
Transkript
Bir Çay Bir Oyun'dan herkese selamlar.
Ben Necmettin Turan. Ben de Uğur Karan.
Bu hafta sizlerle bir oyun haberi değil ya da bir gündem haberinden söz etmeyeceğiz.
Bu hafta Türk oyun sektörü üzerine biraz sohbet etmek istiyoruz ve son zamanlarda çıkan Türk oyunları üzerine yapılan ağır eleştiri hatta linçe varan durumları ele almaya çalışacağız.
Bunu yaparken de her zamanki gibi ben ve Uğur olmakla beraber bugün de bir konuğumuz var.
Bizler oyun, bizler oyuncu tarafında bu işi yaparken bir tarafta da diğer tarafta da geliştirici, oyun yapımcısı arkadaşlarımız var.
Bu haftaki konuğumuz Power of the Dead oyununun yapımcısı Ahmet Kamil Keleş Bey var.
Hoş geldiniz Ahmet Bey.
Hoş buldum. Nasılsınız, iyisiniz inşallah?
İyiyim, siz nasılsınız? Sağ olun efendim, bizler deyiz.
Öncelikle bir kendinizi tanıtır mısınız?
Ahmet Kamil Keleş kimdir?
Ne yapar, ne eder? Tamam.
1988 Ankara doğumluyum.
Ve çocukluğumdan beri oyun yapımıyla ilgileniyorum.
14-15 yaşlarındayken tam hatırlamıyorum o yaşlarımı.
Dolce & Delight isimli bir oyunda ismimi duyurmaya başladım.
Bu bir korku macera oyunuydu.
Ondan sonra oyun yapmaya devam ettim.
Show'unuzu duymuşsunuzdur.
Clown House, Self ve sonrasında da Pound of State gibi oyunlarında proje yapımcısı veya proje yöneticisi benim.
Bilimsel Mühendisliğe mezunuyum.
Başkent Üniversitesi'nden.
Maşallah. Öncelikle bizler sizleri bu en son ki oyununuzla tanıdık.
Daha sonra biraz araştırma yaptığımızda diye...
Bu ilk oyununuz olmadığını gördük.
Özellikle oyununuz hayırlı uğurlu olsun.
Umarım istediğiniz başarıyı yakalarsınız.
Bizler oyunu çok beğendik.
Özellikle özgün oyun çıkartma noktasında sıkıntı yaşadığımız şu dönemlerde ya da çıkan oyunların özgün olmadığını dile getirilen şu dönemde sizin oyununuz güzel
bir oyuncular için nefes alma fırsatı verdi bizlere.
Bu oyunu yaparken büyük bir ihtimal tüm Türk geliştiricilerinin yaşadığı sıkıntıları sizler de yaşadınız.
Bize biraz bu yaşadığınız sıkıntılardan bahseder misiniz?
Çünkü bunu şundan dolayı soruyorum.
Oyun oynarken şu kötü bu kötü diyebiliyoruz çok rahat olarak biz oyuncular ama oyun yapım noktasında bu yapımcılar bu oyunun bizler nasıl oyunun sıkıntılarını
görüyorsak muhakkak onlar da görüyordur ama Bunu bu şekilde yayınlamalarındaki sebepler nelerdir?
Bunlardan biraz bahsedebilir misiniz bize?
Tabii. Özellikle aklıma gelen ilk en önemli sıkıntı maddiyat.
Bu oyunu yapmak için bir yatırımcı desteği almadım.
Ki zaten yatırımcıyı da aramıyordum.
Çünkü bu oyunun tamamen bana ait olmasını ve kendi hüznümde ilerlemesini istedim.
Bu yüzden maddi olarak sıkıntılar yaşadım.
Ve bunları çözmek için de bu oyunun başlarından beri...
Aynı zamanda freelance işler aldım.
Hatta şu an 1,5 yıldır başka bir yerde yarı zamanlı olarak programcı olarak çalışıyorum.
Yani bu şekilde oyunu freelance ettim.
Yani bu oyunlardaki en büyük sıkıntı o zaman maddi sıkıntılardır diyebiliriz yani.
Türk geliştiriciler için özellikle.
