
“Üzülmesinler diye sustuk… ağzımızın tadı kaçmasın diye kendimizden vazgeçtik.”
Bu bölümde; konuşulmayanları neden konuşamadığımızı, el âlemin zihnimizde nasıl koltuk kurduğunu, hata yapmaktan ve risk almaktan neden bu kadar korktuğumuzu masaya yatırıyoruz.
Biraz konfor alanı bozulacak, biraz iç sesimiz duyulacak.
Çünkü bazen iyileşmek için önce ağzımızın tadı kaçmalı.
Kulaklığını tak, cesaretle gel. 🎙️
Transkript
Merhabalar, Bundan Bahsedelim mi? podcastinin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Bazen diyorum ki, hani şu meşhur replik var ya yaprak dökümündeki Ali Rıza Bey'in, Hayriye Hanım'ın daha sık kullandığı.
Aman ağzımızın tadı kaçmasın Ali Rıza Bey.
Biz o kadar ağzımızın tadı kaçmasın diye uğraşa uğraşa, fark etmeden yutuyoruz, susuyoruz, iğneye çekiyoruz, bekliyoruz ve sonra bir bakıyoruz, ağzımızın tadı çoktan kaçmış.
Bugün biraz o yutkunmaların...
O susmaların, görünmez duvarların üzerine konuşacağız.
Dinleyen herkesin içinden en az bir kere evet ya herkes neden böyle davranıyor diyebilir.
Ya da belki de diziyi hatırlayalım.
Dizinin her sahnesinde konuşulmayan, yüzleşilemeyen gerçekler, hep babadan saklanılan olaylar silsilesi, aman Ali Rıza Bey ağzımızın tadı kaçmasın diye diye epey bir kaçan sahneleri
hatırlarsınız. Bugün biraz o davranışlara dokunacağız, konuşacağız, bahsedeceğiz.
Çünkü o davranışlar sadece insanlar böyle olduğu için değil, daha derin bir hikayenin parçası gibi geliyor bana.
Hazırsanız biraz konfor olanınızı bugün bozacağız.
Ama yine de yanımızdan kahvemizi eksik etmeyelim.
Ama merak etmeyin hep birlikte bunların üstesinden gelmeye çalışacağız.
Hazırsanız Bundan Bahsedelim mi??
Şimdi ilk olarak neden konuşamıyoruz?
Sorun bu. Hepimiz konuşulan bir şey varmış gibi davranılmayan evlerde büyüdük.
Bu evlerin ortak cümlesine aman üzülmesin, aman söylemeyelim, boşver herkesin içinde her şey konuşulmaz, aman ağzımızın tadı kaçmasın sonuç olarak.
Ama şöyle bir düşünelim, ailenin ağzının tadı kaçmasın diye kim konuşmadı?
Anne mi, baba mı?
Ya da hayır genelde çocuktuk ve biz susmayı öğrendik bu aşamada.
Büyüdük, iş yerinde susuyoruz, ilişkide susuyoruz, arkadaşlarımızı kaybetmeyelim diye susuyoruz, ailemizi kırmayalım diye susuyoruz, kırılırlar, kızarlar, aman yanlış anlarlar
diye susmaya devam ediyoruz.
Ve sonunda duyulmayan her cümle içimizde bambaşka bir şeye dönüşüyor.
Küslüğe, gerginliğe, mide ağrılarına, sessiz bir öfkeye ve tükenmişliğe.
Aslında kaçtığımız şey konuşmak değil, kaçtığımız şey risk almak.
Şimdi risk almak ailenin izni olmayan bir şey toplumsal anlamda ya da ailevi anlamda öğrendiğimizde.
Çünkü bizim kültürde risk almak genelde delilikle eş anlamlıdır.
Kendi kararını vermek ya o fazla özgüven, istediğin hayatı seçmek.
Aa olmaz el alem ne dere dönüşen bir tabloya geliyor.
Küçükken hata yapma diye büyütülmeye devam ettik.
Ama kimse bize hata yaparsan da buradayım, yanındayım, çözeriz demedi.
