlara çekilir.
Problemi olan, kurtarılmayı bekleyen, duygusal olarak mesafeli olan, bağlanmaktan korkan.
Çünkü bu tanıdıklarıdır.
Beynimiz tanıdık olanı güvenli sanır.
Bu yüzden bazı insanlar hep aynı tür partnerleri seçer.
İsimler değişir ama hikaye değişmez.
Ve bir diğer basamak da kurtarıcı rolü.
Aşırı seven kadınların en belirgin rolü kurtarıcı rolüdür.
Şöyle düşünürler, ben onu iyileştirebilirim.
Bu noktada sevgi bir bakım verme görevine dönüşür.
Kadın partnerinin terapisti olur, doktoru olur, annesi olur.
Ama partneri olamaz ve ilişkide garip bir denge oluşur.
Biri sürekli verir.
Diğeri sürekli alır. Zamanla bu ilişki eşit bir ilişki olmaktan çıkar.
Bir bakım ilişkisine dönüşür.
Bu noktada çok kritik bir soru var.
Birini kurtarmak gerçekten sevgi midir?
Yoksa kontrol ihtiyacı mı?
Bazen başkasını kurtarmaya çalışmak aslında kendi değersizlik duygumuzu telafi etme çabasıdır.
Çünkü içten içe şöyle hissederiz.
Ben yeterince değerli değilim.
Ama birini kurtarırsam o zaman değerli olurum.
Şimdi kitabın en zor sorusuna gelelim.
Aşırı seven kadınlar neden gitmezler?
İlişkinin zarar verdiğini gördükleri halde neden kalırlar?
Birincisi umut.
Aşırı seven kadınlar inanılmaz umutludur.
Bir gün değişecek, bir gün beni gerçekten sevecek, bir gün her şey düzelecek mantığıyla.
Ve bir diğeri, ikincisi bağımlılık.
Aşk gerçekten bağımlılık yaratabilir.
Beyinde dopamin, oksitosin gibi kimyasallar çalışır.
Ayrılıklar tıpkı büyük bir yoksunluk gibi hissedilebilir.
Ve üçüncüsü kimlik.
Bazı insanlar için ilişki kimliğin bir parçası haline gelir.
Ben onun yanındaki kişiyim der.
Bu yüzden ilişki bitince insan sadece partnerini değil kendisini de kaybetmiş hisseder.
İlişkisel dinamiklere bakacak olduğumuzda aşırı seven kadınların ilişkilerinde sıkça şu eşleşme görülür.
Aşırı veren biri ve duygusal olarak mesafeli biri.
Bu aslında çok klasik bir bağlanma dansıdır.
Bir taraf yaklaşır, diğeri uzaklaşır.
Uzaklaşan kişi uzaklaştıkça diğeri daha çok yaklaşır ve ilişki bir kovalamacı haline gelir.
Bu dans yıllarca sürebilir ama genellikle şu sonuçla biter.
Tükenmişlik. Çünkü sevgi tek taraflı sürdürülebilen bir şey değildir.
Ve şimdi en önemli soruya geldik.
Peki ne yapmalıyız?
Kitap burada çok önemli birkaç öneri sunuyor.
Birincisi kurtarıcı rolünü bırakmak.
Hiç kimseyi kurtarmak zorunda değilsiniz.
İnsanlar ancak kendileri isterse değişir.
İkincisi kendinize dönmek.
Aşırı seven insanlar çoğu zaman şu soruyu sormayı unutur.
Ben ne istiyorum?
Ben ne hissediyorum?
Benim neye ihtiyacım var?
Ve üçüncüsü, sınırlar koymak.
Sağlıklı ilişkilerin en önemli özelliği sınırdır.
Sınır şu demektir, ben seni seviyorum ama kendimi de seviyorum.
Dördüncüsü, yalnız kalabilme kapasitesi.
Bazı insanlar ilişkilerinde kalır çünkü yalnız kalmaktan korkar ama yalnız kalabilmek psikolojik özgürlüğün en önemli parçalarından biridir.
Ve bölümü kapatmadan önce birkaç önemli dipnot bırakmak istiyorum podcastimizin sonuna.
Birini çok sevmek, onun size zarar vermesine izin vermek değildir.
Sabır, kendini yok etmek değildir.
Fedakarlık, kendi ihtiyaçlarını tamamen silmek değildir.
Ve belki de en önemlisi sevgi, mücadele etmek zorunda olduğunuz bir şey değildir.
Gerçek sevgi çoğu zaman daha sakindir.
Daha güvenlidir, daha huzurludur.
Eğer bir ilişkiniz sizi sürekli yoruyorsa belki de bu sevgi değil bir döngüdür ve döngüler fark edildiğinde kırılabilir.
Bugün bu kitap üzerine konuştuk.
Belki bir yerinde kendinizi gördünüz, belki geçmişteki bir ilişkinizi hatırladınız ama en önemli soru hala burada duruyor.
Siz hiç aşırı sevdiniz mi?
Ve daha da önemlisi...
Kendinizi sevmeyi ne zaman öğreneceksiniz?
Bir sonraki bölümde görüşmek dileğiyle beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Sevgilerle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