Tabii tabii. Maddiyat her zaman ön plana geçiyor yani.
Böyle dinlediğinde direkt insanlar şunu söylüyor.
O zaman bazı indie oyunlar var, bağımsız oyunlar var.
Çok büyük başarıyı yakalamış.
İlk aklıma gelen Inside var, Undertale var.
Bunlar bir kişinin yapmış olduğu oyunlar ve çok deli rakamlar kazanıldı bu oyunda.
Hem satış rakamları olarak hem maliyet anlamında, kar maliyet anlamında çok büyük başarılar elde ettiler.
Şimdi bazı eleştiri hakkına sahip olduğunu düşünen insanlar direkt bu noktadan vuruyor.
Türk geliştiricilerine.
İşte bunlar da başladı.
Bunlar da bağımsızdı.
Bakın neler yaptı.
Biz hala birçok oyunun imitasyonunu diyeyim.
Hani kibarcasını diyeyim. İmitasyonunu yapıyoruz.
Eleştirileri geliyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz Ahmet Bey?
Yani şu var. Bu saydığınız indie oyunlar aslında istisnai örnekler.
Yani eğer Facebook'ta falan indie gruplarına girersiniz.
Ya Steam'de Genişkan oyunlara bakarsanız aslında günde onlarca yeni indie oyun çıktığını göreceksiniz.
Yani şu an piyasada belki binlerce, on binlerce hatta belki yüz binlerce tam sayısını bilmiyorum şu an attım.
Bir sürü indie oyun var.
Ve bu saydıklarımız onların arasında istisna.
Yani aslında genel olarak dünya şapanında indie kıyameti dediğimiz durum ortada.
Yani insanların oynayacağından daha fazla sayıda indie oyun piyasaya çıkıyor.
Ve bunlardan az bir kısmı başarılı oluyor.
Ve oyuncularda bu başarılı olanları görüyor doğal olarak.
Zaten diğer oyunlar insanlar tarafından görülmediği için başarılı değil.
Bu oyunlar biraz daha şey gibi aslında değil mi?
Yani böyle küçükken...
Derslerimiz zayıf olduğu zaman annemiz babamız işte Ahmet'in çocuğu bak neler yapıyor.
Sen hala şunu halledemediğin gibi eleştirilerde alıyorduk ya küçükken.
Yani bu Inside, Undertale ve diğer başarılı indie oyunlar biraz Ahmet'in, Mehmet'in çocuğu gibi aslında.
Başarılı çocukları gibi. Aslına bakarsan bizim Türk oyun sektörü yok denilecek kadar.
Pasif. Yoktu zaten.
Son dönemde bu hani birkaç oyunla beraber Ahmet Bey'in oyunu olsun.
Sonra Proximity'nin Erzurum'u olsun.
Özellikle bu kapıyı aralayan ilk çıkış yapan hani popüler olan Erzurum'du.
Evet. Ondan sonra Ronin var.
Bunlar sayesinde biraz ilerleme kaydetmeye çalışıyoruz.
Ama aslında bizim tüketicilerimiz, Türk oyun tüketicileri ve eleştirmenleri hiçbir destekte bulunmuyor.
Destekte bulunmaktayı bırakıp köstekte bulunuyorlar.
Bizim asıl sıkıntımız bu zaten.
Onlar şunu istiyor. Emeklemeden koşmayı istiyor geliştiriciler.
Yanlış mı düşünüyorum Ahmet Bey?
Aslında yayıncılar hiç destek vermiyor demek tam doğru değil.
Bir kısım önemli yayıncılardan destek aldım.
Onlar sayesinde şu an tanınır durumdayım.
Buradaki destekteki sıkıntı şuydu aslında.
Asıl bu hafta konuşmak istediğim konu biraz da bu.
Erzurum oyunundan yola çıkarak bu olaylar bu kadar patlak verdi.
Siz de muhakkak diğer Türk geliştiricilerini takip ediyorsunuzdur.
Belki kimilerini tanıyorsunuzdur, sohbet ediyorsunuzdur bilmiyorum.