O yüzden yetişkin olduktan sonra bile hatayı şöyle görüyoruz.
Biteriz, eyvah, yanarım, bittim gibi.
Ve bu yüzden risk alamıyoruz.
Konuşamıyoruz, hayal kuramıyoruz.
Hatta hayal kurmak bile istemiyoruz çoğu zaman.
Çünkü istemenin cesaret istediğini bilmiyoruz.
İstemenin sorumluluk olduğunu bilmiyoruz.
İstemenin bedeli olduğunu kimse söylemiyor bize.
Ama gerçek şu ki risk almadan hayatın hiçbir bölümü açılmıyor.
Ve risk almaya, konuşmaya cesaret ettiğimiz aşamalarda da hemen devreye ikinci konu giriyor.
El alem ne der? El alem aslında kim bunlar?
Sokakta görsen selam veremeyeceğin insanlar belki.
Ama zihninde ev sahibi gibi oturuyorlar.
Yani şöyle düşün. Kıyafetinle onlar karar veriyor.
İlişkini onlar yorumluyor.
Kariyerlerimizi onlar eleştiriyor.
Evlenmişsek bile onlar konuşuyor.
Evlenmemişsek yine onlar konuşuyor.
Çocuk yoksa onlar soruyor.
Çocuk varsa yine onlar devam ediyor.
Yani elalem sen ne yaparsan yap konuşuyor.
O zaman soru şu aslında madem konuşacaklar bari ben istediğimi yapayım.
Bu cümleyi her söylediğimde insanlar içinden bir doğru ya der devam edebilirler.
Çünkü bir noktada hepimiz şunu fark ediyoruz.
Elalem dediğin şey aslında kendi korkularımızın dışa yansımış hali.
Ya başarısız olursam ya eleştirilirsem ya yanlış anlaşılırsam korkuları.
Elalem dediğimiz şey aslında bizim kendi sesimiz.
Çocukken duyduklarımız, yargılayan aile büyüklerimiz, küçükken üzerimize çöken o ayıp kültürü.
Ve aslında bir insanın konuşamadığı şey aslında iki nedene sebebiyet veriyor.
Birincisi kendini ifade edecek kelimesi yokmuş gibi.
Duygusunu hiç tanımlayamamış ya da tanımladığında başına ne geleceğinden korkan birini hayal edelim bu konuda.
Ve bir diğeri ikinci madde olarak konuştuğunda ilişkisini kaybetmekten korkan kişi.
Eğer bunu söylersem beni üzülmüş bulurlar, eğer bunu söylersem beni terk ederler, eğer bunu söylersem kavga çıkar, ya bunu konuşursam sevgisini kaybedersem.
Bunlar içsel çocukluk korkuları.
Aslında yetişkin bir birey olarak konuşabiliriz ama zihnimiz hala 8 yaşında.
Ya annem kızarsa, babam sevinsin, arkadaşım gitmesin.
Konuşamayan yetişkin, çocukluğunda duyulamayan bir çocuktur aslında.
Ve o çocuk yetişkinlikte hala hata yapmak büyümenin bir bedelidir diyemiyor çoğu zaman ya da bundan çekiniyor.
Ama biz hatayı ölüm gibi öğreniyoruz belki de çocukluktan itibaren.
Bir düşünün ilkokulda biri hata yaptığında herkes gülerdi.
Sonra aile eve gider neden böyle yaptın niye şeklinde o baskıya devam edebilirdi.
Bir hata yüzünden yetişkinler bile utanabilirdi çocuklarından.
Bu yüzden bugün birçoğumuzun iç sesi aslında şöyle.
Ya mahcup olursam, ya rezil olursam, ya kimse beni ciddiye almazsa.
Ama burada ufak bir sır var.
Hayat aslında hataları çok hızlı affeder.
İnsanlar ise hatalarını çok hızlı unutur.
Sadece biz unutamıyoruz belki de.
Ve en acı olanı ise hata yapmamak için bekleyenler.
Hiçbir şey yapmamış olarak devam ediyorlar hayatlarında.