Erzurum oyunu çıkmadan daha çok inanılmaz bir sükse yakaladı yayıncılarımız tarafından.
görüşme fırsatım oldu. İlk başlarda asla böyle bir şeyi de yoktu yani.
Ben böyle büyük oyun yapacağım şöyle herkes tarafından oynanacak bir iddiası da yoktu.
Kendini geliştirip yeni bir oyun yapmış.
Aynen öyle. Daha öncesinde farklı birkaç oyun denemesi vardı ama yani bunlar yanlış anlamasın ama ciddiye alınabilecek bir oyunlar değillerdi.
Yani deneme amaçlı oyunlardı diyebiliriz.
Erzurum oyunu Fatih Bey için, Erzurum Geçişi'nin ismi Fatih Bey'di.
Fatih Bey için dönüm noktası oldu.
Dönüm noktası oldu. Oyun yapım aşamasında.
Ve bizler de oyunu oynadık, inceledik.
Eleştirilmesi gereken noktalarını eleştirdik.
Herkes tarafından bilinen bazı gerçekler vardı.
İşte Long Tank'tan esintilerin olması.
Hatta birebir birçok mekaniklerine kadar aynı olması gibi sıkıntılar mevcuttu.
Ama biz şunu dedik.
Yani bu zamana kadar bir oyun...
Türk oyunu çıkmıyordu ve bir yerden başlanıldı.
Hemen arkasından da Erzurum'un arkasından da Potensia geldi ve bu olay büyümeye başladı.
Hemen Potensia'nın arkasından da yine Ahmet Bey yani sizin oyununuz geldi.
Hemen akabinde Ronin geldi.
Yani bir ay içerisinde şu an aklıma gelen dört tane Türk oyunu peş peşe oyuncularla buluştu.
Bunun öncesinde aklıma gelen Urus vardı mesela.
O da bir Türk oyunuydu.
Onun da mesela birkaç yayıncı tarafından PR yapılmasına rağmen istenilen şeyi elde edemedi.
Ki mesela Urus birçok oyuna göre çok daha özgün, çok daha zengin içerikli bir oyundu.
Ama hem kullanılan grafik türünden dolayı hem de oyuncuların ilgisini çekmemesinden dolayı araya kaynadı gitti.
Özgünlük özgünlük diye bağıran bazı yaygaracılar Uruz gibi özgün bir oyunu çok kısa bir sürede tüketti.
Elimizde kalan şu anki oyunlarda an itibariyle linçleniyor.
Bugün sizlerin de dikkatini çekmiştir.
Bazı gerçekten sinir bozucu olaylar yaşandı.
Erzurum oyunun geliştiricisi bir yayıncıyla anlamsızca bir atışmaya girdi.
Tam lan dedik hani ne oluyoruz?
Niye böyle bir şey oldu derken Ronin'in geliştiricisi bir tweet attı.
Orada da ortalık karıştı.
Ve bunların temelinde aynı sıkıntı vardı.
Bu arkadaşlara en büyük eleştiri aslında eleştiri de değil itham diyelim ağır itham hakaret işte Long Dark çakması işte milli duyguları sömürülen oyun diye Erzurum'a yüklenildi.
Ronin'e de Ghost of Tücüm'e çakması ya Şimdi ben oyuncuları da anlamıyorum.
Türk oyunu istiyorlar.
Türkçe dublajda oyun istiyorlar.
Uygun fiyata oyun istiyorlar.
Ama bir triple kalitesinde de oyun istiyorlar.
Tabii onu da istiyorlar.
Özgün de olsun istiyorlar.
Ki Erzurum oyunu için bunu maalesef diyemeyeceğim ama Ronin için.
Mesela Ronin'i Ahmet Bey oynadınız mı bilmiyorum ama.
Yok oynamadım ama takip ediyorum.
Tavsiye ederim. Çok böyle insana huzur veren bir oyun açıkçası.
Ben öyle kategorize ediyorum oyunu.
Renk paletinin kalitesi olsun, çevre atmosferinin olsun çok başarılı ve bu oyuna Ghost of Tijima'nın çakması dediler.
Ama atladıkları bir nokta vardı.
Bu oyun RPG bir oyun yani rol yapma oyunu ve Ghost of Tijima rol yapma oyunu değil.
Bir kere kafadan Kafadan oyunun zaten farkı gösteriyor.
Sırf uzak doğu temasını kullandı diye bu oyunlara bu ithamlar geliyor.
Buradan şuraya gelmeye çalışıyorum.
Oyunlar farklı oyunlardan esinlenebilir.
İlham alabilir.
Birebir aynısını da yapabilir.
Ama bunun üzerine farklı bir şeyler koyabilmeye çalışmış mı koymuş mu buna bakmak gerekiyor.
Koyana da koymayana da inanılmaz bir linç var.
Bu saydığım...
İki oyun üzerine. Peki sizde durumlar nasıl Ahmet Bey?
Yani siz sanki biraz araya kaynadınız.
Böyle aradan sıyrılmışsınız gibi mi geliyor bana?
Yani benim oyunumun aldığı iki eleştiri var.
Bunlardan birisi oyunun sansürajını birebir almışsın.
Öbürü de satrançta birebir almamışsın.
Çok saçma değil mi?
Zaten oyun satranç üzerine kurulu bir oyun zaten.
Satrançın farklı bir modellemesi üzerine yapılmış bu oyun.
Çok güzel bir şey geliştirmişsiniz orada.
Rakip sizi yediği zaman taşınız ona geçiyor mesela.
Bu çok değişik bir mekanik olmuş.
Satranç farklı bir boyut getirmiş yani.
Benim buradaki vizyonum aslında sansarşi kurallarına sahip ama benzersiz bir deneyim sorumlulukta ve bunda başardığımı düşünüyorum.
Yani kesinlikle çok hoş olmuş bu detay.
Çünkü ilerledikçe daha da zorlaşıyor işler.
Ve oyuna bir de senaryo yazılmış.
Yani bu oyuna senaryo yazmasanız kimse ya bu oyuna niye senaryosu yok, niye hikayesi yok diyecek bir oyun da değil yani.
Dublaj da var oyunda bir de.
Ki kaliteli bir dublaj da var yani.
Öyle mesela Potencia'nın dublaj kalitesi bu kadar kulağa hoş gelmiyor.
Ama Ahmet Bey'in oyunundaki dublaj...
Gerçekten güzel. Güzel.
Hem de İngilizce dublaj da var oyunda yani.
Evet. Yani dublaja özellikle önem verdim.
Yani iyi de yapmışsınız bu konuda.
Hani hikayeli bir oyun olmamasına rağmen bu kadar dublaja önem vermeniz gerçekten takdire şayan yani.
Teşekkürler. Peki Ahmet Bey bundan sonraki projeleriniz nelerdi?
Biraz ondan bahsedelim o zaman.
Yani öncelikle ben Pan of Dead'i iOS'a çıkartacağım.
iOS'a çıkardıktan sonra sırada korok oyunlarım var.
Hangi korok oyunlarımı yapacağımı tam karar vermedim ama karar verdiğim kesin bir şey Unreal Engine'e geçecek olma.
Yani Unreal motoruna geçeceksiniz yani.
Evet. Yanlış bilmiyorsam bu Paid of Death'i Unity oyun motoruyla yaptınız doğru mudur?
Unity'yi de yaptım evet. Hani...
İnşallah bir sonraki oyunlarımız çok daha başarılı olur.
Çok daha kaliteli olur. Sabırsızlıkla bekliyoruz.
Tek sıkıntımız işte bu oyuncular tarafından haklı ve haksız yapılan eleştiriler.
Bunlara karşı sabretmek bazen gerçekten insanı yoruyor.
Ronin'in geliştiricilerinin başına gelen olay da bu.
Erzurum oyununun geliştiricilerinin başına gelen olay da bu.
Her şeyi eleştirebiliyoruz.
Aynen öyle. Hakaret ederek eleştirebiliyoruz yani.
Evet. Maalesef artık eleştiri kütürü kalmadı.
Ahmet Bey siz iyi ki bir oyundan esinlenmediniz.
Yoksa siz de bir linç'e giderdiniz bu arada.