Belki de klişe gelecek ama gerçek.
Tüm bu bahsettiklerimizin psikolojideki karşılığı kaçınma davranışı.
Konuşmaktan kaçıyoruz, riskten kaçıyoruz, hatadan kaçıyoruz, utançtan, belirsizlikten, eleştiriden kaçıyoruz.
Peki kaçınma ne sağlar bize?
Kısa vadede rahatlamamızı, uzun vadede kayıp.
Kaçındıkça hayat daralır, sınırlar küçülür ve kişi konfor alanının içinde boğulur.
Bir noktadan sonra fark ederiz ki kaçtığımız şey bize gerçekten zarar verenden daha büyük bir yük olmaya başlamış.
Hayatı kökten değiştirmek değil aslında mesele.
Kimse bugün gidip tüm tabu konularını açmak zorunda, konuşmak zorunda değil.
Ama bir yerden başlamak zorunda.
Kendini ifade etmeyi öğrenmeli ilk olarak.
Şu an bunu söylemek benim için zor ama diyebilmek bir devrimdir belki de bazı kişiler için.
Ve küçük bir riskler alabilmemiz lazım.
Yani bu bir karar verip arkasında durmak, bir şeyi tek başına seçmek, bir konuda böyle olsun istiyorum diyebilmek.
Hata yapmayı normalleştirmek çok absürt konuları olmadığı müddetçe diyelim burada parantez içinde.
Çünkü her hata gelecek benliğimi biraz daha sağlamlaştırır, beni büyüme yolculuğumda bana eşlik eder.
Ve diğer konu az önce bahsettiğimiz gibi el alemin sandalyesini zihnimizden çıkarmak lazım.
Onlara yer vermeyi bıraktığımızda...
aslında kendimize alan açılmaya başlıyor.
Ve bir diğeri kaçınmanın tetiklendiği anı fark etmek.
Yani şu an neden susuyorum?
Gerçekten tehlikeli olduğu için mi yoksa alışkanlık olduğu için mi?
Bu sorunun cevabı belki de birinin hayatını değiştirebilecek potansiyelde.
Biraz kaçsın, korkmayalım.
Diyebiliriz. Bugünün başta olan o cümleye karşılık olarak.
Ağzımızın tadı kaçmasın Ali Rıza Bey.
Bize öğretilen bir yaşam biçimi aslında.
Ama artık şunu söyleyebiliriz.
Yani bırakın biraz kaçsın.
Biraz konuşalım. Biraz gerçek olalım.
Kendimiz olalım. Biraz hata yapalım.
Biraz risk alalım. Biraz ben de böyle istiyorum diyebilelim.
Çünkü ağzımızın tadı kaçmasın diye sustukça.
aslında en çok kendi iç tadımız bozuluyor.
En çok kendimizden uzaklaşmaya başlıyoruz.
En çok kendimizi kaybediyoruz.
Ve insanın kendisini kaybetmesi bir ilişkiden, bir işten, bir tartışmadan çok daha büyük bir mesele.
Bugün umarım şunu hissettirebildim sizlere.
Konuşmak cesarettir.
Risk almak büyümenin bir parçasıdır.
Hata yapmak öğrenmektir.
Öğrenme yolculuğunun bir parçasıdır.
Elalem ise... Hikayenin asıl kahramanı asla ve asla değildir.
Kahraman her zaman sensin.
Ve bazen kahraman olmak için önce bir cümlenin ağırlığını taşıyabilmen, o sorumluluğu alabilmen gerekir.
O cümle belki de sadece şudur.
Artık susmayacağım. Ve tam bu noktada yaprak dökümünü izleyenler bilir.
Ferhunde'yi yeni anladığımız bir dönemdeyiz diye dolaşan capslerle birlikte belki de Yeni anladığımız, yeni öğrendiğimiz, yeni farkına vardığımız bir dönemdeyizdir.
Unutma, hikayenin kahramanı sensin.
Kendine iyi bak, kendine iyi davran.
Beni dinlediğin için teşekkür ederim.
Sevgilerle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