Ya Ahmet Bey de niye satranç oyunu yapıyorsun diye eleştirmişler.
Yani bir grup niye satranç oyunu var diye.
Diğer de niye bu satranç değil diyor.
Hani kuralları bozmuşsun. Ben hatta o eleştirilerden birkaç tanesini gördüm.
Ahmet Bey şey diyorlar yani.
İşte satrançın temelleriyle oynuyorsunuz siz.
Ya arkadaş Kasparov bu kadar dert etmiyor.
Yani niye bu kadar sıkıntı yapıyorsunuz?
Hani ki oyunda bir de klasik satranç modu da var yani.
Yani istemiyorsan hani bu tür atraksiyonları girmek istemiyorsan aç kardeşim klasik satranç modunu.
Oyuna keyfine bak. Oyunları artık o kadar çok ciddiye almaya başladık ki.
Ya bir insan oyun niye oynar?
Aynen öyle eğlenmek için.
Yani eğlenmek için gün içerisinde yaşamış olduğu sıkıntı, stresleri atmak, deşarj olmak ya da ülkemizin malum sıkıntılarını artık duymak istemediğinden, uzaklaşmak istediğinden
kendini oyuna verir.
Yanlış mı düşünüyorum?
Peki ya oyun oynarken niye strese giriyoruz biz?
Ya da oyun incelemesi izlerken ya da oyun incelemesi yaparken niye kolay stresi görüyorsun?
Bir metin yazıyorsun, bir kurgu yapıyorsun artık düşünüyorsun.
Acaba buradan linç yer miyim?
Ya arkadaş bu kadar ciddi almak bence akıl sağlığına zararlı.
Gerçekten zararlı. Oyun oynuyoruz.
Kesinlikle. Yani eğlenmek için oyun oynuyoruz.
Linç atmak, linç yemek için diye değil.
Ya evet bu sektörün daha eğlenceli olmasını beklerdik ama değil.
Değil. Yani siz...
Bu oyun sektörün içerisinde bizden daha uzun süredir varsınız ve üretici olarak varsınız.
Karşı taraftan baktığınız zaman biz oyuncuların genel bir tablosunu çizebiliyor musunuz?
Size göre biz nasıl bir insanlarız?
Onu bir alabilir miyim sizlerden?
Aslında insanları oyuncu diye genellemek çok doğru değil.
Çünkü bir oyuncu öbüründen çok farklı olabilir.
Çok toksik insanlar da var.
Yaşuk yapışı eleştiride bulunan giriştiricileri faydalı insanlar da var.
Yani çok şişli insanlar var.
Yani bu yüzden bir genelleme yapmaktan kaşınıyorum.
Ama onlar genelleme yapmaktan kaşınmıyor Ahmet Bey.
Siz biraz böyle güvenli limanda yüzmeye çalışıyorsunuz ama maalesef karşımızdaki insanlar çok cesurca ve hunharca insanların üzerine saldırabiliyor, saldırtabiliyor.
kitlesinin gücünü bildiğinden dolayı ve bunu yaparken de hiçbir endişesi, korkusu yok.
Çünkü artık bazı noktaları açmışlar kendilerince.
En azından öyle görüyorlar kendilerini.
Artık olay kültür çatışmasına kadar gitti.
Bugün bir önemli bir yayıncımızın konuyla alakalı bir videosunu izledik buraya gelmeden önce.
Seveni vardır, sevmeyeni vardır ama yapmış olduğu video hatta ismini de verebilirim.
Gerek yok mu? Yani 25-30 dakikalık bir video paylaştı bu linç olayından dolayı.
Ve inanılmaz derecede bazı olaylara kanayan yaralara parmak basmasını bildi.
Olay artık şu noktaya geldi.
Sen lise mezunusun.
Yayıncılar lise mezunudur.
Muhabbeti yapılmaya başlandı.
Diğer taraf apayrı bir noktaya çekti olayları.
Artık oyun konuşamaz olduk.
eleştirmekten oyun konuşamaz olduk.
Oyun oynayamaz olduk. Umarım bu böyle gitmez diyeceğim ama yani gidişatı şey değil yani.
Maalesef. Her geçen gün daha kötüye gidiyor.
O konuda benim de pek umudum yok.
Yani şey dediğiniz oluyor mu acaba Ahmet Bey?
Yani kör olsun gözleri.
Yapmıyorum oyun oyun. Bunlarla mı uğraşacağım?
Dediğiniz bir noktalar oldu mu?
Hem bu oyun için konuşuyorum hem de bundan sonraki geliştireceğiniz oyunlar için konuşuyorum.
Yani sinirlendiğim zamanlar oldu evet.
Ama bu hiçbir zaman benim bir şeyler yaratma tutkumunun önüne geçmedi.
Siz hem bir oyuncu hem de geliştirici olduğunuz için daha çok hani anladığım kadarıyla kendinizi tatmin ettikten sonra yani bir şeyler başardıktan sonra insanların artık ne
dediği çok önemli değil herhalde sizin.
Ya aslında bazen kötü yorumlar gelir zaman üzülüyorum.
Hatta 10 tane yorum gelse birisi kötü olsa.
İnsan beyni böyle çalışıyor sanırım.
İnsan üzülüyor. Tabii ki ister istemez.
Ama tabii bu her geliştiricinin başına gelebilecek bir şey.
Sonuçta oyun yaparken bunu göz önünde bulundurmak gerekiyor.
Bu yüzden her zaman devam etmeyi düşünüyorum.
Allah azminize kuvvet versin diyeyim o zaman ben.
Çünkü zor bir iş.
Hani biz oyun oynarken bile bu kadar zorlanırken bir de...
Oyun yapmak gerçekten kolay bir şey değil.
Çok farklı fonksiyonlar, çok farklı denklemlerin sonucunda ortaya çıkan bir ürün bunlar.
Herkese hitap etmek de kolay bir şey değil.
O yüzden ben bundan sonraki oyunlarınızda çok daha sabra ve azme ihtiyacınız olduğunuzu düşünüyorum.
Evet ben öyle düşünüyorum.
Sonuçta şöyle bir şey var.
Bir sonraki oyunlarımda daha da fazla insana ulaşmaya çalışıyorum.
Ulaşmayı hedefliyorum. Ve daha da fazla insan demek.
Daha da fazla zorluk demek.
Aynen öyle. Sizin oyun çıkalı ne kadar olmuştu?
3 gün oldu değil mi? 19 Şubat'ta piyasaya çıktı.
5 gün olmuş. 5 gün oldu evet.
Satışlar nasıl? Memnun musunuz?
Net rakamları sormayalım ama.
Net rakamlar değil. Beklentiniz neydi?
Şu anki durum nedir? Diyelim o zaman bizden.
Şöyle diyeyim. Oyun öyle aksisteyken az satıyordu.
Ve bu da benim beklentilerimi iyice düşürmüştü.
Şu anki satışlar çok yüksek değil ama yine de beklediğimden daha yüksek.
Bir de şöyle bir durum var.
Bu oyunu yurt dışına pazarlamaya çok başarabildiğimizi sanmıyorum.
Yani şu an satışların büyük bir kısmı Türkiye'den geliyor.
Belki de yurt dışında oyunun grafiklerini beğenmediler.
Ondan tam emin değilim.
Ama oyunun iOS versiyonu çıktığı zaman yurt dışına daha fazla ulaşabileceğimizi umuyorum.
Mobil platformlara da çıkartacaksınız yani oyunu.
Sadece iOS'lar için mi olacak yoksa Android'ler için de bir geliştirme düşünülüyor mu?
Android için Amazon'a koymayı düşünüyorum.
Bunu araştıracağım.
Umarım bu gibi farklı platformlara çıkartarak da sizin satış rakamlarına ulaşırsınız ki siz o rakamlara ulaşın ki bizler de bir sonraki oyunu daha erken bir
şekilde oynayalım, deneyimleyebilelim.
Günümüzdeki oyun şeylerine baktığımız zaman çıkan oyunlara baktığımız zaman artık hemen hemen her kategoride bir oyun çıkıyor.
Ve insanlar da beklentileri ve oyunlara bakış açıları her geçen gün daha da bir değişiyor.
Bu da ister istemez geliştirici ekiplerinde oyunu yaparken ya acaba şunu yapsak mı bunu yapmasak mı demelerine sebep oluyor.
diğer Türk oyunların geliştirme aşamalarında birkaç tanesine şahit olduğunda şeye bile karar vermekte zorlanıyor artık insan, geliştirici firmalar.
Mesela biz bu oyunun kamera açısını FPS mi yapalım, TPS mi yapalım?
Hani FPS yaptığı zaman adam şey düşünüyor, o zaman TPS'ciler bu oyunu oynamayacak ya da TPS yaptığı zaman FPS'ciler oynamayacak.
Hani bunu bile düşünmek zorunda kalıyor artık geliştirici firmalar.
Evet. Bu da geliştirici firmaların o özgünlük noktasında oyunlara vermek istedikleri duyguyu aktarmak istedikleri duyguyu aktarmakta
sıkıntı yaşamalarına sebep oluyor.
Bunu en son mesela yine Ronin'de gördük biz.
Ronin ilk çıktığı zaman FPS olarak çıkmıştı.
İlk demosunu ben oynadığımda FPS'ti.
Oyun şu an erken eleşimle çıktığında TPS'e döndü.
Ama şey de var oyunda.
FPS'de oynayabiliyoruz.
Hatta bununla alakalı arkadaşlar bir açıklama da yaptı.
FPS yaptık olmadı.
TPS yaptık olmadı. İkisini de birden yapıyoruz.
Ne yaparsanız yapın. Bir rahat bırakın bizi deme noktasına kadar geldiler.
Ahmet Bey de onu şey yapmış.
2D ve 3D olarak.
Ahmet Bey de o. Sizde bu 2D 3D olayının gelme sebeplerinden biri bu mu yoksa başka bir sebebi de var mı?
O tamamen oynarken benim 2D'de daha rahat etmem.
Eğer ben 2D'de daha rahat ediyorsam oyuncuların bir kısmını da öyle rahat hissedecekler diyerek özelliği koydum.
İyi ki de böyle bir seçenek sunmuşsunuz.
Mesela bu oyunda evet animasyonlar belli noktadan sonra tekrar düşüyor.
Çünkü sonuçta taşların sayısı belli, yapacak hareketler belli ve yanlış bilmiyorsam eğer düzeltirmeni Ahmet Bey, her bir taşında tek bir animasyonu var.
Doğru mudur Ahmet Bey? Evet.
Her hareket için sadece bir tane animasyon var.
Mesela burada şu yapılabilir miydi?
2-3 animasyon yapılabilir miydi?
Çeşitlik sağlanması tabii ki yapılabilirdi ama bu da daha çok zaman kaybı, daha çok üzerine düşünülmesi gereken bir durum.
Bundan dolayı büyük bir ihtimalle yapılmadı ama ona rağmen Ben oyunun ikinci bölümünü bitirdim şu an.
İkinci perdeyi bitirdim.
Sıkılmadım. Yani hani dur 2D'ye geçeyim de artık bir an önce tak tak tak gideyim.
Çünkü bu oyunu oynarken ben satranç oynamak için oynamıyorum açıkçası.
Çünkü satranç oynamak isteseydim hem ücretsiz oyunlar da var.
Çok daha basit, çok daha küçük boyutlarda.
Alır onu oynardım.
Ama buradaki benim oyun oynamadaki amaç zaten O animasyonu, o çevre atmosferini görmek.
Değişik bir mekaniği. Aynen öyle.
Şimdi kalkıp bu oyunu da 2D oynamak, tabii ki oynamak isteyenler de olacaktır ama 3D oynamak çok daha zevkli bana göre.
Ya bu zevk meselesi.
Ben şahsen 2D oynarken daha çok zevk alıyorum.
2D oynarken.
Evet. Ya animasyonları çok fazla görmemişsin aslında.
Onlardan sıkılmış olabilirim bilmiyorum.
Büyük bir ihtimal ondan da rahmet olsun.
Onlarla yatıp kalktığınız için.
Oyunun geliştirme süreci ne kadar sürdü acaba?
Şöyle diyeyim. 2013'ün sonlarında başladık.
Ama arada bir sürü başka oyun girdi.
Graveyard Shift girdi.
Onu bir arkadaşımla beraber yapıyorduk.
Eskişehir'de. Sonra Clown House girdi.
Arada bir sürü freelance iş aldım.
Hatta videonun başlarını söylediğim gibi.
Şu an aslında bir yerde part-time olarak çalışıyorum.
Böyle olunca oyunun yapımı aslında birkaç yıl falan sürdü diyebilirim.
Evet, araya hep başka şeyler girdi.
Bütçe hep maliyetten dolayı, ekonomik sıkıntılar.
Ve benim tamamen bağımsız olmak istemem.
Sizin ekip, sizin bir Aslan Game Studios var.
O ekipte çalışanlar var mı?
Şöyle diyeyim, oyunun çekirdek ekibinde sadece ben varım.
Ama freelancer artistlerden ve gönüllülerden yardım alıyorum.
Onlar sağ olsunlar.
Onlar olmadan oyunu bu aşamaya getirmem imkansızdı.
Yani tamamıyla bağımsızsınız ama yine biraz yardım aldınız.
Yani gönüllü arkadaşlar da alınmış.
Zaten oyunun jenerik kısmında ben ilk oraya girip oyuna şey yapmadan giriş yapmadan.
İlk acaba bu oyunda katkısı olan kimler vardı?
O jeneriğe baktım ben.
Merak ediyorum. Var birkaç tane isim var.
Ama tabi bunlar hep yardımcı şeyler.
Oyunun ana sekanslarını, ana mekaniklerini de Ahmet Bey tek başına bu işi yürütmüş.
Öyle gözüküyor. Ya evet.
Ben oyunun programlamasını, tasarımını, kastimleri, proje yöntemini, hatta pazarlamasını Pek çok iş kolunu yaptım.
Senaryoyu siz mi yazdınız?
Ben yazdım. Ama bir arkadaşımdan bazı konularda yardım aldım.
Senaryo kısmı da güzel çünkü.
Farklı olmuş. Özellikle ikinci partiden sonra insan hani bir an önce şu bölümleri bitireyim de katlin bir sinematik bir girsin ne oluyor ne bitiyor diye merak etmeyi değil açıkçası.
Evet. Böyle düşünmenize sevindim.
Biz dediğim gibi Çıkan her Türk oyunu keşke inceleme fırsatımız olsa.
Keşke her birinin geliştirici ekibiyle şöyle bir sohbet edebilme imkanımız olsa.
Görmüş olduğumuz eksiklikleri eleştirilmesi gereken yerleri kendilerine söylesek de ne onlar kırılsın ne biz oyuncular şey olalım hayal kırıklığına
uğrayalım. Ama maalesef dünya toz pembe değil.
Öyle de olmayacak hiçbir zaman.
Gün geçtikçe oyun sektörü büyüyor.
Büyüdükçe de sertleşiyor.
Ve çok daha kırılgan yapıya geliyor.
Umarım bizler bu fırtınadan sağ salim çıkarız.
Türk oyun sektörü olarak. Çünkü buna ciddi anlamda ihtiyacımız var.
Daha bundan 4-5 ay önce 500-600 liralık oyunlar çok pahalı diyerek ağlarken bugün 15-20 liraya çıkan oyunları 600 liralık oyun alıyormuş gibi eleştirebilme
cüretinde bulunuyorsak bir yerlerde sıkıntı var demektir.
Evet. Ahmet Bey ben katkılarınız için çok teşekkür ederim.
Sohbetimizde eşlik ettiğiniz için bu haftalık programımızın sonuna geldik.
Bir sonraki oyununuzda tekrardan görüşmek dileğiyle diyorum.
Ayağınıza sağlık, ağzınıza sağlık diyorum ben.
Süre sözcü uğra bırakıyorum.
Teşekkür ederiz geldiğiniz için.
Var mıdır Ahmet Bey sizlerin de eklemek istediğiniz son bir şey?
Yok ben teşekkür ederim.
Bizler de teşekkür ederiz.
İyi günler dileriz sizlere.
İyi günler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
